Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Bisiklete Güzelleme

    Merhaba



    Herkes son model arabalara, bilmem kaç beygirlik motorlara övgüler düzerken; çelimsiz, zayıf bisiklete güzelleme için ne yazılır? En iyisi bir dört yol ağzına gidip uzaklardan gelecek sözcükleri orada beklemek.
    Yola çıkıp beklersek göreceğiz ki, Yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar, bisiklet üzerinde bize doğru yaklaşacak ve seslenecek: “Doktorlar böbrek sancılarımın iyileşmesi ve taşlarımın düşmesi için bisiklete binmemi tavsiye ettiler!” Konya’ya giden bir başka yoldan - ki Konya, 1950’li yıllarda ‘bisiklet kenti’ olarak ünlenmişti - gelen bir bisikletçi yanımızda duracak ve eliyle bisikletini gösterek, “Düz ovanın uçağıdır bu!” diyecek. Oysa Orhan Kemal, bir öyküsünde onun için, “Bizim Adana’da ‘Cansız At’ da derlerdi, doğrudan doğruya ‘Teker’ de…” diye yazmıştı. Ve bu ilkbahar bitiminde laleler son günlerini yaşarken, bisikletini Keukenhof Bahçeleri’ne doğru süren Fazıl Hüsnü Dağlarca, yanımızdan hızla geçerken, yazdığı şiirin dizelerini mırıldanacak: “Eski kiliselerin / Yeni / Melekleridir / Bisikletler Hollanda’da”…



    Ben Olsaydım...
    Ben yalnızca bir gazete okuru olsaydım, 2007 yılı başında çıkan şu haberi keser, arabamda dikiz aynasının yanına asar ve İstanbul trafiğinde kalakaldığımda sürekli okurdum: “16 milyon nüfuslu Hollanda'da insandan çok bisiklet var. 18 milyon bisiklet bulunan ülkede, bir Hollandalı iki tekerlek üstünde yılda 917 km.'den fazla yol yapıyor. Amsterdam merkez istasyonunda çok katlı bisiklet otoparkı, her köşede bisiklet parkı alanı var. Birçok politikacı ve kraliyet üyeleri bile bisiklete biniyor. Hollandalılar şemsiyeyle, cep telefonuyla konuşurken ya da müzik dinlerken bisiklete binmekte usta. Gidonlarında kayak takımı, sandalye, televizyon taşıyanlara bile rastlanıyor.”



    Ben yalnızca bir şair olsaydım ve bisiklet için bir yazı yazsaydım; sizi İzmir’e, Karşıyaka’daki bir evin bahçesine götürürdüm. Ev halkı bir adamın başına toplanmış, onun, dağılmış bir bisikleti kurmasını seyrediyor. Adam bir marangoz; bisikleti darmadağın eden de evin küçük oğlu Attila… Çocuk, yıllar sonra büyük bir şair olacak ve şöyle diyecektir: "Hırçın ve yaramaz bir çocuktum, hiçbir oyuncağım birkaç günden fazla sağlam kalamazdı; nasıl işlediğini anlayabilmek için mutlaka içini kurcalayıp bozardım."



    Şair’in Tahta Bisikleti
    Öner Ciravoğlu, şairin hayatını anlattığı "Büyük Yolların Haydutu" adlı kitabında bu bisikleti simgeleştirir: "Bu oyuncağı 'kırma' uğraşı, sanırım onun peşini yıllar boyunca bırakmayacak ve 'analiz' gücüne dönüşecektir. Attila İlhan, ileriki yıllarda önüne çıkan olanakları değerlendirirken, onları tıpkı çocukluk oyuncakları gibi inceleyecek, sorgulayacak ve en çağdaş yöntemle çözümleyecektir. Attila İlhan'ın yaşamı boyunca yazdıklarına, 'fırtınalı' yolculuklarına baktığımızda, o tahta bisikleti hep görür gibiyiz."
    Evet, ben yalnızca bir fotoğrafçı olsaydım, bu yazının açılışında gördüğünüz fotoğrafın altına şöyle yazardım: “Orta Anadolu’da, Sultanhanı’nda her sabah binlerce adam, kapı arkalarındaki ya da bodrumlardaki bisikletlerini dışarı çıkarır ve yollara düşer. Çevrilen pedallar, on on beş dakika sonra halı onarım atölyelerinin önlerinde durur. Bisikletlerinden inen ustalar, bir gün önce kaldıkları yerden halıların “yara”larını iyileştirmeye başlarlar. Bakışlarını renkli iplere yeniden indirirler Yarısı yanmış halılardan, üzerine konan saksıdan süzülen suyla çürüyenlere; ayakaltında kullanıla kullanıla aşınmışlardan, bir köşesi yırtılmışlara kadar binlerce halının onarımı için her gün böyle işbaşı yapılır Sultanhanı’nda.”



    Bahara Yolculuk
    Ben yalnızca bir gezgin olsaydım, ağaçların çiçeklendiği bir gün bisikletine bindirdiği torunuyla bana doğru gelen dede için şöyle yazardım: “Dedesi dedi ki küçük çocuğa: ‘Haydi giyin de, seni bahara götüreyim evlat!’ Çocuk da sordu: ‘Bahar yakında mı, uzakta mı dede?’’ Dedesi dalgın, yanıtladı: ‘Senin için çok yakında, benim için biraz uzakta!’ ‘Nasıl yani? Anlamadım dede…’ ‘Anlatmam biraz zor evlat! Ama sen yanımda olursan, bahar bana da yakınlaşıyor.’ ‘Yine anlamadım dede! Yine anlamadım!’ ‘Bunu şimdilik boş ver evlat. Haydi, seni bahara götüreyim.’
    Kastamonu Pınarbaşı’nda bir sabah, torununu bahara götürmek için evden çıkan dedenin, onunla birlikte bisikletine bindiğini haber alan ağaçlar, hemen çiçeğe durdular. Çiçeğe durdular ki, dedesi torununa mahçup olmasın.”



    Sinemanın Favorisi
    Ben yalnızca bir sinema tutkunu olsaydım, size film üstüne film sayardım. Vittorio De Sica’nın yoksul Roma’da geçen “Bisiklet Hırsızları”nı, “ET”deki, bisikletle uçarken Ay’ın önünden geçiş sahnesini, “Cennetin Müziği”’nde koskoca orkestra şefinin bisiklete binmeyi öğrenirkenki acemiliğini, “Hayat Güzeldir”deki bisikletleri ve daha nicelerini… Ama bir tanesi var ki, nasıl unuturum… “Amelie” filminde Cam Adam’ın seyrettiği video kasetin bir bölümünde, Fransa Bisiklet Turu’nda yarışan bisikletçiler görülür konvoy halinde. Aniden, geçtikleri yolun kıyısından kopup gelen bir at onlara katılır ve uzun süre yanlarında dörtnala koşar! Gerçek mi, düş müdür sahne, anlayamazsınız…



    Çocuk Düşleri
    Bütün çocuklar bisiklete deli olurlar. Haydar Ergülen bu çocuk delilerden biridir ama ne yazık ki, hiç bisikleti olmayacaktır. Yıllar sonra İstanbul’dan çok uzaklarda bir yerde, şunları hissedecektir: “Amsterdam’ı ilk gördüğümde, hala bisiklet duygusunun yürüdüğüne çok sevinmiştim ya, çocukluğumun şehrini bisikletsiz geçtiğime de çok üzülmüştüm. Sonra geç oldu, akşam gibi oldu, o yavaşlığa bir daha yetişemeyeceğimi hissettim, yürüdüm, bir bisikleti geçtim, yürüdüm, bir bisiklet beni geçti.”



    Ergülen gibi, benim de hiç bisikletim olmadı. Ama bisiklete ilk binişimde ki yedi sekiz yaşlarında olmalıydım ve bisiklet kiralıktı, bayır aşağı giderken hızlanıp frenle durmayı başaramamış, yol kenarındaki pis su kanalına uçmuştum! Acaba bundan mı sonrasında bisikletle bir türlü sarmaş dolaş olamamam? Yukarıda saydığım işlerinin hepsini yapan biri olmasaydım da, yalnızca bir ruhbilimci olsaydım, kendimi analiz etmeye buradan başlardım… Bisikletten ilk düştüğüm andan… Ve yanıma da, Çetin Altan’ın bir tümcesini alırdım: “Tek öksüzlüğüm, bir bisikletimin olmayışıydı.”

    SkyLife - Mayıs 2009

  2. #2
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesaj
    429
    Rep Gücü
    13045
    güzel bir paylaşım tşk.

Yukarı Çık