TÜSİAD’ın “öğrencisiz ve halksız” piyasacı üniversite raporunu reddediyoruz! – Öğrenci Kolektifleri



TÜSİAD ve YÖK “öğrencisiz” ve “halkın sorunlarından bihaber” bir yükseköğretim raporu daha hazırladı. Yine her zamanki öğrencilerin haberi dahi olmadan, bilim insanlarının görüşleri dahi alınmadan yani üniversitelilerden uzakta, lüks bir otel salonunda kendinden menkul bir şekilde sermaye ve iktidar sahiplerinin ellerinde üniversitelerin (ve tabi ki toplumun) kaderi belirlendi.

Avrupa Üniversiteler Birliği Kurumsal Değerlendirme Progr***** hazırlattırılan “Türkiye’de Yükseköğretim: Eğilimler, Sorunlar ve Fırsatlar” başlıklı rapor, dün (27 Ekim 2008) Ankara Sheraton Hotel & Convention Center’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ve Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA) Başkanı Georg Winckler’in açılış konuşmalarıyla kamuoyuna duyuruldu.

TÜSİAD’ın web sitesinden elde edilebilen bu rapor da diğer raporlarda çizilmiş olan “reform çizgisi” doğrultusunda ülkemiz yükseköğretim sisteminin piyasalaştırılması ve buna uygun idari ve hukuksal alt yapının oluşturulmaya devam edilmesi yönünde bir önermeler paketi sunuyor.

Bu çerçevede pek çok başlıkta durum değerlendirmesi ve önerilerle devam ettirilen raporda özellikle YÖK’ün statüsü, üniversitelerin mali sorunları ve yönetim mekanizmalarına dair sorunlar ve Meslek Yüksek Okulları ele alınmış.

YÖK’ün kuruluş yıldönümü olan 6 Kasım’a sayılı günler kala YÖK’e hala ihtiyaç olduğuna dair yapılan açıklama oldukça manidardır. “YÖK, yükseköğretimin siyasi etkilerden bağımsız olmasını sağlamak için bir tampon işlevi gören kurum olarak önemli rol oynamıştır ve bu rolü oynamaya gelecekte de devam etmelidir” yönündeki açıklama AKP’nin kontrolündeki YÖK’ten sermayenin beklentilerinin canlı olduğu izlenimi uyandırmaktadır. YÖK içerisindeki ikili yapılanmaya bir son verilmesi, bu anlamda Üniversitelerarası Kurul’un lağvedilmesi ve Rektörler Komitesi’nin de daraltılması önerisi ise merkeze daha bağlı bir YÖK’le yola devam edileceğini işaret etmektedir.

Abdullah Gül’ün rektörleri Cumhurbaşkanı’nın seçmemesi gerektiği yönündeki açıklamaları tazeliğini korurken üniversite yönetimlerinin sermayeye daha fazla açılmasını öngören öneriler raporda oldukça fazla yer tutmaktadır. Öte taraftan yine “yönetişim” gibi Dünya Bankası patentli kavramlar üniversite yönetimlerinde ve bilgi üretim süreçlerinde sermayenin elde ettiği ağırlığı “parlatan” bir işlev görmektedir ve bütün konuşmacılar ve rapor aynı kavramları sakız gibi çiğneyip durmaktadır.

Üniversitelerdeki sermaye hegemonyasını artıracak diğer bir önemli konu da “özerklik” başlığı altında işlenmekte ve buna özel bir ağırlık verildiği görülmektedir. Bu “özerkliğin” siyasi iktidardan bir “bağımsızlık” değil, tamamen devletin üniversiteler üzerindeki kamusal yükümlülüklerini adım adım ortandan kaldırmayı amaçlayan bir “mali özerklik” olduğu belirtilmelidir. Özerklik adı altında ilişkilendirilen “demokratiklik, hesap verilebilirlik ve katılımcılık” gibi hususlarsa ziyadesiyle “sivil paydaşlar” adı altında sermayeyi işaret etmektedir.

Raporda üniversitenin asli bileşenleri olan öğrenciler ve bilim insanlarının sorunlarına dair tek laf edilmemekte; sadece sermayenin kar-zarar-verimlilik hesaplarında bir başlık olduğu müddetçe bu kesimlerden söz edilmektedir. Yine raporda üniversitelerin aklın ve bilimin gücüyle müdahale etme sorumluluğu taşıdıkları “toplumsal sorunlardan” tek laf edilmemekte; sadece sermayenin yatırım alanları, ihtiyaç duyduğu bilgi ve eleman niteliği gibi konularda yine sermaye dolayımıyla toplumsal sorunların adı geçmektedir.

Bu çerçevede rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu rapor üniversitelilerin değil, sermayenin üniversite raporudur! Bu nedenle üniversitelilerin ve halkın çıkarları ve ihtiyaçları doğrultusunda değil, sermayenin ihtiyaçları ve çıkarları doğrultusunda hazırlanmıştır! Tepeden inme bir şekilde üniversite bileşenlerine dayatılmaktadır. Üniversitelilerin hele de öğrencilerin bu raporu ve burada öngörülen piyasacı icraatları kabul etmesi söz konusu olamaz! Öğrencisiz ve halksız bir şekilde hazırlanan TÜSİAD’ın piyasacı raporunu üniversite adına reddediyoruz!

Öğrenci Kolektifleri olarak en kısa sürede bu raporun ayrıntılı bir incelemesi ve eleştirisi yapılacak ve kamuoyuna duyurulacaktır. Öte yandan bu raporu hazırlayan kurumlardan ve kabaca içeriğinden bile anlaşıldığı kadarıyla yükseköğretim sistemimizi piyasanın kollarında daha fazla batağa çeken, eğitim sistemimizi bizim ihtiyaç ve çıkarlarımıza göre değil, sermayenin çıkarlarına göre şekillendiren bu zihniyete ve iktidar sahiplerine karşı tepkimizi özellikle YÖK’ün kuruluş yıldönümü olan 6 Kasım’da dile getireceğiz. Bütün üniversitelileri de bu sorumlulukla davranmaya davet ediyoruz.

28 Ekim 2008
Öğrenci Kolektifleri
Ögrenci Kolektifleri