İstifasına cumhurbaşkanı da üzüldü, başbakan da, sokaktaki vatandaş da, onu hep eleştiren spor yazarları da… Adam gibi geldi, adam gibi gitti. İşte, onun Torul’dan Ereğli’ye, Samsun’dan Beşiktaş’a uzanan ilginç hikayesi...


--------------------------------------------------------------------------------

Sizler golf muhabiri olsanız, oranın da dengesini bozarsınız!’ Takvimler, 1 Haziran 2007’yi gösteriyordu. Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri’nde tarihî bir gündü. O gün basın mensupları ile Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören arasında yaşanan bir diyalogdan alındı bu sözler. Muhabirlerin “Golf turnuvasında birinci olmuşsunuz, tebrik ederiz.” sözlerine, başkan böyle cevap vermişti. Dört buçuk yılda 4 teknik direktör değiştiren, 50’yi aşkın futbolcu transfer eden, kulübü -hadi en iyimser ifadeyi kullanalım- berbat yöneten bir başkanın cevabı. Beşiktaş gibi köklü geçmişi, geleneği bulunan bir takımın hem ekonomik hem de sportif alanda dengelerini bozmayı başaran(!) bir başkanın basın mensuplarına sitemiydi bu.

O gün orada bir imza töreni vardı. Önde Demirören, yanında genç kuşağın temsilcisi, UEFA’nın gelecek vadeden teknik direktörler listesinde yer verdiği Ertuğrul Sağlam ve arkada tüm yönetim kurulu hazır vaziyette objektiflere poz veriliyordu.

Demirören, Sağlam’la yönetim olarak görevlerinin bitimine denk gelecek şekilde 31 Ocak 2010 tarihine kadar sözleşme imzaladıklarını söyledi. Jean Tigana’nın görevden ayrılmasının ardından, yarışmayı seven, vizyonu ve hedefleri olan, Beşiktaş ile Türk futbolunu tanıyan bir hoca istediğini ifade eden Demirören, “Bu vasıflara uyan, Beşiktaşlı duruşuyla emek verdiği sürede tüm camianın gönlünü kazanmış, hedefleriyle genç kadromuzu daha iyi yerlere taşıyacağına inandığımız Ertuğrul Sağlam’da karar kıldık.” dedi.

Ve ardından sözünün eri olmadığını teyit edecek şu açıklamalarda bulundu: “Burada yönetim kurulu, camia ve basın olarak hocamızın sonuna kadar arkasında durmalıyız. En genç başkan, en genç yönetim ve en genç hocayla, bu sinerjiyle hedeflerimize adım adım ilerleyeceğimize inanıyoruz.”

DENİZE GİRDİ, ASKERÎ LİSEYE GİREMEDİ

Suyun duru aktığı, oksijenin ciğerlere katıksız çekildiği, yeşilin gözleri dinlendirdiği Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde 1969’da dünyaya gelir Ertuğrul Sağlam. Annesi Fatma Hanım ve babası Yılmaz Bey’in daha o yıllarda en büyük istekleri Ertuğrul’un doktor, mühendis ya da subay olmasıdır.

Derslerinde başarılı olduğu kadar futbol oynamakta da maharetlidir Ertuğrul. Ereğli Erdemirspor’un minik takımındadır. Lakin o günlerde futbol onun için bir eğlencedir. Hayallerini futbolculuk değil, subay olmak süslüyordur. Bir gün futbol topunun hayatının merkezine oturacağını o günden kestirmesi de imkânsızdır.

Dedik ya çocukluk hayallerinde asker olmak yatıyordur. 14 yaşında başarılı bir ortaokul öğrencisiyken askerî okul sınavlarına girer ve Maltepe Askerî Lisesi’ni kazanır. Ertuğrul, mülakat için Kuleli Askerî Lisesi’ne gider ve bu liseye kabul edilir. Sıra sağlık kontrolüne gelmiştir. Bütün branşlarda tek tek kontrolden geçer ve hepsinden de olumlu rapor alır. O gün hastanede sadece kulak-burun-boğaz uzmanı yoktur. İki gün sonrasına gün verilir. İki gün sonra anne ve babasıyla tekrar askerî hastaneye gelirler; fakat kaderde subaylık yoktur. Hiç beklemediği bir olay gerçekleşir: “Muayene olup olumlu cevap alacağımı düşünüyordum. Sonra da kayıt yaptıracaktık. Doktor kontrol etti. Hatırladığım kadarıyla ismi Mehmet’ti. Orta kulak iltihabı olduğum için bana olumlu rapor vermedi. İki gün önce denize girdiğimiz için orta kulak iltihabı olmuştum. Damla ile geçebilecek bir rahatsızlıktı; fakat doktor bunu dikkate bile almadı. O kadar ısrar ettik; ama bir faydası olmadı. Annem, babam ve ben gözyaşları içinde oradan ayrıldık. Eğer o gün olumlu rapor alsaydım bugün futbolcu ve antrenör değil, subay olacaktım.”

Subaylık hayallerinin yıkılışını kabullenen Sağlam, liseden itibaren futbola ağırlık vermeye başlar. Okulu da ihmal etmiyordur. Yıldız Üniversitesi Metalürji Mühendisliği’ni kazanır. Aynı zamanda F.Bahçe’nin altyapısına girer. O dönem altyapıda hocalığını Yılmaz Yücetürk yapmaktadır. Fizik olarak yaşıtlarından daha uzun boylu ve kuvvetli olduğu için Ertuğrul hemen dikkat çeker. Zaten 40’tan fazla da gol atmıştır. Tam bu dönemde hocası Yücetürk de Fenerbahçe A takım teknik direktörü olur. Sağlam, hocasının kendisini A takıma çıkaracağını düşünürken, Yücetürk’ün tercihleri arasında yer bulamaz.

F.BAHÇE, KURUŞ BONSERVİS İSTEMEDİ

Ertuğrul, hayatının ikinci dönüm noktasındadır artık. Bir buçuk yıllık F.Bahçe altyapısı macerasından sonra Gaziantepspor’dan çok ciddi bir teklif alır. Yıl 1987’dir. G.Antep önce 20 bin lira teklif eder; daha sonra 30 bin liraya el sıkışılır. Genç futbolcunun kazandığı ilk para da budur. G.Antep’te oynamak için F.Bahçe altyapısından bonservisini almak zorundadır. Tesislere gider, sorgusuz sualsiz ve hiçbir bedel ödemeden bonservisini alır. “Hâlâ bu nasıl oldu şaşıyorum.” diyen Sağlam, G.Antepspor’da profesyonel olur. Bir buçuk sene oynar Antep’te. Yaşı tutmadığı için devre arasında profesyonel olacaktır. İkinci senesinde iç sahada oynadıkları ve 4-4 biten Erzurumspor maçında 3 gol atar. Bu 3 gol onun Samsun macerasının kilometre taşıdır. O maçta Erzurumspor’un antrenörü Altan Tetik’tir. Aynı yıl Samsunspor futbol takımı elim bir trafik kazası geçirmiştir. Kulüp faaliyetlerini durdurmuş ve ligden çekilmiştir. O sezonun ikinci yarısında Samsunspor Başkanı Hakkı Tomaç, bir sonraki sezonun takımını oluşturmaya başlar. Tomaç, yakın arkadaşı Altan Tetik’ten yardım ister. İlerisi için umut vadeden bir forvet oyuncusu aradığını söyler. Tetik de sezon içinde kendilerine 3 gol atan Ertuğrul’un ismini verir. O dönem Anadolu’dan genç filizleri bulup Türk futboluna sunan Boluspor da Ertuğrul’a taliptir. Boluspor’la Samsunspor arasında bir ikilem yaşar Ertuğrul. Neticede Samsun’u tercih eder ve sezon sonunda bu takıma transfer olur.

1989 senesinde Samsunspor’a transfer olduğunda 20 yaşındadır. Kazadan sonra yeni kurulan takımın ilk dış transferidir aynı zamanda. Sezon boyunca 3 hoca değiştirirler. Ve maalesef takım küme düşer. Sonraki sezon tekrar çıkarlar. Sezon sonunda yine düşerler. 2. Lig’de tekrar şampiyon olurlar. 1992-93 sezonunda, yani 1. Lig’e tekrar çıktıklarında Trabzonspor ve Beşiktaş’tan ciddi teklifler alır Ertuğrul. Trabzon’la prensipte de anlaşır: “Bordo-Mavili takımdan, ülkeninen değerli oyuncusu olacak kadar para alabilirdim. Ancak Samsunspor da çok büyük fedakârlık yaptı. Tek taraflı bir şey değildi bu. 4 milyar yerine 2,5 milyara kendi kulübümde kalmayı yeğledim. İyi ki de öyle yapmışız”.

O sezon Ertuğrul’un bonservisi 900 milyon liraydı. 1 milyar bile değil. Prosedür gereği 900 milyonu kulübe verip istediği takıma gidebiliyordu. Ama o İsmail Uyanık’ın kulübün maddi şartlarına göre kendisi için yaptığı büyük fedakârlığa fedakârlıkla cevap verir ve Samsun’da kalır. Bir sezon sonra İsmail Uyanık bu iyi niyetinin karşılığını görür ve Ertuğrul’un bonservis bedeli olarak 57 milyar lirayı Samsunspor’un kasasına koyar.

BEŞİKTAŞ’TAN GÖZÜ YAŞLI AYRILIŞ

1993-94 sezonu ise Samsunspor’un ligde fırtınalar estirdiği sezondur. Ertuğrul da takımın yıldızıdır. Aynı sezon ilk kez Polonya’ya karşı A Millî Takım forması giyer. Ardından Norveç’e karşı oynadığı maçta 2 gol atar. Sezon sonu Ertuğrul rekor bir bonservis bedeliyle Beşiktaş’a transfer olur. Bonservisiyle birlikte fiyatı 70 milyardır. İlk sezonunda hem şampiyonluk yaşar hem de ligde 24 gole imza atar.

1994-95 sezonunda geldiği Siyah-Beyazlı takımın formasını 6 yıl giyer. 6 sezonda toplam 167 lig maçı oynar ve 103 gol atar. Forvette başarılı olan ve birçok önemli gole imza atan Ertuğrul, J.B.Toshack döneminde defansta da görev yapar. 2000-01 sezonu başlarken takımının yurtdışı hazırlık kampındayken Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili’nin garip kararı sonucu Samsunsporlu Erman Güraçar ile takas edilir. Kamptan apar topar ayrılan Ertuğrul’un o günkü gözyaşlarını milyonlarca futbolsever hiçbir zaman unutamayacaktır. Yeniden döndüğü yuvasında 3 sezon daha futbol oynar. 3. sezonun sonunda futbolu bırakma kararı alır: “Benim en büyük hayallerimden biri, futbolu Samsunspor’da bırakmaktı. Öyle de oldu. O zamanki başkanımız İsmail Uyanık’ın en büyük hayallerinden biri de beni o takımın başında antrenör olarak görmekti. Futbolu bıraktıktan sonra yardımcı antrenör olarak sezon ortasında Jovanovski ile çalışmaya başladım. Ondan sonra Sakıp Özberk geldi. ‘Ben böyle bir şey istemiyorum’ diyerek kendi ekibiyle çalışmak istediğini söyledi. Futbolun son dönemlerini böyle yaşadım. Ertesi sezon da Gigi Multescu ile göreve başladık. İsmail Uyanık, 2 sezon sonra Samsunspor’un başına geçmemi arzuladığı için antrenörü benim seçmemi istemişti. ‘Senin inandığın, senin güvendiğin, bir şeyler öğrenebileceğin biri göreve gelsin’ diyordu. O dönem Multescu’da karar kıldık. Daha sonra çeşitli olumsuzluklar yaşandı ve 7. haftada Erdoğan Arıca göreve geldi. Yardımcı antrenör olarak onunla çalıştım”.

UYANIK ONA GÜVENDİ VE ARKASINDA DURDU

Sezon sonu ise kulüpte antrenör arayışları başlar. Ekonomik açıdan çok da rahat değildir Samsunspor. Maliyeti düşük antrenörler arıyordur. Ertuğrul ise şöyle düşünür: ‘Eğer bu takım vasat bir antrenör alacaksa, bu bana bir şey kazandırmayacak.’ Hayatında ilk defa İsmail Uyanık’ın odasına giderek çok büyük konuşur ve ‘Başkanım, ben bu işi yaparım.’ der. İsmail Uyanık ise yönetim kurulu toplantısında “Ben Ertuğrul’u iyi tanırım. Hayatında ilk defa bu kadar iddialı konuştu.” diyerek yönetici arkadaşlarının karşısına çıkar. Yöneticilerin “Çok genç ve tecrübesiz. Erken başlatıp da kaybetmeyelim.” uyarılarına rağmen Uyanık görevi Ertuğrul’a verir.

Kötü bir fikstürü vardır Samsunspor’un. Daha mesleğe başlar başlamaz Türk futboluna ders olacak olaylar yaşar. İlk 5 haftada 2 puan alır takımı. Homurdanmalar kaçınılmazdır. Şehirde ‘Bu hocayla gitmeyecek’ diye düşünülürken Uyanık bu zor günlerde Ertuğrul’a sahip çıkar: “Bu kulüpte antrenör değişikliği kesinlikle gündemimizde değildir ve olmayacak da. Bu takım küme düşecekse de Ertuğrul Sağlam’la düşecektir.” Bu açıklamadan sonra Samsun’da işler rayına girer. 5 maçta 2 puan toplayan takım sonraki 5 maçta 5 galibiyet alır ve ligde 6. sıraya yükselir.

SAMSUN’DA ZORU BAŞARDI

Ertuğrul, sezon ortasında 5 oyuncuyu kadro dışı bırakmasına karşın takımı kümede tutmayı başarır. İkinci sezonunda ise takımda yine büyük maddi sıkıntı vardır. Futbolcularla bir konuşma yapar. Onlara kulübün içinde bulunduğu durumu anlatır. Belki de sezon sonuna kadar para alamayacaklarını söyler. Bu şartlarda kalmak isteyenlerle yoluna devam edeceğini, istemeyenlerin ise şimdiden ayrılmasını ister. Evren, Şenol, Tamer gibi oyuncularını sezon içinde satıp eldeki oyuncuların alacaklarını öderler. Sezon sonu kümede kalırlar.

Sezonun son haftalarına doğru içeride oynadıkları Diyarbakır maçı sonrasında ise çok sevdiği Samsunspor’dan istifa eder. İstifa olayının perde arkasını da Ertuğrul’dan dinliyoruz: “Bu maçın öncesinde biz Trabzonspor ile oynadık. O maçta 2 oyuncumuz sakatlandı, 2 oyuncumuz kırmızı kart gördü, 2 oyuncumuz da sarı kart cezalısı oldu. Diyarbakır karşısına genç takımdan 7 oyuncuyla çıktık. 1-0 kaybettik. Maalesef öyle bir ortamda taraftarımızın bizi avuçları patlarcasına alkışlamaları gerekirken; bir antrenörün, oyuncunun kabul etmeyeceği hakaretlerle karşılaştık. Bu kabul edilemezdi. Bu çocuklar sezon içinde çok büyük fedakârlıklar yapmışlardı. O maçta bize edilen küfürler çok ağırıma gitti ve istifa ettim. Küfürler olmasaydı, Samsun’da kalırdım.”

Ertuğrul, Samsun’u bıraktıktan sonra birçok kulüpten teklif alır. Kendi hedefleriyle örtüşen bir kulüpte olmak ister. Bunun için de Kayseri’nin teklifini kabul eder. 6 Mayıs 2005’te Sarı-Kırmızılı takıma imza atar.

GELECEK VADEDEN 20 TEKNİK ADAMDAN BİRİ

İlk sezonunda burada da sıkıntılarla karşılaşır. Takıma gelir gelmez 15 oyuncu gönderir. Bu oyuncuların yerini doldurma devresinde ise kötü sonuçlar alır. ‘Hiçbir doğum sancısız olmaz’ diyerek biraz zamana ihtiyacı olduğunu söyler. Büyük işler yapmak istiyordur, bu yüzden de risk almıştır. Ama en büyük amacı Kayseri taraftarının keyifle izleyebileceği bir takım kurmaktır. Bunun yanında gerek saha içinde, gerek saha dışında Türkiye’nin parmakla göstereceği bir oyuncu topluluğu oluşturmayı da düşlemektedir. Bu düşünü de gerçekleştirmeyi başarır. Kayserispor’a göze hoş gelen bir futbol oynatır. Burayı büyük takımlar için zor bir deplasman hâline getirir. Kayserispor’daki başarısında hiç şüphesiz Samsun’dan beri birlikte çalıştığı menajer Süleyman Hurma’nın da katkısı büyüktür. Ertuğrul hoca tam da bu sırada UEFA’nın dergisi Champions’un ‘gelecek vadeden 20 teknik direktör’ listesine girer.

Kayserispor’da 2 sezon kalır. Toplam 101 maça çıkar. Bu maçlarda 47 galibiyet, 31 mağlubiyet ve 23 beraberlik yaşar. O geldiğinde Süper Lig’den düşmekten son anda kurtulan takım, onunla birlikte ligi iki yıl üst üste 5. sırada bitirir. Genç hoca Kayserispor’un tarihinde ilk kez Avrupa’da futbol oynamasında da rol oynar. Sağlam ile birlikte İntertoto Kupası’ndan UEFA Kupası’na yükselen Kayserispor, UEFA Kupası 1. turunda Holanda’nın AZ Alkmaar takımına elenir.

BEŞİKTAŞ’IN EN GENÇ TEKNİK DİREKTÖRÜ

Ve Beşiktaş... Onun Kayseri’de gösterdiği başarı, Tigana ile yollarını ayıran Beşiktaş’ın da dikkatini çeker. 1 Haziran 2007’de Ertuğrul Sağlam, Beşiktaş ile sözleşme imzalar. Beşiktaş tarihinin en genç antrenörüdür artık. Sözleşme imzalanmadan birkaç gün önce Ertuğrul’la bir araya gelen ve onunla her konuda anlaşan Başkan Yıldırım Demirören, yönetim içinde hocaya tam destek bulamaz. Bazı basın yayın organları, Beşiktaş yönetimindeki çoğu ismin Ertuğrul’a eşinin başının kapalı olması sebebiyle sıcak bakmadığını haber yapar. Birkaç günlük bir bekleyişin ardından Nevzat Demir Tesisleri’nde Ertuğrul ile sözleşme imzalanır.

EŞİMLE DEĞİL, İŞİMLE İLGİLENİN’

İmza töreninde ‘eşimle değil, işimle ilgilenilsin’ diyen Ertuğrul Sağlam, Beşiktaş’taki ilk sezonunda ligi 3. sırada tamamlar. Sağlam, Avrupa’da ise Beşiktaş’ı Şampiyonlar Ligi’ne taşıyan ilk yerli teknik direktör olmayı başarır. Geçen sezon oynadığı 2 ön eleme maçını geçerken; Beşiktaş’ın Liverpool ve Marsilya zaferlerinde takımın başındadır. Aynı zamanda 8-0’lık Liverpool yenilgisi de onun döneminde yaşanır.

Bu sezon ise takımı UEFA Kupası’na 1. turda veda edip gruplara kalamaz. Metalist Kharkiv karşısında uğranılan 4-1’lik yenilgi de Sağlam’ın gidişinde en önemli etkenlerden biri olur. Sağlam, bu yenilgiden sonra Yıldırım Demirören’in takımın eski teknik direktörlerinden Mircea Lucescu ile görüşmesi ve yönetim içinde kendisine geldiği ilk günden beri muhalefet eden bir grubun olması karşısında daha fazla dayanamayarak istifa eder. Ligde 6 maçta yenilgi görmeyen bir takımın hocası olarak istifa eden Ertuğrul Sağlam’a 7’den 70’e herkes sahip çıkar. İlk defa bir futbol takımının başkanı ve yönetimi toplu olarak eleştiriliyor, basiretsizlikle suçlanıyor, hatta kulüp başkanı ‘zengin babanın şımarık çocuğu’ olarak lanse ediliyordur.

Ertuğrul, 7 Ekim 2008’de yaptığı basın toplantısında bir taraftan rakiplerle mücadele ederken bir taraftan da içerideki engellerle uğraştığını, gerek futbolcu, gerekse teknik direktör olarak büyük camiaya yakışır şekilde davrandığını, Beşiktaşlılık duruşunu Onursal Başkan Süleyman Seba’dan öğrendiğini ve bundan taviz vermediğini söyler: “Alışık olmadığımız olaylarla karşılaştık. İçimizde biz sevinirken üzülenler, üzülürken sevinenler oldu. Kendime olan saygım, Beşiktaş’a olan sevgim ve Türk antrenörlüğünün saygınlığı için istifa ediyorum.”

Göreve geldiği ilk günden itibaren Beşiktaş taraftarının ‘Adam gibi adam, Ertuğrul Sağlam’ diye tezahüratlarda bulunduğu genç teknik adam, konuşmasını “Görevime adam gibi başladım, adam gibi devam ettim ve görevimi adam gibi bitiriyorum.” sözleriyle sona erdirir. O bu davranışıyla tüm spor kamuoyuna, hatta Türkiye’ye, nasıl onurlu davranılacağının da dersini verir.

Onun sözleşme imzaladığı gün medya mensuplarına, “Sizler golf muhabiri olsanız, oranın da dengesini bozarsınız!” diye sitem eden Başkan Yıldırım Demirören, bir konuşmasında en büyük hatasının Del Bosque’yi erken göndermek, en doğru kararının ise Ertuğrul Sağlam’ı takımın başına getirmek olduğunu söylemişti. Son 4,5 yılda 4 teknik adam değiştiren, 57 oyuncu transfer eden Demirören, bakalım Beşiktaş’ın dengesini bozmaya ne kadar daha devam edecek?

Katkıda bulunanlar: Temel Yirmibeşoğlu, Fatih Vural



YA FUTBOLU PİRAK, YA DA BİZE GEL!

Ben aslen Gümüşhane Torulluyum. Babam Trabzon’da büyümüş. O yüzden Trabzonspor’a çok büyük sempatim vardı. Samsunspor’da oynarken Trabzonspor’a gitmek istememin altında da bu sebep yatıyordu. Gerek Samsunspor’da, gerek Beşiktaş’ta, gerekse de antrenörlüğüm boyunca Trabzonspor’a karşı oynadığımız maçların çoğunda benim tarafım kazandı. Ama maçların sonunda hep burukluk yaşadım. Gerçekten buruluyor insan. Beşiktaş’tan Samsun’a döndüğüm ilk sezon, 2000-01 sezonunda sanırım 2. haftaydı. Trabzonspor’la Samsun’da oynadık. Çıktım, kafayla gol attım. Hami, karşılık verdi, maç 1-1 bitti. Ertesi gün de bir cenazemiz vardı. Gümüşhane’ye gidecektik. Trabzon Numune Hastanesi’nde de bir hastamız var… Arabayı hastanenin önüne park ettim. Annem içeri girdi. Ben bir tatsızlık olmasın diye girmedim. Zira o zaman Samsun-Trabzon rekabeti sert geçiyor. Arabada beklerken, biri geldi karşıdan, camı tıklatıp Trabzon lisanıyla “Erduğrul” dedi. “Buyrun” dedim. “Uşağum, ya topi pirak ya da bize gel. Yeter senden çektuğumuz daaa!” dedi.



AKSİYON DERGİSİ | www.aksiyon.com.tr | HAFTALIK HABER DERGİSİ