Hz. Peygamberin “Hud Suresi beni ihtiyarlattı” hadisi meşhurdur. Hud, Mekke döneminin son iki yılında vahiy olunmuş, insanlararası ilişkilerin önemini vurgulayan kıssaların anlatıldığı bir suredir. Ayet şöyledir: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol, seninle birlikte tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Aşırı gitmeyin çünkü O, yapmakta olduklarınızı bilmektedir” (11 Hud Suresi: 112. ayet). Suredeki dosdoğru olmak, ‘hak ve adalet sınırlarını aşmamak’ olarak açıklanmıştır: “Halkı, birbirlerine dürüst davrandıkları sürece, Allah bir toplumu asla yok edecek değildir” (117. ayet). Kıssaların bütünü göz önüne alındığında görülür ki, Allah hiçbir toplumu, sırf inançlarındaki sapıklıklar yüzünden bu dünyada, yok edici bir azapla cezalandırmıyor. Yok edici bir ceza toplumun başına ancak toplumun insanları birbirlerine karşı ısrarla haksızlık yaptıkları, haklarını, hayatlarını ve onurlarını tehlike-ye sokacak tarzda, insanlık dışı, ahlak dışı davrandıkları zaman geliyor.

Sorumluluk başlıyor

Müslüman hukukçular, insanın Allah’a karşı yükümlülüklerinin, O’nun bağışlayıcı, affedici olduğu ilkesine göre düşünülerek yerine getirilmediğinde, affedilmesinin umulabileceğini, diğer insanlara karşı yükümlülüklerinin ise ciddi, esnetilemez özellik taşıdığını, dolayısıyla mutlaka gözetilmesi ve yerine getirilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Allah kudretlidir, O’nun korunmaya ihtiyacı yoktur, insan ise zayıftır, insanın korunmaya ihtiyacı vardır. İbadetler, insanın davranışlarını geliştirir, muhtaç olan hemcinslerini koruma görevine hazır olmasını sağlar. Yani ibadet etmekle sorumluluk bitmiyor, başlıyor.

Çok fazla etkilenmiştir

Hud Suresi, Hz. Peygamber’e vahiy olununca şakaklarındaki saçlarında hızlı bir ağarma fark edilmiş. Sahabe bunun sebebini sorduklarında, “Beni Hud Suresi ihtiyarlattı” buyurmuşlar. Bir başka rivayette “Hud ve benzeri sureler” ilavesi vardır. Mekke sureleri çoğunlukla imana, imanın gereği olarak birbirlerine karşı, hakka, hukuka dayalı davranışlara, ahiret inancına, haksız davranışların ahiretteki korkunç cezalarına vurgu yapmıştır. Hz. Peygamber’in saçlarındaki ağarma, kendisinden şüphe ettiği için olamazdı çünkü bir çok ayette tekrarlanmıştır ki, kendisi dosdoğru yol üzerindedir. Mesela bir ayette “Sen dosdoğru yol üzerindesin”(22 Hac Suresi: 67. ayet), bir başkasında “Sen en yüksek ahlaka sahipsin” (36 Yasin Suresi: 4. ayet) buyurulmuştur. O, inananların sorumluluklarında kendisinin de payı olacağın düşündüğü için çok yüksek derecede etkilenmiştir.

“Allah’a inandım de”

Sahabeden biri bir gün Hz. Peygamber’e gelmiş ve ona şöyle hitap etmiştir: “Ey Allah’ın Elçisi, bana Müslümanlığı öyle tarif et ki, onu artık bir başkasına sormak ihtiyacı duymayayım.” Hz. Peygamber ona şu kısa cevabı vermiştir: “Allah’a inandım de sonra dosdoğru ol.” Demek oluyor ki, Müslümanlar sözünde, özünde, iş ve davranışında, ticaretinde hep dosdoğru olmalıdırlar.

Prof. Dr. Beyza Bilgin

Dosdoğru olmanın ağırlığı | Prof. Dr. Beyza Bilgin | GAZETE VATAN