STALİN!.. SEN NE KANLI BİR KASAPMIŞSIN ! *


Sovyet tarihinin en acımasız lideri ve milyonlarca soydaşımızın katili Stalin'in bir emriyle 2. Dünya Savaşı'nda Kafkasya'nın müslüman halklarından Karaçay-Malkar Türkleri, Çeçenler, İnguşlar, Kırım Türk-Tatarları, Sovyet Almanları, Gürcistan'ın Ahıska yöresindeki Türkler ve Kalmuklar anayurtlarından Orta Asya'ya ve Kazakistan'a sürgün edildi ve sürgün yerlerinde acı muamelelere maruz kaldılar.
Stalin'in ölümünden sonra 1957 yılından itibaren uygulanan rehabilitasyon politikasına bağlı olarak bu insanların bazıları yurtlarına geri dönebildilerse de haklarını tam olarak alamadılar. Sürgün üzerinden geçen neredeyse yarım yüzyıla rağmen halen Kırım Tatarları ve Ahıska Türkleri'nin tarihi topraklarına dönüş izni resmen verilmemiştir. Son yıllarda uygulanan "açıklık" politikasının bir yansıması olarak, Sovyet basını Stalin'in sürgün olayını tartışmaya ve komünist rejimin bu suçu üzerine yeni ışıklar tutan arşiv materyallerini yayınlamaya başladı.
2. Dünya Savaşı sırasında Stalin'in çeşitli milletleri öz vatanlarından sürgün ettiğine dair delilleri içeren Merkezi Devlet Arşivleri'ndeki İçişleri Bakanlığı koleksiyonunda yer alan belgeler Sovyet tarihinde ilk defa sürgün katliamının nasıl düzenlendiğinin bilinmeyen ayrıntılarını ortaya çıkardı.

Sürgünlerin Arkaplanı
1917 Bolşevik Ekim ihtilalinden sonra yeni rejimin oturmasını takiben derhal insanlara sosyal orijinlerine göre zulmetmeye, karşıtlarını imha etmeğe başlayan Sovyet rejimi 1930'ların sonunda kendi vatandaşlarını silah zoruyla baskı altına alarak "temizlik" adı altında görülmemiş bir katliamı uyguladılar. Bu soykırımlara en belirgin misali yurtlarından sürülerek özellikle Orta Asya ve Kazakistan'a sürgün edilen milletlerin varlıklarını sürdürme mücadelesinden verebiliriz.
1941 Ağustos'unda Almanların Rusya'ya girişinden iki ay sonra Sovyet Hükümeti İdil boylarında yaşayan Almanların Özerk Cumhuriyeti'ni lağvetti. Cum*huriyetin içinde ve dışında yaşayan ne kadar Alman varsa Kazakistan ve Sibirya'ya sürülerek tehcir edildi. Bu hareket, Nazi ordularındaki Almanlar ile Sovyet Almanlarının bir işbirliği içinde oldukları iddia edilerek savunuldu. Bu sürgün olayları Sovyet tarihinde izah edilirken bugünkü yöneticiler tarafından "paranoyak" olduğu kabul edilen Stalin tarafından "düşmanla işbirliği yapması muhtemel unsurlar"ın etkisiz hale getirilmesi şeklinde değerlendirilmektedir.
2. Dünya Savaşı'nın ortalarında şansın Ruslara dönmesi ve Kızıl Ordu'nun, Almanları bütün Rus topraklarından çıkarmasıyla 1943-1944 yılları arasında yeni bir sürgün dalgası zuhur etti. Kesin olarak bilinen bir gerçektir ki bu sürgünler Stalin'in emriyle icra edilmiştir. Çeçenler, İnguşlar, Karaçay-Malkar Türkleri Kuzey Kafkasya'dan Kırım Tatarları Kırım'dan sürgün edildiler. Ahıska Türkleri, Azeriler ve bölgedeki müslüman unsurlar arasında yeralan Kürtler de Gürcistan'dan sürüldüler. Kalmuklar da aynı akıbete uğradılar. Halbuki daha önce bu insanların kendi idari birimleri mevcuttu. Sürgünle birlikte Kafkasyalı halkların ve Kalmukların özerk bölgeleri ve aynı şekilde Kırım Türk-Tatarlarının da Özerk Cumhuriyetleri lağvedildi.
Ani bir karar ile uygulanan bu büyük sürgünün ana sebebinin SSCB'nin güvenliği ile ilgili olduğu iddia edildi. Gerçekten de sürgün edilen topluluklarda yer alan bazı kişiler işgalci Alman birlikleri ile işbirliği yapmıştı, bu da Stalin'i kudurtmuştu. Bunu bahane ederek Stalin bütün bir halkı cezalandırdı. 1943-1944 sürgününde bu genel sürgün gerekçesinin tek istisnası olan ve savaş cephesiyle en ufak bir irtibatı olmayan Ahıska Türkleri ise, Nazilerle işbirliği ile suçlanamayacakları için, Türk İstihbaratı ile ilişkiye girmekle suçlandılar.
1956 yılında SSCB Komünist Partisi XX. Kongresi'nde Nikita Kruşçev, savaş dönemindeki sürgün vahşetini kınayarak gülünç düşen "düşmanla işbirliği" suçlamalarım reddetti ve Stalin devri zulmünün kapandığım ilan etti. Kruşçev bu işbirliği gerçek olsa bile bunun ancak şahsi sorumluluk gerektireceğini ve bu gerekçeyle bütün bir toplumun cezalandırılamayacağını belirtti. XX. Kongre sonucunda 1950'lerin sonuna doğru Kuzey Kafkasya'dan sürülen halkların ve Kalmukların yeniden milli hayata dönerek kendi yurtlarına geri dönmelerine izin verildi. Fakat Kırım Türk-Tatarları, Sovyet Almanları ve Ahıska Türkleri'nin az bir kısmı ancak 1964, 1967, 1968'de kağıt üzerinde kalan şekli bir izin alabildiler. Geriye anayurtlarına dönüş izni verilen milletlerin bütün mensuplarına da bu izin uygulanmadı.
Yurtlarına dönebilmelerine izin verilmeyen Kırım Tatarları daha sonra yıllar süren ve halen de devam eden bir "Kırım'a Dönüş" kampanyası başlattılar. Zaten sürgün sırasında çok acı ve zalimane işkenceler gören Kırım Tatarları bu kampanya sırasında da ağır baskılara maruz kaldılar. Perestroika politikalarının uygulanması ile beraber 1943-1944 sürgünlerinin gerekçesi ve sonuçları da tartışılmaya başlandı. Kasım 1989'da Yüksek Sovyet yöneticileri sürgün olayları üzerine "illegal ve suçlu ilan edilen insanların baskı ve zor kullanılarak sürgünü ve sürgüne ait gerçekler" adını taşıyan bir deklarasyon yayınladılar. Birkaç gün sonra bu deklarasyon ışığında harekete geçilerek Sovyet Parlamentosu konuyu ele alarak bir belge hazırladı.
Sürgün edilen halklara mensup insanlar özel sürgün yerlerindeki kolhozlarda sömürüldüler. Özel küçük yerleşimlerdeki bu sürgün yöreleri Sovyet topraklarında insanın hayatını sürdürmesi için gerekli olan her türlü imkan ve hürriyetlerden mahrum yerlerdi. Özel sürgün yerleri yönetim düzenine göre sürgün edilen insanlar adına açılan sözde bir hesap vardı. Sürgünler bu özel yerleşim yerlerinde özel adreslerde yerleştirildi. İlk olarak bir ay süreyle bölgenin yerel yönetim kütük defterine kaydedildi ve bölgenin özel idare komutanına teslim edildiler. Sürgünler bölge kollektif çiftlikleri ve devlet işletmelerine çalıştırıldılar. Bu insanlar özel sürgün yerlerinin dışına hiç çıkarılmadılar; hatta komşularına dahi gidemezlerdi.
1940'ların sonunda özel küçük yerleşim bölgelerinde yönetim iyice katılaştı. 26 Kasım 1948'de Sovyet komünist yönetimi resmi bir genelge çıkararak sürgün edilen Almanlar, Karaçay-Malkar Türkleri, Çeçenler, İnguşlar, Kalmuklar, Kırım Tatarları, Kırım Rumları, Kırım Ermenileri, Ahıska Türkleri, Kürtler'in özel yerleşim bölgelerindeki hayatını yeniden düzenlediler. 20 yıl süren ilk sürgün döneminde herhangi bir iş kampından hiç kimse kaçmağa kalkışamadı. Çünkü böyle bir işe kalkışmanın cezası belliydi; böyle bir işe cüret eden olursa en iyi ihtimalle ebedi olarak kalmak üzere Sibirya’daki "çok çok özel" kamplara götürülürdü.
Son günlerde yayınlanan devlet arşivleri bilgilerine göre 2.300.223 sürgünün % 79.8'i devamlı olarak özel sürgün yerlerinde, sadece % 20.2'si diğer özel küçük yerleşim yerlerinde yerleşmeğe mecbur bırakılmıştı. 15 Temmuz 1949'da bu oran özel sürgün yerleştirme yerleri lehine artarak, özel sürgün yerleşim yerlerine hapsedilen sürgünlerin oranı % 82'ye ulaştı. l Kasım 1948'de özel küçük yerleşim yerleri için çıkarılan emirle, bu sürgün yerleri ve sürgünler ile ilgili asla yayın yapılamayacağı yeniden du*yuruldu.

Arşivler Açıldıkça Stalin'in Kanlı Elleri Görünüyor
2. Dünya Savaşı esnasında bir takım insanların çeşitli sebeplerle Almanlarla işbirliği yaptığı doğruydu. Tahminlere göre l veya 2 milyon Sovyet vatandaşı savaş sırasında karşı kuvvetlere katılmıştı. Hatta sahte ismi Vlasovites gerçek ismi ile Andrei Vlasov olan Stalin'in en gözde generallerinden biri 1942 yılında Almanlara esir düştükten sonra yüksek rütbeli bir "işbirlikçi" oldu, Alman yardımları ile Rus liberal ordusunun kurucusu oldu ve Stalin rejimine karşı savaştı. Bu ordunun savaşın sonuna doğru Batılıların tahminlerine göre 700.000 mevcudu vardı. Bu mevcudun bir kısmı "harb esiri" olarak Almanların eline geçmişti ve hayatlarını sürdürebilmek için başka yolları da yoktu. Sözü edilen işbirliğinin önemli bir sebebi buydu ve işbirliği şeklinde de olsa Stalin yönetimine karşı savaşmak için bu bazı kişiler için biricik fırsattı. Stalin yönetiminin canavarca bir eşitliğinden rahatsız olan müslüman olan veya olmayan bütün gayrı-Rus ırklar, hatta bir kısım Ruslar, Alman orduları ile karşılaştıklannda onların safına geçerek Nazilere hizmet ettiler.
Son günlerde basılan arşiv materyalleri Stalin'in bütün icraatını gözler önüne serdi. Bu belgelere göre Stalin keyfi olarak ve de şuuraltındaki düşmanlıkla savaş öncesinde ve sırasında Almanlarla hiçbir ilgisi bulunmayan bazı milletleri de yurtlarından sürdü. Sovyet komünist yönetimi 28 Ağustos 1941 yılında İdil-Ural bölgesi Almanlarının sürgününe ilişkin bir emir yayınladı. Bu emre göre bölgedeki Almanların binde onu işe yaramaz ve casustu. Son günlerde gün ışığına çıkarılan Sovyet arşivleri gösteriyor ki Almanların Rusya'yı istila ettikleri dönemde Rus hükümeti bu bildiriyi hazırlamıştı. Sovyet güvenlik teşkilatı iki sebeple Almanları suçlamaya başlamıştı. Bu sebeplerin birisi terörist hareket ve sabotajlar, diğeri ise Nazilerle işbirliği idi. Bütün bu suçlamalar açıkça ortaya çıkmıştır ki Stalin döneminde kafadan uydurulmuştu.
Benzer bir misali de, ifşa edilen 1943-1944 sürgünleri ile ilgili dokümanlar göstermektedir. NKVD şefi Lavrenti Beria, Stalin'e gönderilen ayrıntılı raporunda sürgünün genişletilmesini istedi. Beria'nın Kafkasya'dan sürgünün genişletilmesine dayanak yaptığı iddiasına göre Kuzey Kafkasya'da ve Kalmuk topraklarında "Almanlarla işbirliği" suçlaması ile insanlar ya*kalanıyordu. 2000 Çeçen ve İnguş da aynı suçlama ile yakalanıyordu. Bu insanların bölgelerine hiçbir zaman girmemiş Almanlar ile nasıl olup da Sovyet aleyhdarı bir harekete giriştikleri yani Almanlarla işbirliği yaptıkları anlaşılamaz bir suçlamadır. Önemli bir nokta da bu saçma suçlama fikrinin kimin aklına nasıl geldiği ve Beria'nın Kafkasya'nın yerli halklarını bölgeden uzaklaştırdıktan sonrasına ait düşüncelerinin neler olduğudur.
Stalin'in "1943-1944 Büyük Sürgün Projesi"ni Sovyet tarihçisi Aleksandr Nekrinh teklif etti ve gerekçe olarak Alman Nazileriyle Kalmukların ve Kuzey Kafkasya'daki milletlerin işbirliği yaptığını abartarak iddia eden bir rapor hazırlayıp bu "affedilmez suçu" mahalli partiye ve Moskova'daki merkezi hükümete ihbar etti. Parti liderlerini tahrik ederek harekete geçirip bütün bölge halklarının suçlanmasını sağladı. Bölge halkının kendi bölgelerinde işgalci Almanlara karşı yeterince direnmemelerine Stalin'in dikkatlerini çekti. Sürgün olayının planlanmasında NKVD çok önemli bir rol oynadı.
Son günlerde Beria'nın Stalin'e gönderdiği mektuplar birleştirilip yayınlanınca sürgünün tertipçisinin sadece NKVD olmadığı görüldü. Beria'nın da Stalin'i sürgün konusunda ve özellikle Karaçay-Malkar Türkleri'nin Kuzey Kafkasya'dan, aynı şekilde Kırımlıların Kırım'dan sürülmesi kararının verilmesinde ve uygulanmasında ikna etmeğe çalıştığı ve bu konuda başarılı olduğu görülüyor. Beria'nın Stalin'e yazdığı bir mektup da 24 Şubat 1944'te Çeçenlerin ülkesinden gönderilmişti. Konu NKVD şefinin nezaretinde Çeçen ve İnguşların kendi vatanlarından sürgününe ilişkin ayrıntılardı. Beria kendi kendine Malkar Türkleri'ni de bu sürgün listesine ekleyip Kuzey Kafkasya'dan sürdü. Beria'nın mektubunda açık olarak görülüyor ki sürgün projesinin ayrıntıları hazırlanırken Mos*kova'da Malkarların sürülmesine ilişkin bir karara varılmamıştı. Beria'nın mektubunda teklif edildiği gibi Rus askerlerinin nezaretinde Çeçenlerin onların arkasından da Malkarları 15-20 Mart 1944 tarihleri arasında kendi topraklarından çok uzak yerlere sürüldü.
Beria, Stalin'e yazdığı mektubunda "Eğer izin verirseniz sürgün için gerekli hazırlıkları yapabiliriz. Malkarları Moskova'ya dönmeden başka bir yere sürebilirim." diyordu. Beria'nın buna benzer başka bir mektubu da 29 Mayıs 1944 tarihli olup Kırımlıların Kırım'dan sürgünü kararının verilmesinde açık olarak rol oynayıp yardımcı olduğunu ortaya koyuyor. Beria yine Stalin'e yazdığı bir mektubunda Kırım Tatarlarını sürgünle cezalandırmayı teklif ediyor ve onun bu teklifi üzerine Stalin sürgün emrini veriyor. Beria, Kırım'ın yerlilerinin, özellikle Kırım Tatarları'nın düşmanla işbirliği yaparak düşmana önemli bilgiler aktardığını ve NKVD'nin Kırımlıların sürgününü gerekli gördüğünü ifade ediyor. Bunun üzerine bu topraklarda yaşayan Kırım Tatarları ve bölgedeki diğer milliyetlerden bazı azınlıklar sürülerek sürgün teklifi kabul görmüş oldu. Beria'ya göre Almanların Kırım'ı işgalleri esnasında Kırım'da yaşayan Rumlar onlarla özel ticaret ve alış-veriş yapmışlardı ve bu yüzden sürülmeleri gerekliydi. Böylece bir suçlamanın diğer hiçbir millet için yapılmamış olması ilgi çekicidir. Bu sürgünün planlanması ve uygulanmasının en ateşli taraftarı olan Beria, Stalin'in en büyük günah arkadaşıdır. Sürgün esnasında gösterdikleri başarı sebebiyle NKVD mensuplarının ödüllendirilmesi fikri de Beria'dan çıkmişu. 1944 yılında sadece Gürcistan'dan sürgünlerde yaptıkları hizmet için 413 NKVD üyesi çeşitli şekillerde mükafatlandırıldılar.

Sürgünlere İlişkin Rakamlar (*)
Son zamanlarda basına açıklanan arşiv materyalleri 2. Dünya Savaşı esnasında sürgün edilen insanların sayısını veriyor. Mevcut veriler sürgün operasyonu süresince hayatından olan insanların sayısını ve özel sürgün yerleşim yerlerinde ilk beş yılda ölenlerin kaydını yansıtmaktadır.
Geçen yıl Sotsiologicheskie İssledovaniya gazetesinde yayınlanan rakamlar sürülenlerin sayısını gösteriyor.

Sürgüne Gönderilen Halkların Nüfusu
Sovyet Almanları: 948.829 (Sadece 1945-1948 Dönemi: 446.480)
Çeçenler: 362.00
İnguşlar: 134.178
Karaçay Türkleri: 68.327
Malkar Türkleri: 37.406
Kırım Tatarları: 183.155
Diğer Kırımlılar: 45.237
Ahıska Türkleri: 94.555

Sözü edilen mektuplarda Beria'dan Stalin'e verilen bilgiler, Kırım Tatarları, Malkarlar ve Kalmuklardan sürgün yerlerine ulaşabilenlerin sayısını içermekte olup, gerçekte bu insanlardan daha fazlası sürgün edildi. Bu insanlar anayurtlarından sürgün yerlerine nakledilirken yolda ihmal sebebiyle veya kasdi olarak pek çoğu hayatını kaybetti.

Sürülen Halk Toplam Sürülen Ölen Yüzdesi
Kırım Tatarları 191.044 7.889 % 5
Malkarlar 40.900 3.494 % 8
Kalmuklar 93.139 1.220 % 1.3

Özel sürgün yerlerinde 1949 yılında kapsamlı bir yeniden nüfus sayımı yapılarak sürgünlerin durumunun belirlenmesini yerel idare üstlendi. Yerel komünist yöneticiler sürülen insanlardan o güne kadar ne kadarının ölmüş olduğunu kaydettiler.

Kuzey Kafkasya'dan Sürülen Milletler Ölen Yüzdesi
Çeçen, İnguş, Karaçay -Malkar Türkleri 144.704 % 24,7
Kınm'dan Sürülenler 44.125 % 19,3
Gürcistan'dan sürülenler-çoğu Ahıska Türk'ü- 14.895 % 15.7
Kalmuklar 16.017 % 17.3

Sürgünler ilk beş sene özel sürgün yerlerindeki ağır şartlar altında çok kötü bir duruma düştüler ve aralarındaki ölüm oranı çok yükseldi. Ancak ilk beş yıldan sonra doğum sayısı ölenlerin sayısını geçmeye başladı.
Sürgünler arasındaki ölenlerin sayısı yukarıda görüldüğü gibi dehşet vericidir. Bu Sovyet ra-kamlarından ayrı olarak sürgün edilen halkların kendi tesbit ettikleri rakamlar da aynı derecede dehşet vericidir. Mesela Kırım Tatarları sürgün esnasında ölüm oranlarının % 46 olduğunu bildirmektedirler. Özellikle ilk yıl özel sürgün yerinde vahim olaylar yaşandı. Sürgün edilenlerin nüfus kaybına ilişkin benzer bir oran da MVD dairesi istatistiklerinde görülüyor. Haziran 1989'da Groznensky Rabochii isimli Çeçen ve İnguşlara ait bir günlük gazetede yayınlanan makalede V. Baulin şöyle diyor: "Sürgün süresince sadece Çeçen-İnguş'lardan ölenlerin sayısı 200.000 Çeçen, 30.000 İnguş olmak üzere 230 bin kişidir."
Bu acı gerçekler Stalin döneminde sürgün edilen milletlerin durumuna ilişkin bilgilerden sadece bir bölümüdür. NKVD arşivlerinde gömülü durumda duran daha nice gerçek gün ışığına çıkacağı günü bekliyor.

Her geçen gün ortaya çıkartılan gerçekler sayesinde doğru ve gerçek Rus tarihinin çerçevesi çizilmekte ve hatta Türk ve dünya tarihinin bir kesiti aydınlatılmaktadır. Gün ışığına çıkartılan bu bilgiler, Stalin gibi katillerin ve katilin başyardakçılığını bıkmadan yerine getirdikten sonra ortadan kaldırılan Beria gibi zalimlerin kanlı elleriyle boğazlanan milyonlarca kardeşimizin varlığından ancak şimdi haberdar olmamızı sağlıyor. Ne kötü kardeşleriz biz!..
-------------------------------------
(*) Bu yazının istatistik verileri Vera Tolz tarafından hazırlanarak Report on The USSR, April 26,1991.S. 16-20'de yayınlanan makaleden alınmıştır.
[*] Dr. Hayati Bice tarafından kaleme alınan bu makale Türk Yurtları dergisinde Alp-erkin Aycan imzası ile yayınlanmıştır.