Komünist Rusya'nın Doğu Avrupa’da yaptığı katliamlar

AVRUPA’da SOSYALİST REJİMLERİN KURULMASI, GELİŞİMİ VE YIKILMASI

1945 yılında İkinci Dünya Savaşı sürerken Nazi Almanyasının artık yenilmekte ve savaşın yakında biteceği anlaşılınca 4 – 11 Şubat 1945 arasında Sovyetler Birliği’nin Kırım yarımdasının Yalta şehrinde Yalta Konferansında İngiltere, Amerika ve Sovyetler Birliği’nin devlet başkanları Winston Churchill, Franklin Roosevelt ve Joseph Stalin bir araya gelerek savaştan sonra Avrupa’yı aralarında nasıl bölüşeceklerini konuştular.İkinci Dünya Savaşının sonuna doğru Sovyetler Birliği ordusu Doğu Avrupa ülkelerine Nazilerden “ büyük kurtarıcı “ olarak girmiş ve Savaş bitince bu ülkelerden çıkmamıştı. Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Doğu Almanya, Romanya ve Çekoslovakya’da Sovyet Diktatörü Joseph Stalin’in emriyle askeri gücünü kullanarak zorla kendisine bağlı Sosyalist Devletler kurmuştu. “Dünya işçileri birleşin, zincirlerinizden başka kaybedeceğiniz neyiniz var ?” Böyle demişlerdi, KARL MARX ve FRİEDRİCH Engels'in 1848 de yayınladıkları Komünist Manifestosunda. Ancak Doğu Avrupa ülkelerinde Sosyalizm, Karl Marx ve Friedrich Engels’in 1848’de yayınladıkları Komünist Manifestosunda iddia ettikleri gibi, emekçi sınıfının Kapitalist Burjuva sınıfına karşı proleterya devrimi gerçekleştirerek değil Sovyet askeri gücü ile halkın iradesine karşı kurulmuş ve yıllarca böyle ayakta tutulmuştu.

Marx ve Engels’in zannettiklerinin aksine Sosyalizm işçileri zincirlerinden kurtarmak şöyle dursun büsbütün zincirlemişti. Bu Sosyalist ülke halkları kendilerine vadedilen halkın Kapitalist sömürüsünden kurtarılma ve zenginliğe kavuşma, fikir ve hareket özgürlüğü sözünün bir türlü gerçekleştiğini göremiyorlardı. Zaman zaman Sovyet baskısına karşı ayaklanıyorlardı.1980lerde Sovyetlerde Komünizm çöküp demir perde ülkeleri olarak bilinen Doğu Avrupa ülkeleri üzerindeki Sovyet Baskısı kalkınca bu Sovyet Askeri zorlaması ile kurulan tüm Sosyalist rejimler iskambil kağıtları gibi sadece 2 yıl içinde ard arada yıkılmışlardı. Marxist – Leninist İdeoloji’yi ezberleyen, bugün hala çözüm olduğunu iddia eden ve tarih bilgisinden yoksun kendisine sosyalist aydın diyenlerin bu ideolojiye körü körüne saplanmak yerine biraz tarih bilgisi edinmelerini tavsiye ederim.

16 HAZİRAN 1953 DOĞU BERLİN KATLİAMI

İkinci Dünya savaşından hemen sonra savaşı kazanan ülkeler Yalta konferansı planının bir parçası olarak Almanya’yı Batı ve Doğu diye ikiye ayırdılar. Batı Almanya’da serbest piyasa ekonomisine dayalı bir demokrasi kurulurken Sovyetler Doğu Almanya’da 1949’da Doğu Alman Demokratik Cumhuriyeti adı altında silah zoru ile halka dayatarak kendilerine bağlı Sosyalist bir diktatörlük kurdular. Sosyalizmin emekçi sınıfını acımasız Kapitalist sömürü düzeninden kurtaracağını öne sürdüler.

Ancak sosyalizm Doğu Almanya’da emekçi sınıfına vadedilen özgürlük ve refahı bir türlü getiremiyordu. Doğu Almanya’da Sovyet ve Sosyalist zulmü 1961’de inşa edilen ve 9 Kasım 1989’da halkın özgürlük coşkusu karşısında yıkılan Berlin’i Doğu ve Batı diye ikiye ayıran utanç duvarı ve Batı ile Doğu Almanya’yı ayıran 900 kilometre uzunluğundaki mayınlı sınırın ortadan kalkmasından çok önce başlamıştı. Duvar 1961’de inşa edilene ve sınır mayınlanana kadar 1949 ve 1961 yılları arasında 3 milyon Doğu Alman vatandaşı Batı Almanya’ya göçmüştü. 16 Haziran 1953’te Doğu Berlin’de 300 inşaat işçisi ücretlerinin artırılması ve çalışma saatlerinin azaltılması talebi ile greve gittiler. Gösteriler yapmaya başladılar. Gösteriler genel halk ayaklanmasına dönüştü 100 bin kişi toplandı ve Doğu Berlin’de hükümet binasına yürüdü. Ücret ve çalışma koşulları ile ilgili başlayan talepler, özgürlük isteyen siyasi taleplere dönüştü. Halk ile Doğu Alman polisi arasında çatışmalar başladı. Polis başa çıkamayınca ne oldu dersiniz ? Evet bildiniz tıpkı 3 yıl sonra 1956’da Macaristan’da ve 15 yıl sonra 1968’de Çekoslovakya’da olacağı gibi Sovyet tankları geldi. Yüzlerce tank ve 30 bin Sovyet askeri Doğu Berlin’e geldi ve gösteri yapmakta olan emekçi sınıfının üzerine ateş açtı. 513 kişi öldürüldü, binlerce insan tutuklandı 106 tanesi idam edildi ve emekçi sınıfının Sosyalizme ve Sovyet zulmüne karşı ayaklanması bastırıldı.

24 EKİM – 5 KASIM 1956 MACARİSTAN’ın BAŞKENTİ BUDAPEŞTE KATLİAMI

Sovyetler İkinci Dünya Savaşından sonra girdikleri Macaristan’dan da çıkmayarak orda da silah zoru ile kendilerine bağlı bir Sosyalist Diktatörlük kurdular. Macaristan’da halkı önce propaganda ile komünizmin emekçi sınıfının iyiliği için en iyi yönetim şekli olduğuna ikna etmeye çalıştılar. Sonra Macaristan’da Komünist partisinin de katıldığı seçim yaptılar. Macar Komünist partisi tüm devlet propağandasına rağmen sadece yüzde 17 oy aldı. Sovyetler buna rağmen Macar Komünist partisini iktidara getirdiler, diğer partiler kapatıldı. Komünizmi eleştirmek yasaklandı. Devlet propaganda ile mutlu işçi ve çiftçi resimleri yayınlıyor sosyalizmin Macar emekçi sınıfına ne kadar özgürlük ve refah getirdiğini anlatıyordu. Gerçekler çok farklıydı, sosyalizmin emekçi sınıfına vadedetiği özgürlük ve refah yerine kıtlık, uzun kuyruklar, fakirlik ve ifade özgürlüğü yasakları gelmişti.

Birçok Macar aydın ve din adamı sesini yükseltmeye başladı, Sovyet baskısı ve Sosyalizmin Macaristan’da hiç te iddia edilen vaadleri yerine getirmediği söylendi. Birçok aydın ve din adamı aralarında kilisede Macar halkını en çok kışkırtan Kardinal Minosetti dahil tutuklanıp sürgüne gönderildiler birçoğu idam edildi. Sovyet uşağı Macar gizli polisi tutuklamalar yaptı. Bu baskı rejimi Macar Halkının sabrını taşırdı. Macaristan’da toplantı ve yürüyüş yapmak yasaktı. Bu yasağa uymayan binlerce Macar öğrenci 23 Ekim 1956’da ilk defa başkent Budapeşte’de bir yürüyüş yaptılar. Buna halk ve işçiler de katıldılar. Öğrenciler 16 maddelik bir plan hazıradılar. Bu 16 maddenin en önemlileri Sovyetlerin Macaristan’dan derhal çekilmesi, ifade özgürlüğünün olması, basın sansürünün kaldrılması, kapatılan ve yasaklanan muhalefet partilerinin açılmasıydı.

23 Ekim 1956 gecesi Macar Halkı 16 maddenin Macar Devlet Radyosundan okunması talebi ile binlerce kişiden oluşan bir kalabalık halinde radyo binasına gittiler. Küçük bir grup bu taleple radyo binasına girdi, kalabalık dışarda gece geç saatlere kadar 16 maddenin radyodan okunmasını bekledi. Birden radyo binasından Macar gizli polisi halkın üzerine ateş etmeye başladı. Yaralananlar oldu. O ana kadar barışçı giden halk gösterileri silahlı bir halk ayaklanmasına dönüştü. Sivil Halk kendilerini destekleyen birkaç Macar askerinden edindiği tüfeklerle radyo binasına saldırdı ve tahrip etti o gece yüz kiş öldü. Macar sivil halk ihtilali başlamıştı. 24 Ekim sabahı Macar sivil halkı, işçiler, çocuklar,kadınlar Budapeşte sokaklarında bulunan yüzlerce Sovyet tankına karşı tüfek ve molotof kokteylleri ile savaşmaya başladılar. Birkaç günde sivil Macar Halkı yüzlerce koskoca Sovyet tankını tahrip edip Sovyetleri 29 Ekim 1956’da Macaristan’dan çekilmek zorunda bıraktılar.

Macaristan’da bayram havası esmeye başladı. Aynı anda Macaristan’da Sovyetlerden kalan herşeyi imha ettiler. Budapeşte’nin göbeğinde bulunan 50 metre yüksekliğindeki Sovyet Diktatörü Joseph Stalin’in heykelini yıkıp yerlerde parçaladılar. Macar Bayrağı ortasına Sovyetler’in zorla koydurdukları orak çekiç sembolünü yırtarak çıkardılar. Sovyet ve Komünizm propağandası yapan broşür, kitap vs. sokaklarda yaktılar.
Basın ve ifade özgürlüğü ilan edildi. Kapatılan siyasi partiler açıldı. Herkesin yüzü gülüyordu. Ama 31 Ekim 1956’da Süveyş krizi savaşa dönüştü. İngiltere ve Fransa Albay Nassır’ın elinden Süveyş Kanalını kurtarmak için Mısır’ı bombalamaya başladı. Batı’nın kafası Süveyş’le meşguldü, Macaristan’ı düşünecek hali yoktu. Bunu fırsat bilen Sovyet ordusu 1 Kasım 1956’da tekrar Macaristan’a girdi. Macar Devlet Başkanı Sovyetler’e derhal Macaristan’ı terketmelerini aksi takdirde Macaristan’ın Varşova Paktından çıkacağını söyledi. Sovyetler Macaristan’dan çıkmadılar bunun üzerine Macaristan Varşova Paktından çıktığını tarafsız bir ülke olduğunu ilan etti. Gergin bekleyiş üç gün sürdü.

4 Kasım 1956 sabahı Macar radyosundan şu imdat feryadı yükseldi : “MACARİSTAN’ın son yayında kalan radyo istasyonundan BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’e sesleniyoruz : Bu sabah erken saatlerde Sovyetler Macaristan’a karşı geniş çaplı bir saldırıya geçtiler. Kendimizi savunabilmemiz için bir an önce paraşütlerle askeri birlikler indirmenize gerek duyuyoruz. TANRI VE ÖZGÜRLÜK ADINA LÜTFEN MACARİSTAN’a YARDIM EDİN.” Ama demokrasi ve İnsan hakları şampiyonu Batılı Devletler : “Saldırıyı şiddetle kınıyoruz, savaşmaya devam edin, sizin yanınızdayız” demekle yetinip Macaristan’a askeri yardımda bulunmadılar. Başları Süveyş Kanalı ile dertteydi : birkaç gün önce 31 Ekim 1956’da Mısır’ı bombalamaya başlamışlardı çünkü Mısır’da Albay Nasır darbe yapmış Süveyş Kanalından geçişlerin kontrolünü eline almıştı.

Sovyetler bu sefer 3 bin tank ve 150 bin askerle gelmişlerdi. Macar halkının korkup çil yavrusu gibi kaçacaklarını bekliyorlardı. Ama yanıldılar Macar ordusu kılını kıprdatmazken Macar sivil halkı erkek,kadın,çocukları tüfek ve molotof kokteylleri ile direnmeye çalıştılar. Batı alemi vah vah derken sivil halk 4 Kasım 1956’da sokak sokak 3 bin Sovyet tankına ve 150 bin Sovyet askerine karşı bütün gün çarpıştı. Binlerce Macar Budapeşte sokaklarında savaşırken binlercesi de ülkeden komşu ülkelere kaçarak göçtüler. Sovyetler Budapeşte’yi harabeye çevirdiler, 3 bin Macar’ı öldürerek katliam yaptılar ve halk ayaklanmasını bastırdılar. Sonra da Macar emekçi sınıfını “özgürleştirecek” olan Sovyetlere bağlı Sosyalist Devleti yeniden kurdular.

Birkaç gün sonra 18 Kasım 1956’da zafer sarhoşu Sovyet diktatörü Nikita Kruschev Moskova’nın Polonya Büyükleçiliğinde Batılı diplomatlara ünlü sözünü söyledi : “sizi gömeceğiz”.


20 – 21 AĞUSTOS 1968’de ÇEKOSLOVAKYA’nın SOVYET ve VARŞOVA PAKTI İŞGALİ

Sovyet Baskısından ve Sosyalizmin performansından hoşnut olmayan bir halk ta Çekoslovak Halkıydı.Çekoslovak Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Başbakan ALEXANDER DUBÇEK Prague Baharı ve “Güleryüzlü Sosyalizm” hareketi ile bir takım reformlar başlatmıştı. Çekoslovak Cumhurbaşkanı LUDVIK SOBODA bu reform hareketlerine destek vermişti. Bu reformlar Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri LEONİD BREZHNEV’in hiç hoşuna gitmemişti. Birkaç defa Dubçek’i Moskova’ya çağırarak vazgeçirmeye çalışmıştı. Bu yaptıklarınız anti- sosyalist burjuva hareketleridir demiş ama Dubçek’i vazgeçirememişti. Sovyetler Çekoslovakya’daki reform hareketlerinin diğer demir perde ülkelerine sıçramasından ve 1956 Macaristan türü bir ayaklanma olmasından korktular. Halbuki Çekoslovakların 1956da Macarların yaptıkları gibi Varşova Paktından ayrılma gibi bir niyetleri yoktu. Onlar sadece Sovyet Baskısından kurtulmak ve katı Sosyalist uygulamaları yumuşatmak istiyorlardı.

20 – 21 Ağustos 1968 gecesi 200 bin çoğu Sovyet ,Varşova Paktı ülkesi ( Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Doğu Almanya askeri ve 2 bin tank Çekoslovakya’ya girdi. Eş zamanlı olarak Sovyet Hava Kuvvetleri Prague havaalanını işgal etti. Bugün, yani 20- 21 Ağustos 2012 bu işgalin 44üncü yıldönümü. İşgalin amacı Prague Baharı ve Güler Yüzlü Sosyalizm hareketini bastırmaktı. Sovyet Tass Ajansı, harekat başladığında Batılı Emperyalist güçlerin hatta CIA’in Çekoslovakya’da anti sosyalist ayaklanmaları kışkırttığı bu nedenle Çekoslovak Hükümetinin daveti üzerine Çekoslovakya’ya müdahele edildiği yalanını yayınladı. Bu nasıl bir davetti ki işgal esnasında Dubçek’i ve birkaç bakanını tutuklayıp kelepçeleyerek Moskova’ya götürmüşlerdi ? Çekoslovak Cumhurbaşkanı Soboda tutuklanmamış ve Moskova’ya giderek Berzhnev’e :” ya Dubçek ve Bakanlarımı serbest bırak ya da senin önünde kafama kurşun sıkarım “ demişti. Bir hafta sonra Dubçek ve bakanları serbest bırakılıp Çekoslovakya’ya geri dönmelerine izin verilmişti. Ama dönünce de Başbakanlık değil pasif bir göreve yerleştirdiler.

Moskovalı yöneticiler Sovyet ve Varşova Paktı tank ve askerleri Çekoslovakya’ya girince Çekoslovakların çil yavrusu gibi kaçacaklarını tahmin ediyorlardı. Halbuki başkent Prague sokaklarına yüzlerce tank girdiğinde Çekoslovak Halkı kaçmak bir yana, onbinlercesi tankların etrafını çevirerek etten duvar oluşturdular. Youtube’dan “Prague spring 1968 - Soviets tanks in Praha (Prazské jaro - kronika.)” başlıklı 8 dakikalık videoyu dikkatle izlemenizi önemle rica ederim. Bu görüntüler Prague’ın 1968 işgali sırasında çekilmiş gerçek görüntülerdir, Hollywood stüdyolarında çekilmemiştir. Onbinlerce Çekoslovak, ellerinde Çekoslovak Bayrakları ile sokaklara dökülmüş tankların etrafında kalabalıklar oluşturmuş, tankların üzerine çıkmış, tanklardaki askerlerle tartışmıştı. Binalardan hoparlörlerle Çekoslovak Milli Marşı çalınmış, halk tutuklanan başbakanları Dubçek lehine “ Dubçek, Dubçek” diye slogan atmıştı.

Videoyu dikkatle izlerseniz tanklardaki Sovyet ve diğer Varşova Paktı ülke askerlerinin yüzlerindeki şaşkınlık hatta korku ifadelerini görebilirsiniz : hani Çekoslovakların daveti üzerine gelmişlerdi ? Hani anti-sosyalist, faşist, burjuva ayaklanmasını bastırmaya gelmişlerdi ? Bu onbinlerce Çekoslovak mıydı faşistler ? Akıllarından bu sorular geçiyordu. Videoda görebileceğiniz gibi Çekoslovaklar tankların üzerine tebeşirle Nazierin gamalı haç işaretini çiziyorlardı : “esas faşistler sizlersiniz” der gibi. Prague sokaklarında Çekoslovaklar belediye otobüsleri ve tramvaylarla tanklara karşı barikatlar oluşturdular. Tanklar bunları ezip geçtiler. Videoda bir tankın tramvayı ezişini de görebilirsiniz. Tankların üzerine çıkan halkın askerlerle tartışırken askerlerin yüzündeki korku ifadesini de görebilirsiniz.Bu olaylar esnasında 100 civarında Çekoslovak öldürüldü. Sonuçta Prague Baharına son verildi ve Sovyet uşağı yeni bir Sosyalist Hükümet kuruldu. 1956’da Macaristan’ı kurtarmak için kılını kıpırdatmayan Batı Dünyası 1968’de Çekoslovakya işgalini de seyretmekle yetinmişti.

Ancak bu Sovyet uşağı Sosyalist Devletin ömrü de ancak 1980lerde esen Sovyetleri ve tüm Doğu Avrupa’yı saran Sosyalizm çöküş rüzgarıyla birlikte yıkılan dayatma rejimlerden biri oldu. Tekrar etmekte fayda var : Avrupa’da Sosyalizm, Karl Marx ve Friedrich Engels’in 1848’de yayınladıkları Komünist Manifestosunda iddia ettikleri gibi, emekçi sınıfının Kapitalist Burjuva sınıfına karşı proleterya devrimi gerçekleştirerek değil Sovyet askeri gücü ile halkın iradesine karşı kurulmuş ve yıllarca böyle ayakta tutulmuştu. Çökmeye mahkumdu ve sonunda çöktü çünkü SİLAHLA HALKA DAYATILAN HİÇBİR YÖNETİM UZUN SÜRE AYAKTA KALAMAZ.

Rasih Bensan 9 Kasım 2012