Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 10
  1. #1
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesaj
    763
    Rep Gücü
    6151

    10 YIL "Komünizm" in bitmeyen Afganistan "vah$et" i

    Halkının %99'u Müslüman olan Afganistan, İslam dini ile Hz. Osman'ın halifeliği döneminde tanışmıştır. 9. yüzyılın ikinci yarısında Samanilerin eline geçen Afganistan, 10. yüzyılda Gaznelilerin yönetimine girdi. Gaznelilerden sonra Moğolların işgaline uğrayan Afganistan toprakları, 18. yüzyılın başlarına kadar sürekli el değiştirdi.

    1736 yılında İran'da tahta çıkan Nadir Şah birkaç yıl içinde Afganistan'ı topraklarına kattı. Nadir Şah'ın bir ayaklanma sırasında öldürülmesinden sonra kurduğu devlet, iç çatışmalara sürüklendi ve topraklarını büyük bir hızla yitirdi. Nadir Şah sonrasında baş muhafız Ahmet Han Abdali bazı aşiretler tarafından şah seçildi ve Ahmed Şah Dürrani adıyla hükümranlığını tüm Afganistan'a kabul ettirdi. Egemenliği Keşmir'den Delhi'ye Ceyhun'dan Umman denizine kadar öyle geniţledi ki, Afgan İmparatorluğu 18. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlılar'dan sonra en büyük İslam devleti oldu.

    Ancak kısa süreli bir ömrü olan İmparatorluk büyük bir iç savaşın içine sürüklendi. Bu iç karışıklıklardan faydalanan İngiliz kuvvetleri Afgan topraklarını işgal ettiler. Bu dönemden sonra İngiltere ve Rusya'nın dış müdahaleleri nedeniyle bir türlü uzun soluklu bir yönetime kavuşamayan ve iç çatışmalardan kurtulamayan Afganistan, 1929 yılında iktidara gelen Muhammed Nadir Han döneminde kısa süreli bir istikrar sağladı. Ancak Rusya Afganistan'ın iç işlerine sürekli müdahale ediyor, iktidardaki yönetimleri kontrol altında tutmayı istiyordu. Bu ilişki o kadar güçlüydü ki, Rusya'daki Bolşevik yönetimini ilk tanıyan ülke Afganistan olmuştu.

    Sovyetler Birliği'nin de etkisiyle 1973 yılında bir darbe gerçekleşti. Batı yanlısı Zahir Şah devrildi ve yerine Davud Han iktidara geldi. Bu tarihten itibaren Marksist bürokrat ve subaylar Afganistan yönetiminde etkili olmaya başladılar, önemli görevlere getirildiler. Ancak Davud Han Rus etkisinden kurtulup, İslam ülkeleriyle yakınlaşmak istiyordu. Pakistan'la yaptığı anlaşmalar, ülkede etkinliği artan komünist örgütlerin birleşmesine neden oldu. Zaten İslam ülkeleriyle olan bu yakınlaşmanın Rusya'nın tepkisiyle sonuçlanacağı belliydi. 1978 yılında ordudaki komünist generallerin ve bazı komünist sivillerin organize ettiği Sovyet destekli kanlı bir darbe gerçekleşti. Davud Han'ın tüm ailesi, yakınları öldürüldü. Darbeciler ülkeyi komünist bir rejimle yöneteceklerini ilan ettiler. Dahası, dine karşı zalim bir savaş başlattılar. Komünizm'in Kara Kitabı isimli eserde Afganistan'daki komünist rejimin din düşmanlığı şu şekilde anlatılmaktadır:

    Kısa bir süre sonra komünist hükümet din karşıtı bir kampanya başlattı. Kuran halka açık meydanlarda yakıldı. Dini yetkililer (imamlar) tutuklandı ve öldürüldü. Şii nüfus içinde çok etkili bir dinî grup olan Müceddedîler Aşireti'nden bir gecede, 6 Ocak 1979'da, aynı soydan gelen 130 erkek katledildi. Her din, her mezhep için dini ibadet yasaklanmıştı.47

    Afgan komünistler aslında Sovyetler Birliği'nin paralı birer maşasından başka bir şey değildiler. Moskova'dan gelen "danışman"ların direktifleriyle hareket ediyor, onların gösterdiği şekilde kendi halklarına karşı kitle katliamları gerçekleştiriyorlardı. İktidarda kaldıkları kısa zaman zarfında, büyük bir terör uyguladılar. Aynı kaynakta bu terörün bir örneği şöyle anlatılmaktadır:

    1979 Martı'nda Kerala köyü... 1.700 yetişkin ve çocuk, köydeki erkek nüfusun tamamı meydana toplandı ve yakından nişan alınarak otomatik silahlarla tarandı; ölüler ve yaralılar bir buldozer yardımıyla üç ayrı çukura üst üste gömüldü. Kadınlar korku dolu gözlerle, uzun dakikalar boyunca kapanan çukurların oluşturduğu tepeciklerin sarsıldığını gördü: Diri diri gömülenler dışarı çıkmaya çalışıyordu. Sonra sarsıntılar kesildi. Anaların ve dulların hepsi Pakistan'a gitti. Terör Kabil kentini de sarmıştı. Kentin doğusunda bulunan Pole Çarkı Cezaevi, toplama kampına dönüştürüldü. Cezaevi Müdürü Seyid Abdullah mahkumlara şöyle bir açıklama yaptı: "Sizler çöp haline getirilmek için buradasınız."48



    Yazar Michael Barry La Resistance Afghane (Afgan Direnişi) isimli kitabında, bu cezaevi müdürünün diğer uygulamalarını şöyle anlatmaktadır:

    İşkence en geçerli yöntemdi. Cezaevinin en büyük cezası, diri diri lağım çukuruna atılmaktı. Bir gecede onlarca mahkum yüzlerce nedenle idam edilirdi; cesetler ve can çekişen bedenler buldozerler yardımıyla üst üste gömülürdü. Stalin'in cezalı halklar için uyguladığı yöntem yeniden kullanılmaya başlandı. 15 Ağustos 1979'da Hezarelerden 300 kişi direnişe destek verdikleri gerekçesiyle tutuklandı; 150'si buldozerler yardımıyla diri diri gömüldü, öteki 150'si benzine bulanarak canlı canlı yakıldı. 1979 Eylülü'nde cezaevi yönetimi 12.000 mahkumun öldürüldüğünü kabul etti. Pole Çarkı, Cezaevi'nin müdürü duymak isteyenlere şöyle diyordu: "Yalnızca bir milyon Afganlıyı sağ bırakacağız, sosyalizmi kurmak için bu kadar adam yeter."49

    Tüm bunlar, Moskova'dan yönetilen uygulamalardı. Gerçekte Afganistan'daki tüm iç karışıklık, Sovyetler Birliği'nin önceden planladığı bir gelişmeydi. Sovyet yönetimi, Afganistan'daki komünistlere darbe yaptırmayı, sonra da bu sözde "demokratik" rejimi korumak bahanesiyle ülkeyi işgal etmeyi önceden kararlaştırmıştı. Moskova'yı bu plana iten neden ise, bugün pek çok siyasi tarihçinin kabul ettiği üzere, o dönemde giderek yayılan İslam'ın komünistler tarafından bir tehlike olarak görülmesi idi.

    Sonunda komünist Afgan rejimine karşı Müslüman mücahitlerin düzenlediği direnişi bahane eden Kızıl Ordu, 27 Aralık 1979'da Afganistan'ı işgal etti. Bu işgalle birlikte Afgan halkına karşı uygulanan vahşetin de çapı büyümüş oldu.



    1979 yılında Afganistan'ı işgal eden Kızıl Ordu, tam 10 yıl boyunca işgalci bir güç olarak ülkede kaldı. İşgal dönemi Afgan halkı için katliam, baskı, şiddet ve işkence kelimeleriyle özdeşleşmişti.

    Kızıl Ordu tam 10 yıl işgalci bir güç olarak ülkede kaldı. Mücahit grupların Kızıl Ordu'ya karşı başlattığı haklı direnişi ise, en zalim ve acımasız yöntemlerle bastırmaya çalıştı. Bir Afgan direnişçi, Kızıl Ordu'nun yöntemlerini şöyle anlatıyordu:

    Sovyetler bir eve saldırdılar mı, o evdeki kadınları öldüresiye döver, onlara tecavüz ederdi. Ne yazık ki bu barbarlık içgüdüsel olarak değil, programlanmış olarak gerçekleşiyordu; böyle eylemler yaparak toplumumuzun temellerini yıkıyorlar ve bunu çok iyi biliyorlardı.50

    Kızıl Ordu, Afganlı Müslümanlara karşı en alçakça yöntemleri kullandı: Afgan çocuklarının oyuncak sanarak ellerine almalarını sağlamak için "oyuncak şekilli mayınlar" yapılıyor, yakalanan mücahitlere korkunç işkenceler uygulanıyor, sivil halk tereddütsüz bombalanıyordu. Tek tek kişi takip etmek yerine köyleri bombalayarak toplu katliamları tercih ediyorlardı.

    Mart 1987'de Newsweek dergisi Avusturyalı Profesör Fex Ermacora ile bir röportaj yaptı. Bu röportajda Ermacora, BM'nin Rusya'nın Afganistan'daki vahşetini gizlediğini belirterek şöyle demiştir:

    Görgü şahitlerine göre Rus askerleri, Afganlıları evlerinden alarak gırtlaklarını süngülerle doğramaktadır. Çocuk, yaşlı demeden bütün köy halkını meydana toplayıp canlı olarak, üzerlerine benzin döküp yakmaktadır. Kadın ve kızların ırzlarına tecavüz edildikten sonra helikopterlere bindirilip çırılçıplak edilerek aşağıya atılmaktadır. Su kuyuları zehirlenmekte, hayvanlar kurşunlanmakta, tahıl ve erzak ambarları yağmalanmakta, meyva ağaçları kesilmekte, dini kitaplar, camiler ve türbeler yakılmakta, böylece köylülerin mücahitlere destek sağlamaları engellenmek istenmektedir. Ruslar 1980'den bu yana yüz binlerce Afganlı çocuğu, Rusya'daki ideolojik okul ve kamplarda komünist militan olarak yetiştirmektedirler.51
    Rus yönetiminin vahşetlerden biri de Lağman katliamıdır. Kabil'in kuzeydoğusundaki bu güzel kentin tüm köyleri haritadan silindi. Nüfusun hemen hemen tamamı öldürüldü. Sadece Karga bölgesinde, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 1.500 kişi öldürüldü. Sadece insanlar değil, köpeklere varıncaya kadar tüm hayvanlar da öldürülmüştü. Tüm evler yağmalandı, mutfaktaki çay ve şekerlere kadar gasp edildi. Kızıl Ordu askerleri, içinde kadın ve çocukların bulunduğu baraka evlerin üzerinden tanklarla geçtiler. Ceset parçaları tankların zincirleri arasında göze çarpıyordu.
    10 yıl süren Kızıl Ordu işgalinin sonunda, on binlerce ölü, bir o kadar da sakat geride kaldı. Bugün Afganistan, dünyanın en çok takma kol ve bacak imal edilen ülkesidir. Çünkü Kızıl Ordu'nun mayınları on binlerce Afgan gencinin kolsuz ve bacaksız kalmasına neden olmuştur.
    Sovyetler'in geri çekilmesinden sonra ise, istikrarsızlığa sürüklenen Afganistan, kanlı bir iç savaşa tutuştu.

    1998 yılında iktidarı ele geçiren Taliban yönetimi ile birlikte siyasi bir düzen ve toplumsal barış ve huzur sağlanamadı ve bugün de halen Afganistan'daki iç karışıklıklar aynı şekilde devam ediyor. Kısacası, 1970'lerde Moskova'nın kışkırtmasıyla başlayan vahşet, çeyrek asır boyunca Afganistan'a büyük acı ve zulüm yaşattı ve yaşatmayı sürdürüyor

  2. #2
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesaj
    763
    Rep Gücü
    6151
    Komünizm i Taniyalim..... ilginc detaylar...

    Moskova'dan gelen "danışman"ların direktifleriyle hareket ediyor, onların gösterdiği şekilde kendi halklarına karşı kitle katliamları gerçekleştiriyorlardı. İktidarda kaldıkları kısa zaman zarfında, büyük bir terör uyguladılar. Aynı kaynakta bu terörün bir örneği şöyle anlatılmaktadır:

    1979 Martı'nda Kerala köyü... 1.700 yetişkin ve çocuk, köydeki erkek nüfusun tamamı meydana toplandı ve yakından nişan alınarak otomatik silahlarla tarandı; ölüler ve yaralılar bir buldozer yardımıyla üç ayrı çukura üst üste gömüldü. Kadınlar korku dolu gözlerle, uzun dakikalar boyunca kapanan çukurların oluşturduğu tepeciklerin sarsıldığını gördü: Diri diri gömülenler dışarı çıkmaya çalışıyordu. Sonra sarsıntılar kesildi. Anaların ve dulların hepsi Pakistan'a gitti. Terör Kabil kentini de sarmıştı. Kentin doğusunda bulunan Pole Çarkı Cezaevi, toplama kampına dönüştürüldü. Cezaevi Müdürü Seyid Abdullah mahkumlara şöyle bir açıklama yaptı: "Sizler çöp haline getirilmek için buradasınız.



    Komünizmi mutlu mesut insan sevgisi ile dopdolu bir yönetim olarak anlatan arkadaslar umarim burayi atlamazsiniz, komünizmi övmeden kapitalizme sövmeden dinlere tükürmeden bu sayfadaki ithamlara aciklik getirir sonra yine komünizme methiyeler düzebilirsiniz...!

    ....... Umut ediyorum yaprsiniz... ( hic yapmadiniz ya yinede umut edelim )

  3. #3
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesaj
    763
    Rep Gücü
    6151
    Yazar Michael Barry La Resistance Afghane (Afgan Direnişi) isimli kitabında, bu cezaevi müdürünün diğer uygulamalarını şöyle anlatmaktadır:
    İşkence en geçerli yöntemdi. Cezaevinin en büyük cezası, diri diri lağım çukuruna atılmaktı. Bir gecede onlarca mahkum yüzlerce nedenle idam edilirdi; cesetler ve can çekişen bedenler buldozerler yardımıyla üst üste gömülürdü. Stalin'in cezalı halklar için uyguladığı yöntem yeniden kullanılmaya başlandı. 15 Ağustos 1979'da Hezarelerden 300 kişi direnişe destek verdikleri gerekçesiyle tutuklandı; 150'si buldozerler yardımıyla diri diri gömüldü, öteki 150'si benzine bulanarak canlı canlı yakıldı. 1979 Eylülü'nde cezaevi yönetimi 12.000 mahkumun öldürüldüğünü kabul etti. Pole Çarkı, Cezaevi'nin müdürü duymak isteyenlere şöyle diyordu: "Yalnızca bir milyon Afganlıyı sağ bırakacağız, sosyalizmi kurmak için bu kadar adam yeter



    Komünizmi kurmak ve idame ettirmek icin ne kadar insan gerekiyorsa onlari ayirip, gerisini utaniyorum yazmaya hayvan itlaf eder gibi toplu katliamlarla yari ölü yari diri topraga dozerlerle gömmek Komünizmin Bolsevik ihtilali döneminden kalma mirasimidir...??


    Bunada bir cevap verseniz..?

  4. #4
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesaj
    763
    Rep Gücü
    6151

    Jivkov döneminin vahşet belgeleri

    Jivkov döneminin vahşet belgeleri
    23.05.2003
    Bulgaristan'da komünizm döneminde Türklere karşı uygulanan isim değiştirme ve asimilasyon kampanyasının gizli belge ve tutanakları tek tek ortaya çıkıyor.

    Üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), asimilasyon kampanyası dosyasını bir kitap haline getirdi. Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) Merkez Komitesi ve Politbüro'nun arşivlerinden seçilmiş gizli belge ve resmi tutanaklardan derlenen 200 sayfalık kitap, 28 Mayıs'ta satışa çıkarılacak.

    O dönemdeki birçok vahşeti belgelerle anlatan kitapta, son derece ilginç konuşmaların yer aldığı resmi toplantı tutanakları da bulunuyor. Bulgaristan'ın yakın geçmişinin gizli kalmış yönlerini ortaya koyan kitapta, 1989'da yaşanan zorunlu göçün perde arkasında nelerin olduğu da tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor.

    ''İsim Değiştirme Kampanyasının Gerçekleri'' adını taşıyan belgesel nitelikteki kitapta bugüne kadar açıklanmamış resmi bir tutanak belgesi de yer alıyor.

    6 Haziran 1989'da dönemin devlet başkanı Todor Jivkov'un başkanlığında yapılan politbüro toplantısından, ''çok gizli'' damgalı resmi tutanağa göre şu konuşmalar geçiyor:

  5. #5
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesaj
    763
    Rep Gücü
    6151

    6 Haziran 1989'da dönemin devlet başkanı Todor Jivkov'un başkanlığında yapılan politbüro toplantısından, ''çok gizli'' damgalı resmi tutanağa göre şu konuşmalar geçiyor:


    ODOR JİVKOV: Ülkenin mevcut durumu ile ilgili bu toplantının yapılmasını uygun buluyorum. Yine ''Yeniden Doğuş'' sürecine değineceğiz. Bundan sonra nelerin yapılacağını tespit etmek için bugüne kadar yapılanları bir gözden geçirelim. İsyan eylemlerini durdurduk. Artık ortada isyan yok.

    Bu insanlara pasaport başvurularını kolaylaştırmalıyız. Meseleyi dramatik hale getirmeyelim. Maksimum sayıda insanı göç ettirmek için elimizden geleni yapmak durumundayız. Ancak en az 200 bin kişiyi göçe zorlamalıyız. Veriler gösteriyor ki eğer bunu yapmazsak birkaç yıl sonra er veya geç bir Kıbrıs'a dönüşebiliriz. Bu halkın yıllık nüfus artışı ne kadar?

    GEORGİ TANEV: 15 bin civarında.

    TODOR JİVKOV: 20 yıl sonrasını düşünebilir misiniz?

    İVAN PANEV: Gitmek isteyen 7 komünist var.

    TODOR JİVKOV: Komünistlerin gitmek istemesi çok iyi değil.

    GRİGOR STOİÇKOV: Bu insanlar şimdi evlerine kapanıp, toplanıp bekliyorlar. Sorun yaratıyorlar. Tahminim bir bölümü göç etmeyecek.

    TODOR JİVKOV: En önemlisi onları işyerlerine döndürmek olacak. Eğer dönmezlerse tedbir alınmalı. Onlara, başka bir bölgeye gidecekleri, orada çalışacakları ve evlerine burada çalıştırılacak başka insanların yerleştirileceği söylensin.

    GRİGOR STOİÇKOV: Bu konularla ilgili, yarın açıklanmak üzere yeni bir hükümet kararının alınması gerekiyor.

    TODOR JİVKOV: Ama bu karar basında yer almamalı.

    PENÇO KUBADİNSKİ: Bence yoldaş Jivkov'un yaptığı açıklama çok büyük bir olaydır. Bu tutum bütün dünyaya yayıldı. Bunu sonuna kadar değerlendirmeliyiz. Kesinlikle tereddüt etmemeliyiz.

    Mesela Razgrad bölgesindeki Beli Lom'da 1800 kişinin yüzde 90'ı pasaport başvurusu almış bulunuyor. Biz onlara şöyle demeliyiz; sizi durdurmayacağız, ancak rekoltenin toplanması da size düşer. Önce buğday ambara girecek,ondan sonra gideceksiniz.

    TODOR JİVKOV: Çalışmayan pasaport alamayacak.

    PENÇO KUBADİNSKİ: Türkiye'nin amacı, Bulgaristan'da ekonomik sorunlar yaratmak. Buna karşı koyacak gücümüzün olduğu bilinmelidir. Göçü durdurmadan duruma hakim olmamız gerekir. Bence 300 bin kişi göç eder. Bu durum, işgücünde kısmi bir kriz yaratabilir, ancak panik yaratmayacak.

    TODOR JİVKOV: Türkiye onları kabul etmeyi reddedecek.

    PENÇO KUBADİNSKİ: Bizim yaptığımız, bu veya şu şekilde işimize yarar. Türkiye kapıları açmazsa suçun Türkiye'ye ait olduğunu söyleyeceğiz. Gidip geri döndüklerinde ise biz onlara, ''Siz Bulgarsınız, nereye gidiyorsunuz? Gitmeyin demedik mi?'' diyeceğiz. Şimdi onları kabul edip etmeyeceklerini düşünmeden, almaları için Türkiye'yi sıkıştırmalıyız.

    TODOR JİVKOV: Bu işi boş bırakmayalım... Onları bando mızıka ile uğurlamamız gerekir.

    PENÇO KUBADİNSKİ: Doğru, çünkü kovulmadıklarını görecekler. Bazı işletmeleri kapatmak zorunda kalsak bile önemli değil. Öğrencilere hızlı meslek kursları vermeliyiz, hemen traktör veya biçerdöver koltuğuna oturabilmeli. Emekliler için de önemli, onlar da mesleğinde çalışıp maddi anlamda teşvik edilmeli.

    VASİL TSONEV: Evleri konusunda ne yapacağız?

    TODOR JİVKOV: Evleri ile ilgili spekülasyon olmasın. Onları bir nevi parasız almalıyız. Toplumsal örgütlerce satın alınırsa daha iyi olur. Onların yerine gelecek işçilere bu evleri verebiliriz.

    NAÇO PAPAZOV: Ben Burgaz'daydım. Orada 70 bin Türkleştirilmiş Bulgar, 100 bin de Çingene var. Şimdi baktığımda Macaristan'da Çingeneler parti kuruyorlar, bizde ise 300 bin Çingene yaşıyor. Onlardan da parti kurmak isteyenler olabilir. İçişleri bakanlığı bu işi ciddi olarak takibe almalı. Yaptığımız, aslında büyük bir siyasi vurgun sayılır.

    PETAR MLADENOV: Bence yoldaş Jivkov'un açıklaması, politikayla uğraşmaya başladığımdan beri gördüğüm en büyük siyasi hamlelerden biri. Eğer bunun tarihte bir emsali varsa öğrenci eylemleri sırasında De Gaulle'in çıkıp, ''Buraya kadar'' demesine benzetilebilir.

  6. #6
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesaj
    763
    Rep Gücü
    6151

  7. #7
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesaj
    763
    Rep Gücü
    6151



    Tüm tarihi belge ve bilgiler su yukarida gördügünüz Stalinin Bolsevik ihtilali ve devrimi icin 40.000.000 ( KIRK MiLYON ) insani Katlettigini yazar...

    LENIN'İN KANLI DEVRİMİ

    Karl Marx, bir siyasi partinin veya hareketin lideri değildi. Sadece bir teorisyendi. İnsanlık tarihini diyalektik materyalizme göre kurallara oturtmaya uğraşmış, buna göre geçmişe yorumlar getirmiş ve gelecek hakkında kehanetlerde bulunmuştu. Marx'ın en büyük kehaneti ise devrimdi. Kapitalist düzenin ayaklanan işçiler tarafından yıkılacağını ve bu devrimle birlikte "sınıfsız toplum" doğacağını vaat etmişti.

    Marx 1883 yılında öldü. Aradan yıllar, hatta on yıllar geçmesine rağmen, Marx'ın haber verdiği devrim bir türlü gerçekleşmedi. Avrupalı kapitalist ülkelerde, devrim gerçekleşmesi bir yana, işçilerin çalışma ve hayat koşullarında kısmen de olsa iyileşme yaşandı ve işçi-burjuvazi gerilimi azaldı. Devrim gerçekleşmiyordu ve gerçekleşeceği de yoktu.





    Bu ortam içinde, Marx'ın ölümünden yaklaşık 20 yıl sonra, bir başka önemli isim Rusya'da ortaya çıktı. Marxistler'in kurduğu Rus Sosyal Demokrat Partisi içinde giderek yükselen Vladimir İlyiç Lenin, Marxizm'e yeni bir yorum getirdi. Lenin'e göre, devrimin kendi kendine olması mümkün değildi, çünkü Avrupalı işçiler burjuvazi tarafından kendilerine sağlanan imkanlar tarafından oluşturulmuştu, diğer ülkelerde ise zaten kayda değer bir işçi sınıfı yoktu. Lenin bu duruma militan bir çözüm önerdi: Devrim, Marx'ın öngördüğü gibi işçiler tarafından değil, işçiler (yani Marxist literatüre göre "proleterya") adına hareket eden, profesyonel devrimcilerden oluşan, askeri bir disipline sahip "Komünist Parti" tarafından gerçekleştirilecekti. Komünist Parti, silahlı mücadele ve propaganda yöntemlerini kullanarak devrim gerçekleştirecek, iktidarı ele geçirdiği andan itibaren Lenin'in "proleterya diktatörlüğü" adını verdiği otoriter bir rejim kurulacak, rejim muhaliflerini tasfiye edecek, özel mülkiyeti ortadan kaldıracak ve toplumun komünist düzene doğru ilerlemesini sağlayacaktı.

    Lenin'in ortaya attığı bu teoriyle birlikte komünizm, eli silahlı terör gruplarının ideolojisi haline gelmiş oluyordu. Lenin'den sonra da dünyanın dört bir yanında kendilerini kan dökerek devrim yapmaya adamış yüzlerce "komünist parti" veya "işçi partisi" ortaya çıktı.



    Lenin'in ortaya attığı bu teoriyle birlikte komünizm, eli silahlı terör gruplarının ideolojisi haline gelmiş oluyordu. Lenin'den sonra da dünyanın dört bir yanında kendilerini kan dökerek devrim yapmaya adamış yüzlerce "komünist parti" veya "işçi partisi" ortaya çıktı.

  8. #8
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesaj
    763
    Rep Gücü
    6151
    Sayin sosyalist bakin yukarida KIRMIZI renk ile isaretledigim yeri dikkatle okursaniz , iddia ettiginiz gibi devrimin yada komünist ihtilalinin isci sinifinin ayaklanmasi ile falan olmustur martavalini alip cöpe atiyor....

    Peki ama bir sekilde bu ihtilal gerceklesebilmesi icin hangi yol izlenmis birde ona bakalim mi...??

  9. #9
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesaj
    763
    Rep Gücü
    6151

    Lenin Bolşevik Devrimi'nden 11 yıl önce, Proletari dergisinde şöyle yazıyordu:

    Peki komünist parti devrim için hangi yöntemleri izlemeliydi? Lenin bu soruyu hem yazılarıyla hem de eylemleriyle cevapladı: Komünist parti olabildiğince çok kan dökecekti...

    Lenin, henüz 1906 yılında, yani Bolşevik Devrimi'nden 11 yıl önce, Proletari dergisinde şöyle yazıyordu:

    Bizim ilgilenmekte olduğumuz olgu, silahlı mücadeledir; bu mücadele, bireyler ve küçük gruplar tarafından yürütülmektedir. Bir kesimi devrimci örgütlere ait iken, öteki kesimler (Rusya'nın belirli kesimlerinde çoğunluğu) herhangi bir devrimci örgüte bağlı değildirler. Silahlı mücadele, birbirlerinden kesinkes olarak ayrılması gereken, farklı iki amaca yöneliktir; önce, bu mücadele kişilere, liderlere ve ordu ve polisteki görevlilere suikast yapmayı amaçlar, ikinci olarak, hem hükümete ait, hem de özel kişilere ait para kaynaklarına elkoyar. El konulan paralar kısmen parti kasasına, kısmen özel silahlanma amacına ve ayaklanma hazırlığına, ve kısmen de tanımlamakta olduğumuz mücadeleye katılan kişilerin geçimine gider. Büyük el koymalar (Kafkasya'daki 200.000 rublelik, Moskova'daki 875.000 rublelik gibi olanlar) gerçekten de öncelikle devrimci partilere gitmiştir -küçük elkoymalar çoğunlukla, bazen de tümüyle "el koyucuların" geçimine gider.14

  10. #10
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesaj
    763
    Rep Gücü
    6151
    Hele sayin sosyalist , Rusya daki ekim devriminden sonraki dönemi incelediniz mi...?
    1918 de Lenin in emri ile Car 2.Nicholas in coluguyla cocugu ile kursuna dizilisi ile baslayan dönemi...?

    Bir yandan KIZIL ORDU öbür yandan belkide KGB nin temeli olan ( emin degilim ) "Çeka" adli gizli polis örgütünün bilhassa
    Sivastopol, Yalta, Aluşta, Simferopol gibi Kırım illerinde yaptiklari mezalimi hic arastirdinizmi...

Benzer Konular

  1. Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...
    Venhar Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 17-09-2010, 09:02 PM
  2. "Gerçek Mümin" ile "Çakma Müslüman" arasındaki farklar
    elosia Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 31
    Son mesaj: 09-02-2010, 04:39 PM
  3. "değişen dünya" ve "bitmeyen dönüşüm"
    mopsy Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 12
    Son mesaj: 28-08-2009, 05:47 PM
  4. "Hayır demesini bilmeyenin "evet"inin de bir anlamı yoktur."
    İnci Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-06-2009, 11:48 AM
  5. "Evin"siz ("oikos"suz) Ekoloji"= "Sözde çevrecilik!"
    kalemsör Tarafından Çevre Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-04-2009, 04:04 PM
Yukarı Çık