selam ederim;

dostlarım "türk" dediğimiz topluluğun geçmişi çok uzun zaman öncelerine dayanır. kültürümüzün dünya üzerinde büyük etkileri vardır. ben bu yazımda sizlere ilim, bilim, teknolojiden bahsetmeyeceğim. hoşgörü, misafirperverlik, anlayışlı olmakdanda bahsetmeyeceğim. çünkü biz bu değerlerde batılılaşıp bir an önce bize hedef gösterilen "ileri ülkelerin medeniyetine erişme çabasından" kendimize ait pek çok kültürü, davranışı ve önemli şahsiyetlerin icraatlarını unutuk.

bu günlerde dünyanın gözü türkiyenin üzerindedir. siyasi olarak değil, sosyal alanlarda ortadoğuda üstlendiği pozisyondan dolayı ilgi odağı olmuştur. bir kaç örnek vermek isterim; mimari alanda yapıtları eserleri ile bir devrim yaratan mimar sinan dünyanın önemle takip ettiği times dergisine konu olmuş sayfalarca yer ayırmış, hatta avrupanın saydığı italyan heykeltraş michaelangelo ile kıyasladıklarında bunun mimar sinana haksızlık olacağını, mimar sinan'ın batıdan doğuya eserlerinin hala dimdik ayakta durduğunu ve kullanıldığını yazmışlardır.

50 türk lirası üzerinde bulunan bir bayan resim vardır bilmiyorum dikkatinizi çektimi ilgilendinizmi, o hanım efendi fatma aliye hanımdır ilk bayan felsefecimiz düşünürümüzdür. 1900 - 1936 yılları arasında kadın erkek eşitliğinden ilk bahseden kişidir. makaleleri fransızca, ingilizce, arapça dillerinde yayınlandı. bugünlerde boşanmış kadınların söz hakkı olmasına, kadınların edebiyat ile uğraşabilmesine, hatta felsefe ve din ile uğraşabilmesine ön ayak olan çok önemli bir kişidir. musikiyi islamın bir parçası olarak yorumlamış oldukça önem vermiştir. bugünün kadınlarımızın özgürlüğünde tıpkı halide edip adıvar gibi büyük payı vardır.

Itri;

yaklaşık 1630 ile 1640 yılları arasında doğduğu sanılmaktadır. Çeşitli kaynaklarda ölümü için 1711 ve 1712 tarihleri gösterilmektedir. Asıl adı Mustafa'dır.

Itrî'nin müziği 17. yy'da henüz oluşum aşamaları içindeki bir müzik üslubunda "klasik" diye nitelendirilebilecek özellikler taşır. Kişisel duygu ve düşüncelerini dile getirmediği, bütünüyle kendine özgü, kişilikli bir anlatım yaratabilmiştir. Müziğinin dengeli, oturmuş bir yapısı vardır; yapıtlarının en dokunaklı bölümlerinde bile, duygusallıktan, abartamadan, gereksiz süslemelerden kaçınmıştır, cümleleri açık seçik ve berraktır. Yapıtlarının ezgi yapısındaki özellikler ise, sanatının ancak teknik bir inceleme çerçevesinde değerlendirilebilecek başka bir yönüdür. Hiçbir bestesinde alışılmış ezgi örneklerine rastlanmaz. Belli bir makamdaki yapıtı, başka bir bestecinin aynı makamdan bir yapıtıyla karşılaştırıldığında, o makamı çok farklı buluşlar, taklit edilmeyen, benzersiz deyişlerle işlediği görülür. Bir makama bağlı müzik cümlelerini sadece komşu perdelerden yararlanarak geliştirme kolaycılığından kaçınmış, en uzak perdelere dek uzanarak, zor olanı gerçekleştirmeyi yeğlemiştir. Böylece ezgilerini dar bir ses alanı içinde kalmaktan kurtarmıştır. Onun müziği bu bakımdan makam ve geçki zenginliği taşır. Bu zenginlik, kullandığı usuller için de geçerlidir. Notasıyla günümüze ulaşamamış parçalarının güfteleri ile usullerini veren eski kaynaklarda, çok ender kullanılmış usullerde bile yapıt bestelediği görülmüştür. Itrî, Şeyhülislam Esad Efendi'nin belirttiğine göre, bini aşkın beste yapmış olan çok verimli bir bestecidir. Bunların büyük bir çoğunluğu unutulmuş ya da kaybolmuştur; bugün ancak kırk dolayında yapıtı bilinmektedir. Günümüze kalan pek az yapıtıyla bile bugün de Klasik Türk müziğinin en başta gelen birkaç ustasından biri kabul edilmesi, sanatında ki olağanüstü özelliklerin bir sonucudur.Kim Kimdir?

bende burada bir ilave yapmak istiyorum, türk muziğinin zenginliği perde aralıklarının teferruatı hiçbir kültürde yoktur. do-re-mi-fa-sol-la-si-do dediğimiz notalar evrensel kabul edilen 8 adet ses anahtarlarıdır. fakat türk musikisinde anahtar sayısı 60 küsürdür. örneğin re notasına karşılık neva, do notasına karşılık çargah, si notasına karşılık segah gibi. türk müziğinde bu zenginliği yaratan şey ise do notasından re notasına geçerken yarım yarım iki ton farkı oluşudur bemol ve diyez olarak işaret edilir. fakat türk musikisinde her iki nota arası geçişte tam 9 farklı ses bulunur. işte türk muziğinin zenginliği burdan kaynaklanır. dilim döndüğünce anlattım benden daha bilgili arkadaşlar elbet vardır aranızda. bütün bu zenginliğe rağmen nedense dünyaya mal olan bir ses sanatcımız yok gibidir bu zamanda çünkü türk musikisinden yeni gelen nesiller uzaklaşmış ve batılı muziklere merak sarmışlardır. fakat eminim bugün itri yaşıyor olsaydı dünyada nam salardı.

hep kişilerden konuşup canınızı sıkmak istemem bayan bir yazı olmasın :) türk yemeklerinden bahsetmek istiyorum birazda. osmanlının yemeklerinden tutunda, kılık kıyafetteki kumaş ve renk zenginliğide dillere destan olmuştur. ve yemek kültürümüz bugün bile dünyanın neresine giderseniz gidin türk denilince akıla gelen ilk şeydir. osmanlının kurduğu kahvaltı sofralarında en az 4 çeşit taze peynir 3 çeşit zeytin, kaymak, bal, bir kaç çeşit reçel, taze domates, salatalık, yumurta, börek ve gözleme çeşitleri bulunur. şu an dünyadan bize geri gelen branch dediğimiz kahvaltı çeşidi aslında bize ait bir değerdir. kahvaltının yapıldığı semaver ve bakır kaplar eksikdir sadece. yemeklerimizdeki damak tadını ancak osmanlının esaretinde kalmış ülkelerde rastlayabilirsiniz. zenginliğinden ve çeşitliliğinden bahsetmeye gerek görmüyorum.


Farabi (874 - 950)
Felsefenin Müslümanlar arasında tanınmasında ve benimsenmesinde büyük görevler yapmış olan Türk filozoflarının ve siyaset bilimcilerinden Fârâbî, Arapça, Farsça, Grekçe ve Latince’yi çok iyi öğrenerek , Aristo ve Eflatun’un eserlerini defalarca okudu. Ebu Bekr Serrac’dan gramer ve mantık okudu. Bir musiki üstadıydı. Kanun adındaki çalığı aletini o buldu. Ayrıca rübab denilen çağlıyı da o geliştirip, bu günkü şekle soktu. Bir çok bestesi vardır. Matematikle de uğraştı. Farabai, ilimleri sınıflandırdı. Ona gelinceye kadar ilimler trivium(üçüzlü) ve huatrivium(dördüzlü) diye iki kısımda toplanıyordu. Nahiv, mantık, beyan üçüzlü ilimlere; matematik, geometri, musiki ve astronomi ise dördüzlü ilimler kısmına dahildi. Farabi ise, ilimleri; fizik, matematik ve metafizik ilimler diye üçe ayırdı. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından ancak on üçüncü asırda kabul edildi. Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıki izahını Farabi yaptı. O, titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını, deneyler yaparak tespit etti. Bu keşfiyle musiki aletlerinin yapımında gerekli olan kaideleri de buldu. Aynı zamanda tıp alanında çalışmalar yapan Farabi, bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili eser yazdı. Aristo’dan sonra gelen bir felsefeci olarak kabul edildi. Eskiyi yeni felsefeye ustalıkla aktardı. Montesgieu, Spinoza gibi batılı filozoflar, Farabi’nin eserlerinin tesirinde kaldılar.

Mustafa Kemal 1881-1938

ileri görüşlülüğü ve üstün zekası dünyaca kabul edilmiş bir lider. o milletinin gönlünde taht kurmuş düşmanındada saygı uyandırmış bir lider. fazla söze gerek yok herkez tanıyor ülkemizin değerli komutanını.

Mevlana Celaleddin Rumi;

o ne bir felsefeciydi, nede muzisyen. Allah aşkıyla yanıp utuşmuş onda kaybolmayı bilmiş, muziğinde, felsefeninde, aşkında insanda var olduğunu görmüş ve o meşhur sözünü söylemiştir "ne olursan ol gel". çünkü insandaki o yüksek ruh değerini görmüş ve buna hürmet etmiştir. onun hayat görüşünde insan sevgisi değil Allah sevgisi vardır. Allah'ı seven herşeyi sever gibi evrensel bir kapı açmıştır insanlığa. onun değeri bu günlerde çok daha fazla anlaşılacaktır dünyada.


birazda ülkemizin konumu dolayısı ile yaşadığı zenginlikden bahsetmek istiyorum. 4 mevsim yaşıyoruz ve etrafımız denizlerle çevrili, denizlerimiz tertemiz, havamız suyumuz tertemiz. bunu yurtdışına giden arkadaşlar daha iyi anlarlar zannediyorum. ülkemiz gerçekten konumu ve tabiatı dolayısı ile cennettir dostlarım. dilediğiniz yere gidin eninde sonunda özleyeceğiniz bir ülkede yaşıyoruz. hiç boşuna özenmeyin, biraz çalışmak ile diğer ülkelerden çok daha ileri olmak kolaydır. böyle bir konumda yer almak zordur bu saatten sonra. el birliği ile ufak tefek eksiklerimizi tamamlayabiliriz. ülkemizin sahip olduğu kültürel zenginliğin dünyada eşi benzeri yoktur. bırakın osmanlı tarihini insanlık tarihinde bile bu konuma sahip olmak için çok büyük mücadeleler savaşlar yapılmıştır. bu aziz topraklar üzerinde birbirimize karşı ne kadarda saldırgan davranıyoruz veya elimizde olan değerlerin kıymetini hiç bilmiyoruz. en zengin dilin arapça olduğu söylenir fakat tükçemizde öyle zengindirki ifade etmek istediğiniz şeyi detayları ile tarif etmenin binbir türlü yolu vardır.

herzaman gözleri olmuştur bu topraklarda, herzaman bir sebeple bölmüşlerdir, herzaman batıya özenti kendi kültürünü küçük gören insanlar çıkmıştır. ama ulu Allaha hamdolsun ki oyunlar hep bozulmuş, gerçekler hep ortaya çıkmıştır. fakat onlar bıkmamışlar farklı sebepler bulup içimize nifak sokmaya devam etmişlerdir. buna en güzel örnek kendi üretimini sudan sebeplerle kullanmayı protesto etmemizdir. sebep "yeşil sermaye". mc donalds, coca cola, lancome, loreal gibi bir çok ürünü çılgınlık derecesinde bağımlı bir şekilde tüketirken, konu kendi üretimine gelince müslümanlara yardımı oluyor diye adına yeşil sermaye konulmuş, bunu uygulayan dile getirende arkadaşları arasında popüler olmuştur. fakat diğer kullandığı onca yabancı markanında yahudileri güçlendirdiğini hiç düşünmemiş düşünmeyi gerek görmemiştir. maksat bir ideoloji değil populer bir akımdır. bu mesele ahmet kayanın salondan çatal bıçak ile kovulup milli marşlar söylenirken duyulan coşkuya benzer. tamamı suni ve düşünmeden yapılan bir hareket ile bir başkasının sahneye gelip bu duyguları sömürmesi rant elde etmesi, zaman geçip düşününcede pişmanlık duymasına benzer.

pişman olmadan önce düşünerek hareket etmemiz gerekir. birazda ruhumuz'un sesine kulak vermemiz gerekir. onu yok sayarak yaşamak demek, başımıza gelecek hertürlü olumsuz olaya kucak açmak demektir. hepimizin hataları olmuştur eksiklik noksanlık bizlere aittir. amaç eksik noksanı bulup doğrulup düzelmektir arkadaşlar.

biz yerli malı üretmeyi bir gurur saydık ve işe giriştik ürettik'te üzerine made in turkey yazdık gururla. yüzüne bakan olmadı. şimdi yabancı isimle marka çıkarıyor üzerinede hiçbirşey yazmıyoruz ne kadar acı değilmi? bu eğitimsizlikden değil arkadaşlar elimizde bulunan eserleri kişileri kültürü hor görüp başkalarına özenti yaşamaya çalışmakdan başka şey değil, bunun adı bilinçsiz olmaktır. çok özür dilerim. çünkü artık eğitimsiz insan neredeyse kalmamıştır, fakat bilgili olan tecrubeli olan hayata karşı olgun yaklaşan kişilerin uyarılarının dikkate alınmamasıdır. yada onların uyarmaması önlem almamasıdır.

şimdi gençlerimizin internette kullandıkları takma lakaplardan tutunda, işlek yerlerdeki iş yerlerimizin hepsinin isimleri yabancı, elbette özgürlük var seçenek kişilere aittir saygı duyarım ama bu gidişin sonu aslında diğer ülkelerden çok daha kıymetli kültürümüzün dilimizin yakın gelecekte yok olmasına işarettir.