Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 Toplam: 7

Karargâhta 160 generalin işi ne?

Tartışma Salonları (polemik) Kategorisi Serbest Kürsü Forumunda Karargâhta 160 generalin işi ne? Konusununun içerigi kısaca ->> Azönce gazetelere gözatarken dikkatimi cekti , baslik ile konunun gittigi yer farkli, Atatürk e, Atatürk ün jakobenligine, simdiki askerlerin Atatürk ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Nerden
    ...NRW...ALMANYA...
    Mesaj
    174
    Rep Gücü
    287

    Karargâhta 160 generalin işi ne?

    Azönce gazetelere gözatarken dikkatimi cekti , baslik ile konunun gittigi yer farkli, Atatürk e, Atatürk ün jakobenligine, simdiki askerlerin Atatürk ü rezil ettigine ve hatta ittihak ve terakkiye kadar gitmis...



    “Ergenekon ve darbecilikten dolayı tutuklanan generaller birlik komutanı değildir. Bunların hepsi karargâh subayıdır. TSK'nın tutuklanan generalleri daha ziyade büyük karargâhların subayları oldukları için, Silâhlı Kuvvetlerde bir zafiyet de oluşmuyor. Muharip birlikler kendi işleri güçleriyle uğraştıkları için, pek bu taraklardaki bezlerden dokumuyorlar.”

    ORDUNUN İÇİNDE İKİ ORDU VAR

    “Türk ordusu ikiye ayrılır. Birincisi olması gereken ordu ve bunun tepesine binmiş, Türkiye’yi idare etmeye çalışan siyasî partî gibi davranan bir ikinci ordu. Bu ayrımları yapmadan, ordunun tümünü suçladığımızda bazıları bunun orduyu yıpratmak amacıyla yapıldığını söyleyerek kullanabiliyor. O nedenle buna dikkat edilmeli.”

    M. Kemal’in en büyük hatası ne?
    u“M. Kemal’in bence en büyük hatası, Türk halkının daha o zamanlardan başlayarak gelişebilecek olan demokratik fidesini sulamak yerine, tepeden inmeci ve kurtarıcı jakoben usulünü seçmiş olmasıdır. Günümüze kadar süren vesayet mekanizmasının köklerini bu ilişkilerde aramak gerekir.”


    Karargâhta 160 generalin işi ne?

    Genelkurmay Başkanı Işık Koşener’in geçtiğimiz günlerde kuvvet komutanlarıyla istifa etmesi büyük eleştiri konusu oldu. Ancak devlette kriz çıkmadan birkaç saat içinde Jandarma Komutanı Necdet Özel Genelkurmay Başkanı yapıldı. Biz de bu hafta 1971’de ordudan uzaklaştırılmış, daha sonra tekrar orduya geri dönmüş daha sonra 1980’de kendi isteğiyle emekli olmuş eski bir asker olan Taraf yazarı Namık Çınar’la konuştuk. Türkiye’deki askerî yapının köklerini, Türkiye siyasetine etkilerini ve geldiğimiz noktayı değerlendirdik. Namık Çınar, Türkiye demokratikleştiğinde askerlerden siyaset yapmasını biz isteyeceğiz diyor…

    Eski bir asker olarak Türkiye’nin militarizmden kurtulacağını düşünüyor musunuz?

    Türkiye Cumhuriyeti daha kuruluşunda askersel biçimde doğdu. Önderlik eksenindeki bu anlayış M. Kemal’in 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkarak harekâtı başlattığını söyler. Bu Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfetmesine benzer. Nasıl ki Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfetmeden önce o toprakların bin yıllık gelenekleri olan insanları var idiyse, Anadolu insanının da M. Kemal’in Samsun’a çıkmasından önce başlattığı, ulusal kurtuluş amacı güden yerel kongreleri vardı. Mondros Antlaşmasından sonra yerel bazda da olsa, amacı ulusal hedeflere gitmek olan, birbirleriyle temas halinde yaklaşık otuz kongre toplanmıştır. Bunu gören Osmanlı Paşaları ve başta tabiî ki M. Kemal olmak üzere, bu hareketleri ciddiyetle izlemişler ve gelip müdahil olarak, zaptu rapt altına almışlardır. Jakoben hareket buradan başlar. Nasıl ki Amerika’nın keşfine bakış Avrupa merkezli ve mercekli bir bakışsa, Türkiye’deki merkezi anlayış da, Anadolu’nun ulusal uyanışına öyle bakmıştır. Türkiye’ye el koyan anlayış, Anadolu’nun kendiliğinden içsel hareketlerini, adeta seksen yıldır küçümsemeye devam edegelmiştir. İki binli yıllarda, işte bu küçümsemenin kırıldığını görürüz.

    M. Kemal’in jakoben anlayışın temsilcisi olan İttihatçılardan olmadığı iddia edilir…

    M. Kemal İttihatçıydı, ancak kendine önlerde yer bulamadığı için ‘Mağdur İttihatçı’ olarak gözükmüştür. Enver Paşa Orta Asyalarda umur ararken öldü. Ama M. Kemal için hayat başka şekilde evrildi ve Anadolu’da başarılı oldu. Şunu da söylemek gerekir ki M. Kemal başlangıçta Anadolu’nun unsurlarıyla uyumlu bir tablo çiziyordu. O yüzden, daha demokratik, daha yerel ve tüm kesimlere hitap eden 1921 Anayasası böyle çıkmıştır. Kurucu anlayış muhalefet istemediğinden üç sene içinde, henüz işlevlerini yerine getirememiş olan o anayasayı kaldırarak, yerine devletçi ve CHP’nin tek parti rejiminin alt yapısını oluşturacak olan 1924 Anayasası’nı yürürlüğe koyacaktır.

    Kâzım Karabekir’in M. Kemal’in lider olmasında büyük emeği geçmiştir, fakat sonra çatışmışlardır. Neden?

    Kâzım Karabekir ve arkadaşları Anadolu’nun kıraçlarında, Anadolu çocuklarıyla birlikte savaşan, halkın nabzını M. Kemal’den önce yakalamış biriydi. M. Kemal ise Anadolu’ya İstanbul ve Saray ilişkilerinden kopup gelmiştir. Cumhuriyet, sultanlığı kaldırmıştır. Ancak kongre hareketleriyle ortaya çıkan demokratik sivil siyasal inisiyatifin ilk filizleri sulanıp canlandırılmadığı ve M. Kemal hareketi bu yolu tercih etmediği için muhaliflerini İstiklâl Mahkemeleri yoluyla tasfiye etmiştir.

    M. Kemal Kurtuluş Savaşı’nın komutanıdır, ancak başkomutanlık konusunda bir tartışma yaşanmış mıdır?

    Az önce Ankara Meclisi kurulmadan önce yaklaşık otuza yakın yerel kongrelerin toplandığını söylemiştim. Milis alayları oluşturmayı ölçü alan kongrelerden birisi İç Ege’de yapılır. Toplanacak milis gücün başına kimin geçeceği tartışılır. Komutanın sivil eşraftan olması asker kişininse komutan yardımcısı olması kararı çıkar. Bu anlayış Ankara’daki meclise yansısaydı seksen sene kazanmış olacaktık. Birinci meclisin ikinci grubunun sözcüsü Hüseyin Avni Ulaş’la M. Kemal arasında da böyle tartışmalar geçmiştir. Ordu, Polatlı önlerine kadar çekilince “Paşa ordunun başına geç” denir. M. Kemal de o süreçte mutlak hakim olma isteğini iletir. Ulaş ise M. Kemal’in Başkomutanlığı uhdesinde bulunduran parlamentoya belli periyotlarla hesap vermesini ister ve der ki: Paşam, sana ve senin komutanlığına itibar ediyoruz. Ordunun başına geçecek olmana sevinç duyuyoruz. Ne ki, başkomutanlık ünvanının meclisin bünyesinden çıkarılıp bir kişinin eline geçmesini isteme bizden. Bırak başkomutanlık meclisin olsun ve sen onun yardımcısı kal. Daima meclise hesap veren biri olmaktan vazgeçme. Çünkü bu yol olur ve gelecek nesiller sıkıntı çekerler.
    Bilindiği üzere cumhuriyetin jakoben anlayışı galebe çalacak ve önderlik gurubunun rahat edeceği, fakat daha sonraki nesillerin, örneğin bizlerin sıkıntılar çekeceği bir yol izlenecektir. M. Kemal’in bence en büyük hatası, Türk halkının daha o zamanlardan başlayarak gelişebilecek olan demokratik fidesini sulamak yerine, tepeden inmeci ve kurtarıcı jakoben usulünü seçmiş olmasıdır. Günümüze kadar süren vesayet mekanizmasının köklerini bu ilişkilerde aramak gerekir.
    Bugünkü saray paşalarına dönecek olursak…

    TSK içinde bir grup 1960 yılından sonra vesayet sistemini aşama aşama duvar ustası gibi darbelerle ve onun hukukuyla örmüşlerdir. Bugünün darbe planları ortaya çıkınca “Bunları mı düşünmüşler?” diyoruz. Çin Ordusu’ndan daha fazla generalin istihdam edilmesinin sebebini, işte şimdi ne işe yaradıklarını görerek anlıyoruz. Türk Ordusu ikiye ayrılır. Birincisi olması gereken ordu ve bunun tepesine binmiş, Türkiye’yi idare etmeye çalışan siyasî parti gibi davranan bir ikinci ordu. Bu ayrımları yapmadan, ordunun tümünü suçladığımızda bazıları bunun orduyu yıpratmak amacıyla yapıldığını söyleyerek kullanabiliyor. O nedenle bu hususa dikkat edilmeli, darbeci unsurlarla, darbeciliklerde ilgisi olmayanlar, daima birbirlerinden ayrı tutularak değerlendirilmelidirler.

    1960 yılında sizce halk, kongreler dönemindeki faaliyetine mi geri dönmek istedi?

    M. Kemal öldükten sonra bir geçiş dönemi yaşandı. O geçiş döneminde halkın galebe çaldığını ve sanki kongrelerini topladığı dönemdeki gibi kendi içinden çıkan DP’yi iktidar yaptığını görüyoruz. Bu süreçte İstanbul’dan gelen jakoben anlayış askıya alınmış gibi oldu. CHP çizgisindekiler için 1950 ile 60 yılları arası fetret dönemi gibidir. Bir an önce kendilerini toparladılar ve Başbakan’ı astılar. Silâhlı Kuvvetler en önce darbeler için Harp Okulunu kullanıyorlardı. Ancak politik darbeciliğin tadını alan öğrenciler üç sene sonra bir albayla 21 Mayıs’ta yeniden ihtilâl yapmaya kalkınca, bu çocuklarla artık bu iş olmaz deyip, daha sonraki süreçlerin darbelerinde, Harp Akademilerini gündeme getireceklerdir. Çetin Doğan’ın plan tatbikatında harp akademileri komutanı gözlemci olarak duruyorsa, nedeni işte budur. Kimya’da peryodik sistemdeki elementler tablosunda olduğu gibi, Türkiye’nin yakalanmış olan son darbe planında, tıpkı yap-boz’daki gibi aralarda boşluklar vardır.

    Siz diğer ordu birimlerinde de darbe planları olduğunu mu düşünüyorsunuz?

    28 Şubat’tan sonra bu işler hiyerarşik ve emir komuta zinciri içinde planlandığı için birinci orduda darbe planı yapılıyorsa ikinci ve üçüncü orduda neden yapılmasın ki? Fazladan görülen 160 generalin karargâhlarda işi ne? Ergenekon’dan ve darbeciliklerden dolayı tutuklanan generaller birlik komutanı değildir. Bunların hepsi karargâh subayıdır. Türk ordusunun tutuklanan generalleri daha ziyade büyük karargâhların subayları oldukları için, Silâhlı Kuvvetlerde bir zafiyet de oluşmuyor. Muharip birlikler kendi işleri-güçleriyle uğraştıkları için, pek bu taraklardaki bezlerden dokumuyorlar. Yani bu darbe işleri daha ziyade büyük karargâhların, ordudan kopuk olarak düzenledikleri ve fakat günü gelince o orduya yaptıracakları ve şimdilik kendisinden gizli tuttukları işlerden olarak görünüyor.

    Asker içinden belgelerin çıkarıldığı söyleniyor. Peki bu askerler kimler?

    Silâhlı kuvvetler içinde darbeci grubun tasfiye edilmesi gerektiğini düşünen subaylar var. Ancak bu subaylar güçlü değil. Güçlü olsalardı bunu açıktan yaparlardı. Güçlü olan hâlâ darbeci kanat.

    Bazı yorumcular sanki Ergenekon yapılanması yerle bir olmuş, her şey artık sivillerin emrinde gibi bir izlenim veriyorlar…

    Hayır! Erdoğan’ın en büyük kusuru işleri ‘defacto’ olarak yapması. Ancak turnusol kâğıdı yeni anayasa olacak. Eğer askerî kurumlar demokratik sistem içinde ele alınıp düzenlenmezse Erdoğan hakkındaki düşüncelerimi değiştiririm. Kendisinin dönemsel bir lider olup çekip gideceğini söyleyecek hale gelirim. Anayasal çerçevede YAŞ, MGK kaldırılmalı, askerî okulların müfredatları gözden geçirilmeli. Türkiye’de askerî reform şart. Bunun da yapısal olması gerekir. Nasıl ki Türkiye’nin yüzüncü yıl hedefi var. Askerî sistemin demokratikleştirilmesi için de böyle bir hedefin olması gerekir. Tabi bu işlerin uzun süreçli olması kaçınılmaz, ancak en azından işler rayına girer, askerî öğrenciler demokratik sisteme uygun kültürlerden geçirilerek yetiştirilirler.

    Sizin muhalif eski bir asker olduğunuzu biliyoruz. Sizin gibi bu yanlış düzene karşı çıkan insanlar neden çoğunlukta değil?

    Baskı rejimlerinin ya da böyle kurumların iç bünyelerine muhalefet edenler daima azınlıkta olurlar. Çoğunlukta olsalardı, durum bu noktalarda mı olurdu? Sizin sorunuzu hep düşünmüşümdür. Belki Stokholm Sendromu en fazla buraya uyar. Selimiye Askerî Ortaokulu, Erzincan Askerî Lisesi, Kara Harp Okulu, Piyade Okulu gençlikleri, haksızlıklara karşı doğal bir insiyakla tepki vermeye eğilimli dönemlerin çocuklarıdır. Teğmen, yüzbaşılık zordur. Çileli günlerdir. Bu, subayları hoşnutsuz ve muhalif yapar. Albay olduğunda ise iki elin arkanda gezmeye başlarsın. Yarbay olunca OYAK’tan ev imkânı, araba imkânı alırsın, kamplar senin için artık eskisi gibi zor değildir. Gittiğin yerlerin tahsisi kolaydır. Yavaş yavaş sendrom içine işlemeye başlamıştır. Albay olduğunda sistemin bir numaralı savunucususundur. Gençlikte solcu olan arkadaşlarım daha sonra sistemin bir numaralı savunucusu olmuşlardır. Köy çocukları köylülüğü küçümser hale gelmişlerdir.

    Özel’in genelkurmay başkanı olması sanki Anadolu’yla barış gibi anlaşıldı. Bu kadar iyimser olabilir miyiz?

    Bu Türkiye’nin ve Türk halkının bir özlemiydi. Baştaki komutanlar ise bu özlemin farkında olan insanlar. Umut edelim ki öyle olsunlar. Ama bunu anladıkları ortada. Nereye kadar güçleri yeter nereye kadar dayanırlar bilemem. Çünkü eninde sonunda onlar da aynı eğitimlerden geçmiş kimselerdir. Ancak Özel’in hukuk içinde kalacağını söylemesi, sivil siyasetin direktifleri istikametinde hareket edeceğinin ip uçlarını vermesi ve ekibini de bu istikamette yürüteceği izlenimleri azımsanacak şeyler değildir. Eski genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları darbeci sanıkları bahane göstererek istifa ettiler. Ancak Özel, istifa etmedi. Hükümetle uyumlu bir çalışma sergiledi ve başbakandan da, ilgili subayların emekli edilmemesi yönünde ricada bulundu. Sonuç olarak istifa eden dört generalin yapamadığını Özel yapmıştır.

    Artık sivil-asker ilişkileri dikensiz gül bahçesi oldu diyebilir miyiz?

    Bu yapı bir günde oluşmadığı gibi bir günde de düzelemez. Bir sarkacın salınması gibi gelgitler olacaktır. Ancak bu her defasında daha da azalan sarsıntılarla gerçekleşecektir. Nihayetinde bir denge oluşacaktır. Ancak hayat devam ettiği sürece ilişkiler dikensiz gül bahçesi olamaz.

    Siz Ergenekon’dan içeride olan paşaların affedileceğini düşünüyor musunuz?

    Eğer ortaya demokratik ve sağlıklı bir anayasa çıkarsa genel af çıkması gerektiğini düşünüyorum. Toplum barışmalıdır. Temiz bir sayfa açılmalıdır. Elli milyon insanı öldüren Avrupa, 1944 yılında savaştı, 46 yılında barıştı, 48 yılında ise yan yana geldiler ve kol kola girdiler. Söylediğim şeylerin romantik olduğunun farkındayım, hayatın böyle akmadığını da biliyorum. Ama benim gönlümden geçen Türkiye’deki kesimlerin birbiriyle barış içinde kardeşçe yaşamayı öğrenmesidir.

    Yeni komuta kademesinin cumhurbaşkanlığı resepsiyonuna katılıp katılmayacağı yeni dönemin işareti olarak algılanıyor. Sizce katılırlar mı?

    Resepsiyona gitmeyenler taraflarını belli ederler. Önümüzdeki dönemde de onların tasfiyesi için uğraşırız. Resepsiyona gitmemek edepsizliktir. Burası kimsenin babasının çiftliği değildir. Karşılarında başkomutan olan Cumhurbaşkanı Gül var. Bu memlekette başkomutana saygısızlık edecek asker varsa hiç durmasın gitsin! Bu toplumun kaynaklarıyla yetişip bir yerlere gelenler, o toplumun siyasal temsilcilerine kayıtsız şartsız itaat etmekle yükümlüdürler. Son altmış yılda unutulan ya da bir türlü öğrenilemeyen temel sorun budur.

    Bunları söyledikten sonra orduevlerine gidebiliyor musunuz?

    Gidebiliyorum, ama yazılarım çıkmaya başladığından bu yana kendi isteğimle gitmiyorum. Çünkü girişte kimlik kontrolü yapılıyor ve sakıncalı olanlar içeri alınmıyor. Sizi dünya görüşünüze göre fişliyorlar. Eğer fişlenmişseniz giriş kartınıza el konuluyor. Eğer böyle bir şeyle karşılaşırsam kaderime rıza gösterip suskun suskun gerisin geriye dönmem. Bu duruma düşmemek üzere, o zamandan beri gitmeyi denemiyorum.

    Hangi kanun maddesiyle içeri almıyorlar subayları?

    Böyle bir hakları olmadıkları gibi böyle bir hukukî zeminleri de yok. Sonuç olarak hukuksuzluklarını burada da görüyoruz.

    Yeni anayasa ile asker-sivil ilişkilerinin nasıl düzenlenmesini istiyorsunuz?

    Başkomutanın sivil olması gerekir. Eskiden krallar ve padişahlar paralı askerleri kullanırlardı. Ulus devlete geçilmesiyle birlikte yurttaş, devletin sahibi olarak mecburî askerliğe tabi kılındı. Dünyanın geldiği bu günkü nokta uzmanlaşmayı ve profesyonelleşmeyi öngörüyor. Askerlik yeni dönemde kurumsal kimliğini dönüştürmeli ve yürütmenin emrindeki bir dış politika enstrümanı olarak, profesyonelleşmiş bir meslek olmalıdır. Devlet denen organizasyondan hizmet alan halk, askerî stratejinin parlamentoya gönderdiği temsilcileri aracılığıyla ve yürütmenin marifetiyle sürdürülmesini ister. Bu anlamıyla asker, sadece yürütmeye hizmet eder ve şimdiki gibi kalkıp, “Biz milletin ordusuyuz” diyerek durumdan vazife çıkararak, bir siyasî parti gibi hareket edemez. Cumhuriyeti korumak askerlerin değil, halkın ve parlamentoların görevidir. Yani askersellik, parlamentonun bünyesinden doğacak olan bir işlevdir. Türk geleneği de böyledir. İlk hükümet meclis hükümeti, ilk ordu meclis ordusuydu. Bu nedenle ismi TC ordusu olarak değil, TBMM orduları diye söylenirdi. TBMM ruhundan doğan bu yapı yetkisini meclisin içinden çıkan hükümete verir. Yürütmenin başı başkomutandır. Fiili olarak başbakan, manevî olarak ise Cumhurbaşkanıdır. Başkomutan “vekili” millî savunma bakanıdır. Bu yapıda ise Türkiye’nin en rütbeli generalinin silâhlı kuvvetler komutan “yardımcısı” olması gerekir. Kuvvet komutanları silâhlı kuvvetler komutanına bağlıdır.

    Genelkurmay Başkanlığı nerede yer alacak?

    Genelkurmay başkanı başbakanın karargâh subayıdır. Komutan değildir. Normalde manevî olarak cumhurbaşkanlığı fiili olarak başbakanlık başkomutanlık makamı olması gerekirken 1980 Anayasası ile genelkurmay başkanı aynı zamanda silâhlı kuvvetler komutanıdır, savaşta başkomutanlık görevini yürütür denmiştir. 1876 anayasasında bile padişaha böyle bir yetki tanınmamıştır. 1982 anayasasının bu mantığının da iyi anlaşılması gerekir. Genelkurmay karargâhı başbakanın karargâhı olmalıdır.

    İnsanlar, “hükümet askeri de ele geçirdi artık militaristleşiyor” diye eleştirebilir…

    Ne ilgisi var. Tam tersine militarizm sivilleşiyor denebilir. Başbakan bayındırlık işlerine bakanlık aracılığıyla bakıyor, ama yol mühendisi değil. Tıpkı bunun gibi askerlik de başbakana bağlı olmalıdır.

    Genelkurmay Başkanı, Başbakana çalışacak stratejik bir karargâh mı olacak?

    Evet sadece başkomutan olan başbakana çalışıp hizmet üretmelidir. Amacı başkomutanın doğru karar verip sağlıklı hareket etmesini sağlamaktır. Genelkurmay karacıların, denizcilerin, havacıların da olduğu müşterek bir karargâhtır. Genelkurmay başkanının komutan olmadığını yinelemekte fayda var. Ayrıca Genelkurmay’ın bulunduğu başbakanın karargâhında sivil stratejistler de olacaktır. Burada generaller de politika yapacaktır.

    Yani asker politika mı yapacak?

    Bugüne kadar oyun kurallarına göre oynanmadı. Dar anlamda politika yaparak ülkeyi mahvettiler. Yarın burası demokratik bir ülke olduğunda generallerden siyaset yapmalarını isteyeceğiz. Ama buna daha vakit var. Bu yapıyı Pentagona benzetebilirsiniz. Generaller çıkıp CNN’de siyasî beyanatlar verebiliyorlar. Ancak bu beyanatları başkan adına veriyorlar. Türkiye’de de durum böyle olmalıdır. Karargâhta strateji üreten subayların belki yıldızları ve üniformaları bile farklı olabilir. Gördüğümüzde “yüksek karargâh subayı” demeliyiz. Artık Türkiye demokratikleştiğinde askerler için de burası zevkli bir yer olacak. Türk ordusu evrensel bir ordu olacaksa Türkiye dünyanın onuncu büyük ekonomisi olacaksa, donanmaların Gölcük Körfezlerinde çürüyen değil okyanuslarda yüzer hale gelmesi gerekir. Türkiyenin ticarî çıkarlarının gezindiği sularda dolaşan donanmalara ihtiyacımız var. İşte yeni ordu böyle bir ordu olmalıdır.


    H.Hüseyin Kemal
    hhkemal@yeniasya.com.tr

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye tntcool - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Nerden
    Antalya
    Mesaj
    2.191
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    54809
    Artık ordu da halledildiğine göre Mustafa Kemal'e saldırmanın tam zamanıdır arkadaşlar...

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesaj
    597
    Rep Gücü
    0
    Türkiye ve İsrail

    Sn. Başbakanımızın ve bizlerin İslamın önünde ki en büyük engel gördüğümüz İsrail ‘in ordusunun karşılaştırmasını yapalım istedim.

    İsrail; “Yahudiler, kan ve ateşle yok edildiği gibi kan ve ateşle yeniden kıyam edeceklerdir” sloganını bayrak edinen ülkedir.

    Türkiye 75 milyon nüfuslu bir ülkedir. İsrail ise 5 milyon.

    5 milyon nüfuslu İsrail’in 645 bini askerler oluşuyor. 141 bini asker, 504 bini de yedek askeri güçtür. 135 bin Yahudi ise milis güç olarak askeri eğitimden geçirilmiştir. Erkekler 3 sene kadınlar ise 2 sene askerlik hizmetinde bulunuyor.

    Komuta kademesinde; 115 Orgeneral bulunuyor!!!

    Bu ileti burada sona ermiştir. Yorum sizlere kalmaktadır.

  4. #4
    bursali68
    Misafir..
    Merhaba,

    Bundan sonra sanırım " general " olmak istemez asker...Erken erken emekli olup bahçesinde çiçek yetiştirmeyi yeğler...Baksanıza general olan içeri giriyor...Keramet pırpırda demek ki...

    Sağlıcakla kalınız...

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesaj
    597
    Rep Gücü
    0
    Sıkıntı generalde değil ELDE EDİLEMEYENDE!

    İKTİDAR; İslam dahil, cumartesi annelerine kadar her şey kullanıldı ele geçirildi ve şimdi hakkında kötü bir şey yok!

    CUMHURBAŞKANLIĞI; Her şeyin tek sorumlusu gösterildi. Gün geldi " bize Müslüman Cumhurbaşkanı" seçtirmiyorlar gerekçesiyle Erken seçime bile gidildi. Ele geçirildi noter denmesine rağmen tık yok.

    YÖK; Başörtüsünün engeli dendi, ele geçirildi başörtüsü çözülmedi tık yok!

    YARGI; Her kötülüğün anasıydı, 2'ye 1 mahkemeleri deniyor ama tık yok!

    ORDU; fırtınalar koparıldı ve devam ediyor ele geçirilmek üzere, olsun tık çıkmıcak....

    Olay, benim olmayan KÖTÜDÜR mantığı.. Bakalım bundan sonra ne bahane olacak?... MAĞDURİYET BİTTİ!

  6. #6
    bursali68
    Misafir..
    Merhaba,

    Olay, benim olmayan KÖTÜDÜR mantığı.. Bakalım bundan sonra ne bahane olacak?... MAĞDURİYET BİTTİ!
    Bundan sonraki bahane ne mi olacak...Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir...Daha önce de " ara da sırada söylenen " , bundan önce olmuyor muydu , daha önce yaptılar mı sanki de bizden bekleniyor...mazeret mi , o kadar çok var ki mazaret...Ayrıca mazeretin " maliyeti de yok " ...Bedava üret yüksek rant ile sat...!

    Sağlıcakla kalınız...

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye tntcool - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Nerden
    Antalya
    Mesaj
    2.191
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    54809
    Mağduriyet konusu bitse de Bülent amcanın gözyaşları bitmez. Bizim halkımız da duygusallık bitmez... :))

Yukarı Çık