Merhaba

Pekin bir yıl önce barışçıl gösteri düzenleyen Uygurlara şiddet uyguladığında dünya yüzünü başka yöne
çevirdi. Müslüman dindaşları bile Uygurların içinde bulunduğu durumla pek ilgilenmiyor. Çin'in Uygurların bir
halk olarak varlığını tehdit eden politikasına karşı çıkmanın vakti geldi

Carl Gershman

(ABD merkezli Demokrasi için Ulusal Fon (National Endowment for Democracy)
adlı kuruluşun başkanı, 5 Temmuz 2010)



Bir yıl önce bugün, Çin polisi ülkenin batı bölgesi Sincan’ın başkenti olan Urumçi’deki Uygur azınlığın
düzenlediği barışçıl bir gösteriyi şiddet kullanarak bastırdığında, dünya yüzünü öbür tarafa çevirdi. Uygur
İnsan Hakları Projesi’nin söz konusu huzursuzluk konusunda kısa süre önce yayımladığı ‘Kimse bizi
duyuyor mu?’ başlıklı raporun mesajı bu.

Görgü tanıklarının ifadelerine dayanan rapor, protestoculara açılan (ve yüzlerce ölümle sonuçlanan)
ateşin yanı sıra toplu dayağı, binlerce insanın rastgele gözaltına alınmasını ve bölgenin dış dünyayla
bağını koparacak şekilde iletişim araçlarının 10 ay boyunca kapatılmasını ayrıntıyla anlatıyor. Geçen
hafta Washington’da düzenlenen ve raporun kamuoyuna açıklandığı konferansta, bir görgü tanığı polisi
Han Çinli güruhlara çelik sopalar verirken gördüğünü anlattı; bu durum, güvenlik güçlerinin Uygur
karşıtı şiddeti kışkırttığına dair raporları teyit ediyor.

Huzursuzluğun kaynağı içeride
Pekin şiddet nedeniyle ‘denizaşırı düşman güçler’i, özellikle de 2005’te bir Çin hapishanesinden ABD’ye
sınırdışı edilen Uygur lider Rabiya Kadir’i suçladı. Fakat huzursuzluğun kaynağı tümüyle içeride; olayların
doğrudan sebebi, Urumçi protestolarından 10 gün önce Guangdong’daki bir oyuncak fabrikasında
Uygur işçilere düzenlenen saldırıydı.

Urumçi’nin yaklaşık 4 bin 800 kilometre doğusunda Uygur işçilerin yaşıyor olması, Çin’in Uygur karşıtı
politikasını açıkça ortaya koyuyor; bu politika, işsiz Uygurlar ve özellikle de genç kadınlar doğu Çin’deki
fabrikalarda işe alınırken, Han Çinlileri batıdaki Sincan bölgesine yerleşmeye ve burada iş bulmaya
teşvik ediyor. Kadınlara odaklanılması da tesadüfi değil, Kadir Washington konferansında şu açıklamayı
yaptı: “Bu durumun, yetkililerin bizim bir halk olarak devamlılığımızı tehdit etme çabalarının bir parçası
olduğuna inanıyoruz, zira bu kadınları evlenecekleri ve aile kuracakları yaşta topluluklarından
uzaklaştırıyorlar.”

Sincan’ın etnik bileşimini değiştiren nüfus transferi, aslında Çin’in Uygur halkının hayatta kalmasını
tehdit eden sistematik politikasının boyutlarından sadece biri. Uygur dili okullarda fiilen saf dışı
bırakılırken, Uygur tarihi ve kültürü hakkındaki yüzlerce kitap yasaklandı, hatta yakıldı. Dini personel
‘vatansever yeniden eğitim’den geçmeye zorlanırken ve cami inşaatları sıkı kontrolden geçirilirken,
Uygurların Müslüman inancı saldırı altında. En az bunlar kadar önemli bir nokta da şu: Çinli yetkililer,
Kaşgar’da Eski Kent’i tahrip ediyor, 65 bin evden 200 bin insanı çıkarıyor ve ‘Uygur kültürünün beşiği’
diye adlandırılan bu kenti yok ediyor.

BM Genel Sekreteri General Ban Ki-moon Doğu Kudüs’te Filistinlilere ait 22 evin yıkılması planını ‘tahrik
edici’ ve ‘uluslararası hukuka aykırı’ diye niteledi. Fakat Eski Kaşgar’ın ve bütün Uygur kültürünün
toptan yok edilmesi tek bir kelimeyi bile hak etmiyor. George Orwell’in Stalin’i düşünerek söylediği gibi,
“en büyük suçlar... o anın siyasi atmosferiyle uyuşmadıkları sürece, gerçekten bütün yönleriyle
gözden kaçabilir.” Şu açık ki, Uygurların içinde bulunduğu korkunç durum, Müslüman dünyadaki
dindaşları açısından bile şu anın siyasi atmosferiyle uyuşmuyor.

Geçen hafta açıklanan rapor, Çin hükümetine ve uluslararası topluma tavsiyeler içeriyor. Pekin’e
medya özgürlüğü ve hukukun üstünlüğünün yanı sıra Urumçi protestolarının altında yatan sebeplerin
kabul edilmesi konularında yapılan tavsiyelerde dikkat çeken nokta şu:

Bu tavsiyeler, 8 binden fazla Çin vatandaşı tarafından imzalanan ve ‘bütün etnik ve dini grupların
gelişebileceği’ türden federal bir cumhuriyet çağrısını da içeren ‘Charter 08’ ilanındaki ilkeler ve
hedeflerle de uyumlu.

Çinli demokratlar ve Uygur azınlık, Pekin’deki hükümetin halkın rızasından kaynaklanan demokratik
yetkinin yokluğunda meşruluk kazanmak için fitillediği aşırı milliyetçiliğin tehdidi altında. Sürgünde
başlattıkları diyaloğun rejimin tümüyle engelleyemediği iletişim kanalları aracılığıyla Çin’in içinde yankı
bulması, böylece milliyetçi nefrete karşı koyması ve şiddetin bırakılmasıyla Çin için farklı bir geleceğe
yönelik ortak bir bağlılığı güçlendirmesi gerekiyor.

Uluslararası soruşturma şart
Uluslararası toplum tarafından da birçok şey yapılabilir. Demokrat vekil James McGovern’ın önerdiği bir
karar, ABD’nin Çinli yetkililerle görüşmelerde Uygurların haklarını gündeme getirmesini, elçilik
çalışanlarının davaları izlemesine imkân tanınmasının talep edilmesini ve Urumçi’de bir konsolosluk
açmaya çalışılmasını öngörüyor.

ABD ve uluslararası toplum aynı zamanda, Uygurların geçen temmuzda meydana gelen olaylar için
bağımsız bir uluslararası soruşturma yürütülmesi ve Çinli yetkililerle anlamlı bir diyalog başlatılması
yönünde üç ay önce yaptığı çağrıyı da desteklemeli. Uygurların sesini bir süredir kimse dikkate
almıyordu. Onları dinleme vakti geldi.

Uygurları hatırlamanın tam zamanı / Yorum / Radikal İnternet