Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3
  1. #1
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Gök neden gürler?

    Gök neden gürler?


    Yürüyordum. Caddede. Yalnız sayılmazdım. Etrafımda onca varlık vardı. Hayalhanemden çıkıp kâinatın seslenişine kulak kesilmek istiyordum. Derken, semadan yardım geldi ve beni kendime getirdi.
    Bir çatırtı koptu, gök sanki yarıldı ve huzurlu bir ürküntü saldı yeryüzüne. En sevdiğim seslerden biriydi gök gürlemesi. Nedenini tam bilememiştim. Ta ki..

    Derken, onlar düştü muhayyileme. Sesleri birbirinin içinden geçmiş, birbirine çarpıp düşmüştü. Kelimeleri mecalsiz, yorgun argın yığılıyordu kalplerinin içine. Onları dinlerken "Dandelion" (yön: Mark Milgard) filmindeki etkileyici sahne canlanmıştı muhayyilemde. Kadın mutfakta tabak çanak ne varsa etrafa fırlatır. Kırılmış kalbini tabakları kırarak göstermeye çalışır. Var gücüyle kocasına bağırır: "Bu evde her şey, duvarlar bile benim sesimi duyuyor ama sen duymuyorsun!" Adam bir şey anlamamıştı. "Sadece kendi sesini dinleyenler başkasının sesini duyamaz." dedim. Kendime. Yalnız sayılmazdım.

    Adam kadını suçluyordu kadın da adamı. "Dediklerimi dinlemiyorsun, anlamıyorsun, çarpıtıyorsun, bana değer vermiyorsun, beni hep suçluyorsun, beni sevmiyorsun, ben senin için neyim bilemiyorum." Gök bir kere daha gürledi. Ardından yağmur iyice şiddetini artırdı. Yeryüzünün sesi semanın gür sesinden çekinmiş sus pus olmuştu sanki. Ya da bana öyle gelmişti. Derken, kâinatın sesine rüzgârın uğultusu katıldı.

    Yürüyordum. Caddede. Yalnız sayılmazdım. Kâinat yanı başımdaydı ya. Her ikisinin de derdi neydi? "Beni lütfen dinle, beni duy, beni işit!" iniltisi ne demekti? "Beni doğru anla, beni olduğum gibi anla!" ne demekti? Kendi seslerini yükselterek diğerinin sesini bastırmak istiyorlardı. Gök neden gür bir seslenişle seslenmişti az önce? Tuhaf olan her biri diğerini çok sevdiğini ve değer verdiğini iddia ediyordu. Yok, samimi görünüyorlardı. Her ikisi de çırpınıyordu. "Beni duysana be adam/kadın!"

    Yürüyordum. Caddede. Yalnız sayılmazdım. Şemsiyeye vuran yağmurun şapırtılarını kendime yoldaş etmiştim. Derken, "Birbirinizi neden bu kadar suçladığınızın farkında mısınız?" diye sormuştum. Susmuşlardı. Suskunluk kısa sürmüştü. "Bana değer verseydin şunu şunu yapmazdın..." demişti adam. Kadın hemen atılmıştı. "Sen de bana değer verseydin şöyle yapmazdın.."

    "Burada biraz duralım ve her ikinizin söylediğine yoğunlaşalım. Sanki her ikinizin de asıl derdi birbirinizden değer görmek istiyorsunuz." Her ikisi de aynı şeyi söylemişti: "Ama ben ona çok değer veriyorum." "O zaman sorun birbirinize değer verip vermemekte değil, bu değeri doğru biçimde ve yeteri kadar ifade edip etmediğinizde." Her ikisi de hemfikirdi. Ama ötekinin değer verdiğini göstermediğinde!

    Yürüyordum. Caddede. Onların yağan yağmurun altında kâinatın sesini dinlemelerini ne çok isterdim. Keşke bu mümkün olsaydı. Bir saat birbirleriyle hiç konuşmadan, birbirlerinden hiçbir şey talep etmeden, birbirlerini hiç suçlamadan, sadece gök gürlemesini, sadece yağmurun sesini, sadece rüzgarın uğultusunu dinleyebilselerdi. Sadece ama sadece konuşan kâinatın sesini dinleyebilselerdi. İçlerinde biriken kızgınlığı, öfkeyi, kırılganlığı kâinatın sesi yatıştırabilirdi belki. Belki duyulmayı talep etmeden önce dinlemeyi öğrenirlerdi. "Kâinatın sesini duymadıkça birbirimizin sesini duyabilir miyiz?" diye sordum. Kendime. Sanırım zordu bu. Kâinatın dilini anlamadıkça birbirimizin dilini anlamak güçtü.

    "Yani" demiştim, "Aslında birbirinizi suçlarken her biriniz diğeri için değerli ve önemli olduğunu duymak istediğini ifade etmeye çalışıyor." Başlarını sallamışlardı. "Neden başkasından değil de birbirinizden değerli olduğunuzu duymak istiyorsunuz? Bir fikriniz var mı?" Her ikisinden de teker teker cevap istemiştim. "Çünkü onu seviyorum ve benim için değerli biri o. Ben de onun için değerli olmak istiyorum, derinlerde bana değer verdiğini biliyorum ama duymak istiyorum." Birbirlerine bakakalmışlardı. Yüzlerinde aydınlık bir tebessümle. "Bana değer vermiyorsun!"dan "Benim için sen çok değerlisin ve bu yüzden bana değer verdiğini duymak istiyorum"a gelmelerini istemiştim.

    "Değer verildiğimizi duyarak duyulmak istiyoruz." dedim. Kendime. Yürüyordum. Caddede. Kâinat da sesini duyurmak istiyordu. Duyulmak istiyordu. İnsanın sesini duymasını istiyordu. Yağmur dinmişti. Bir köşeye çekildim. "Gök gürlemesi O'nun sınırsız kudret ve yüceliğini övgüyle anmakta" (Ra'd:13). Gökte sesinin duyulmasını istiyordu. Bir gürleme olarak değil, O'na bir yakarış, bir övgü olarak. Doğru şekilde duyulmak, anlaşılmak istiyordu. Her varlık gibi. Hepimiz gibi.

    MUSTAFA ULUSOY


    Zaman
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesaj
    429
    Rep Gücü
    13045
    [QUOTE=RABİA;268877]Gök neden gürler?


    Yürüyordum. Caddede. Yalnız sayılmazdım. Etrafımda onca varlık vardı. Hayalhanemden çıkıp kâinatın seslenişine kulak kesilmek istiyordum. Derken, semadan yardım geldi ve beni kendime getirdi.
    Bir çatırtı koptu, gök sanki yarıldı ve huzurlu bir ürküntü saldı yeryüzüne. En sevdiğim seslerden biriydi gök gürlemesi. Nedenini tam bilememiştim. Ta ki..

    Derken, onlar düştü muhayyileme. Sesleri birbirinin içinden geçmiş, birbirine çarpıp düşmüştü. Kelimeleri mecalsiz, yorgun argın yığılıyordu kalplerinin içine. Onları dinlerken "Dandelion" (yön: Mark Milgard) filmindeki etkileyici sahne canlanmıştı muhayyilemde. Kadın mutfakta tabak çanak ne varsa etrafa fırlatır. Kırılmış kalbini tabakları kırarak göstermeye çalışır. Var gücüyle kocasına bağırır: "Bu evde her şey, duvarlar bile benim sesimi duyuyor ama sen duymuyorsun!" Adam bir şey anlamamıştı. "Sadece kendi sesini dinleyenler başkasının sesini duyamaz." dedim. Kendime. Yalnız sayılmazdım.

    Adam kadını suçluyordu kadın da adamı. "Dediklerimi dinlemiyorsun, anlamıyorsun, çarpıtıyorsun, bana değer vermiyorsun, beni hep suçluyorsun, beni sevmiyorsun, ben senin için neyim bilemiyorum." Gök bir kere daha gürledi. Ardından yağmur iyice şiddetini artırdı. Yeryüzünün sesi semanın gür sesinden çekinmiş sus pus olmuştu sanki. Ya da bana öyle gelmişti. Derken, kâinatın sesine rüzgârın uğultusu katıldı.

    Yürüyordum. Caddede. Yalnız sayılmazdım. Kâinat yanı başımdaydı ya. Her ikisinin de derdi neydi? "Beni lütfen dinle, beni duy, beni işit!" iniltisi ne demekti? "Beni doğru anla, beni olduğum gibi anla!" ne demekti? Kendi seslerini yükselterek diğerinin sesini bastırmak istiyorlardı. Gök neden gür bir seslenişle seslenmişti az önce? Tuhaf olan her biri diğerini çok sevdiğini ve değer verdiğini iddia ediyordu. Yok, samimi görünüyorlardı. Her ikisi de çırpınıyordu. "Beni duysana be adam/kadın!"

    Yürüyordum. Caddede. Yalnız sayılmazdım. Şemsiyeye vuran yağmurun şapırtılarını kendime yoldaş etmiştim. Derken, "Birbirinizi neden bu kadar suçladığınızın farkında mısınız?" diye sormuştum. Susmuşlardı. Suskunluk kısa sürmüştü. "Bana değer verseydin şunu şunu yapmazdın..." demişti adam. Kadın hemen atılmıştı. "Sen de bana değer verseydin şöyle yapmazdın.."

    "Burada biraz duralım ve her ikinizin söylediğine yoğunlaşalım. Sanki her ikinizin de asıl derdi birbirinizden değer görmek istiyorsunuz." Her ikisi de aynı şeyi söylemişti: "Ama ben ona çok değer veriyorum." "O zaman sorun birbirinize değer verip vermemekte değil, bu değeri doğru biçimde ve yeteri kadar ifade edip etmediğinizde." Her ikisi de hemfikirdi. Ama ötekinin değer verdiğini göstermediğinde!

    sevgili forum üyemizin affı ile, suradan sonrasını serbest çağrışım önermesi ile ben şöyle tamamlamak istiyorum.

    Yürüyordum. Caddede. Onların yağan yağmurun altında, bir saat birbirleriyle hiç konuşmadan, birbirlerinden hiçbir şey talep etmeden, birbirlerini hiç suçlamadan, sadece gök gürlemesini, sadece yağmurun sesini, sadece rüzgarın uğultusunu dinleyerek, saf çocukluk anılarına dönsünler. sevginin,; ebeveyn şımartılması ile hoşluk oluşturduğunu, küçücük bir oyuncağın, şeker ve çikolatanın öpücükler refakatin de almanın inanılmaz mutluluk verdiğini hatırlasalar! insanların yaşı kaç olursa olsun şımartılmayı arzu ettiğini anlamazlarmıydı?. Kâinatın dili aslında yar dilidir. kah bahar çiçekleri, ılık imbatlar ,tatlı meltemler aşkı yalayan! kah gök gürültüsü, fırtına tipi... ama en hırçın tartışmada bile gökkuşağı yaratacak şeyler özür, yada bir busenin vereceği ruh okşaması değilmidir?

    "Değer verildiğimizi duyarak duyulmak ve çocuksu şımartılmanın ruh okşamasını özlüyoruz" dedim. Kendime. Yürüyordum. Caddede. Kâinat da sesini duyurmak istiyordu. Duyulmak istiyordu. İnsanın sesini duymasını istiyordu. Yağmur dinmişti. Bir köşeye çekildim. "Gök gürlemesi O'nun sınırsız kudret ve yüceliğini övgüyle anmakta" (Ra'd:13). Gökte sesinin duyulmasını istiyordu. Bir gürleme olarak değil, O'na bir yakarış, bir övgü olarak. Doğru şekilde duyulmak, anlaşılmak istiyordu. Her varlık gibi. Hepimiz gibi.

  3. #3
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    [QUOTE=gordionum;268885]
    Alıntı RABİA´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Gök neden gürler?


    Yürüyordum. Caddede. Yalnız sayılmazdım. Etrafımda onca varlık vardı. Hayalhanemden çıkıp kâinatın seslenişine kulak kesilmek istiyordum. Derken, semadan yardım geldi ve beni kendime getirdi.
    Bir çatırtı koptu, gök sanki yarıldı ve huzurlu bir ürküntü saldı yeryüzüne. En sevdiğim seslerden biriydi gök gürlemesi. Nedenini tam bilememiştim. Ta ki..

    Derken, onlar düştü muhayyileme. Sesleri birbirinin içinden geçmiş, birbirine çarpıp düşmüştü. Kelimeleri mecalsiz, yorgun argın yığılıyordu kalplerinin içine. Onları dinlerken "Dandelion" (yön: Mark Milgard) filmindeki etkileyici sahne canlanmıştı muhayyilemde. Kadın mutfakta tabak çanak ne varsa etrafa fırlatır. Kırılmış kalbini tabakları kırarak göstermeye çalışır. Var gücüyle kocasına bağırır: "Bu evde her şey, duvarlar bile benim sesimi duyuyor ama sen duymuyorsun!" Adam bir şey anlamamıştı. "Sadece kendi sesini dinleyenler başkasının sesini duyamaz." dedim. Kendime. Yalnız sayılmazdım.

    Adam kadını suçluyordu kadın da adamı. "Dediklerimi dinlemiyorsun, anlamıyorsun, çarpıtıyorsun, bana değer vermiyorsun, beni hep suçluyorsun, beni sevmiyorsun, ben senin için neyim bilemiyorum." Gök bir kere daha gürledi. Ardından yağmur iyice şiddetini artırdı. Yeryüzünün sesi semanın gür sesinden çekinmiş sus pus olmuştu sanki. Ya da bana öyle gelmişti. Derken, kâinatın sesine rüzgârın uğultusu katıldı.

    Yürüyordum. Caddede. Yalnız sayılmazdım. Kâinat yanı başımdaydı ya. Her ikisinin de derdi neydi? "Beni lütfen dinle, beni duy, beni işit!" iniltisi ne demekti? "Beni doğru anla, beni olduğum gibi anla!" ne demekti? Kendi seslerini yükselterek diğerinin sesini bastırmak istiyorlardı. Gök neden gür bir seslenişle seslenmişti az önce? Tuhaf olan her biri diğerini çok sevdiğini ve değer verdiğini iddia ediyordu. Yok, samimi görünüyorlardı. Her ikisi de çırpınıyordu. "Beni duysana be adam/kadın!"

    Yürüyordum. Caddede. Yalnız sayılmazdım. Şemsiyeye vuran yağmurun şapırtılarını kendime yoldaş etmiştim. Derken, "Birbirinizi neden bu kadar suçladığınızın farkında mısınız?" diye sormuştum. Susmuşlardı. Suskunluk kısa sürmüştü. "Bana değer verseydin şunu şunu yapmazdın..." demişti adam. Kadın hemen atılmıştı. "Sen de bana değer verseydin şöyle yapmazdın.."

    "Burada biraz duralım ve her ikinizin söylediğine yoğunlaşalım. Sanki her ikinizin de asıl derdi birbirinizden değer görmek istiyorsunuz." Her ikisi de aynı şeyi söylemişti: "Ama ben ona çok değer veriyorum." "O zaman sorun birbirinize değer verip vermemekte değil, bu değeri doğru biçimde ve yeteri kadar ifade edip etmediğinizde." Her ikisi de hemfikirdi. Ama ötekinin değer verdiğini göstermediğinde!

    sevgili forum üyemizin affı ile, suradan sonrasını serbest çağrışım önermesi ile ben şöyle tamamlamak istiyorum.
    Yürüyordum. Caddede. Onların yağan yağmurun altında, bir saat birbirleriyle hiç konuşmadan, birbirlerinden hiçbir şey talep etmeden, birbirlerini hiç suçlamadan, sadece gök gürlemesini, sadece yağmurun sesini, sadece rüzgarın uğultusunu dinleyerek, saf çocukluk anılarına dönsünler. sevginin,; ebeveyn şımartılması ile hoşluk oluşturduğunu, küçücük bir oyuncağın, şeker ve çikolatanın öpücükler refakatin de almanın inanılmaz mutluluk verdiğini hatırlasalar! insanların yaşı kaç olursa olsun şımartılmayı arzu ettiğini anlamazlarmıydı?. Kâinatın dili aslında yar dilidir. kah bahar çiçekleri, ılık imbatlar ,tatlı meltemler aşkı yalayan! kah gök gürültüsü, fırtına tipi... ama en hırçın tartışmada bile gökkuşağı yaratacak şeyler özür, yada bir busenin vereceği ruh okşaması değilmidir?

    "Değer verildiğimizi duyarak duyulmak ve çocuksu şımartılmanın ruh okşamasını özlüyoruz" dedim. Kendime. Yürüyordum. Caddede. Kâinat da sesini duyurmak istiyordu. Duyulmak istiyordu. İnsanın sesini duymasını istiyordu. Yağmur dinmişti. Bir köşeye çekildim. "Gök gürlemesi O'nun sınırsız kudret ve yüceliğini övgüyle anmakta" (Ra'd:13). Gökte sesinin duyulmasını istiyordu. Bir gürleme olarak değil, O'na bir yakarış, bir övgü olarak. Doğru şekilde duyulmak, anlaşılmak istiyordu. Her varlık gibi. Hepimiz gibi.
    Sn.Mustafa Ulusoy'dan rica ile...demek daha doğru olurdu sanırım.
    Konuya ilaveleriniz için kendi adıma teşekkür ediyorum.
    Fakat,''şımartılmak'' ile ''en değer verdiğinin de sana değer verdiğini bilmenin'' ayrı değerlendirilmesi kanısındayım.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

Benzer Konular

  1. Yorum: 38
    Son mesaj: 04-01-2012, 02:30 PM
  2. Neden Sonsuzluk ve Neden Yokluk?
    Bulut Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 14-10-2011, 08:39 PM
  3. Referandumda Neden Evet, Neden Hayır?
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 45
    Son mesaj: 26-08-2010, 07:18 PM
  4. Yorum: 18
    Son mesaj: 13-02-2010, 09:18 PM
  5. özel mesaj atma neden en az 7 gün Neden?
    h.alperen Tarafından Sizden Yonetime! Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 18-11-2007, 10:52 PM
Yukarı Çık