Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Yol arkadaşı olarak beden

Tartışma Salonları (polemik) Kategorisi Serbest Kürsü Forumunda Yol arkadaşı olarak beden Konusununun içerigi kısaca ->> Yol arkadaşı olarak beden-1 Yürüyordum, caddede. Ayaz dâhil her şey ölümün ateşinde eriyordu. Cadde hem çok sıcak hem çok soğuktu. ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Yol arkadaşı olarak beden

    Yol arkadaşı olarak beden-1


    Yürüyordum, caddede. Ayaz dâhil her şey ölümün ateşinde eriyordu. Cadde hem çok sıcak hem çok soğuktu.
    Sonbaharda değil ilkbaharda ölümü dert eden adamı düşlemek istiyordum ama hayalhanemi işgal eden imgeler vakum gibi çekiyordu içeri beni. Dalmışım. Derken onu gördüm. Gülümsüyordu. Yine dalmışım.

    Mermer kaplı koridorda farklı ruh hallerine bulanarak yürüyordu. Her üç yüz altmış beş adımda karşısına çıkan kapı bir odaya açılıyor, her oda başka bir koridora bağlanıyordu. Odadan her çıkışında başkalaşıp değişiyordu.

    Avını bekleyen bir aslan gibi hırslı ve tetikteydi. Benim avım ne diye sormuştu. Kendine. İnsanın avı dünyaydı. Üzerinde aslan tarafından avlanacağını bilen güzel gözlü bir ceylanın tedirginliği de vardı. Anladı ki hem avlanan hem avlayandı. Hem aslandı hem ceylan.

    Koridorların duvarlarında gelişigüzel serpiştirilmiş aynalar vardı. İnsan yüzleri gibi biri diğerine hiç benzemiyordu. Bazısında muhteşem görünüyordu. Duruyor, kendini seyrediyordu. Ancak fazla kalamıyor, görüntülerinden ayrılması gerekiyordu. Tedirgin bir seyretme, tedirgin bir kendine hayranlıktı bu. Görüntüler dışında kalıyor, içine giremiyordu. Ne o onlara dokunabiliyor, ne de onlar kendisine uzanabiliyordu. O ne yapsa aynadaki görüntüleri de aynısını yapıyordu. Birbirlerine hayırları yoktu. Bir oyalanmaydı aynalar. Bir oyun ya da. Ya da hem oyun hem oyalanma.

    Çoğul benleri oluşmaya başlamış, içi iyice karışmıştı. Görüntüler kimi zaman birbirinin içine geçiyor, hepsi birbirini seyrediyordu. Kendini dev gibi gördüğü aynada başka bir aynadaki cüce görüntüsünü de görüyordu. Onu incecik gösteren aynadaki incecik hali ile şişman görüntüsü iç içe geçmişti. Ben kimim diye sordu ama bir yanıtı yoktu. Sonra...

    Sonra, her şeyin en sonrasında karanlık bir odada buldu kendini. İlk dikkatini çeken, hiç ayna olmamasıydı odada. Büyükçe bir karyola vardı köşede. Odanın duvarları toprak rengine çalan kahverengiydi ve eğri büğrüydü. Oda sanki toprağın içine kazılmış bir mahzendi. Ama nasıl olur diye hayıflandı. Koridorlar toprağın altına doğru hiç inmemişti ki; hep toprağın üstündeydi. Herhangi bir merdivenden aşağı da inmemişti. Yeryüzünde yaşarken nasıl olur da yerin altına inerdi? Her şey bir anda olup bitmişti. Belki de koridorlar ve odalar toprağın altına yol alıyordu da eğim çok küçük olduğu için fark edilmiyordu.

    Karyolaya yaklaştı. Korka korka. Bir ceset gördü upuzun yatan. "Neden hareket etmiyor bu?!" diye sordu. Kendi kendine. Sonra güldü içinden. Cesedin yüzünde bir dinginlik vardı. Hırslarından arınmış. Korkusuzdu. Yalnızdı. Cesurdu. Rahatlamış bir yüzdü.

    Yıllardır nefes alamamaktan korkan biriydi. Sıkılıp bunaldığında göğsü sıkışır, odada hava yokmuş gibi hızlı hızlı nefes alıp verirdi. Karyolada nefes almayan biri vardı. Yeşil gözlerinde neşe, enerji yoktu. Hayatı tutan kolları artık bir şey tutmuyordu. Kendini bile. Ayakları dikkatini çekmişti. Nasıl olup da bu ayaklar bu cesedi taşımıştı? Oradan oraya. Gözleri yarı açıktı. Cesetlerin gözlerinin açık olması oldum olası rahatsız ederdi onu. Gözler hayat belirtisidir ve hayatı olmayan bir göz artık dışarı bakmamalıdır. Parmaklarıyla göz kapaklarına dokunup yavaşça indirdi onları. Bir ölüye yapılacak son yardımdan biri de budur. Göz kapaklarını kapamak ve çenesini bağlamak. Bir bezle çenesini bağladı.

    Göz kapaklarını kapatıp çenesini bağlayınca ağır bir hüzün çöktü içine. Bir cesetle karşı karşıya olduğunu daha yeni anlamıştı. Oturup ağlamaya başladı. Ona sarılmak istedi ama yapamadı. Sonra çok pişman olmuştu. Sarılmamıştı çünkü ben o değilim diye düşünmüş olmalıydı. Sarılsam beni hissetmez diye düşünmüştü belki de. Karyolada yatan kendi cesediydi. İkisi baş başaydı. Ne aynalar vardı ne görüntüler. Sadece onlardı. Onunla baş başa olmak gözüne güzel göründü. Aslında rahatlamıştı. Ben ve ölüm gibiyiz dedi. Kendi kendine. Görünme telaşı yoktu artık. Hayat gailesi son bulmuştu. Ölümün güzel yanı bu muydu yoksa? Rahatlatıcı bir suskunluk vardı. Orada yıllarca kalıp dinlenmek istiyordu.

    Sonra bir melek geldi...

    Yürüyordum, caddede. Turuncu'nun rüyasını düşlüyordum. Turuncu, "Giderken Bana Bir Şeyler Söyle"deki kahramanlarımdan biriydi benim. Bu rüyayı son anda kitaptan çıkarmış, hayalimdense çıkaramamıştım. Yürüyordum, caddede. Yalnız değildim. Ölene dek yanımdan hiç ayrılmayacak hayat arkadaşım yanımdaydı; bedenim. Derken onu gördüm. Gülümsemesiyle yeniden hayalimden sıyrıldım. Yol arkadaşıma baktım. Yaşlanmaya yüz tutmuştu.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Yol arkadaşı olarak beden-2


    Yaşlanmaya yüz tutmuş kırk dört yıllık arkadaşımla yürüyordum caddede. Adımları eskisi gibi çevik ve enerjik değildi.
    Bir an üzüldüm. Kırk dört yıllık arkadaşlığımızı gözden geçirmek isterken Turuncu'nun rüyasının kalan kısmı yeniden hayalhaneme ilişiverdi.

    Yanında bir melek belirdi. "Cesedinden ayrılma vakti geldi" der gibiydi. Ondan nasıl ayrılacaktı? Yıllarca içinde yaşadığı ceset onun en yakın dostu, yoldaşı olmuştu. Birlikte geçirdikleri günler aktı gözünün önünde. Hastalıkları, iyileşmeleri, bedeniyle birlikte büyümesi, yaşlanmaya yüz tutuşu, günbegün geçirdiği değişimler canlandı. Cildindeki ilk kırışıklıkları fark ettiğinde içinde depreşen ilk korkuyu hatırladı. Saçlarındaki ilk beyazı. Birlikte yaptıkları yolculukları hatırladı sonra. Nerelere gidip gelmişlerdi. O ağır bavulları taşıyan kollarına dikti bakışlarını. Acaba bedenine iyi davranmış mıydı? Bedenin üzerindeki haklarını düşününce ürperdi.

    Bedenine bir kere daha sarılmak istedi. İnsanlar ayrılırken ve buluşurken hep sarılmak isterler birbirlerine. En sıkı sarılmalar hep ayrılırken olanlardır. Ayrılık acısının son bir tesellisi. Bedenini özleyecekti. Nasıl özlemesindi, koca bir ömrü birlikte geçirmişlerdi. Ona yeniden kavuşmayı diledi içinden, büyük bir inançla. Melek gözünün içine baktı, "Hadi ama" der gibiydi. Bedenine "Görüşmek üzere" diyerek melekle birlikte odadan ayrıldı. Aynasız odadan. Aynasız ve kaygısız yaşamımın tek odasından. Melek onu tuttu. Tutma lafını çok severdi Turuncu. Hep tutulmak isterdi. En sonunda bir melek tutmuştu işte kendisini. Onu boşluğun, karanlığın, hiçliğin ortasına düşmekten kurtarmış, tutmuştu. Melek onu tuttu, başka bir meleğe verdi, o da başka bir meleğe, o da başka bir meleğe. Berzah denilen yere taşıyorlardı onu, tam o âleme girecekken uyandı.

    Uyandığında saat üçü yirmi geçiyordu. Uyandığından emin olamadı. Henüz tam sıyrılamadığı rüyasında gördükleri duygularını karmaşıklaştırmıştı. Uyandığına iyice emin olunca iki zıt duygunun içinde çarpıştığını fark etti. Hayatta olduğuna sevinmişti. Bir gün rüyasının rüya olmaktan çıkıp gerçeğin kıyısına geleceğini görmektense tedirgin.

    O gece bedeninin hayat yolunda en yakın arkadaşı olduğunu hissetti Turuncu. Onlarca yılı bedeniyle birlikte geçirmişti ve bilemediği yılları yine birlikte geçirecekti. Bedenine karşı bir yakınlık duydu, onu hiç böyle düşünmemişti. Ona sarılası geldi. Bir eliyle diğer elini tuttu. Gecenin geri kalanını böyle geçirdi.

    O gece şunu da anladı Turuncu. Ölmek, en yakın arkadaşı bedeniyle ilk kesin ayrılığı olacaktı. Bedeni günbegün farklılaşıyordu. Her farklılaşma bir çeşit ayrılıktı. Beş yaşındaki bedeni ile şu anki bedeni aynı değildi ama hâlâ birlikte olduğu bir beden vardı. Ölünce hiç olmayacak bir beden. Onu özleyecekti.

    Kırışmış ellerine, pörsümeye yüz tutmuş cildine, bir gün kendisini zor zahmet taşıyacak ayaklarına baktı. Cildinin hemen altındaki damarlar yıllar içinde daha da belirginleşecek, yeşil bir boru hattı gibi daha çok görünür hale gelerek yaşlılığından ve ölümünden haber verecekti. Belki de bunlar için hiç vakit olmayacak küt diye ölecekti. Yakın bir zamanda sönecekti hayat parıltısı, kendini o yalnız odada bulacaktı.

    Yürüyordum, caddede. Kırk dört yıllık yol arkadaşımla. Yaşlanmaya yüz tutmuş. Yalnız değildim anlayacağınız. Turuncu'ya hak verdim o gün. Beden, hayat yolunda çok güzel bir arkadaştı. Ölürken ayrılık yaşayacağımız ilk sevdiğimizin bedenimiz olacağını da öğretmişti Turuncu'nun rüyası bana. Bir melek gelecek, ruhumuzla bedenimizi ayıracak. Sonra...

    Sonra kısa bir ayrılık dönemi olacak. Ruh berzah âleminde hayatına devam ederken beden çürüyecek. Çürüyüp toz olmuş kemiklere kim hayat verebilir ki? "Onları yoktan var eden yeniden hayat (da) verir, çünkü O, her tür yaratma eyleminin bilgisine sahiptir." (Yasin, 79)

    Yaratıcı'nın çürüyüp toz olmuş bedenimizi yeniden yaratıp onu bize yeniden yol arkadaşı kılacağına dair bu vaadine mutlak inanarak yürüyordum, caddede. Yaşlanmaya yüz tutmuş bedenime baktım göz ucuyla. Ölünce kısa süreliğine ayrılsak da sonsuza dek birlikte olacağımız hakikati içimi sevinçle doldurmuştu. Derken onu gördüm. Gülümsüyordu. Yüzü her zamanki gibi huzur doluydu.


    MUSTAFA ULUSOY


    kaynak
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

Benzer Konular

  1. Hirsiz olarak mağazaya girdi müslüman olarak çıktı
    YukseLL Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 02-11-2014, 05:20 PM
  2. Sevgili'nin Yol Arkadaşı Hz. Ebubekir(r.a)
    zekaikc Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-04-2012, 02:16 PM
  3. Bayan Ev Arkadaşı Arıyorum...
    syeltekin Tarafından Üniversiteler Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 16-12-2011, 09:22 PM
  4. Karınızı arkadaşı ile aldatın
    YukseLL Tarafından İnsan İlişkileri Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 22-03-2010, 10:13 PM
  5. İsa Aleyhisselamın Yahudi Yol Arkadaşı
    RABİA Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 29-04-2009, 07:23 PM
Yukarı Çık