Premier Lig’in kurulduğu tarihten bu yana çok şey değişti İngiliz futbolunda. Hem de ne değişim. Tüm statlar, taraftarlar, haliyle tribün profili, sanki sihirli bir el dokunmuşcasına...

‘Holiganlar mı? Öncelikle 92 kulübün başkanı var...’

Brian Clough

Gooners(Arsenal), Zulus(Birmingham City), Headhunters(Chelsea), Leeds Service Crew(Leeds United), The Urchins(Liverpool), Inter City Firm(West Ham United), Millwall(F-Troop), Red Army(Manchester United), County Road Cutters(Everton)…
‘Saydıklarım, ‘The Firm’, ‘The Football Factory’, ‘Green Street’ gibi filmlere ilham kaynağı olmuş, Ada futbolunda 70’Ii yıllarda adını duyuran holiganizm illetinin başrolünü oynayan tribün gruplardıydı. 1973 senesinde Manchester United küme düşmüş, maç günleri United taraftarlarının çıkardığı olaylar ertesi günün gazetelerinin manşetlerinden düşmez olmuştu. O sene, Bolton Wanderers ve Blackpool arasında, Bloomfield stadında oynanan ikinci lig maçında, bir Blackpool taraftarı bıçaklanarak öldürüldü. Bu olay İngiltere’de büyük yankı uyandırdı. Dönemin İçişleri Bakanı, tüm statlarda tel örgü kullanılacağını, ayrıca statlarda deplasman takımı taraftarlarına ayrı bir bölüm verileceğini açıkladı.
Ancak, alınan önlemlere rağmen zaman içinde Ada’da futbol şiddeti giderek tırmanmaya devam etti. 1985 senesinin Mart ayında, Millwalll ve Luton Town arasında oynanan Federasyon Kupası çeyrek final maçında çıkan olaylar nedeniyle maç defalarca durmuş, Kenilworth stadının dışında çıkan kavgalarda onlarca polis ve taraftar yaralanmıştı. İngiltere futbol tarihine ‘1985 Kenilworth Road Riot’ olarak geçen bu kara akşam sonrasında, Luton Town yönetimi deplasman takımı taraftarlarını stada almayacaklarını açıklarken, dönemin Başbakanı Margaret Thatcher, futbol terörünü önlemek için sert önlemler alacaklarını duyuruyordu. Futbol şiddeti, dönemin Muhafazakar partisinin en önemli gündemi haline gelmişti
29 Mayıs 1985 tarihinde Brüksel’in Heysel stadında, Liverpool ve Juventus takımları arasında oynanan Şampiyon Kulüpler Kupası finalinin öncesinde çıkan olaylarda 39 Juventus taraftarının hayatını kaybetmesi, İngiltere’de bardağı taşıran damla oldu. Tüm İngiliz takımları, Avrupa kupalarından beş sene men cezası almış, Liverpool kulübünün cezası ayrıca bir sene uzatılmıştı. Dönemin Başbakanı ‘Demir Lady’nin, ‘Önce holiganizmi kendi içimizden temizlememiz gerekiriyor, eğer bunda başarılı olursak gelecekte bir gün belki yeniden yurtdışına gidebiliriz” cümlesi unutulmamıştır.
1979 senesinden 1990’a kadar Başbakanlık yapan Margaret Thatcher, İngiltere’de futbol şiddetine savaş açan politikacı olarak bilinir. Kabinenin Spor Bakanı Colin Moynihan’ın, tüm futbol taraftarına kimlik çıkartılması önergesi, Parlemento da uzun süre tartışılmıştır.
•••
Kulüp takımlarının yanısıra, 80 ve 90’lı yıllarda İngiltere Milli takımının maçları da sürekli şiddet görüntüleri ile manşetlere taşındı, Fransa 98 Dünya Kupası sırasında çıkan olaylarda yüze yakın İngiliz taraftar tutuklandı. 2000 Avrupa Şampiyonası esnasında, İngiltere Milli takımının turnuvadan ihraç edilmesi gündeme gelmesine karşın, İngiltere Milli takımının turnuvadan elenmesi sorunu kendiliğinden çözdü.
•••
Tarih : 15 Nisan 1989...
Yer : Hillsborough...
İngıltere futbol tarihinin en kara günününde, 15 Nisan Sheffield Wednesday’in Hillsborough stadında, Federasyon Kupası finalinde 94 Liverpool taraftarı hayatını kaybetti. 300’e yakın taraftarın hastanelik olduğu, 766 taraftarın yaralandığı bu felaketten sonra, Lord Justice Taylor’un bir ayda hazırladığı, felaketinin nedenlerini yayınladığı rapor sonucu İngiltere’de tüm statların koltuklu olmasına, tel örgülerin kaldırılmasına karar verildi. O tarihten sonra, İngiltere statlarında ayakta maç izlenmesi mümkün olmamıştır.
•••
Premier Ligin kurulduğu tarihten bu yana çok şey değişti İngiliz futbolunda. Hem de ne değişim. Tüm statlar, taraftarlar, haliyle tribün profili, sanki sihirli bir el dokunmuşcasına. Günümüzde tel örgüler ayırmıyor taraftarları, her takım deplasmana binlerce taraftarını götürüyor ciddi sorunlar yaşamadan. Futbol terörü yüzünden bir zamanlar boşalma noktasına gelen tribünler, şimdi her maçta dolup taşıyor. Premier lig takımlarının kombine biletine sahip olabilmek için senelerce beklemek gerekiyor. Premier lig dünyanın en çok izlenen ligi ünvanına sahipken, ikinci ligi ‘Championship’in izlenme oranı Turkcell Süper ligini geçiyor. Premier lig kurulduğundan bu yana şampiyon olamamış Liverpool taraftarları bile, bu uzun bekleyişin yarattığı gerginliğe rağmen yeri geldiği zaman susmayı becerebiliyor.
Futbol şölenlerinde kadınların ve çocukların neşeli görüntüleri düşüyor ekranlara. Şampiyonluğu kaybeden takım, kazanana selam dururken, küme düşen takımın taraftarlarını alkışlıyor tribünler. Büyük derbilerden sonra sahada oynanan futbolun kalitesi konuşuluyor, izlerken hiç bitmesin istiyor insan, tadı damaklarda kalıyor.
Temelini Thatcher’ın attığı futbol şiddetine karşı açılan savaşı, uyguladıkları katı cezalarla kazandı İngilizler. Öncelikle hastalığın teşhisini koydular, sonra gereken tedaviyi uyguladılar. Avrupa Kupalarından men edildikleri dönemde bile ’Hakkımız yeniyor’ şikâyetinde bulunmadan, olup biteni hasıraltı etmeden, büyük küçük ayrımı gözetmeden, bizim diyarlarda sıkça duyduğumuz “Birkaç kendini bilmez” klişesinin, ‘Münferit olaylar’ palavrasının arkasına sığınmadan. Kötü oynayıp yenildikleri maç sonrası, hakemlere, futbolu yönetenlere, rakip takımlara saldırmadan...
•••
Son sezonlarda futbolumuzda giderek artan şiddet görüntüleri, statlarımızda sıkça görülen linç ort***** bakarken, İngiltere örneğini yazmak geldi içimden. Futbol şiddetini önlemenin yolunun, önce teşhis, sonra tedaviden geçtiğini, yeri geldiğinde en katı cezaları uygulamanın gerektiğini gözlemlemiş bir futbolsever olarak.
Büyük, küçük ayrımı gözetmeden, renklere ve taraftar sayısına bakmadan….
Nicedir yazarım, her kulübün kendi stadında güvenliği sağlamaktan sorumlu olduğu gerçeğini. Türk futbolunda seyircisiz oynama cezası miyadını doldurmuştur. Yapılması gereken, olay çıkaran taraftarları statlardan men etmek, (ki İngiltere’de azılı taraftarlar için ömür boyu men cezası uygulanmaktadır) takımlara ciddi puan silme cezaları getirmek, ve hatta hükmen yenik saymaktır. Transfer sezonunda çuval dolusu paraları üçüncü sınıf futbolculara saçanlar, futbol şiddetine dair sürekli bahaneler üretmek yerine sorumluluktan payını almalıdır.
Sanırım futbolumuzda temizliğe önce başkanlardan ve yönetim kadrolarından başlamak gerekir. 20 Eylül 2004 tarihinde aramızdan ayrılan Brian Clough’un, kendisine ‘futbol holiganizmi’ne dair soru soran gazeteciye,
‘Holiganlar mı? Öncelikle 92 kulübün başkanı var...’
cümlesi, aslında Türk futbolunun geldiği noktayı özetlemektedir.

Ziya Adnan
Birgün Gazetesi