2. Sayfa, Toplam 2 BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 17 Toplam: 17

Adalet ve mülk çelişkisi..

Tartışma Salonları (polemik) Kategorisi Serbest Kürsü Forumunda Adalet ve mülk çelişkisi.. Konusununun içerigi kısaca ->> Ilk emri tanri vermisti insana :)...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319
    Ilk emri tanri vermisti insana :)

  2. #12
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nerden
    ankara
    Mesaj
    458
    Rep Gücü
    22700
    mülksüzler diye bi kitap vardı ursula le guin in..ne güzel kitaptı o öyle..gerçek yolculuk dönüş yolculuğudur demişti galiba yanlış hatırlamıyosam..
    GÜLÜMSE , YARIN DAHA KÖTÜ OLACAK :)

  3. #13
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı Guney´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Adalet mülkün temelidir"

    PEKİ MÜLK ÜN YOKSA ADALET KİMİN TEKELİNDEDİR?
    Merhaba

    Supermeydanin Kizil Martisi KUCUK bir kelime oyunu ile
    Kizilliga dogru kanat cirpmis.
    Ama
    Ucus rotasini kuleden yanlis almis!

    Betimleyici kavram TEMEL!!!
    TEKEL degil.

    Yani soru soyle sorulmaliydi;
    PEKİ MÜLK ÜN YOKSA ADALET KİMİN TEMELİDİR?

    Sn.Kizil martimizin;
    Bu konuda Nizam-i Mulk hakkinda calisma yapmasi lazim diye dusunuyorum

    Konu mulk/adalet kavramlari degil
    Aslolan TEMEL kavraminin ne/kim oldugudur ki;
    Iste bu baglamda bir fikra ekliyorum

    Aralarında geçen ufak bir tartışma alevlenip büyüyünce Dursun, Temel’e “senin ananı, avratını ….yim” demiş.
    Temel medeni adam olduğundan Dursun’a aynı şekilde mukabele etmeyip, Kadıya giderek
    Dursun’un anasına, avratına sövdüğünü söyleyip şikayetçi olmuş.

    Birinci celse Temel’i ve Dursun’u dinleyen Kadı Efendi,
    ikinci celse Temelin şahitlerini,
    üçüncü celse Dursun’un şahitlerini dinledikten sonra
    taraflara savunmalarını yapmaları için dördüncü celseye gün vermiş.

    Ve nihayet dördüncü celsede tarafların savunmalarını dinleyen Kadı Efendi kararını açıklamış;
    “Suç sabit görüldüğünden sanığın üç ay hapis cezası ile tecziye sine, cezanın altıda bir artırılarak üç ay on beş gün’e çıkartılmasına…”
    (Temel bu arada; ula azoldi ama yinede uçbuçuk ay hapis yatacak oh olsun belçim akillanur” )
    diye düşünürken kadı efendi kararını açıklamaya devamla

    “…cezanın günlüğü …. Paradan hesap edilerek toplam bir akçeye çevrilmesine,
    mahkeme masrafları ve davacı vekili ücreti vekâleti olan bir mecidiyenin
    sanık tarafından ödenmesine… Hükmedilmiştir”

    Temel yerinden fırlayıp kadı’nın karşısına geçmiş Dursun’u işaret ederek
    “ha bunun anama, avratıma sövmesinin cezası bir akçemi dur da?"

    Kadı efendi birazda hiddetle evet bir akçedir deyince;
    Temel kuşağından para kesesini çıkartmış,
    içinden on akçe alıp kadının minderi kenarına koymuş ve

    “aha Kadı Efendi ben ha bu Dursun’un da senun da anasıni avradıni beşer kere ….yim.
    Cezamı da peşin ödeyrum hadi bana eyvallah deyup cideyrum,
    siz murafaaya devam edunuz, nasil olsa bileysunuz adalet mülçün temelidur,
    o Temel de benum”

    Bilmem anlatabildim mi?..........?

  4. #14
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Guney - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.117
    Rep Gücü
    80591
    Sevgili Mopsy seviyorum sizinle sohbeti..:))

    "tekel" sözcüğü özellikle kullanıldı efendim...ve yazılanlara bakınca bu durumdan gayet "memnunum"..:))

  5. #15
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı spartaküs´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ilk emri tanri vermisti insana :)
    Merhaba

    Evet!
    Bakalim ILK EMIR
    Ve
    BILGI ne imis?

    Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
    Oku!
    Rabbin Ekrem'dir/en büyük cömertliğin sahibidir.
    O'dur kalemle öğreten!
    İnsana bilmediğini öğretti.
    İş, sanıldığı gibi değil! İnsan gerçekten azar:
    Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür.
    Sadakallah!

    Ilk emir
    OKU!

    ....imis.

    Ve
    Ilk Bilgi ise:

    ...İnsan gerçekten azar:
    Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür.


    Baglaminda ihtiyac mulkiyeti
    Mulkun korunmasi devleti......

  6. #16
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı ajan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    mülksüzler diye bi kitap vardı ursula le guin in..ne güzel kitaptı o öyle..gerçek yolculuk dönüş yolculuğudur demişti galiba yanlış hatırlamıyosam..


    Merhaba

    Bize birbirimizden başka kimsenin yardım etmeyeceğini, eğer elimizi uzatmazsak hiçbir elin bizi kurtaramayacağını biliyoruz.
    Uzattığınız el de boş, tıpkı benimki gibi, hiçbir şeyiniz yok.hiçbir şeye sahip değilsiniz, hiçbir şey sizin malınız değil.,özgürsünüz.
    Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir. ...

    Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. Size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok.
    Bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok.,hükümetimiz yok, yalnızca özgür birlik ilkemiz var.
    Devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz, patronlarımız, bankerlerimiz,
    mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz, sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz, savaşlarımız yok.
    başka da pek fazla şeyimiz var sayılmaz. Biz paylaşırız, sahip olmayız.varlıklı değiliz.
    hiçbirimiz zengin değiliz, hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz.

    Eğer istediğiniz, aradığınız şey buysa o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum,
    ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor, tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi olmadan,
    hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi.
    Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir.

    Devrim'i satın alamazsınız.
    Devrim'i yapamazsınız.
    Devrim olabilirsiniz ancak.
    Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiç bir yerde değildir.
    "

    Konuşmasını bitirirken, yaklaşan polis helikopterlerinin gürültüsü sesini boğmaya başladı.
    "Romanım Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor;
    Odo romandaki olaylardan kuşaklarca önce yaşamış, bu yüzden olaylara katılmıyor
    , ya da yalnızca zımnen katılıyor, çünkü bütün olaylar aslında onunla başlamıştı.

    "Odoculuk anarşizmdir.
    Sağı solu bombalamak anlamında değil:
    kendine hangi saygıdeğer adı verirse versin bunun adı tedhişçiliktir.
    Aşırı sağın sosyal-Darwinist ekonomik özgürlükçülüğü de değil;
    düpedüz anarşizm:

    eski Taocu düşüncede öngörülen,
    Shelley ve Kropotkin'in, Goldmann ve
    Goodman'ın geliştirdiği biçimiyle.

    Anarşizmin baş hedefi,
    ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir;
    önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliğidir
    (dayanışma, karşılıklı yardım).

    Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir;
    bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır.

    .......
    “Gerçek. Ona yanlış anlama diyebilirim, ama varolmadığını veya herhangi zamanda yok olacağını varsayamam.
    Acı çekme, yaşamımızın koşulu. Başına geldiği zaman farkediyorsun. Onun gerçek olduğunu anlıyorsun.
    Tabii ki, toplumsal organizmanın yaptığı gibi, hastalıkları iyileştirmek, açlık ve adaletsizliği önlemek doğru birşey.
    Ama hiçbir toplum varolmanın doğasını değiştiremez.

    Acı çekmeyi önleyemeyiz.
    Şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama Acı’yı dindiremeyiz.
    Bir toplum ancak toplumsal acıyı-gereksiz acıyı-dindirebilir.
    Gerisi kalır.
    Kök, gerçek olan
    ”



    Saemtenevia bulvarı yaklaşık üç kilometre uzunluğundaydı ve insanlar, trafik ve nesnelerden oluşan katı bir kütleydi: satın alınacak şeyler, satılacak şeyler. Ceketler, giysiler, gecelikler, roblar, pantolonlar, külot pantolonlar, gömlekler, bluzlar, şapkalar, ayakkabılar, eşarplar, atkılar, yelekler, pelerinler, şemsiyeler; uyurken , yüzerken, oyun oynarken, akşamüstü toplantılarında, akşam toplantılarında, kır toplantılarında, yolculuk ederken, tiyatroda, ata binerken, bahçeyle uğraşırken, konuk kabul ederken, lokantaya giderken, yemek yerken, avlanırken giyilecek giysiler -hepsi farklı, hepsi yüzlerce değişik kesimde, stilde, renkte, yapıda, kumaşta. parfümler, saatler, lambalar, heykeller, makyaj malzemeleri, mumlar, resimler, fotoğraf makineleri, oyunlar, vazolar, yataklar, çaydanlıklar, bilmeceler, yastıklar, taşbebekler, süzgeçler, minderler, mücevherler, halılar, kürdanlar, takvimler, kristal saplı, platinden yapılmış bir bebek çıngırağı, elmastan rakamları olan bir kol saati, küçük heykelcikler, elektrikli bir kalem açacağı, hediyeler, çerezler, andaçlar, cicili bicili biblolar ve antikalar, hepsi zaten ya kullanışsız ya da kullanılışını gizleyecek kadar süslü; metrelerce lüks, metrelerce dışkı.

    İlk blokta shevek giysiler ve mücevherlerle parıldayan bir vitrinin tam ortasında duran kaba tüylü, benekli bir cekete bakmak için durmuştu. ''ceket 8400 birim mi?'' diye sordu inanamadan, çünkü kısa bir süre önce gazetede ''asgari ücret''in yılda 2000 birim kadar olduğunu okumuştu. ''aa, evet, o gerçek kürktür, şimdi hayvanlar korunduğundan çok ender bulunuyor.'' demişti pae. ''güzel, değil mi? kadınlar kürklere bayılırlar.'' yürümeye devam ettiler. Bir blok daha geçtiklerinde shevek'in canı çıkmıştı, gözlerini kaçırmak istiyordu.

    Bu karabasan caddesinin en garip yanı da satılık milyonlarca şeyin hiçbirinin orada yapılmıyor olmasıydı. orada yalnızca satılıyorlardır. işlikler, oymacılar, boyacılar, tasarımcılar, makineciler neredeydi, eller neredeydi, yapan insanlar? gözden uzak, başka bir yerde. duvarlar arkasında. dükkanlardaki herkes ya alıcı, ya satıcıydı. nesnelerle sahip olmak dışında bir ilişkileri yoktu.


    Tadimlik:

    Kahvaltı tepsisiyle gelen Efor onu yatağın üzerinde yarı giyi*nik yatarken ve yabancı bir dilde konuşurken buldu. Onu uyandır*dı. Shevek irkilerek uyandı, kalktı ve diğer odaya, tümüyle boş ma*saya yürüdü; silinmiş bilgisayara baktı, sonra kafasına vurulmuş, ama henüz bundan haberi olmayan bir adam gibi orada durdu. Efor onu yeniden yatırmayı başardı, sonra da,

    "Ateşiniz var efendim," dedi.
    "Doktoru çağırayım mı?"
    "Hayır!"
    "Emin misiniz, efendim?"
    "Hayır! Buraya kimseyi sokma. Hasta olduğumu söyle, Efor."
    "O zaman kesinlikle doktor getirirler. Hâlâ çalıştığınızı söyle*yebilirim, efendim. Bundan hoşlanırlar."
    "Çıktığın zaman kapıyı kilitle,"

    dedi Shevek. Saydam olmayan bedeni onu yan yolda bırakmıştı; yorgunluktan zayıf düşmüştü, bu yüzden de endişeli ve ürkekti. Pae'den, Oiie'den, polis arama eki*binden korkuyordu. Urras polisi, gizli polis hakkında duyduğu, okuduğu, yarı anladığı her şey capcanlı ve korkunç bir şekilde ak*lına geldi, tıpkı hasta olduğunu kabul eden bir insanın aklına kan*ser hakkında okuduğu her sözcüğün gelmesi gibi. Ateşin getirdiği tedirginlik içinde Efor'a baktı.

    "Bana güvenebilirsiniz,"

    dedi adam hafif, iğneleyici, atak bir tavırla. Shevek'e bir bardak su getirdi, sonra dışarıya çıktı ve ardın*dan dış kapının kilidinin sesi duyuldu.
    Sonraki iki gün boyunca, Shevek'e, uşak olarak eğitimiyle en küçük bağlantısı olmayan bir zarafetle baktı.

    "Sen doktor olmalıymışsın, Efor,"

    dedi Shevek, zayıflığı yal*nızca bedensel, fazla zararlı olmayan bir halsizliğe dönüşünce.

    "Benim hanım da öyle der. Şifayı kaptığında benden başka kim*senin ona bakmasını istemez.
    'Sende yetenek var,' der.
    Sanırım var."
    "Hiç hastalarla uğraştın mı?"
    "Hayır, efendim. Hastanelere bulaşmak istemem. O hamambö*ceği yuvalarından birinde öleceğim güne lanet olsun."
    "Hastaneler mi? Nesi var?"
    "Önemli değil, efendim, siz kötüleşirseniz oraya götürülecek değilsiniz," dedi Efor nazikçe.
    "Neyi kastediyorsun o halde?"
    "Bizim gittiğimiz türden hastaneleri. Pislik içinde. Bok gibi,"

    dedi Efor, sesinde vahşilik yoktu, betimleyiciydi.

    "Eski. Bir çocu*ğu hastanede kaybettik. Yerde delikler var, büyük delikler, kirişler gözüküyor, anlıyor musunuz? 'Nasıl olur?' diyorum. Anlıyor musu*nuz, deliklerden fareler geliyor, doğruca yataklara. 'Eski bina,' di*yorlar, 'Altı yüz yıldır hastane olarak kullanılıyor.' Adı Yoksullar İçin Kutsal Uyum Kurumu. Kendisi ise bombok."
    "Hastanede ölen senin çocuğun muydu?"
    "Evet, efendim, kızım Laia."
    "Neden öldü?"
    "Kalp kapağı. Öyle dediler. Pek büyümedi. Öldüğünde iki ya*şındaydı."
    "Başka çocuğun var mı?"
    "Yaşayan yok. Doğan üç tane. Benim hanıma çok dokundu. Ama şimdi diyor ki, 'Eh, n'apalım, onları daha fazla düşünüp üzül*meye gerek yok, nasılsa daha iyi oldu.' Sizin için yapabileceğim başka bir şey var mı, efendim?"

    Efor'un birdenbire üst sınıf sözdizimine geçmesi Shevek'i şaşırttı; sabırsızca,
    "Evet!" dedi. "Konuş*maya devam et."

    Kendiliğinden konuştuğu, hasta olduğu ve suyuna gitmek ge*rektiği için bu kez Efor irkilmedi.
    "Bi keresinde Ordu hekimi ol*mak istediydim," dedi.
    "Ama onlar daha erken davrandılar. Askere alındım. ‘Emir eri olcaksın,’
    dediler. Oldum. İyi eğitim, düzenli. Ordu'dan da doğruca kibar beylerin hizmetine."
    "Ordu'da doktor olarak yetiştirilebilir miydin?"

    Konuşma sü*rüp gitti. Shevek'in izlemesi zordu, hem dil, hem de içerik olarak. Hiçbir zaman deneyimini yaşamadığı şeyler anlatılıyordu ona. Ya*şamı boyunca fare, ordu barakası, akıl hastanesi, düşkünler evi, rehinci, idam, hırsız, kiralık ev, ev sahibi, çalışmak isteyip de yapa*cak iş bulamayan bir insan, hendekte ölü bir bebek görmemişti. Bütün bunlar Efor'un anılarında olağan şeyler ya da olağan dehşet*ler olarak geçiyordu. Shevek hepsini anlayabilmek için hayal gü*cünü çalıştırmak ve Urras hakkında öğrendiği en ufak bilgi kırıntı*sını bile yardıma çağırmak zorunda kalıyordu. Yine de burada şu ana dek gördüğü her şeyden çok daha farklı bir şekilde tanıdık ge*liyorlardı ve anlıyordu.

    Anarres'te, okulda öğrendiği Urras buydu. Atalarının kaçıp aç*lığı, çölü ve sonsuz sürgünü yeğledikleri dünya buydu. Odo'nun düşüncesini oluşturan ve onu söze döktüğü için sekiz kez hapse atan dünya buydu. Kendi toplumundaki ideallerinin kökenindeki insan acısı -yeşerdikleri toprak- buydu.

    "Gerçek Urras" değildi. Onun ve Efor'un içinde bulundukları odanın gururu ve güzelliği en az Efor'un alışık olduğu sefalet ka*dar gerçekti. Shevek'e göre düşünen bir adamın işi, bir gerçekliği bir diğeri adına reddetmek değil, onu içermek ve birleştirmekti. Kolay bir iş değildi.

    "Yine yorgun görünüyorsunuz, efendim," dedi Efor.
    "En iyisi dinlenin."
    "Hayır, yorgun değilim."

    Efor bir an için Shevek'i inceledi. Efor bir uşak işlevi görürken kırışık, traşlı yüzü oldukça ifadesizdi; son bir saat içinde Shevek o yüzün sertlik, mizah, sinizm ve acı arasında inanılmaz değişiklik*ler geçirdiğine tanık olmuştu. Şu anda sempati duyan, ama uzak bir ifadesi vardı.

    "Sizin geldiğiniz yerden farklı," dedi Efor.
    "Çok farklı."
    "Orada kimse işsiz değil."
    Sesinde hafif bir ironi ya da soru vardı.
    "Değil."
    "Kimse aç da değil."
    "Başkası yerken kimse aç kalmaz."
    "Hmm."
    "Ama aç kaldığımız oldu. Açlık çektik. Sekiz yıl önce bir aç*lık oldu. Bebeğine verecek sütü olmadığı için, verecek hiçbir şeyi olmadığı için bebeğini öldüren bir kadın tanıdım. Anarres'te her şey... bal şeker değil, Efor."
    "Bundan eminim, efendim," dedi Efor kibar dile garip dönüş*lerinden biriyle; sonra suratını buruşturup dudaklarını büzerek, "Yine de orada onlardan hiçbiri yok!" dedi.
    "Onlar mı?"
    "Biliyorsunuz, bay Shevek. Bir zamanlar söylemiştiniz. Sahip*ler."

    (s.241-242-243)


    Ursula K. Le Guın- Mülksüzler

  7. #17
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesaj
    597
    Rep Gücü
    0
    “Adalet Mülkün Temelidir” lafı Hz Ömer'e ait olduğu aslı arapça “el-adl esasu’l-mülk”sözüdür.

    Arapçada mülk; devlet, düzen, sistem gibi çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır. Hz. Ömer bu sözü "düzenin esası adalettir" anlamında kullanmıştır.

    Bir vali cami yaptırmıştır. ancak cami arsasının bir kısmı, gayri müslim bir vatandaşa aittir. çok yüksek bir değer verilmesine rağmen kabul etmemiş ve konu halife hz. Ömer'e intikal etmiştir. Oda caminin derhal yıkılmasını istemiş ve “Adalet Mülkün Temelidir” diyerek haksız bir işlem ile yapılmış olan o camide ibadet edilmez demiştir.

    Buradanda anlaşıldığı gibi; hz Ömer, adaletin sadece devleti var etmek için kullanılmamasını, sistemin her alanında gözönünde bulundurulması gerektiğini bu sözü ve hareketi ile göstermiştir.

Benzer Konular

  1. PKK Terör Örgütü ve Bdp Kürt Çelişkisi
    YukseLL Tarafından Güncel Haber ve Manşetler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 10-10-2014, 07:05 AM
  2. Mülk Suresi-T.Erdogan
    mopsy Tarafından Dini Videolar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 02-11-2011, 09:47 PM
  3. Mülk Suresi
    mopsy Tarafından Dini Videolar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 01-09-2011, 05:01 PM
  4. cennet çelişkisi
    atom Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 179
    Son mesaj: 28-11-2010, 04:31 PM
  5. Geç gelen adalet adalet değildir
    eмiLy Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 29-10-2009, 09:23 PM
Yukarı Çık