Avrupalıların artık maddiyatı aşan bir uygarlık seviyesine eriştiği ve Avrupa kültürünün temelini çokkültürlülük, çevrecilik, farklılıklara saygı gibi öğelerin oluşturduğu söylenir. Halbuki Boğaziçi Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Merkezi girişimiyle yapılan bir araştırma gösteriyor ki, durum böyle değil. 'Avrupa kimliği nedir?' deyince, akla gelen ilk iki öğe demokrasi ve ekonomi.

Avrupalıların Türkiye algısını incelemek üzere gerçekleştirilen "Avrupalıların Müstakbel bir AB üyesi olarak Türkiye'ye Bakışları ve Türkiye'nin Avrupalılaşma Sorunları" başlıklı araştırma, bugüne kadar bu konuda yapılmış en kapsamlı ve detaylı araştırmalardan biri. Fransa, Almanya, İngiltere, İspanya ve Polonya'da toplam 5 bin kişi ile konuşularak gerçekleştirilen araştırmayı ve sonuçlarını, proje koordinatörü ve Boğaziçin Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hakan Yılmaz ntvmsnbc'ye değerlendirdi.

Araştırmaya göre Avrupalılar kendilerini ve yeni alınacak üyeleri değerlendirirken, demokrasi ve ekonomiyi temel kriter olarak alıyorlar. Ancak iş Türkiye'ye geldiğinde kriterler değişiyor ve demokrasi ile ekonominin yerini kültür alıyor. Ayrıca Avrupalı gençler yaşlılara oranla Türkiye'ye daha olumlu bakıyor.

TÜRKİYE SÖZ KONUSU OLUNCA KÜLTÜR ÖNE ÇIKIYOR

Prof. Dr. Hakan Yılmaz Avrupa’nın hep söylendiği gibi maddiyatı aşmış bir kültüre kavuştuğu yargısının geçerli olmadığını şu şekilde açıklıyor:

"Avrupa kimliği dendiğinde genelde söylenen şudur: ‘Avrupalılar artık maddiyatı aşan bir uygarlık seviyesine erişti. Çokkültürlülük, çevrecilik, farklılıklara saygı gibi öğeler Avrupa kültürünün temeli oldu'. Oysa baktık ki, durum böyle değil. 'Avrupa kimliği nedir?' deyince insanların aklına gelen ilk iki öğe demokrasi ve ekonomi. Yani Avrupa kültürü de kendini modern çağ ile ortaya çıkmış klasik öğeler üzerine kuruyor. 'Bir ülkeyi içeri alacağınız, yani genişleyeceğiniz zaman neye bakarsınız?' diyoruz. Yine bu iki öğeyi öne çıkarıyor. Ama bu bakış açısı Türkiye söz konusu olduğunda kırılıyor. Türkiye söz konusu olduğunda kültürel etkenlerin, politik ve ekonomik etkenlerden daha öne çıktığını görüyoruz. Avrupalıların yüzde 40’ı kültürel etkenlerin Türkiye konusunda tavrını belirlediğini söylüyor.

'AYDINLANMA ÇOCUĞUYUM' İDDİASI BİZE GELİNCE NEDEN BOZULUYOR?

Bu kültür ile ilgili algılar 3-5 günde yerleşmiş, 5-6 günde de değişecek algılar değil. Bizim bu kültürelleşmiş algıyı değiştirmemiz lazım. Nasıl kendine politik ve ekonomik bakıyorsa, Türkiye’ye de öyle bakması gerektiğini anlatabilmeliyiz. 'Haklar, özgürlükler ve demokrasi açısından beni yargıla ve ekonomik kalkınmama bak" demeliyiz. Avrupa'nın kendine yakıştırdığı, “Ben aydınlanma çocuğuyum. Din benim için özel hayata ait bir kavramdır.” iddiası neden bana gelince bozuluyor? Bizim Avrupa’yı biraz kendi iddialarıyla başbaşa bırakmamız lazım.

MEDENİYETLER İTTİFAKI SÖYLEMİ BIRAKILMALI
Türkiye de bu medeniyetler ittifakı iddialarıyla çıktığı zaman, 'Sen A medeniyetindensin, ben B medeniyetindenim. Biz bir birlikte yaşama planı yapacağız' demiş oluyor. Yani baştan farklı medeniyetlerden geldiğini kabul ediyorsun. Herkesin bildiğini saklamaya gerek yok, bu açıkça: 'Sen Hıristiyansın. Ben Müslümanım' demek. Dinlerarası diyalog gibi bir söylemle esas meseleyi din gibi gösteriyorsunuz. Oysa değil. O yüzden bu medeniyetler ittifakkı gibi, dinlerarası diyalog gibi dini öğeleri öne çıkartan yaklaşımdan vazgeçmemiz lazım. Bu argümanlar Avrupalının kafasında varolan algıyı pekiştirmekten başka hiçbir işe yaramıyor. Bunun her gün vurgulanması, dini kişisel alana çekmiş seküler toplum algısı ile uyuşmuyor.

AVRUPA'YA BİRÇOK POPÜLER KÜLTÜR İKONU KAZANDIRMIŞIZ

Ancak Türkiye'nin popüler kültür alanında birçok avantajı var. Öyle ya da böyle, Türkiye Avrupa’ya birçok popüler kültür ikonu kazandırmış. İstanbul mesela bir popüler kültür destinasyonu olarak biliniyor. Truva son filmler ile bilinen bir yer haline geldi, ki burası 'Yunan’a karşı Anadolu' mitini de etkileyecek önemli bir nokta. Mesela konuştuğumuz kişilerin yüzde 50'si Antalya'yı biliyor. Avrupa’daki tatil merkezleri içinde bu çok önemli bir oran. Tarkan’ı tanıyanlar yüzde 25 civarında. Hadise de tanınıyor. Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Nazım Hikmet Ran tanınıyor. Türkiye bir yandan dinle özdeşleştirilen kültürü geri çekerken, bu seküler-popüler kültürü hafif ön plana itmeli. Yazarımız, çizerimiz, şarkıcımız Avrupa ile daha bütünleşik işler yapmaya teşvik edilmeli. Kültürü kullanacaksak sinema, müzik, turizm anlamında kullanmalıyız."

AB'YE GİRDİĞİMİZDE BELKİ FARKINA BİLE VARMAYACAĞIZ
Türk kamuoyunun AB’ye desteği düşerken, bu çalışmaların gerçekleştirilmesinin mümkün olup olmadığını sorduğumuzda Prof. Dr. Hakan Yılmaz şöyle cevap veriyor: "Ben AB’ye desteğin düştüğünü düşünmüyorum. Sadece genel bir bıkma, bezme durumu söz konusu. Ama şunu da unutmamak lazım, Türkiye her geçen gün AB’ye daha da entegre oluyor. Sigara yasağından tutun da, sağlık ve eğitim hizmetindeki standartlara kadar her türlü kuralımız, biz farkına varmadan AB standardına yaklaşıyor. Belki de böylesi doğaldır. Eskinin o romantik dönemi bitti, şimdi daha gerçekçi bir bütünleşme süreci yaşıyoruz. Ve içeri girdiğimizde, belki içeri girdiğimizin farkına bile varmayacağız. Bu sancılara çok aldırmamak lazım. Bunlar her ülkede yaşandı. Türkiye’nin giriş sürecinin sancılı olacağı daha başından belliydi. Ben yine de iyi yaptığımızı düşünüyorum ve Türkiye’nin bu işi ciddi götürdüğünü düşünüyorum."

GENÇLER TÜRKİYE'YE DAHA OLUMLU BAKIYOR

Araştırmaya göre Avrupalı gençler, yaşlılara oranla Türkiye'ye çok daha olumlu bakıyor. Prof. Dr. Yılmaz bunun nedenlerini şöyle açıklıyor:

"Türkiye algısı en pozitif olan grup gençler. 18-24 ile 25-39 gruplarının Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine bakışı pozitif. Bu durumu ben önceki jenerasyonun Soğuk Savaş paradigması içinde yetişmiş olmasına bağlıyorum. Soğuk Savaş döneminde yetişmiş Avrupalılar için Türkiye, "güvenliğimizi sağlayacak, sevmesek de katlanmak zorunda olduğumuz bir ülkeydi". Artık Soğuk savaş bittiği için bu adam "Türkiye’ye katlanmak zorunda değilim. Kurtulduk!" diyor.

Ancak Soğuk Savaş sonrasında olgunluğa geçmiş jenerasyon için durum böyle değil. Onlar Türkiye’yi İstanbul’a yaptıkları gezilerden, Antalya’da yaptıkları tatillerden, Erasmus ile geldikleri üniversite değişim programlarından, Galatasaray’ın maçlarından, Tarkan’ın şarkılarından biliyor. Dolayısıyla Türkiye onlar için sevimli ve sevimsiz tarafları olan, ama gerçek bir yer. Ve sonuca baktığımızda olumu bakışların daha çok olduğunu görüyoruz. 18-24 yaşındakilerin Türkiye’nin AB üyeliğine desteği yüzde 57. Türkiye’nin yapması gereken bu jenerasyonu bırakmamaktır. Bu jenerasyon çevre ve kadın-erkek eşitliği gibi konularda hassas. Post-modern değerleri var. Bu değerlere bizim de sahip çıkmamız lazım. Bu jenerasyonu da kaybettirecek türden söylemlere girişmemek lazım. Ben Başmüzakereci Egemen Bağış’ın bunlara çok açık olduğunu düşünüyorum."

TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİNE OLUMLU BAKIYOR AMA...
Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu da Türkiye’nin AB üyeliğine olumlu bakan ve bakmayanların oranının birbirine çok yakın olduğunu göstermesi. Avrupalıların yüzde 46'sı Türkiye'nin AB üyeliğine olumlu bakıyor, yüzde 47'si olumsuz. "Halbuki biz genelde Avrupalıların çoğunlukla Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğunu biliriz. Yoksa bu durum değişti mi?" diye soruyoruz. Prof. Dr. Yılmaz'ın cevabı şöyle:

"Bu soru Eurobarometre'nin sorduğu sorudan farklı. Biz hem "Türkiye'nin AB üyeliğine nasıl bakıyorsunuz" diye sorduk. Hem de “Şu an bir referandum olsa ne oy verirdiniz?” diye sorduk. Referandum sorusunda insanları “evet” veya “hayır”a zorladığınız zaman, Türkiye'nin AB üyeliğine 'hayır' diyenler yüzde 52, 'evet' diyenler yüzde 42 oluyor. Bu soruda insanları karar vermeye zorladığınız için bazıları kaçıyor. Bu şunu da gösteriyor, demek ki ”hayır” diyen insanların arasında da Türkiye’ye olumlu bakan bir grup var. Yüzde beş oranındaki bu insanları da kazanmamız lazım. Ve Eurobarometre de soruları bu şekilde sorarsa çok şey değişir.

AVRUPALININ BİLGİ KAYNAĞI ÖK YÜZEYSEL VE GÖRSEL
Avrupa'nın Türkiye hakkındaki bilgi kaynakları arasında siyasi liderler önemli bir yer tutuyor. Bu yüzden Prof. Dr. Yılmaz'a göre Sarkozy ve Merkel hükümetleri değişirse bunun kamuoyu üzerinde çok büyük etkisi olur:

"Siyasi liderler, medya ve göçmen Türkler bilgi kaynakları arasında çok ön planda. Yani oldukça yüzeysel ve görsel bir bilgi kaynağı ile karşı kaşıyayız. Lideri görüyor, Türk ile kaşılaşıyor, bir de TV izliyor. Siyasi liderlerinin tutumu değişirse, referandum olsa Türkiye lehine oy vermemeyi düşünen bir grup insanı kazanmamız mümkün olur. Merkel yerine Schröder gelse, ya da Sarkozy yerine sorumlu bir Fransız sosyalist gelse bu çok büyük bir etki yapar."

alıntıdır (ntvmsnbc)


-Malum havalimanında çalışıyorum ve sıkı bir tarih meraklısıyım...çok sayıda insanla gerçekleştirdiğim fikir alışverişleri ve kendi edindiğim bilgiler dahilinde Avrupa Türk Milletini eski Osmanlı gibi görmekte...yaşlı bir İngilizin Türk tanımı: kabadayı,fesli,beyaz çorap yumurta topuk ayakkabı vs...İstanbul tanıtım broşüründe yer alan ifade,kapkaç ve tecavüze karşı dikkatli olun gibisinden bir sürü açıklama...benim kendi kanımca ben değil benim torunum bile bu AB giriş hakkı kazandığımız günü göremeyecek...acı ama gerçek bu...