Öğretmenim, bizim okulu Yahya Kemal mi yapmış?


SEDAT GÜLMEZ

Fikir dünyamızın unutulmaya yüz tutan yıldızlarının isimleri okullarda yaşıyor. Ancak vefanın tabelalarda kalmaması için idarecilere görev düşüyor.


Yahya Kemal Beyatlı, Nurettin Topçu, Prof. Dr. Mümtaz Turhan, Prof. Dr. Muharrem Ergin ve daha niceleri... Hayatlarını edebiyat ve fikir dünyasına vakfeden ve önemli eserlere imza atan isimler. Devlet, gayretleri uzun süre takdir edilmeyen bu şahısları ya ömürlerinin ahirinde ya da vefatlarından sonra hatırlamış. Vefasını göstermek için de genellikle tek bir yolu tercih etmiş: Eğitim kurumlarına adlarının verilmesi... Ancak söz konusu yöntem de yetersiz kalmış. Toplumun genelince tanınmama bir yana isimleri emanet edilen okullarda dahi bilinirlikleri tabelanın ve bina girişlerindeki küçük bir tanıtım köşesinin ötesine geçememiş.

Başta idareciler olmak üzere eğitim camiasından hiç kimse bu durumu tasvip etmiyor. Her okulda söz konusu şahıslara vefanın azami seviyede gösterilmesi gerektiği dillendiriliyor. Ancak isteklerle gerçeklerin de her zaman örtüşmediğine dikkat çekiliyor. Bürokrasiden, imkânsızlıklardan şikâyet ediliyor. Kimileriyse şimdiye kadar yapılanları ve bundan sonraki süreçte niyetlendikleri faaliyetleri dillendiriyor.

EZBERDE YAHYA KEMAL ŞİİRLERİ

Bakırköy Yahya Kemal Beyatlı Lisesi de yokluklardan ziyade icraatın seslendirildiği eğitim kurumlarından… 'Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul' gibi söz incisi nice mısraın sahibi şair Yahya Kemal, çağdaşı çoğu edebiyat ve ilim insanına göre kitlelerce daha tanınır bir isim. Fakat nesiller aktıkça o da dostları gibi unutulma felaketiyle karşı karşıya kalıyor. Cengiz Tarbak, 16 yıl önce Yahya Kemal Beyatlı Lisesi'nde göreve başlayınca, ismi okullarında yaşatılmaya çalışılan merhum şairin genç dimağlarca hakkıyla fark edilmediğini tespit eder. İdari görev almasıyla birlikte de söz konusu problemi aşmak için çözümler üretmeye başlar. Evvela Yahya Kemal'i tanıyan birilerini bulmaya çalışır. Nihayet uzun uğraşlardan sonra arkadaşlarından birine ulaşır. Kısa süre sonra bir söyleşi programıyla öğrencilerinin karşısına çıkartır: "O gün çocuklar Yahya Kemal'i tanıyan birini görmenin heyecanını yaşadı."

Fakat tek etkinlik yeterli görülmez. Her yeni gelen öğrenciye birkaç hafta içinde mutlaka bir Yahya Kemal şiiri ezberlemesi yönünde telkinde bulunur. Şairin vefat yıl dönümünde düzenlenen anma programları da bir başka faaliyettir. Müdür Tarbak, tüm bu çabayı vefaya bağlıyor. Yahya Kemal gibi bir ismi herkese ulaştıramasa da öğrencilerinin hafızasına yerleştirmeyi öğretmenlik vazifesi adına önemli bir nokta olarak görüyor.

Başakşehir Nurettin Topçu İlköğretim Okulu Müdürü Ayten Ayan da meslektaşı Tarbak paralelinde hareket ediyor. Üstelik onun görev yaptığı okula ismi verilen Nurettin Topçu, Yahya Kemal kadar tanınan biri de değil. Oysa Topçu, Fransa'nın dünya çapında adını duyuran Sorbon Üniversitesi'nde felsefe doktorasını veren ilk Türk öğrencidir. Galatasaray Lisesi ve Robert Kolej gibi eğitim kalitesiyle nam salan okullarda öğretmenlik yapar. Fikrî çalışmalarını Türk Kültür Ocağı, Türk Milliyetçiler Cemiyeti ve Milliyetçiler Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarında sürdürür. Çıkardığı Hareket Dergisi onunla özdeşleşir. 1939'dan itibaren yayımlanmaya başlayan Hareket Dergisi onun düşünce seyrinin de izdüşümüdür.

Bugüne kadar Topçu'yla ilgili büyük ölçekte bir faaliyet yürütemediklerini belirten Ayan, bu yıl onun adına bir anma günü düzenlemeyi planlıyor. İsmail Kara gibi Topçu'yu tanımış bir ismi de o gün davet etmeye niyetleniyor: "Merhumun vefat yıldönümü 10 Temmuz, yaz tatiline denk geliyor. Doğum yıl dönümüyse bilinmiyor. Bu yüzden vefat yıl dönümünde anma düzenleyemiyoruz ancak öğrencilere onu anlatmak için bu sene kapsamlı bir proje tasarlıyoruz."

Program için düşünülen mekânsa Başakşehir'de yerel yönetime ait kültür merkezi. Üstelik burası senede ancak bir defa Nurettin Topçu İlköğretim Okulu'na tahsis ediliyor. Bu yılki haklarını merhumu anmak için kullanmayı düşünmeleri bile başlı başına bir vefa göstergesi.

ŞANSLI MÜMTAZ TURHAN

'Kültür Değişmeleri', 'Garblılaşmanın Neresindeyiz?', 'Maarifimizin Ana Davaları ve Bazı Hal Çareleri' gibi eşsiz eserlere imza atan Prof. Dr. Mümtaz Turhan'ın ismi de İstanbul'daki okullardan birinde yaşatılıyor. Ancak Turhan diğer birçok ilim ad***** göre daha şanslı. Çünkü onun adının verildiği eğitim kurumu sosyal bilimler lisesi. İmam hatip liselerinin kurulmasında önemli rolü bulunan, deneysel psikoloji kürsüsünü teşekkül ettiren ve Selçuk Üniversitesi kurucu rektörü Erol Güngör'ü ilim dünyasına kazandıran Turhan'ı Bahçelievler Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileri iyi tanıyor. Okul müdürü Abdi Erdoğan'ın ifadesiyle zaten okumaya meraklı, hatta okumayı hayatlarının önemli bir bölümü addeden öğrencilerden müteşekkil okullarında Mümtaz Turhan'ı bilmeyen çıkması ihtimali çok düşük. Çoğu eğitim kurumundaki gibi onun için de binada tanıtıcı bir bölüm var. Ancak idare bununla yetinmemiş. Erdoğan bugünlerde bulunması çok zor Turhan imzalı eserlerin tamamını hem de birden çok nüshasıyla kütüphaneye yerleştirdiklerini söylüyor. Üstelik bazıları sahaflarda uzun aramalardan sonra bulunabilmiş. Bu yıl adına tertiplenecek sempozyumla bir defa daha yâd edilecek Mümtaz Turhan, en azından ismini taşıyan sosyal bilimler lisesinde unutulmuşluk felaketinden korunmuşa benziyor.

Belki de tüm bu isimler arasında en bahtsızı Türk diline hizmetleriyle bilinen Prof. Dr. Muharrem Ergin. İstanbul Bayrampaşa'da bir ilköğretim okuluna adı verilen Ergin'in handikabı akademik kökenden gelmesi. Okulun müdür yardımcısı Necmettin Boyraz da bunu dillendiriyor. Edebiyatçılığı sebebiyle kendisinin tanıdığı Ergin'in öğrencilere kapsamlı tanıtılmadığını söylüyor. Hayatını merak eden öğrenciler, ki o da çıkarsa, ancak okulun bir köşesinde yer alan yazıyı okumakla iktifa ediyor. Bugüne kadar doğum veya vefat yıl dönümlerinde bir etkinlik de gerçekleştirilmemiş.

Peki, isimleri okullara verilen bu önemli kişileri tanıtmamak vefayla ne kadar ölçülebilir? Eğitim Bir Sen İstanbul 1 Nolu Şube Başkanı Emrullah Aydın'a göre burada iş okul yönetiminin marifetine bakıyor. Bir defa Millî Eğitim Bakanlığı'ndan topyekûn bir seferberlik başlatmasını beklemek çok zor. İdarecilerin bu isimlerin okullarına verilmesini fırsat bilip harekete geçmesi lazım. İmkânları ölçüsünde anma programları, varsa okul gazetesinde yazılar, hatta onları tanıyanlardan hayatta kalanlar varsa öğrencilerle buluşma etkinlikleri tertiplenmeli. Ama burada öyle bir yol izlenmeli ki yeni gelen öğrencilere söz konusu isimler tanıtılırken üst sınıftakiler 'her sene her sene aynı sözler' noktasına getirilmemeli: "Şair Erdem Beyazıt'ın ismi okulunuza verilmişse buna uygun bir tanıtım gerçekleştirmek gerekir. Keza Nurettin Topçu adı bir eğitim kurumunda yaşatılacaksa onun maarifteki aksiyonerliğinin dillendirilmesi lazım. Hâsılı hassas ve bir o kadar önemli bir mesele."

Yukarıda zikredilenlerin yanına ismi yüzlerce okulda yer alan Peyami Safa'yı, Hattat Rakım Efendi'yi, Sultan II. Mahmud'u cellatların elinden kurtaran Cevri Kalfa'yı ve daha nicelerini eklemek mümkün. Ancak ısrarla üzerinde durulması gereken husus şu ki isim vermek vefa göstermek için başlı başına yeterli değil.

kaynak