2. Sayfa, Toplam 2 BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 13 Toplam: 13
  1. #11
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Sn.Sosyalist ben psikolog degilim.
    Kisisel problemi olanlardan da uzak dururum.
    En onemlisi Ramazan ve seninle ugrasamam.
    Kendine baska catacak bir uye bul.

    Iyi forumlar!

  2. #12
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    merhaba

    "ULUSAL ATILIM" İÇİN 4 ÖNERİ
    Esas itibariyle 4 girişimin yapılması düşünülebilir:
    • İlk önce; temelde yeni çağın toplumsal hedeflerini gösteren ve toplumu belirli amaçlara yönelten bir "3. Bin Yıl Deklarasyonu" yayınlanabilir. Temel amacı, toplumun önüne kaliteli, çağdaş ve geçerli olan yeni bir vizyon koymaktır.
    Bu deklarasyon çerçevesinde Türkiye, dünya liderlerinin katılacağı "3. Bin Yıl Barış - Özgürlük - Büyüme - Paylaşım Evrensel Konferansı" toplayarak, semavi dinlerin, kültürlerin ve kıtaların kavuşma noktası olan "Dünya Başkenti İstanbul"da, daha "çağdaş ve yaşanabilir" bir dünya için sürdürülen gayretlere yeni bir bütünlük ve ivme kazandırabilir. Sadece ulusuna değil, küresel bilgi çağına da, yükselen Türkiye'yi, adeta çağın sentezinin bir "uzlaşma, barış ve gelişme sembolü" olarak tanık gösterebilir.
    • İkinci olarak; parlamentoya veya cumhurbaşkanına bağlı olarak bir "Türkiye'nin Dönüşümü ve Vizyonu Konseyi" kurulabilir. Bu Konsey'in amacı ise, çağın değerleri olan eğitim, kalite, hızlı büyüme, sosyal standartların yükseltilmesi ve siyasi yapıların çağdaşlaştırılması hedefleri doğrultusunda, Türkiye'nin stratejilerini ve geleceğe yönelik değişik boyutlu politikalarını oluşturmaktır. Aslında, birçok ülkede politik ve idari güçlere bağlı olarak bu tip organlar faaliyet göstermektedir.
    • Üçüncü olarak; "Çağı Yakalama Vizyonu"ndan söz etmeliyiz. Bir ülkede, yurttaşların ortak olarak paylaştığı ve inandığı bir vizyonun olmadığı hallerde, o ülkenin başarılı olamayacağı açıktır. Önemli gelişmelerin, uygarlıkların, felsefi, bilimsel, teknolojik ve sosyal dönüşümlerin genelinde bir insan kafasında ve gönlünde tohumlanmaya başlayan bir görüş, bir vizyon yatmaktadır.
    Vizyonla ilgili atılım önerileri arasında, eğitimde atılım fırsatı, toplumsal uzlaşma fırsatı, KOBİ'lerle atılım fırsatı, yabancı sermaye fırsatı, enerji köprüsü fırsatı vb. girişimler sıralanmaktadır. Bir yazara göre, "yepyeni bir Türkiye için ne yapmak gerek? Bir değişim, bir silkinme, anlık tutumlardan, eskimiş alışkanlıklardan, böyle gelmiş böyle gider kafasından uzaklaşmak gerek." "Toplumun her kesiminde yeni istekler, özlemler vardır. Arayışlar, uyanışlar, çağdaş olmak, uygar olmak, gerçek anlamda demokrasiyi kurmak, laiklikten, demokrasiden ödün vermeden "XXI. Yüzyıl'a yakışmak gerekir." Kuşkusuz bu vizyon uygulamada D. Baykal'ın deyimiyle "ulusal seferberliğe" dönüşmelidir.
    • Dördüncü olarak; bütün bu amaçlar doğrultusunda koordinasyonu sağlayacak bir örgütlenmenin gerçekleştirilmesi, bir "Bilgi Toplumu Bakanlığı"nın kurulması gereklidir. 2000 yılı ortalarında, "bilgiye erişim hakkı"nın bir insan hakkı olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, Ankara'da yeni bir bakanlığın kuruluş hazırlıkları yapılmıştı. Parlamento üyesi Prof. Dr. Ziya Aktaş'ın öncülüğünü yaptığı bu proje, bakanlık sayısının azaltılması tartışmalarının arasında kaybolup gitmiştir.
    Böylece, "3. Bin Yıl Deklarasyonu" ve "3. Bin Yıl Konferansı", "Türkiye'nin Dönüşümü ve Vizyonu Konseyi", "Çağı Yakalama Vizyonu" ve "Bilgi Toplumu Bakanlığı" üst üste bir bütün halinde bir "Ulusal Atılım Programı"na dönüşebilir.
    "ÜÇ ALTIN ANAHTAR"
    Zengin olmak, uluslar için bir onurdur. İşsizliğini, yoksulluğunu yenmiş, gelirini sürekli artıran bir toplum, hem daha özgür, hem daha bağımsız, hem daha başı dik olacaktır. Günümüzde birçok ülke, zengin olmayı ulusal bir amaç haline getirmiştir. Bu, sadece bir dilek ve hayal değil, çağın karmaşık dersleriyle dolu tecrübelerinden ve uygulamalarından kazanılacak deneyimlerle örülmüş gerçekçi bir vizyon sorunudur.
    Buradaki temel sorun, binlerce faktör karmaşası içinde olayın tümüne etki edebilecek olan "stratejik faktörleri" bulmaktır. Bize göre, Türkiye'nin çağı yakalama macerasını ileri basitleştirmelerle, temelde "üç stratejik faktör"e dayanarak gerçekleştirilebilir:
    1. Sosyal Faktör: Yaşanan dünya bilgi çağı içerisinde bulunduğuna göre, en önemli faktörlerden birini "eğitim" oluşturacaktır. Türkiye'nin Batısı'ndaki komşularıyla yapılacak bir karşılaştırmada, Türkiye'nin eğitim seviyesi en düşük ülkelerden bir tanesi olduğu görülecektir. Eğitimde gerekli kaliteye ulaşabilmek için, 13 yıla ulaşacak bir temel vatandaşlık eğitimi yanında, mesleki - teknik eğitim ve yüksek öğrenimde sürekli reformlar yapılmalıdır.
    Ne var ki, eğitim alanında Türkiye'nin çağdaşlaşmasına en etkin katkı yapacak olan faktör, Türkiye'de kadınların eğitim seviyesinin keskin bir biçimde yükseltilmesi gereğidir. Bu bir nevi, eğiticilerin de eğitimi anl***** gelecektir. Günümüzün çağdaş toplumlarının kalitesi, kadınlarının eğitim seviyesiyle ölçülmektedir. Toplumun sadece bugününün değil, geleceğinin de belirleyicisi, kadınların eğitim seviyesi olacaktır.
    Ülkemizde cehalet yanında, kadınımızın öne çıkan "3 kötü yazgısı" vardır. Bunlar; a) Çok çocuk doğurma, b) Aile üyelerinden gelen şiddet ve c) "ücretsiz aile işçisi" olarak hiç gelir elde etmeden çalışmadır.
    2. Siyasi Faktör: Önemli bir diğer stratejik faktör, "vizyon sahibi lider"dir. Birçok hallerde, toplumların böyle bir lidere sahip olması, tesadüfi faktörlerle ortaya çıkmakta, buna karşın, parti ve seçim ile ilgili yasalarını gerçekleştirmiş, köylü - esnaf yerine, sanayi toplumlarına ve daha sonra da bilgi toplumlarına dönüşmüş ülkelerde, seçmenlerin şuurlu oyları, kaliteli liderlerin seçiminde önemli bir rol oynayacaktır.
    3. Ekonomik Faktör: Ülke tecrübeleri bize, bilgi çağının teknolojilerini üreten toplumların hızla zenginleştiklerini göstermektedir. Küreselleşme sürecinde rekabet gücü olan malları üreten ihraç ekonomilerinin hızla zenginleştikleri gözlenmektedir. Bu faktörün somutlaşmış halini de genel olarak yapısal özellikleri itibariyle "AB tam üyeliği" olarak düşünebiliriz.
    Günümüzde artık, rekabetsiz, iç pazarda yüksek kâr marjlarıyla çalışan kapalı ekonomiler döneminden, bölgesel ve küresel dünya pazarlarına açılmış yeni bir ekonomi dönemine geçilmiştir. Maliyetlerin giderek düştüğü, hızın, ürün çeşidinin, tüketici tercihlerindeki farkların giderek arttığı, kolayca ulaşılabilirliği yüksek olan bir büyük dünya pazarında, Türkiye kendine yer edinmek zorundadır.
    Tüm süreci daha da özetlemek gerekirse, "vizyon sahibi lider", "kadınların bilgi çağını yakalaması" ve "AB tam üyeliği" toplumun dönüşümünü gerçekleştirecek ve çağı yakalamanın "sacayağı"nı oluşturacaktır.
    SONUÇ
    Türkler, XX. Yüzyıl'a bir cihan imparatorluğunun geri dönüşü olmayan çöküşüne tanıklık ederek girmiştir. Dileğimiz, XXI. Yüzyıl'a çağı yakalayan, onurlu ve zengin bir devlet olarak girmesidir. Umarız ki, XXI. Yüzyıl'ın başı, Cumhuriyetimiz'in kendisiyle hesaplaşarak yeni bir vizyonla çağı yakalamasına tanıklık edecektir.
    Bu ülkede, her kademede Türkiye'yi ümitleri ileriye erteleyen bir düşler ülkesi olmaktan çıkarmak isteyen sabırsız bir kuşak vardır. Bu kuşağın, 15 yıllık Atatürk döneminden sonra son 60 yıllık Cumhuriyet döneminde, ülkenin ulaştığı noktalarla ilgili yaptığı karşılaştırmalar, onları mutsuz etmekte ve gelecek çağa sabırsızlıkla ve özlemle bakmalarına yol açmaktadır.
    XXI. Yüzyıl'ın yeni ufuklarında ise, sağlık, eğitim, altyapı, istihdam, daha yüksek çalışma ve yaşam koşulları ve hızlı büyüme, üzerinde durulması gereken temel öncelikler olarak görülmektedir. Türkiye için bu dileği somutlaştırırsak, yakın bir gelecek için "beklentimiz", 10.000 dolarlık bireysel gelir, % 10 büyüme, % 5'lerin altında enflasyon ve işsizlik olarak belirtilebilir.
    Türkiye, üçüncü bin yıla belki tarihinin en büyük sıkıntılarıyla girmiştir. Büyük Ağustos Depremi'nin üzüntüleri üstüne peşpeşe gelen krizleri yaşamıştır. Türkiye ekonomisi, 1998 Rusya krizini takiben, 1999 depremini, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerini peşpeşe yaşamak zorunda kalmıştır.
    Bu ekonomik ve siyasi çalkantılar içinde bize düşen, bir "öncelikler listesi" çıkarıp, eşgüdüm süreçleriyle üçüncü bin yılın reform programlarını belirlemektir. Gerçekten, bu değişim rüzgârları, asırlık kayıpları kısa zaman içinde telafi ederek, "çağı yakalama" olanaklarını da beraberinde getirmektedir.
    Yeni Çağ'da, Türkiye için "tarihsel bir fırsat"ın çıktığına hiç kuşku yoktur. Zorlu, çileli, yüzyıllar süren güçlüklere katlanmadan ve bu aşamalardan geçmeden, en ileri teknolojilerle en son noktada çağı yakalamak mümkündür. Böylece, Türk toplumu gerçekten "yıldızın parladığı anlar"ı yaşayacak ve sonuçta "tarihin peşinden koşmak yerine önünü kesmiş" olacaktır.
    Kuşkusuz, 2001 biterken, Türkiye'nin Arjantin krizinden alacağı çok dersler de vardır. Gerçekten, talihsiz Arjantin örneğine benzemeden, Türkiye 2001'de karşı karşıya kaldığı çok derin bir ekonomik krizi atlatabilmiştir. Bu, onur duyulacak kadar, ders alınacak bir durumdur da. Türkiye, en kısa zamanda IMF desteği olmadan, krizleri kendi başına aşacak bir yapısal dönüşüme ulaşmalıdır.
    "Kuşkusuz, talih her zaman bu kadar cömert olmayabilir. Kendi yazgımızla da başbaşa kaldığımızda ayakta durabilmeliyiz."
    Aslında 2002'ye girerken "Türkiye doğru yolda gözükmektedir" doğru yol demek, "demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, para ekonomisi" demektir. Ülkelerin hedefi "yoksullukta denge" değildir. "Hedef, zenginliktir. Zenginlik denilen şey yatırım, istihdam ve üretim ile sağlanır." Büyümenin yolu, üretmek ve dışsatımı gerçekleştirmekten geçmektedir. Borçlanarak krizden çıkamayız. Borcu ödeyecek olan da aslında üretimdir. Kuşkusuz, esas sorun, sonunda "kaynaklar - harcamalar dengesi"ne kalmaktadır.
    Artık toplum, yolsuzlukların ve haksızlıkların peşindedir. Toplum, uyanarak kendi kaderine el koyma eğilimindedir. Esas olan, toplumun iradesi, değişim isteğidir. Bir yazar haklı olarak, "geçmiş bin yıla ağırlığını koyan Türklerin, gelecek bin yılı da etkileyeceğini" ifade etmektedir.
    Türk toplumu, çağdaşlaşma yönündeki özlemini adeta bir sembol olarak "Onuncu Yıl Marşı" ile belirtmektedir. XXI. Yüzyıl'ın başında Türkiye'ye düşen, "100. Yıl Marşı"nı çağdaş yeni reformlarla vakit geçirmeden şimdiden yazmasıdır.
    * Bu makalenin hazırlanmasında, yazarın son 5 yılda yazdığı bazı kitap ve makaleler yanında, gazete köşe yazarlarının görüşlerinden, bilimsel ve mesleki dergilerde yayınlanan çeşitli araştırmalardan geniş ölçüde yararlanılmıştır. Çok sayıda kaynak kullanıldığından, okunuştaki akıcılığı bozmamak için, yapılan bu alıntılar tırnak içinde gösterilmiş, ayrıca dipnot olarak verilmemiştir.

    Son...

    3 Haziran 2003 tarihinde kaybettiğimiz değerli hocamız Prof.Dr. Nusret Ekin'e Allah cc dan Rahmet dilerim.

  3. #13
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319
    Alıntı SOSYALİST´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Spartaküsün değerlendirmesine böyle mi cevap verilmelidir?
    Asıl YOBAZLIK düşünceye karşılık verilen bu cevap değil midir?

    Değerlendirmeyi yönetici ve forum arkadaşlarıma bırakıyorum..
    Sevgili SOSYALİST;


    Yukarılarda bir yerlerde diyor ki; ''Yoksulluk küreselleşmenin suçu değil'', ''Açlığı kapitalizm sayesinde yok edecez '' vs. vs.

    Merak edip okuyorsun fakat boş boş şeyler anlatıyor. Yani benim yobaz sloganlcılığımdan bir farkı yok yukarıdaki yazıların. Mopsy'e katılıyorum :)

    Ben de bunlara kanan arkadaşlara anlayacakları gibi yazmak istedim. Ki, benim sözler en azından daha dürüstçe.

Benzer Konular

  1. 10 YIL "Komünizm" in bitmeyen Afganistan "vah$et" i
    KOMANDO Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 9
    Son mesaj: 04-04-2013, 07:05 PM
  2. Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...
    Venhar Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 17-09-2010, 09:02 PM
  3. "Gerçek Mümin" ile "Çakma Müslüman" arasındaki farklar
    elosia Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 31
    Son mesaj: 09-02-2010, 04:39 PM
  4. "Hayır demesini bilmeyenin "evet"inin de bir anlamı yoktur."
    İnci Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-06-2009, 11:48 AM
  5. "Evin"siz ("oikos"suz) Ekoloji"= "Sözde çevrecilik!"
    kalemsör Tarafından Çevre Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-04-2009, 04:04 PM
Yukarı Çık