2. Sayfa, Toplam 3 BirinciBirinci 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 22

Egıtıme ne dersınız?

Tartışma Salonları (polemik) Kategorisinde ve Serbest Kürsü Forumunda Bulunan Egıtıme ne dersınız? Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> yavuz34 ´isimli üyeden Alıntı Doğrudur.Ancak hapse giren kişi Tehevvürle veya zaruretler karşısında suç işlemişse Oradan çıktığında İş zaten çoğu zaman ...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    KIZ KULESİNE KARŞI
    Mesaj
    1.413
    Rep Gücü
    34628
    Alıntı yavuz34´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Doğrudur.Ancak hapse giren kişi Tehevvürle veya zaruretler karşısında suç işlemişse Oradan çıktığında İş zaten çoğu zaman bulamıyor.Zaten Kaderinede küs olduğu için suçlular dünyasına gidiyor.Yani asker arkadaşlarının yanına.Orada işde buluyor geçiminide ziyadesile temin edebiliyor.Zaten bir kere insanın ar damarı çatlamaya görsün.Önemli olan Suçsuzu suça teşvik etmemektir.Buda çok zordur.Nüfusun kontrol derecesinde olması gerekir.Bununla birlikte Üretimin artması ve üretilen malların pazarlanarak satılabilmesine bağlıdır.Yani Maddi Refah şarttır.Selamlar.
    Bu söylediklerinize kesinlikle katılıyorum..
    Ama benim söylediğimi de bir çare bulunması gerekiyor diye düşünüyorum..
    100 kişiden 1 tanesi bile hayatını düzeltmeye niyetlense, toplum olarak bunu sağlayabilsek, önemli bir başarıdır diye düşünüyorum...
    Çünkü cezanın amacı zaten bu değil midir?
    Bireysel ve topumsal önleme...
    Bu ikisini de sağlayamıyoruz bu düzenlemelerle...
    Sadece bir süre toplumdan uzaklaştırmış oluyoruz, o kadar...
    O insanı, cezası bittiğinde topluma kazandıramayacaksak, hiç dışarı çıkmasına izin vermeyelim, çünkü potansiyel bir suç makinası olacağı muhakkak..

  2. #12
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Sayin Yavuz bey!

    Insanlar yasadiklari pratiklere, Okuduklari bilimsel gerceklere ragmen inandigi seylerden kolay kolay vaz gecemiyor degil mi? Bir cogumuz yeni donemi gore gore,yasamamiza ragmen,bir onceki kabullerimizden siyrilip ONE dogru degisemiyoruz. Aksine toplumun geriye dogru degismesi icin ugrasiyoruz.

    1980 baglaminda doviz serbest olacak denilince BATTIK diye naralarla ulkenin butun AYDINLARI ahkam kesiyordu! Sadece O DONEM KISALIGINDA:
    1 Temmuz 1981′den sonra ise günlük kur ayarlamalarina baslanmistir.
    ihracatta vergi iadesi sistemi Ihracatçilarin döviz tutma yetkisi (kazandiklari dövizin yüzde 50’sini kendileri ya da diger üreticilerin girdi ithalatinda kullanma olanagi) kapsami genisletilmistir. Ihracata yönelik üretimde kullanilacak girdilerin ithalati gümrük vergisinden muaf tutulmustur. T.C. Merkez Bankasi nezdinde "Ihracati Tesvik Fonu" kurulmus, tesvik belgesi alan ihracatçilara bu fondan kredi saglanmistir. Ticari bankalarin kredilerinin yüzde 15′ini sinai ürün ihracatinda kullanmalari zorunlulugu getirilmistir.
    Bu uygulamalar sonucunda ihracat gerek döviz getirisi açisindan gerekse miktar açisindan üç yilda iki katina yakin artmis, ihracatin GSMH içindeki payi 1979′da yüzde 4,1′den 1982′de yüzde 10,5′e yükselmistir.
    Yabanci sermaye girisini özendirmek amaciyla ise yönetimsel ve yasal düzenlemelere gidilmistir. Yabanci Sermayeyi Tesvik Karari (6224 sayili) ve Çerçeve Kararnamesi dogrultusunda daha sonra çikarilan kararlarla yabanci sermaye tesvik edilmistir. 1980′de 97 milyon dolar olan yabanci sermaye girisi izni, 1981 yilinda 337 milyon dolara yükselmistir.
    1978'de 2.3 milyar dolar olan ihracat 1983'te 5.7 milyar dolara çıktı.
    1980 yılından 2004 yılına giren doğrudan yabancı sermaye yatırımı tutarı 25 milyar dolar dolayında

    Ve.....................

    Simdi kilasik hapisanecilikten CAGDAS REHABILITASYON esasli sisteme gecerken de ayni naralar olacaktir. Kendilerini Aydin sanan nice kisiler DIOJEN AYNASINDA boy gosterecektir.(Oktay hoca!)

    Siz gercekten bilgili ve deneyimli isigi olan bir kisisiniz. Tek ihtiyaciniz yeniden atilim enerjisi. Maddi sikintilar enerjinin kaynagi degildir. Bunlara siginmayin. Icinizdeki cocuga yol verin.Onuda rehabilite edin. Sizin bilgi ve beceriniz kesin buna yeter. Yeter ki kararli olun!
    Selamlar...


    Sayin Emily: Size cok tesekkur ederim.

  3. #13
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesaj
    844
    Rep Gücü
    2992
    Yazdıklarınız gerçektir Sayın Mopsy.Ancak şahsımı hiç ortaya katmasaydınız daha iyi olurdu.Benim içimde ise Çocuk yoktur. Boyunu gördüğümde Kulhuvallah okuduğum Sakallı bıyıklı dev gibi bir adamdır O. Benim cılız beşeritiyetimin demesiylede iş yapmaz.Hiç kimsedede bu yoktur. O Şey daima Beşeriyetinizle mücadele eder.O Yoksa ne ala ,Var olupta Cücüksede ne ala! Ha size denksede ne ala! Amma Sizden çok güçlüyse yandı gülüm keten helvası!:)))
    Ben nefsime hakim oldum diyenlerin çoğu ise Karşılarında rakip olmayan Hükmen galipler,yada Karşısına rakip olarak çeyrek porsiyonluk bile olmayan adamları devirebilenlerdir.Yani nefissizler yada cücük nefislilerdir. Onlar sevgi içinde yetişen beşeriyetleri daha mini mini çocukken pohpohlananlardır.Benim ayağım DOKSANDOKUZ Numara Sayın Mopsy.Ayakkabı falan bulamıyorum.Selamlar.

  4. #14
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    merhaba

    TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI
    Insan Haklarını inceleme Komisyonu Baskanlıgınin raporuna devam!

    Ceza infaz kurumuna girmesiyle, birçok hakkını kullanamayan ve tamamen Devletin
    koruması ve güvencesi altına alınan hükümlü ve tutukluların insan olma onuru, bir hak olarak
    varlıgını sürdürmektedir. Bu nedenle, tutuklu ve hükümlülere insan onuruna uygun sekilde
    davranılması Devlet olmanın dogurdugu bir yükümlülüktür. Bu baglamda, Birlesmis Milletler
    tarafından hazırlanan “Hükümlülere Uygulanacak Muameleye _liskin Minimum Standart
    Kurallar” ile Avrupa Konseyi tarafından çıkarılan “Hükümlülerin _yilestirilmeleri _çin
    Standart Asgari Kuralların Avrupa Metni” (Avrupa Cezaevi Kuralları) hükümlüler ve
    tutuklular açısından oldukça önemli standartları kapsamaktadır.


    Hükümlü ve tutukluların moral düzeyinin üst seviyede tutulması, infaz kurumundan
    çıktıktan sonra topluma en kısa sürede uyum saglayıp ekonomik bagımsızlıgını kazanması ve
    kendilerine olan güvenlerinin artması, kurumda kendilerine verilen mesleki egitim ve sosyal
    etkinliklere de baglıdır. Özellikle 18-21 yas arası tutuklu ve hükümlülerin konumu daha da
    önem arz etmektedir. Yasal çerçeve içerisinde; bu yasta infaz kurumunda bulunan gençlerin,
    tahliye sonrası tekrar suç ort***** itilmemesi, onların iyi bir egitim almalarına ve ekonomik
    sıkıntı çekmemelerine de baglıdır. Birey merkezli yaklasım ile; her bir hükümlüyü, infaz
    sonrasında topluma deger katacak hale getirecek bir politika izlenmeli, kisiden intikam almayı
    ve onu toplumdan tecrit etmeyi amaçlayan bir yaklasımdan uzaklasılmalıdır. Özellikle de,
    genç yasta suça bulasmıs, egitim sürecini tamamlayamadan sosyal hayattan uzaklasmıs
    kisilerin infaz sürecini takip eden dönemdeki verimliligi ve hayata entegrasyonu basat amaç
    olmalıdır. Bu gruptaki kisilere yönelik özel egitim ve rehabilitasyon programları hayatı önemi
    haizdir. Zira, hayatının geriye kalan kısmıyla ilgili herhangi bir umut tasımayan bir bireyin
    yasama sevincine sahip olması, üretmeyi düsünmesi ve topluma yararlı bir birey olması
    beklenemez. Bu baglamda her türlü tedbir alınmalı, bu kisilere degisik sanatsal ve egitim
    aktiviteleri barındıran alternatifler sunulmalı, bu kisiler konuyla ilgili özel egitim almıs
    psikolojik danısmanlar gözcülügünde ve ilgiliyi rahatsız etmeyecek bir formatta sosyal hayata
    entegre edilmelidir. Suç islemeyi kanıksamamıs kisilere, bilmedikleri suç ve yöntemleri
    ögretmeyi engelleyecek bir idare anlayısı ceza ve infaz kurumlarına hakim kılınmalıdır. Bu
    cümleden olarak, cezaevi yöneticileri ve emirlerindeki kadrolar, meslek öncesi ve meslek içi
    egitim faaliyetleri ile farkındalık artırıcı programlara tabi tutulmalıdır.

    VII. SONUÇ VE KARAR
    1. Devletin cezalandırma yetkisini kullanmasının en önemli amacı suçlunun ıslahıdır.
    Bu amacın gerçeklestirilebilmesi için fiziki ortamın yeterli, personelin egitimli, ünitelerin ise
    eksiksiz ve donanımlı olması, ayrıca, yasalar ile tutuklu ve hükümlülere verilen hakların en
    üst düzeyde kullandırılması gerekmektedir. Sınıflandırma ile tutuklu ve hükümlülerin farklı
    yerlerde bulundurulması ile egitim ve ögretim programlarının uygulanması ıslah edicilikte
    önemli bir etkendir ve bu durum yasayla getirilen bir zorunluluktur. Bu konuda bir an önce
    yasanın emredici hükümlerine uyulmalıdır.
    Devlet devlete YASAYA UYUN DIYOR!
    Ne aci......

    devam edecek!

  5. #15
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    Amerika örneği

    Her hangi bir günde ABD hapishanelerinde yatan insan sayısı 2.2 milyon. Bir yıl içinde buradan “geçen” insan sayısı ise bunun çok üzerinde. Hapishanelerde ve bağlı tesislerde çalışan insan sayısı 750 bin. Bunun ülkeye yükü yılda 60 milyar doları aşıyor. Eldeki verilere göre üç yıla kadar eski mahkûmların %67’si yeniden tutuklanacak ve %52’si yeniden hapse mahkûm edilecek.
    Devletten mahkûm başına “kira” alan özel hapishane sahiplerinin ve mahkûmları asgarî ücretin çok altında çalıştıran tekstil ve call center firmalarının karşısında ellerini oluşturduğu bu manzara sağduyulu insanları alarma geçirdi. Amerikan Hapishanelerinde Güvenlik ve Suiistimal (araştırma) Komisyonu 8 Haziran 2006 tarihinde çok ilginç bir rapor sundu.

    1970’lerde ABD 20inci yüzyılın en büyük “tutuklama projesini” başlattı. 1970-2005 döneminde hapishane mahkûmlarının sayısı %628 arttı (1). Bugün ABD’nin geldiği umutsuz nokta ortada. Elbette suçluları hapse atmanın “dışarıdaki suç oranına olumlu bir etkisi var. Ancak bu etki “pahalı” ve geçici bir tedavi. Şöyle ki:Joel A. Devine, Joseph F. Sheley, ve M. Dwayne Smith’in American Sociological Review (Sayı: 53, Yıl 988, sayfa : 407-420) dergisinde yayınlanan Macroeconomic and Social-Control Policy Influences on Crime Rate Changes,1948-1985 adlı makalelerinde sundukları gibi ülke bazında ve bütün suçlar aynı kefeye konduğunda bile toplam suç oranında %22’lik bir düşüş için hapishane nüfusunun yaklaşık %10 artması gerekiyor.

    Ancak bu gri tablo detaylara indikçe yani suçlar ayrıştırıldığında iyice siyahlaşıyor : Daha fazla insanın hapse konması sadece soygun, yankesicilik ve motorlu araç hırsızlığında önemli bir düşüş sağlıyor. Tecavüz, cinayet, aile içi şiddet gibi suçlarda ise değişen bir şey yok. Eyalet-şehir bazında yapılan bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlar ise daha da endişelendirici : Coğrafî bölgelere göre değişmekle beraber hapse atılan insanların sayısındaki %10’luk bir artış suç oranındaki azalmanın ancak %0.11 ile %4 arasında kaldığını gösteriyor. Dahası bazı bilimadamları hapse atılan insan sayısı ile suç oranı arasında bir ilişki bulamadıkları gibi bazıları da ters bir oran buluyorlar. Yani hapse atılan insan sayısı hâlihazırda yüksek olan eyaletlerde (toplam nüfusun %3ünden fazla) mahkûmiyetler arttıkça toplumdaki suç oranı artıyor.

    Aslında bu bulgu o kadar da şaşırtıcı değil. Bir kaç yıla yayılan bir zaman diliminde yapılan incelemelerin bu sonuca varmaları normal. Çünkü hapse atılan bir insanın ailesinin geçim sıkıntısına düşmesi, borçlanması, ödeyemediği kiralardan dolayı evden çıkarılması belli bir zaman alıyor. Çocukların (veya eşin) bu zor ortama yenik düşerek suça yönelmeleri de muhtemel sonuçlardan biri. Yukarıda alıntıladığım Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre suçların %40’dan fazlasının İstanbul, Ankara ve İzmir’de yani aile bağlarının en zayıf olduğu büyük şehirlerde işlenmesi elbette rastlantı değil.

    Kötü insan nasıl üretilir? : Derin Düşünce

  6. #16
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    DEVAM!

    Kaliforniya’daki Palo Alto şehrinde sessiz sakin bir ağustos sabahı başlıyordu.
    Bir polis arabası aniden bir evin önünde durdu, arabadan inen polisler içeri
    girerek üniversitede öğrenci olan bir genci evinden çıkardı, kendisine Ceza
    Kanunu’nun 211inci maddesini ihlâl ettiği ve silahlı soygun suçundan
    tutuklandığı bildirildi. Komşularının şaşkın bakışları arasında ellerine
    kelepçe takılırken hakları okundu, üzeri arandı ve polis arabasına bindirildi.
    Komsular şaşırmakta haklıydılar çünkü Palo Alto Polis şefinin de çok iyi bildiği
    gibi o gün tutuklanan birçok üniversite öğrencisi aslında suçsuzdu. Sadece günlük
    bir kaç dolar karşılığında bir sosyal psikoloji deneyine katılmayı ve mahkûm rolü
    oynamayı kabul etmişlerdi.
    Stanford üniversitesi öğretim üyelerinden Philip G. Zimbardo’nun 1971’de yaptığı
    ilginç deney bugün hâlâ güncelliğini koruyor ve sadece ABD değil Türkiye de
    dâhil bütün ülkeleri ilgilendirecek bulgular sunuyor.

    Yapay hapishanenin öğrettikleri
    Zimbardo’nun deneyi için Stanford üniversitesi Kampusu’nda kurduğu hapishane bir film dekoru olmaktan çok uzak. Gerçekten hapis hayatı yaşamış eski bir mahkûmu danışman olarak ekibine alan profesör eski mahkûmun tavsiyeleri üzerine deneklerin yaşam yerlerini oldukça tekdüze ve çirkin kılmak için duvarları, kapı ve pencereleri aynı renk levhalarla kaplıyor. Bu aynı zamanda deneklerin gün ışığını ve dışarıdan gelecek sesleri de engellemeyi ve zaman kavramını kaybetmelerini sağlamaya yönelik bir çaba.
    Sahte mahkûmların bu deneyi bir oyun gibi algılamalarına engel olmak için gene eski mahkûmun tavsiyeleri doğrultusunda mahkûmların ayaklarına rahat yürünmeyen plaj terlikleri, saçları kesilmiş gibi görünmesi için başlarına kadın çorabı, üzerlerine de bir entari giydiriliyor. Denekler adlarıyla değil kendilerine verilen bir numara ile çağırılıyorlar.
    Ordularda veya terör örgütlerinde de rastlayabileceğimiz bu uygulamaların amacı:
    1. Bireyin değerini çiğnemek,
    2. Anonim bir mahkûm (veya er, devrim savaşçısı, …) kimliği oluşturmak,
    3. Bütün nefsanî ihtiyaçlarını (uyku, yemek, giysi vb) aidiyet ile ikame etmek,
    4. Bireysel sorumluluk duygusunu dolayısıyla vicdanı devreden çıkarmak,
    5. Şiddet dışındaki yöntemlerin (eğitim, şefkat, diyalog, karşılıklı çıkarlara saygı, …) kullanılmasına engel olmak ve şiddeti kalıcı tek yöntem olarak dayatmak,
    6. Kendi gözünde ve toplum nezdinde önemini azaltarak ölümü veya intihar saldırısı yapmayı daha kolay kabul etmesini sağlamak.


    DEVAM EDECEK!

  7. #17
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    Devam...

    Aşağılanma düşlerde bile devam ediyor
    “Gerçek bir hapishane kurmayı değil hapishanede olma hissi vermeyi amaçladık” diyor Zimbardo. Birçok ülkede artık kullanılmayan ayaklara zincir vurulması yöntemi de bu sebeple planın bir parçası. İç çamaşır kullanmadan giyilen entariler, özgür olmadıklarını uykularında bile hatırlatan zincirler, kendinden veya başka mahkûmlardan söz ederken isim yerine numara kullanma zorunluluğu…

    “Uygar” Batı “maneviyat sahibi” Ortadoğu’ya karşı

    Hapishanelerde ve karakollarda yapılan insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda ilginç tartışmalara tanık oluyoruz : Bir yandan batılı ülkeler çoğunluğu müslüman olan Ortadoğu ülkelerini demokratik olmamakla suçluyor, insan hakları ihlâllerini de buna bağlıyorlar. Muhafazakâr türk, arap ve iranlı düşünürler ise İslâm’ın değerlerinin Batı’da eksik olduğunu söylüyorlar bize. “Aile yapıları zayıflamış, maddeci insanların saldırganlaşmasından daha normal ne olabilir?” diyorlar.
    Amerikan Hapishanelerinde Güvenlik ve Suiistimal (araştırma) Komisyonu’nun raporunda verdiği çarpıcı örnekler var : Kalp ilacı verilmediği için ölen mahkûmlar, hapishane yöneticilerince tecavüze uğrayan ve korunmasız olarak aynı hapishanede bırakılanlar… Ancak ekonomisi, aile yapısı, gelenekleri ve dini ABD’den farklı olan Türkiye’de de eline yetki verilen insanların benzer şekilde davranmalarının önüne geçilemiyor. Human Rights Watch’in 2005 raporuna göre Ekim 2005′te, Ordu polis merkezinde, 4 çocuğun işkenceye maruz kaldığı bildirildi. Çocuklar polisin kendilerini soyup dayak attığını, hayalarını sıktığını ve tecavüzle tehdit ettiğini söylediler. Tıbbi raporlar, herhangi bir suçlamaya maruz kalmadan serbest bırakılan çocukların yoğun şekilde morarmalara maruz kaldığını gösteriyordu.
    Şu halde herhangi bir politik gözlük takmadan, sadece insana bakmak, bilimsel yöntemlerle sebep-sonuç ilişkisi aramak gerekmiyor mu?
    Gardiyanlar sahte, eziyet gerçek
    Deney için seçilen öğrencilerin içinden tamamen rastgele yöntemlerle gardiyanlar belirleniyor. Gardiyan deneklere herhangi bir eğitim verilmeksizin, (belli sınırlar içinde) düzeni korumak için gerekeni yapmaları emrediliyor. Zimbardo gardiyanlara üniforma ve mahkûmlarla göz temasını önlemek için güneş gözlüğü giydiriyor. Bu uygulama aynı zamanda gardiyanların aidiyet duygusunu da güçlendirmeye yönelik. Çünkü araştırmanın amacı sadece mahkûmların değil gardiyanların da davranışlarını araştırmak.
    Deney başladıktan sonra kısa bir “afallama” dönemi geçiren gardiyanlar kendilerine verilen yetki ve sorumlulukların da dürtüsüyle bir takım kurallar koymaya, bu kurallara uymayan mahkûmlara ise cezalar uygulamaya başlıyorlar.
    Deneyi tasarlayan bilim adamlarının beklentilerinin çok ötesinde gerçeğe yaklaşan deney aile ziyaretleri, tecrit hücreleri, isyanlar, muhbirler hatta hapisten kaçma girişimleriyle devam ediyor. Hayatlarında hiç suç işlememiş, eğitimli ve orta gelirli ailelerin çocukları tıpkı gerçek hapishanelerde yatan “azılı haydutlar” gibi davranmaya başlıyorlar. İçlerinden bazıları ise depresyon geçiriyor.
    Baştan 15 gün olarak planlanan deney akıl sağlığı bozulan mahkûmlar ve kontrol edilemeyecek kadar saldırganlaşan gardiyanlar da dikkate alınarak erken bitiriliyor. Çünkü yerleştirilen gizli kameralar sayesinde gardiyanların gece yarısından sonra mahkûmlara “normalin ötesinde” eziyet ettikleri saptanıyor. Daha da ilginci nöbet süresi biten ve artik para almayacak olan gardiyanların gönüllü olarak nöbete kalmak istemeleri.
    Fakat en çarpıcı olanı Zimbardo da dâhil bazı bilim adamlarının farkında olmadan deneyin bir parçası haline gelmeleri ve gardiyan veya hapishane müdürü gibi düşünmeye başlamış olmaları.

    devam edecek....

  8. #18
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    DEVAM!

    Yanlış giden neydi? Bundan sonra nereye? (*)
    Sonuç olarak hapishaneler masum insanları bile suça teşvik eden bir ortam oluşturuyor. Bu günkünden çok farklı, adeta “devrim” diye nitelendirilebilecek bir değişim gerekiyor cezaevlerine. Bu değişim elbette hukukçuların, sosyolog ve psikologların katılımıyla tarif edilebilir ve uygulanabilir.
    ABD’nin Türkiye’den 30 yıl önce girdiği ve nasıl geri döneceğini bilemediği yanlış bir yola girmek üzereyiz. Hasta bir toplumun ürettiği şiddeti sadece suçluları hapse atarak tedavi edemeyiz. Çünkü “suçlu” dediğimiz insanlar da aslında suçun artışını teşvik eden bir ortamda öldürdükleri, tecavüz ettikleri kişiler gibi koşulların kurbanı olmaktalar. Elbette kişi bazında vicdanların rahatlatılması, suçluların cezalandırılması ve potansiyel suçluların toplumdan uzaklaştırılması gerekiyor. Ancak sadece bu yapıldığı takdirde Türkiye’mizin gitgide ABD’ye benzemesi kaçınılmaz.

    Çünkü Dünya’nın neresinde olursa olsun alışılagelmiş hapishaneler ağır suçları önleyemedikleri gibi artmasına da sebep olabiliyorlar. (Bkz. Kaynakça: 2, 3, 4, 5) İlk suçun işlenmesinin önlenmesi kadar hapishanelerin topluma ve insanlara ne getirdiği ve götürdüğü sorgulanmalı. Son yıllarda güvenlik ve suç işleme eğilimleri üzerine yapılan birçok çalışma insanları hapse atmanın değil onların sorunlarına çare bulmanın suçun önüne geçebileceğini ve bunun maddî yükünün de daha hafif olacağını savunuyor. Bu çalışmaların ortak noktaları ise şunlar :
    • Eğitim
    • İşsizliğin azaltılması
    • Ortalama ücretin artması
    • Kişi başına düşen polis sayısının artması.
    Türkiye çağdaş medeniyet seviyesine yaklaşıyor!
    25 Şubat 2007 tarihli Zaman gazetesinin haberine göre Türkiye suç
    işleme konusunda da hızla batılı ülkelerin seviyesine yaklaşmakta:
    Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre sabıkalı sayısı 8 milyonu,
    mahkûm sayısı 68 bini geçti. Emniyet’in rakamları da olayın boyutlarını
    gözler önüne seriyor.
    Son 10 yılda işlenen suç sayısı üçe katlandı. 1995′te 229 bin suç işlenirken, rakam 2006′da 785 bin 510′u buldu. Suçların yüzde 42’si İstanbul, Ankara ve İzmir’de işleniyor.
    İlk suçun işlenmesinin önlenmesi ayrı bir inceleme konusu elbette. Ancak 8 milyon sabıkalı büyük bir rakam.
    Bu insanlardan hapiste yatanların “içeride” geçirdiği sürede
    1) Ailelerine bakamadıklarını,
    2) Anne-babalık ve/veya evlâtlık görevlerini yerine getiremediklerini,
    3) Hapiste geçen süre içinde yeni suçlar ve yöntemler “keşfettiklerini”,
    4) Bir kısmının hapisten çıktıktan sonra da etraflarındaki gençlere kötü örnek olduklarını,
    da hesaba katarsak insanları bir kaç ay veya yıl “kapatmanın” ülkemize ne kadar zarar verdiğini daha iyi görebiliriz.
    İnsanları hapse atmak çözüm mü? Kapkaç, silahlı soygun, çocuk pornosu, aile içi şiddet gibi konular biz “iyileri” sadece “kötüler” yakalanıncaya kadar ilgilendiriyor. Biz “iyiler” ile “kötüleri” birbirinden ayıran duvarlar bizi koruyor ve bir sorun olmaktan çıkıyor sanki. Peki, hapis yatan bir insanın zihninde ne gibi değişiklikler meydana geliyor? Toplumu, kendini, devleti algılayışı nasıl değişiyor?
    Bir kaç yıl hapis yatan bir insan dersini almış, kanunlara saygılı bir vatandaş olarak çıkıyor dışarı pek çoğumuz için. Oysa hapis yatmış insanların suç işleme ihtimalleri yükseliyor istatistiklere göre. Gerek ülkemizde gerekse mahkûmların topluma kazandırılması için birçok proje üreten ABD, Fransa gibi gelişmiş ülkelerde bu gerçek değişmiyor. Neden?

    Kul hakkı ve Türkiye
    İnsan hakları ve daha özel olarak mahkûm hakları konusu ne yazık ki uzun bir zaman terör suçlularıyla, açlık grevleriyle, PKK, DEV-SOL vb örgütlerle anıldı. Türkiye’nin sürekli olarak Avrupa tarafından ağır biçimde eleştirildiği bu dosya bizde bir tür kompleks oluşturdu. En aklı başında insanlardan bile “Avrupa önce kendine baksın” tarzında savunmacı söylemler duyuyoruz.
    Diğer yandan Batı kültürünü benimsemiş “çağdaş” aydınlarımızın bu konuyu çözebileceğinden şüpheliyim. Çünkü batıya hoş görünme kaygısıyla batı referansları kullanarak ürettikleri fikirler halk tarafından benimsenmiyor ve hiç bir zaman da benimsenmeyecek. Üstelik bugüne kadar özellikle Fransa’dan ithal edilen bireysellik ve çatışma kültürü sebebiyle mahkûm haklarının savunulması avukatlarla devlet arasında bir boks maçından öteye gidemiyor çoğunlukla. Global bir stratejileri yok. Taktik olarak açlık grevleri, AİHM başvuruları yapılıyor.
    Kanımca kalıcı çözümler bu konunun İslâm’ı yaşama kaygısıyla hareket eden aydınlar tarafından daha iyi sahiplenilmesiyle bulunabilecektir. Çünkü bu konuda en sağlam referans kul hakkıdır. “Mahkûm hakları” konusu her şeyden önce vicdan sahibi insanlarca, sadece birey değil aileler ve toplumun tamamı göz önüne alınarak çözülebilir.
    Zira müslüman bir aydın için “kötü insan” yoktur, nefsine yenik düşmüş insan vardır.
    Yazıyla ilgili videoları The Stanford Prison Experiment: A Simulation Study of the Psychology of Imprisonment sitesinden izleyebilirsiniz.

  9. #19
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Rekreasyon

    Merhaba!

    Bir on bilgi yazip sonra devam edelim

    Rekreasyon: Yenilenme, yeniden yaratılma veya yeniden yapılanma anl***** gelen Latince recreation kelimesinden gelmektedir. Türkçe karşılığı yaygın bir şekilde boş zamanı değerlendirme olarak kullanılmaktadır. Bu ise, bireylerin ya da toplumsal kümelerin boş zamanlarında gönüllü olarak yaptıkları dinlendirici ve eğlendirici etkinlikler anlamını taşımaktadır.

    Devam...

    Rekreasyon ve Suç Arasındaki Olumsuz İlişki
    Rekreasyon, eğlence ve suç üzerine yapılan birçok araştırma iki ana konuda odaklanmıştır. Yiannakis, bunları “caydırma” ve “rehabilitasyon” hipotezleri olarak belirlemiştir. “Caydırma Hipotezi” rekreasyonun suçtan uzak durmada bir hücum mekanizması olduğunu ileri sürerken, “Rehabilitasyon Hipotezi” rekreasyonla ilgilenmenin daha çok suçluların kendilerini yeniden düzenlemelerine veya çevreleri ile sosyal açıdan daha kabul edilebilir yolla başa çıkabilmelerine yardımcı olacağını savunmaktadır (177)
    İlk teori için yapılan çalışmalar daha çok okullararası spor yarışmaları ve Amerikan liselerindeki suç oranları üzerine yoğunlaşmıştır. Diğer teorideki araştırmalar ise Amerika Birleşik Devletleri içinde kurulmuş çok sayıdaki vahşi yaşam/hayat-ı idame/kamp programları araştırmalarını ve tartışmalarını içermektedir.
    Birçok araştırma rekreasyon ve suç arasında olumsuz bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Rekreasyonla ilgilenenlerin ilgilenmeyenlere göre daha az suça meyilli olduğu vurgulanmıştır (141, 21, 148, 149). Bu araştırmaların ortak sonucu olarak rekreasyon, eğlence ve suç arasında olumsuz bir ilişki olduğu belirtilmiş olsa da, rekreasyonun suça bir ilaç gibi yararı olduğu tam olarak netlik kazanmamıştır. Rekreasyona katılımın, suça yönelimi azalttığını kesin bir güvenirlikle söylemek mümkün değildir. Bundan dolayı, gerçek nedensel bir ilişkinin kurulabilmesi gerekmektedir.
    1960’ların sonunda Schafer rekreasyon ve suç arasındaki ilişkiye yönelik ilk deneysel değerlendirmeleri yapmıştır. Onun metodu orta-batıdaki iki lisede okuyan, 3 sene evvel 10. sınıfa başlamış olan 585 erkek öğrencinin tümünün kayıtlarının incelenmesini içermektedir. Erkeklerden son üç sene içinde okullararası rekreasyon etkinliklerinde en azından bir tüm dönemi geçirmiş olanlar (% 28) rekreasyoncu olarak kabul edilmiştir (141). Bu araştırmada bağımlı değişken suç olarak alınmıştır. Suç, okulların bulunduğu bölgedeki gençlik mahkemeleri kayıtlarının incelenmesi ile ölçülmüştür. Tahmin edildiği gibi, Schafer’ın bulduğu sonuçlar rekreasyonla ilgilenme ve suç arasında olumsuz bir ilişki olduğunu göstermektedir. Rekreasyoncuların % 7’si, rekreasyoncu olmayanların ise % 17’si mahkemelik olmuştu. Bu sonuç okullararası rekreasyon etkinliklerinde bulunmanın suça yönelme üzerinde caydırıcı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Buna rağmen, Schafer bu sonuçları baba mesleği ve geçmiş akademik kayıtlara göre değerlendirdiğinde; rekreasyon yapmanın suçlu olma olasılığı üzerinde oldukça etki yapabildiği, bu ilişkinin düşük statülü genç erkekler haricinde nerdeyse tamamen göz ardı edildiğini bulmuştur. Bu genç erkekler için rekreasyonla uğraşmak, suçlu olma olasılığının yarıdan fazla oranda azalması anl***** gelmekteydi (142). Schafer‘ın rekreasyoncu olanların rekreasyoncu olmayanlara oranla daha az suçlu olduklarını bulmasına ve bu ilişkinin düşük statülü gençlerde daha belirgin olmasına rağmen, Schafer sonuçlar üzerine yapılan farklı yorumların da dikkate alınması gerekliliğine değinmiştir.
    Schafer’ın konuyla ilgili ilk çalışmalarından sonra Schafer’ın sonuçlarını destekleyen başka araştırmalar da yapılmıştır. Landers ve Landers, erkek çocukları için okullararası rekreasyon etkinlikleri ve suç arasında olumsuz bir ilişki olduğunu raporlamışlardır. Sadece erkek çocuklardan oluşan bir okulda öğrenciler, yalnızca rekreasyoncu olanlar, yardımcı ve lider olanlar, hem yardımcı-lider olup hem de rekreasyoncu olanlar veya hiçbir şeye katılmayanlar gibi ders dışı aktivitelerine göre sınıflandırılmışlardır. Mahkeme kayıtlarına bakıldığında, suç oranlarının hiç bir etkinliğe katılmayanlar arasında daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Okul dışında organize bir aktiviteye katılan erkek çocuklar arasında suç oranlarının düşük olduğu tespit edilmiş, rekreasyonla ilgilenen ve yardımcı olarak çalışan çocuklar arasında herhangi bir fark olmadığı, kayıtlı suç oranların en düşük seviyede olduğu grubun iki aktiviteye birden katılan grup olduğu görülmüştür. Landers ve Landers rekreasyon ve suç arasında olumsuz bir ilişki olmasına rağmen, sosyalleşme için tek seçeneğin rekreasyon olmadığını belirtmiştir. Bu düşüncenin dayanağı okul dışı farklı etkinliklere katılanlarla, rekreasyona katılanlar arasındaki suç oranının farklı olmamasıdır. Rekreasyonla ilgilenenler ne öğrenirlerse öğrensinler, bu bilgiler diğer okul dışı diğer aktivitelerden de sağlanabilmektedir (109). Landers ve Landers Schafer’le aynı düşünceleri ortaya koymuşlardır: rekreasyon ve diğer okul aktivitelerine katılma suç oranlarında azalmaya neden olmayabilir veya rekreasyoncular yakalanıp katılımlarını tehlikeye sokmaktan korktukları için yasadışı olaylara katılmıyor olabilirler (109). Bunun yanında bu çalışma yorumlarken dikkatli olunması gerektiğini söylenmiştir, çünkü örneklenen grup tek bir okuldan alınan sınırlı bir gruptur.
    Segrave ve Chu (148) tarafından toplanan veriler rekreasyon ve suç işleme arasındaki olumsuz ilişkiyi desteklemektedir. Fakat Landers ve Landers (109)’in tam aksine, onlar, rekreasyona katılımın diğer geleneksel okul dışı etkinliklere göre, suç işleme konusunda daha etkili ve caydırıcı bir aktivite olduğunu söylemektedirler.
    Bu alanda en kapsamlı çalışmalardan biri, Segrave ve Hastad tarafından ilerleyen yıllarda yapılmıştır. Bu çalışma rekreasyoncu ve rekreasyoncu olmayanlar ve rekreasyoncu grupları içindeki suçlu davranışları arasındaki farkları belirlemeye çalışmıştır. Kendi kendilerini değerlendirebilecekleri soru formları 8 liseden toplam 1,935 erkek ve kız öğrenciye uygulanmıştır. Yaşa, cinsiyete, ırka, ikametgâha ve sosyoekonomik statüye göre sınıflandırma yapılmıştır. Suçlu davranışları; basit hırsızlık, hırsızlık, vandalizm ve fiziksel tecavüz olarak suçun tipine göre sınıflandırılmıştır. Rekreasyoncular kendi aralarında yaptıkları rekreasyonun tipine ve katılım oranlarına (düzenli ve düzensiz) göre sınıflandırılmışlardır. Sonuçlar, rekreasyon ile uğraşanların uğraşmayanlara nazaran daha az suç işlediklerini göstermiştir. Rekreasyon ve suçlu davranışları arasındaki olumsuz ilişki bütün alt gruplarda ve bütün suç tipleri için gözlemlenmiştir. Daha spesifik (öze) olmak gerekirse, rekreasyonla uğraşanların daha az basit hırsızlık, vandalizm ve tecavüz olaylarına karıştıkları bulunmuştur. Bu ilişki, vandalizm ve tecavüz suçları için daha belirgindir. Bütün örnekler için bu ilişkinin geçerli olduğu bulunmuş olmasına rağmen, istatistiksel yönden farklı olarak değerlendirilecek veriler, sadece genç beyaz kız ve erkekler için şehir ve varoşlarda yaşayanlar arasında bulunmuştur. Başka bir deyişle, gruplar arasındaki olumsuz ilişki özellikle suçun vandalizm ve tecavüz olduğu zamanlarda belirginleşmektedir (149).
    Malmisur ve Schempp rekreasyon ve suç arasındaki ilişkiyi anlamaya çalıştığı araştırmada, erkekleri katılımcı olarak almıştır. Yaşları 13 ve 16 arasında değişen 203 erkek öğrenci, kendilerini anlatan, suçlu davranışları ve rekreasyona katılımlarını özetleyen soru formlarını doldurmuşlardır. Rekreasyona katılım açısından suçlu ve suçsuz genç erkekler arasında önemli bir farklılık gözlenmemiştir. “Rekreasyona katılım genç suçlarında etkili olarak görülmemektedir, başka bir deyişle, suçlu davranışlarına karşı caydırıcı bir etkisi bulunmamaktadır’’ şeklinde bir sonuca ulaşılmıştır (149). Oysa, bu sonuçların aksine, bazı araştırmacılar kendi verilerinin gençlik için rekreasyonun sosyal yönden önemli bir tarafı olduğunu gösterdiğini söylemişler ve “belki de ampirik çalışmalar bir gün suçun caydırıcı olduğunu göstermek için rekreasyonun sosyal yapısını ortaya çıkaracaklardır’’ sonucuna varmışlardır (121).
    Rekreasyon ve Suç

    devam edecek!

  10. #20
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    Alıntı mopsy´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Merhaba:

    Benim cocuklugumda,her sansasyonel olayda,
    Donemin yaslilari slogana baslarlardi.
    Bir kacini TAKSIMDE sallandiracaksin
    Bak bakayim bir daha yapan cikar mi?

    Modern Turkiyenin EGITIMLI?
    Yuzlerinin cozumleri ise TECRIT/IMHA kamplari,
    Hemde ne/nerede kamplar....

    1-Türkiyedeki Gay ve Lezbiyen Oranı sizce nedir?
    * Onlari hepsini toplasinlar mars gezegenine gondersinler.

    2-Canı Hıristiyan Öldürmek İstemiş
    Boyle densiz insanlari toplumdan neden temizlemiyorlar anlamiyorum.
    * Bozca ada veya Gokce ada dan birini bosaltip,bu tur ( tinerci,irkci, v.s. ) piskopatlari orya yerlestirsinler.

    3-Tecavüz suçu için idam cezası verilmeli mi?
    17 yasindan ufak cocuklara tecavuz eden sapiklari hadim yapmak en dogru ceza dir.
    17 yasinda buyuklere zorla tecavuz edilirse o kisi ayni tecavuz olayi ile cezalandirilsin

    4-10 yaşında kız çocuğu boğazı kesilerek öldürüldü
    Boyle insanlarin toplum icinde yasamasina musade etmemek gerek.

    Uzayip gidiyor..........

    Bende diyorum ki;
    EGITIME NE DERSINIZ?
    sorulan sorularıda verilen yada duyulan cevaplarıda iyi irdelemek lazım,
    elbette eğitim en güzel yol ,
    sorulan bazı sorulara verieln cevapların bazılarının mantığa aykırı olduğu kesin,
    ama bazılarında eğer kendinizi suçlunun zarar verdiği rolle özdeştiriseniz cevabınız mantıki değil duygusal olacaktır,
    suçluyla özleştirip cevap verirseniz eğitim olacaktır,

    ikisinin yerine de kendinizi koymadığınızda eğitim şart diyeceksiniz,

    bence suçl işlendiğinde verilen ceza hapis cezası olmalı ve uzun sürlei olup bu uzun sürede eğitime tabi tutulmalıdır,
    kısa süreli olursa değişim sağlanmadan rehabilite olmadan kişiler topluma karışmış olurlarki o zaman suçsuz insanların güvenlik haklaerı ihlali olur,

    suçluları öldürme ve tecrit etmede suçluları haklarının ihlali olur,

Yukarı Çık