Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

Engellilere "Nerede Çalışıyorsun" Diye Sorun

Tartışma Salonları (polemik) Kategorisinde ve Serbest Kürsü Forumunda Bulunan Engellilere "Nerede Çalışıyorsun" Diye Sorun Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Lokman Ayva: “Engellilere ‘nerede çalışıyorsun’ diye soru sorun” “Eğer bir engelliye soru sorulacaksa "Okula gidiyor musun?" yerine, "Hangi okulu bitirdin?", ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Engellilere "Nerede Çalışıyorsun" Diye Sorun

    Lokman Ayva:

    “Engellilere ‘nerede çalışıyorsun’ diye soru sorun”


    “Eğer bir engelliye soru sorulacaksa "Okula gidiyor musun?" yerine, "Hangi okulu bitirdin?", "Bir yerde çalışıyor musun?" yerine "Nerede çalışıyorsun?", "Evde mi duruyorsun genellikle?" yerine "Şu anda hangi kitabı okuyorsun gibi sorular soralım. Bu onları motive ederek kendisiyle ilgili toplumsal bir beklenti olduğunu hissettirir.”



    Konya’nın Doğanhisar ilçesi, Başköy kasabasında 1966 yılında doğan Lokman Ayva, 11 yaşındayken geçirdiği menenjit sonrası gözlerini kaybetti. Eğitimine ara verdiği 5 yıllık süreçte herhangi bir şeyle uğraşmayan Ayva, 1982 yılında başladığı Ankara Körler Ortaokulu Kursu’nu birincilikle bitirerek 1985 yılında ortaokula alındı.

    Lokman Ayva’nın babası bir devlet kurumunda odacılık yaparken, oğlunu başkalarından hep saklar. Böyle bir psikolojide yetişen Ayva, yabancı kişilerle konuşurken hep kekeler. Lokman Ayva, körler ortaokulunda özgüvenini iyice geliştirir. Öğretmenlerin kendi hayatlarından bahsetmeleri, onu derinden etkiler. Bir gün rehberlik servisine gittiğinde, heyecandan yine kekeler. Rehber öğretmenleri, bunun üzerine “Madem zorlanıyorsun o halde bu problemin üstüne üstüne gidelim” derler. Bunun üzerine tiyatroda çalışır ve hocalarının manevî desteğini alır. Olumsuz psikolojisini yıkar ve kör olduktan sonra hiç tatmadığı başarma duygusunu orada tatmaya başlar.

    Lokman Ayva, geliştirdiği özgüvenle çok azimli çalışır. 1985-1987 yılları arasında Konya Gazi Lisesi'nde sürdürdüğü lise hayatını, 1987-1988 döneminde Ankara Bahçelievler Cumhuriyet Lisesi’nde tamamlar. 1988-1993 döneminde Boğaziçi Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümü’nü bitirdikten sonra, 1993-96 yılları arasında da Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Bölümü'nde yüksek lisansını yapar.

    Birçok sosyal faaliyet ve çalışmalara katılan Ayva’ya yurtiçi ve yurtdışından çok sayıda ödüller verilir. 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan 22. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne İstanbul 3. bölgeden katılan ve AK Parti İstanbul Milletvekili olarak seçildi. Lokman Ayva, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde AK Parti’den ikinci defa milletvekili seçildi ve halen bu göreve devam ediyor.

    1999 yılında evlenen Lokman Ayva’nın iki erkek çocuğu var. Kitap dinlemek, tiyatro, şiir ve makale yazmak, satranç oynamak, bilgisayar programlarının kullanım rehberlerini çözmek, belgesel ve haber programları izlemek, ud ve bağlama çalmak gibi hobi ve uğraşılarla zaman geçirmekten hoşlanan Lokman Ayva çok iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesinde Arapça biliyor.

    Lokman Ayva, kendisiyle yaptığımız söyleşide hayatına ve başarılarına dair önemli ipuçları verdi.



    11 yaşında gözlerinizi kaybettiniz. Bu sizin ve ailenizin üzerinizde nasıl bir etki bıraktı? Hayata bakış açınızda nasıl bir değişim yaşadınız?

    Bu soruyu kör olmadan önce sorsaydınız şu anki cevabı veremezdim. Zira o zaman bir takım ezber cevaplar, öğrenilmiş cevaplar verirdim. Hâlbuki şu anki cevaplarım tahminlerin çok ötesinde. Meğer yaşamak farklı bir şeymiş. İlk önceleri körlüğümü başkalarından öğrendiğim şekilde algıladım. Başkalarından öğrendiğim körlük nedir? "Allah gözüne dizine versin." "Kör müsün?" "Kör kuyu, kör bıçak, kör nokta…" Erol Evgin'in şarkısı, "Ellerin tutuyorsa, gözlerin görüyorsa yine de güzeldir yaşamak." Ya tersi? "Çok da yakışıklı çocukmuş. Üzülme evladım öbür dünyada mükâfatını göreceksin."

    Aslında bütün bu nasihatler, tavsiyeler, tepkiler benim üzülmemi tavsiye eden şeyler. Dünyanın en şanssız insanı, en sıkıntılı insanı olmamı öngörüyordu. Sonra düşündüm: İnsanlar bana bunları tavsiye ediyor. Acaba bu tavsiyeyi tutmak doğru bir şey mi? Duygularımı, düşüncelerimi tarttım. Hiç de öyle değildim. O yüzden körlüğümü başkalarının öğrettiği gibi değil, kendi yakaladığım hakikat çerçevesinde algılamaya başladım.

    Ailemin tepkisiyse geleneksel tepkiydi. "Biz öldükten sonra oğlumuz ne olacak?" Bunların teferruatları çok fazla. Öyle enteresan sonuçları oldu ki insanlığa ders olacak çok şey yaşadım. Mesela her aile gibi benim ailemin de benimle ilgili hayalleri vardı. “Lokman okul bitirecek. Bir yere çırak olacak. Askere gidip gelecek.
    Ustasının yanında veya ayrı bir dükkân açarak işine devam edecek. Evlenecek…”
    Kör olduktan sonra bu hayallerin tamamı bitti. Ama bu durum bana inanılmaz bir hürriyet alanı sağladı. Düşünebiliyor musunuz ben, diğer çocuklar gibi ailemin değil, kendi hayallerimi hayata geçirme fırsatını elde ettim. Benim sınırlarımı kendi kabiliyetlerim belirledi. Ama diğer çocukların sınırlarını başta aileleri belirler. Hâlbuki aileler kendi çağlarını yaşarlar. Ailelerin çağlarıyla çocuklarının çağları aynı değildir.



    Engelli birisinin gelebileceği en yüksek noktalardan birisindesiniz. Buraya planlı programlı bir şekilde mi geldiniz yoksa olaylar mı sizi buraya
    sürükledi?


    Aslında bu durumu ele alırken atfettiğiniz değer önemlidir. İş dünyasında gelinen nokta, bilim dünyasında gelinen nokta... Bunların hepsi kendi içinde zirveleri olan alanlardır. Bizimki politik alanda bir zirve sayılır. Sorunuzdaki “nasıl” ifadesinin cevabı olarak her ikisi de denebilir. Ne kadar program yaparsanız yapın sizin kontrol edemediğiniz pek çok olay vardır. “Kontrol edemediğim şeyler var” diye de köşenizde oturmamak lazım.

    Burada "Şans hazırlıklı beyinlere güler" sözünü hatırlıyorum. Bence doğru bir söz. Siz o yönde kendinizi geliştirirsiniz bir de bakarsınız ki fırsat çıkmış, birden kendinizi o sürecin içinde bulursunuz. Mazotu şans diye düşünün. Eğer araba hazır değilse istediğiniz kadar mazot koyun, o metal yığını bir yere kımıldamaz. Siz arabaysanız az bir mazotla bile çok şey yapabilirsiniz. O yüzden herkesin sürekli kendini geliştirmesi lazım. Siz o kadar geliştikten sonra size rastlamayan şans utansın.



    Bazı engelli insanlar hayata küsüyor, bir köşeye çekiliyor. Bazı engelli insanlar ise her şeye rağmen başarıyı yakalayabiliyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Doğru söylüyorsunuz. İlk başta engelli-engelsiz herkes zaten böyledir diye aklınızdan geçebilir. İyi de o zaman engelli vatandaşlar neden hayatın içinde olmasın ki? Engelli veya engelsiz köşemizde değil, bütün hücrelerimizle hayatın içinde olmamızın ne mahzuru var? Nedenlerini düşündüğümde toplumsal kültürün bunu ortaya çıkardığını düşünüyorum. Mesela fakirliğin ayıp, utanılacak bir şey olduğuna dair bir kanaat var. Ben fakirliğimle asla utanmadım. Fitre de zekât da aldım.

    Engellilik de öyle. O da bir nevi vücut fakirliği sayılır. Ondan da utanmıyorum. Eğer biz bu sıfatları utanılacak şeyler kabul edersek bu özelliğimizin fark edileceği ortamlara girmeyiz. Nereler bu ortamlar? Ailemizin dışında her yer. Sakatım, fakirim diye okula gitmezsiniz. Sokağa pek çıkmazsınız. Cenazeye, bayrama gitmezsiniz. Hırsızlık, haydutluk, sahtekârlık gibi şeyler utanılacak şeyler. Ne fakirlik, ne sakatlık, ne ailemizin soyu sopu, ne filan yerli oluşumuz… Bu gibi birçok şey utanılacak bir şey değil. Bu söylediğim hem bilimsel, hem itikadi, hem de geleneksel olarak öyle. Ama insanlar köylü oluşlarından, fakir oluşlarından, sakat oluşlarından bir şekilde utanırlar. O yüzden de köşelerine çekilirler. Tabi ilaveten bir şey söylemek istiyorum, bu özellikler utanılacak şeyler değil ama bunları istismar etmek her zaman utanılacak şeydir.


    Engelli birine toplum nasıl davranmalı ki hayata küsmesin, başarılar elde edebilmek için çalışsın?

    Bunun çok güzel iki yolu var. Birinci yolu, biliyorsunuz bir kişi bir sohbete başlayacağında soru sorar. "Memleket nire?" "Şöyle misin, böyle misin?" gibi birçok soru. Eğer bir engelliye soru sorulacaksa şunları soralım: "Okula gidiyor musun?" yerine, "Hangi okulu bitirdin?" "Bir yerde çalışıyor musun?" yerine "Nerede çalışıyorsun?", "Evde mi duruyorsun genellikle?" yerine "Şu anda hangi kitabı okuyorsun?" "Evli misin?" yerine “Eşinle aşk evliliği mi mantık evliliği mi yaptın?" gibi sorular sormak onların bu işleri yapabileceğini gösterir ve motive eder. Kendisiyle ilgili toplumsal bir beklenti olduğunu hissettirir.

    İkinci yol da şu: Sadece engelliler değil, herkesin inanması ve uygulaması gereken felsefe. Eğer arzu ettiğimiz bir konuda netice alamıyorsak kendi kendimize şunu sormalıyız: "Ben nerede eksik yaptım?" Bu, bizi geliştirir. Ama "Falan namussuz şunu yapmadı, bunu etmedi..." dersek onun bize faydası olmaz. Benim hayatım
    bunlarla doludur. Bir başka söz: "Hayırlı işin manileri çok olur." Eğer biz bir şeyi istiyorsak, onun da doğru olduğuna inanıyorsak böyle düşünmeliyiz. O işin demek ki hayırlı olduğunu ve o yüzden de bol bol engel çıktığını kabul edeceğiz. Hedefe ulaşmak için de bıkmadan usanmadan engelleri bir bir aşacağız. Çünkü işin sonunda hayır var.



    Siz çok canlı, heyecanlı, hayatı dolu dolu yaşamaya çalışıyorsunuz. Oysa birçok insan malı mülkü olduğu halde hayata küsüyor. Hayatla barışık olmayı nasıl başarıyorsunuz?

    Demek ki aradıkları şey o değil. Bu işin şakası… Bunu ben durumlarıyla barışık olmamak olarak anlıyorum. Aslında bu cümlenin tersini söyleyelim. Yani, “Kendi durumuyla savaşmak!” Ne kadar kötü bir durum değil mi? Siz bir takım özelliklere sahipsiniz ama bununla savaşıyorsunuz. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Mesela vücuduyla savaş. Sakatsınız diyelim, sakatlığı istemiyorsunuz. Saçlarınızı istemiyorsunuz. Burnunuzu istemiyorsunuz. Fakirliğinizi istemiyorsunuz. Çocuklarınızı, eşinizi istemiyorsunuz. Böyle pek çok şey… Hâlbuki onlarla barışsanız ne kadar güzel olur. Onlarla barışmak, onları varsaymak ve gereklerini yerine getirmek demektir.

    Mesela ben körlüğümle barıştım ve körlüğümün gereğini yerine
    getiriyorum. Beyaz baston kullanıyorum. İş hayatımı, ev hayatımı körlüğümü de dikkate alarak düzenliyorum. Mesela telefon rehberi taşımam. Not defteri taşımam. Çünkü onlar görenler için geliştirilmiş araçlar. Ben neden gören insanları taklit edeyim ki? Buna gerek var mı? Elbette yok. Ben de kendime göre rehber, ajanda taşırım. Yine körlüğümü kabullendiysem bir yere çarpınca üzülmem. Neden? Bu, körlüğün en doğal sonucu… O yüzden de bu takıntıları aşınca önüme ferah bir alan çıkıyor. Kendimi çok heyecanlı hissediyorum. Yapacağım pek çok şey var. Yaşayacağım pek çok güzellik var.


    kaynak
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye Gül@y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Nerden
    Samsun
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    37
    Mesaj
    2.600
    Rep Gücü
    72678
    Güzel bir konu Rabia,bencede bu konuda çok duyarlı olmak gerekiyor onlara çalışıyormusun yada okuyormusun diye sorular sormak onları cidden incitebilir.Bence bizlerden onların hiç bir farkı yok hepimiz düşünebiliyoruz tabiyki onlarda öyle.sadece beden olarak özürlü olmaları bizlerden onları farklı kılmamalıdır.

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Alıntı Gül@y´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Güzel bir konu Rabia,bencede bu konuda çok duyarlı olmak gerekiyor onlara çalışıyormusun yada okuyormusun diye sorular sormak onları cidden incitebilir.Bence bizlerden onların hiç bir farkı yok hepimiz düşünebiliyoruz tabiyki onlarda öyle.sadece beden olarak özürlü olmaları bizlerden onları farklı kılmamalıdır.
    Toplum olarak ''duyarlı'' olduğumuz daha başka şeyler var.. !!

    Sanırım, engelli olanların değil de, bizim işimiz daha zor.
    Teşekkürler Gülüm.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

Benzer Konular

  1. Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...
    Venhar Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 17-09-2010, 09:02 PM
  2. "Hayır demesini bilmeyenin "evet"inin de bir anlamı yoktur."
    İnci Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-06-2009, 11:48 AM
  3. Ben "Laf Olsun" Diye Sevmem!..
    kasev Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 06-05-2009, 09:36 PM
  4. "Evin"siz ("oikos"suz) Ekoloji"= "Sözde çevrecilik!"
    kalemsör Tarafından Çevre Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-04-2009, 04:04 PM
  5. Sana "NASILSIN?" diye sormayacağım
    blueice Tarafından Kadın Erkek İlişkileri Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 08-07-2008, 07:31 AM
Yukarı Çık