Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Bir Tarih, Bir kıssa, Bin Hisse!

    Nadir rastlandığı içindir ki, küçük bir yolsuzluk hareketi asırları aşarak "ibret tablosu" gibi günümüze gelebilmiş. Y. Bahadıoğlu, o ibretlik olayı köşesine taşıdı.

    Yavuz Bahadıroğlu'nun yazısı...
    Osmanlı asırlarında yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet, suiistimal gibi suçlar yaygın değildi. Böyle şeylerin konuşulması halkı dehşete düşürür, “Batacağız yahu, ne günlere kaldık!” dedirtirdi.
    Nadir rastlandığı içindir ki, küçük bir yolsuzluk hareketi asırları aşarak “ibret tablosu” gibi günümüze gelebilmiştir.
    Daha önce de yazdığımı hatırlıyorum ya, gelin bir hafıza tazeleyelim...
    Mevsim yaza devrilirken, Vezir Paşa köşkün her işine koşan kâhyasını çağırdı ve “Bir iyi usta bulup bizim emektar kayığı elden geçirin. Kalafatlayıp, ziftleyin. Yaz geliyor, denize açıldıkta batıp ele-güne rüsvay olmayalım.”
    “Hallederiz Paşa Hazretleri” diyerek temenna etmiş, Kâhya.
    Yahya isimli bir ziftçi ustası bulmuş. Birkaç gün içinde Vezir Paşa’nın teknesini kalafat edip ziftlemişler...
    Kâhya almış yanına Yahya Usta’yı, varmış Vezir’in huzuruna, vermiş müjdeyi:
    “Kayığınız hazır Paşa Hazretleri, ne zaman isterseniz Kâğıthane’de tenezzühe (geziye) çıkabilirsiniz.”
    Vezir Paşa memnun memnun sormuş:
    “Aferin köftehor! Peki bu iş bize kaça patladı?”
    “On altına Devletlüm, benim hizmetim de cabası...”
    İstenen yüksek ücret Paşa Hazretleri’ni yerinden zıplatmış:
    “Ne!.. Ben bu kadar parayla neredeyse Osmanlı donanmasını ziftletirim.”
    “Ama öyle” diye ürkek ürkek karşılık vermiş Kâhya, “İnanmazsanız Yahya Usta’ya sorun...”
    Vezir hem kızmış, hem de kuşkulanmış. Yahya Usta’ya dönmüş:
    “Kâhya’nın söyledikleri doğru mu? Yani bu kadar paraya sadece bir kayık mı ziftlendi?”
    Oldukça korkup ürken, korkup ürktüğü için de baklayı ağzından çıkarmak zorunda kalan Yahya Usta, gözlerini mahçup mahçup kırpıştırarak gerçeği mırıldanmış:
    “Bir miktar da Kâhya kulunuzla Yahya kulunuz ziftlendik Devletlüm!”
    O gün bugündür, başkasının parasını yemenin adı “ziftlenmek” olarak kaldı.

    Bu seçimde en çok dikkatimi CHP’nin İstanbul adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun aldığı oylar çekti.
    Geriye ne kaldı peki?

    Ondan aklımda kala kala, bazı kâğıtları “yolsuzluk” söylemi eşliğinde sallayan sakin, mütebessim çehreli bir adam kaldı...
    Çünkü mevcutları yineleme dışında özgün hiçbir projesi yoktu.
    Hangi radyoya, hangi televizyona çıksa, nerede bir röportaj verse, ne olduğu belirsiz kâğıtları sallayıp “yolsuzluktan” söz ediyordu.
    Tutmadı belki, ama ciddi izler bıraktı.
    Bu kampanya, muhalefetin “yolsuzluk” söylemi üzerine oturdu. Başbakan’ın ve bazı bakanların çocuklarının isimlerinin “yolsuzluk”la anılması mideyi bulandırdı.
    Seçmen inanmasa da kuşkulandı.
    “Belgeleri savcılara ver” söylemi temize çıkmak için yetmedi.
    Yetmez, çünkü biz bu iktidarın başını ve yanındakileri “beyaz giysili” olarak algıladık. Öyle gördük, öyle inandık...
    Beyaz giysiye sıçrayan bulanık bir damlacığın bile iz bırakması kaçınılmazdır.

    Hz. Ömer’in halifelik günlerinden size bir “kıssa” nakledeceğim. İş bu kıssa ne demek istediğimi bence çok iyi açıklıyor.

    Kıtlık yıllarıydı...
    Hz. Ömer dolaşırken, fevkalâde semiz bir deve gördü. Çobanı çağırıp sordu:
    “Bu semiz devenin sahibi kim?”
    Çoban, “Oğlunuz Abdullah” deyince can evinden vurulmuşa döndü. Çünkü o Ömer’di, adâlet timsali Ömer! Öyle ki, yönettiği insanlar ondan bir metre fazla kumaşın hesabını sorabiliyorlardı.
    Oğlu Abdullah’ı buldu:
    “En semiz deve seninmiş oğlum, diğerleri bir deri bir kemik, bu nasıl oldu?”
    Abdullah makul ve mantıklı gerekçeler sıralamaya başlayınca Hz. Ömer bir el hareketiyle oğlunu susturdu:
    “Sus ey Abdullah! İşin aslını ben sana anlatayım: Halifenin oğlunun devesidir diye en iyi otları senin devene yedirdiler, en besleyici otların yeşerdiği bölgeyi senin devene ayırdılar. Sadece senin devene çok iyi baktılar. Şimdi bu deveyi al, sat, ana parayı ayır, kârını hemen bana getir, Beytü'l-Mal'e (devlet hazinesine) devredelim. Çünkü halife unvanı devletindir. Devletin unvanı ile kazanılan para da devlete aittir. Aksi halde nüfuz ticareti yapmış oluruz. Bu da bir nevi helal malı harama dönüştürür.”
    “Kıssa” bu kadar. İsteyen “hisse”sini alır.


    kaynak
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    Kadim
    Misafir..

    Cevap: Bir Tarih, Bir kıssa, Bin Hisse!

    Alıntı RABİA´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Nadir rastlandığı içindir ki, küçük bir yolsuzluk hareketi asırları aşarak "ibret tablosu" gibi günümüze gelebilmiş. Y. Bahadıoğlu, o ibretlik olayı köşesine taşıdı.

    Yolsuzluk denince akla daha geçengünlerde serbest bırakılan Sayın Necmettin Bey geliyor
    kayıp trilyon davasıyla hani şu cezasını evde çeken.

    Deniz feneri geliyor ikinci olarak ;
    sessizlik ve gizlilik içinde susknluğunu koruyan .


  3. #3
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Bir Tarih, Bir kıssa, Bin Hisse!

    Hz. Ömer’in halifelik günlerinden size bir “kıssa” nakledeceğim. İş bu kıssa ne demek istediğimi bence çok iyi açıklıyor.

    Kıtlık yıllarıydı...
    Hz. Ömer dolaşırken, fevkalâde semiz bir deve gördü. Çobanı çağırıp sordu:
    “Bu semiz devenin sahibi kim?”
    Çoban, “Oğlunuz Abdullah” deyince can evinden vurulmuşa döndü. Çünkü o Ömer’di, adâlet timsali Ömer! Öyle ki, yönettiği insanlar ondan bir metre fazla kumaşın hesabını sorabiliyorlardı.
    Oğlu Abdullah’ı buldu:
    “En semiz deve seninmiş oğlum, diğerleri bir deri bir kemik, bu nasıl oldu?”
    Abdullah makul ve mantıklı gerekçeler sıralamaya başlayınca Hz. Ömer bir el hareketiyle oğlunu susturdu:
    “Sus ey Abdullah! İşin aslını ben sana anlatayım: Halifenin oğlunun devesidir diye en iyi otları senin devene yedirdiler, en besleyici otların yeşerdiği bölgeyi senin devene ayırdılar. Sadece senin devene çok iyi baktılar. Şimdi bu deveyi al, sat, ana parayı ayır, kârını hemen bana getir, Beytü'l-Mal'e (devlet hazinesine) devredelim. Çünkü halife unvanı devletindir. Devletin unvanı ile kazanılan para da devlete aittir. Aksi halde nüfuz ticareti yapmış oluruz. Bu da bir nevi helal malı harama dönüştürür.”
    “Kıssa” bu kadar. İsteyen “hisse”sini alır.



    Bâzılara Bir An, Bir Senedir
    Fıtratların bir kısmı birdenbire parlıyor. Bir kısmı tedricîdir, şey'en şey'en kalkıyor. Tabiat-ı insanî ikisine de benziyor.

    Şeraite bakıyor; ona göre değişir. Bâzan tedricî gider. Bâzan dahi oluyor barut gibi zulmânî, birdenbire fışkırıyor.
    Nûrânî bir nar olur. Bâzı olur bir nazar, fahmi elmas ediyor. Bâzı olur bir temas, taşı iksir ediyor.
    Bir nazar-ı peygamber,
    Birdenbire kalbeder; bir bedevî-i câhil, bir ârif-i münevver. Eğer mizan istersen: İslâm'dan evvel Ömer, İslâm'dan sonra Ömer...

    Birbiriyle kıyası: Bir çekirdek, bir şecer... Def'aten verdi semer, o nazar-ı Ahmedî, o himmet-i Peygamber...
    Ceziret-ül Arab'da, fahmolmuş fıtratları kalbetti elmaslara... Birdenbire serâser...
    Barut gibi ahlâkı parlattırdı, oldular birer nur-u münevver.

    * * *


    Lemaat. ( Sözlerin sonunda )
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  4. #4
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesaj
    844
    Rep Gücü
    2992

    Cevap: Bir Tarih, Bir kıssa, Bin Hisse!

    Vallahi Hz Ömer ve oğlu denince Sayın başbakan ve Genç Armatör oğlu aklıma geliyor.Üstüne üstlük bu genç denizciliktende anlamaz . Gemi sahibi olabilmek öyle kolay bir şey değil?Sonra bırakmış sanırım Armatörlüğü.Ama bunlar hep açıklanmalı halka .Çünkü bu insanlar sıradan insanlar değilki? Devletin üst kademesinde görev yapan insanlar.Nasıl almış Annesi çok zengin olupta oğluna ticaret yapması için bir gemicikmi almış?Daha sonrada tutmamış Mütevazi bir kuyumcu dükkanımı açmış anneciği evladına?
    Diğer taraftan evet Necmettin bey ve kayıp tirilyon davası,Deniz feneri keza öyle.
    Ve en çok üzüldüğüm şey Ahlakı Muhammediyeyi ağızlarına sakız eden bu insanların böyle şaibeler altına girmeleri! Bir siyasiye İrticacı,Faşist,Komunist ,kapitalist,ABD uşşağı,Rus yardakçısı ........v.s denilebilir.Çünkü yapılan siyaset bir takım mecburiyetleride beraberinde getirebilir. Amenna ve Saddakna. Ama Yolsuzluk! işte bu olmuyor.

Benzer Konular

  1. Kıssadan hisse alalım....
    halukgta Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-11-2010, 07:20 PM
  2. Gazze'den hisse
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 09-06-2010, 09:46 PM
  3. kıssadan hisse
    Go[rk]eM Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 08-03-2010, 03:18 PM
  4. Bir Kıssa. HABİB BABA
    patnosi Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 11-07-2008, 04:05 PM
  5. Kıssadan Hisse...Gülermisin,ağlarmısın!!!
    BOBMARLEY Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 27-06-2008, 11:13 AM
Yukarı Çık