Çıplaklık medeniyet ölçüsü olursa, elbette aile hayatımızda çözülme başlar. Sosyal bilimciler bu konuda ilgilileri uyarıyorlar. Âile hayatımızda başlayan çözülme, sonunda devletin çözülmesiyle noktalanır.

Napolyon Bonapart, "En güçlü asker Türk askeridir, çünkü en sağlam âile Türk ailesidir diyordu. Şimdiki hâlimize bakılırsa, artık, sağlam aile yapımızla övünecek durumda değiliz.

Televizyon kanallarımızı açın birkaç müstesna, çoğu kanallarda ekranlarda geceden gündüze, çıplak kadın vücûdu sergileniyor. Bunu kanal sahipleri reytinglerini artırarak daha fazla para kazanmak için yapıyor.

Ses sanatkârı olsun, televizyon şovmeni olsun kim daha fazla, (Affedersiniz) göbekten aşağısını teşhir ederse, o büyük ses sanatkârı ve başarılı şovmen sayılıyor.

Sanat hayatımızda bu ve benzeri olaylar, büyük hadise olarak alkışlanıyor.

Turgut Özal zamanında başlayan bu serazatlık, bugünlerde aldı başını gidiyor. Hem ana muhalefeti, hem iktidarı ise sadece oy derdinde. Şu seçimde en çok oyu alalım, yüreğimizi soğutalım da, toplum ne olursa olsun, umursamazlığı içerisinde. Keçi can derdinde, kasap yağ derdinde...

Buna ilaveten toplumumuzda aynı zamanda, korkunç bir suç patlaması olayı yaşanıyor. Bu konuda ilgililerin yaptığı uyarılara sorumluların kulakları kapalı. Bendeniz 33 sene fîlen avukatlık yaptım, bu müddet içerisinde, en azılı mücrim sayılan, sanıkların hiçbirinde, mahkemelere karşı saygısızlık yapıldığına şahid olmadım.

Şimdi ise hâkim huzurunda, mahkeme salonlarında kanlı bıçaklı kavgalar oluyor, o yetmiyor kavga mahkeme koridorlarına intikal ediyor, o da yetmiyor sokaklara taşınıyor. Ayrıca işlenen suçların, vahşet derecesi, dehşet derecesi ve insaf dışı nitelikleri de artıyor.

Peki bütün bu gelişmelerden kimler sorumlu?

Tabiî ki, ilim adamları ve idareciler sorumlu....

Ülemanın ve ümeranın fesadı, fesadı umûmiyeye sebep olur. Sözü asla hafife alınmamalıdır. Kapitalist felsefenin zihinlere çıktığı, "Her işin başı paradır" görüşü, insana odaklı olan "Her işin başı ahlâk ve maneviyattır" inancının yerine, temel düstûr olarak kabul edilmedikçe, toplumdaki çözülmeler sürüp gidecektir.

Bırakalım geçmişi, yakın tarihimizdeki önemsiz gibi gözüken olaylara bir göz atalım. Bazı medya mensupları AKP kurulurken, kuruculara bir yenilikçi, gelenekçi sloganı empoze ettiler. Yenilikçiyiz diyenler, biz millî görüş gömleğini çıkardık dediler, bizim medeniyetimiz batı karşısında yenik düştü, öyleyse Avrupa Birliği prensip ve kânunlarını olduğu gibi terceme edip TBMM'den geçirirsek Türkiye kurtulur diye, birtakım değişiklikler yaptılar. Mesela:

- Zinâyı suç saymayın dediler. Zina, suç olmaktan çıkarıldı.

- Homoseksüelliğin bizde bir hukuku vardır, bunu sizde tanıyın dediler. Bizimkiler bunu da kabul etti.

- Domuz eti satışı serbest bırakılsın dediler. O da oldu.

- Türkiye, bir misyonerler istilasına uğradı. İncil arası dolar mukabilinde genç dimağlar hıristiyan yapılmaya ve her yöremizde kilise evler açılmaya başlandı. Bu istismarcılık suçu sayılmadı. Buna da göz yumuldu.

- AB'nin, mevzuatı, hemen hemen, noktası virgülü değiştirilmeden, Meclisimizden geçirilmeye başlandı. Milli kimliğimiz, milli ve mânevi gelenek ve hasletlerimiz, hesaba katılmadan bu uygulama, halkımız üzerinde, kendine karşı olan özgüvenini kaybettirecek derecelere ulaştı. Ana muhalefet ve AB'ye hayran olan diğer partiler ve çevreler dahi, bu bilinçsiz çaba içerisinde...

Bir kişinin protez dişi diğerine uymadığı gibi, diğer bir kişinin aldığı reçete bile diğerine uymaz. Terziler bile ölçü almadan elbise dikmez.

Toplumuz, bu gerçekleri asla hesaba katmayan kaygısız yöneticilerin elinde kıvranıyor. Çile çekiyor, işkence çekiyor.

- Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, vahşi kapitalizmin gereği olarak uygulanmakta olan fâiz sömürüsü, geniş halk kitleleri geçim sıkıntısının cenderesi altında eziliyor. Zinanın ve eşcinselliğin suç sayılması gibi.

Millî ahlakımızın ve manevî değerlerimizin korunmasına yarayan kırmızı çizgiler, yok edildiği için hem aile hayatımızda, hem ekonomik bünyemizde endişe verici çözülmeler başladı. Toplum korumasız kaldı.

"Dinî ve millî hasletlerimizin öğretilmesinde ve eğitiminde yetersiz kalınmış oldu.

Geniş halk kitlelerini, ciddî ve yeterli bir eğitimden geçirerek ahlâk nizâmına bağlamadıkça, sâdece, polis korkusu, savcı ve mahkeme etkisi ile bir milletin uzun zaman ayakta kalması mümkün değildir.

Çıplaklık, asla medeniyet ölçüsü olarak topluma empoze edilemez edilmemelidir.

Saadet Partisi bu bakımdan farklı sistemini yeniden gündeme getirmiştir. Millî ve mânevi değerlerimize, millî ahlâkımıza, millî mefahirimize, milletçe yeniden sahip çıkmadıkça selâmete erişemeyiz.

Rahmetli Mehmet Akif Ersoy, bu gerçeği en veciz bir üslubla ifâde etmiş ve bizleri asırların ötesinden uyarmak istemiştir. Şöyle ki:

"Mefâhir kaynayıp gitsin de vicdanlar kesilsin lâl

Bu izmihlâli ahlaki yürürken durmaz istiklal..."

(*) (Mefahir Millî ve manevi değerlerimizdir.)


milligazete.