Türkiye Cumhuriyeti Laiktir. Din ve inanç özgürlüğü anayasamızda garanti altına alınmıştır…

Türkiye’de dindar olanlar oruç, namaz, hac, zekat, kurban, kelime-i şahadet ve fitre gibi inanç gereklerini yerine getirmek isteyenler hiçbir engelle karşılaşmaz!..

Bu da nerden çıktı demeyin...

Dinci yobazlar “inancımızı yaşayamıyoruz” diye ağlayıp sızlamakta ve her fırsata cumhuriyete hakaret etmektedirler.. Oysa Türkiye’de dini görevlerini yapan hiçbir yurttaşımızın burnu bile kanamamıştır.

Ama bu ibadetlerin herhangi birini yerine getirmeyenler zaman zaman saldırıya uğrarlar. Cinayetler işlenir… Suçlulara nedense meczup denir. Onların nasıl meczup oldukları ve bu meczup yetiştiren ortamın nasıl düzeltileceği konusu kimsenin ilgi alanına girmez…

Fakat dincilerin “zulüm”den yakınmaları sürer.

Sömürüye devam !..



Türkiye’de çalışma saatleri namaz ve iftar saatlerine göre ayarlanabilir. Cuma namazı saatlerinde işyerlerinden ayrılmalara bir şey söylenmez. Gerçek dindarlıkta çalışmaktan daha büyük ibadet yoktur. Kamuya hizmetle görevi olanların işlerini bırakıp namaza gitmeleri ne yasal açıdan ne de inanç açısından doğru değildir. Namaz bahane edilerek görevden kaytarılmaktadır.

Ama onlara mümin denir. Cumaya gitmeyene ise kâfir gözüyle bakılır… Mahalle baskısı dedikleri böyle bir şeydir…

Sömürüye devam !..



Ramazan ayında akşamları kamu kurumlarında iftarda ve sahurda yemek çıkarılır, teravi namazları kılınır. Gündüz servisleri de kapatılır.. “Tadilat nedeniyle kapalıyız” gibi ucuz bir yalanla insanlar hizmetten yoksun bırakılır…

Devlet kurumlarında dini etkinliklerin yapılması devletin dinler ve inançlar karşısında yanlı olduğunu, bir inanç ve mezhebi desteklediğini, propagandasını yaptığını gösterir ki; laikliğe aykırıdır…

Ama karşı çıkarsanız din düşmanı ilan edilirsiniz… !

Sömürüye devam…



Bütün kamu işletmelerinde içki servisi gayrıresmi olarak yasaklanmıştır. Özele devredilen kamu tesisleri de içki yasağına uymak zorundadır. Ayrıca bağımsız özel işletmelere de akla gelmeyen baskılar söz konusudur. Yedi yıl öncesine göre içki satılan yerler yarı yarıya azalmıştır. Medyaya yansıyan örnekleri anımsarsınız…

Gündeme getirirseniz inkâr edilir. İnkâr dincilerin de kalesi olmuş durumdadır !..

Yalancılık ve sahtecilikle halka dindar ve dürüst bir iktidar görüntüsü verilir !..

Sömürüye devam…



İftar çadırları uygulaması, gerçek ihtiyaç sahiplerini koruma ve yurttaşlara yardım etme amacına hizmet etmez. Bazı kişi ve siyasi kurumların propagandalarına hizmet eder… Böylece İslamiyet bir sahteciliğe alet edilir. Kamu kaynakları israf edilir. Hayır adı altında günah işlenir…

Bunu seslendirirseniz İslam düşmanı, yoksul düşmanı ilan edilirsiniz…

Sömürüye devam…



TV lerde dini programlar içine bin bir hurafe katılarak yayınlanır. İftar ve sahur programları yapılır. Her gün 70 bin camiden 5 vakit sonuna kadar açılmış ses sistemlerinden ezan sesleri yükselir. Bu bir egemenlik ilanıdır. Bütün yurttaşlar doğumlarından ölümlerine kadar yaşam boyunca koşullandırılır...

Hurafelerle insanlar kandırılır.

Dine ve kutsallığa asıl ihanet budur, diyemezsiniz…Gürültü kirliliği diyemezsiniz…. Lütfen saygı gösterilsin, diyemezsiniz… Ezan düşmanı, din düşmanı olarak cezalandırılmanız kaçınılmazdır..

Sömürüye devam…


Dini bayramlarda olması gerekenden fazla resmi tatil verilir. Toplam 4 resmi bayram için 4,5 gün ama 2 dini bayram için 8 gün tatil var. Devlette İslami günlere gösterilen ilgi resmi günlere gösterilmez. Peki, alevilerin, hristiyanların, musevilerin kutsal günleri hiç dikkate alınmaz....

Devlet inançlar karşısında eşit davranmaz.. Ama bunu söylerseniz “yüzde 99,99 müslüman ülkede” aforoza uğrarsınız…

Sömürüye devam…


İslamiyette aforoz yok diyenler, ortaçağ kilise düzeniyle alay edenler aynı şeyleri İslamiyet adına yapmayı kendilerine verilmiş bir görev olarak görürler… Endüljans denilen cennetten tapu satışı günümüz Türkiyemizde dincilerin en önemli kaynaklarındandır.…

Camiye, talebeye, partiye yardım edenler cennete giderler fetvası var. Erbakan’ın partisinin logosu anahtardı, biliyorsunuz...

Sömürüye devam…


Küçücükken kız çocuklarının kafaları çıkılanarak koşullandırma başlatılır. Yaşlı insanlara satılır. Berdel edilir. Erkeğe itaat etmeleri gerektiği ve ikinci sınıf insan oldukları kutsal bir görev olarak öğretilir. Ayrımcılık yapılır. Dövülür, aşağılanır, hakları ellerinden alınır…

Türkiye’de kutsal din adına kaç milyon kadın insan haklarından yoksun olarak yaşamaktadır…

Sömürüye devam…



Yurttaşların gereksindiği din hizmetlerinin yerine getirilebilmesi için 85 bin imam ve 70 bin cami ile Diyanet işleri başkanlığı Türkiye’nin en büyük bütçeli kurumlarından biridir. Devlet din görevlisi yetiştirmek için imam-hatip okulları ve ilahiyat fakülteleri açmıştır.

Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet olabilir mi?...

Olmadığı ortadadır… ”Millet isterse laiklik de gider” sözünü anımsayın…

Alanlarda “laik düzen son bulacak” diye bağıranlar amaçlarını açıkça haykırdılar...

Biz inanca saygı diyerek suda kaynayan kurbağa olmaya devam edelim…

Devlet kendi altına on yıllardır dinamit koyuyor…

Sömürüye devam !…



Dinimizi yaşayamıyoruz diye bağırıp çağıranlara şunları da soralım:

Kul hakkı yememek, fitne, faset, iftira, hırsızlık, ahlaksızlık, dolandırıcılık kanunlarımızda serbest mi bırakılmıştır.

Muhtaçlara yardım etmek kanunlarımızda yasak mıdır?

Dua edeni ayıplayanı gördünüz mü?

İnsanların günlük yaşamında giyimine kuş***** karışan var mı? Bu başörtüsü takıntısı Türkiye’deki diğer kadınları islâm dışı ilan etmek değil midir?.. Bu tavır, dünyanın öteki ülkelerindeki başları ve vücutlarının birçok kısmı açık bir milyardan çok insanı müslüman kabul etmeme anl***** gelmiyor mu? “Bu benim inancımdır” bahanesiyle başörtüsünü islâmiyetin vazgeçilmez koşulu saymanız diğer insanları müslüman saymamanız anl***** gelmiyor mu?..

Vücut, çevre ve iman temizliğine itiraz edeni gördünüz mü?. Vücudunuz, kalbiniz ve çevreniz gerçekten temiz midir?...

Dinin emrettiği gibi, dürüst, ahlaklı, çalışkan, üretici insanları kim bağrına basmaz?..

Sömürüye devam…


Mart kedisi gibisiniz .

Hem bağırıp hem beceriyorsunuz !..

Bütün bunları bir araya getirdiğimizde “dinimi yaşayamıyorum. zulüm görüyorum” diyenlerin içtenliğinden söz edilebilir mi?...

Bu karanlık kafaların her zaman içleri ile dışları birbirinden farklı olmuştur. İçleri kirlidir…

İslâmiyete ihanet ettikleri halde- kafalarında hep gizli düşünceler taşıdıkları halde- dine hizmet ettiklerini söyleyebilmek Türk halkını aptal yerine koymaktır….

75’lik sapığı “müslümandır, günah işlese bile hepimiz onu desteklemeliyiz” diyerek savunacak kadar ahlak yoksunudur bunlar…



Ve son bir soruya da yanıt arayalım:

Acaba bütün dünyada İslâmi inancın bu kadar özgür yaşandığı bir başka ülke var mıdır?.. Her türlü cemaat ve tarikatın at oynattığı, devletin onları bütün kaynaklarıyla desteklediği bir başka ülke düşünebilir misiniz!..

Hiçbir yerde böyle bir karmaşaya izin verilmez…

Ama Türkiye Cumhuriyeti çökertilmektedir. Yüz yıldır aynı teranelerle Türkiye Cumhuriyeti’ne isyan siyaseti güdenler bu ihanetin baş aktörüdür...

Siyasal dincilik on yıllardır partisiyle, tekkesiyle, tarikatıyla, cemaatıyla, şeyhi, hacısı ve hocasıyla cumhuriyetimizin kanını emmektedir…



Bu sülük sürüsünün sürekli bağırıp çağırarak “zulüm” diye diye asıl istedikleri şey devlettir…

Demek istedikleri şudur:

“Devleti bize tam olarak teslim edin. Soyup soğana çevirelim. Aramızda pay edelim. Halkı birkaç yüz yıl öncesinin karanlığına gömelim !… “



İşte bu yüzden; halkın aydınlanmasını, üreterek varsıllaşmasını, erinç ve güvenç ortamında mutlu yaşamasını, sömürülmemesini, ülkemizin bütün yönleriyle kalkınmasını isteyenlere bitmez-tükenmez saldırılar azgın bir şekilde sürdürülmektedir…

Öyle bir saldırı ki; arkasındaki emperyalizm ağzından sular akarak beklemektedir.

Sovyetleri çökerten emperyalizmin “yeşil kuşak islâmcılığı”, şimdi de “ılımlı İslâm” yutturmacasıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni çökertmenin eşiğine gelmiştir.

Ergenekon komplosu bu büyük operasyonun bir parçasıdır…



Emperyalizm ve siyasal dincilik er geç yenilecektir… Ama Türkiye bu kavga ortamında çok şey kaybetmektedir.

Emperyalizm bu oyunu şimdilik kazanmıştır… Üzüntümüz budur… Ne yazık ki; bu gerçeği değiştiremiyoruz…

Ama, arkasında emperyalizm olan işbirlikçi siyasal dincilik mutlaka tarihin çöplüğüne gömülecektir…

Orada onlardan çok var…

Geç kaldığımız her gün ulusumuza verilen zararları çoğaltmakta ve onarılmasını zorlaştırmaktadır…


alıntı