Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3
  1. #1
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Gölge et, ama ne olur gölge olma!

    Sinoplu Diyojen yanlış söylemiş. "Gölge etme" diyeceğine, keşke "gölge olma
    başka ihsan istemem" deseydi hatırını soran Makedonyalı İskender'e.
    Siz, hesap yaparken, bir şeyin gölgesini hesaba katar mısınız? Ben katmam.
    Çünkü gölgeler solda sıfır gibidirler; bin tane gölge bir 'şahsiyet' etmez,
    tıpkı soldaki bin tane sıfırın toplam değerinin yine sıfır olduğu gibi.

    İnsanlar ya gölgedirler, ya da şahsiyet. Gölge iseler, gölgesi oldukları
    biri vardır; yani kölesi oldukları biri. O birine, siz 'gölgeci' de
    diyebilirsiniz. Gölgeci, insanları kendisinin gölgesi olarak görmekten zevk
    duyar. Ve hiçbir gölge iradeli hareket edemez.

    Gölgelerin ne sevgileri gerçek sevgidir, ne de nefretleri sahici nefret.
    Onlar, kendisinin patlıcanın değil padişahın dalkavuğu olduğunu söyleyen
    muzip gibidirler; sevgi ve nefretleri gölgecininkine ayarlıdır. Emirle
    severler, emirle nefret ederler.

    Oysaki şahsiyetler, kendilerine ait bir kafa ve kendilerine ait bir yürek
    taşıdığının bilincinde olan insanlardır. O kafayı düşünmek, analiz yapmak,
    yerinde onaylamak ve yerinde reddetmek için; o yüreği de duymak, sevgiye
    değer olanı sevmek, inanmaya değer olana inanmak, nefreti ve inkarı gerekli
    olandan da nefret etmek ve reddetmek için kullanırlar.

    Gölgenin "ben idraki" olmaz; dolayısıyla "omurgası" da olmaz. Bu nedenle,
    hiç bir gölge hiç bir zaman "bir başkası olmaktan” kurtulup "kendisi"
    olamayacaktır. Ve omurgası olmayan hiç bir gölge, hiç bir zaman dik
    duramayacaktır.

    Gölgelerle yapılan siyasetin içerisinde "şahsiyeti" aramak da beyhude bir
    uğraştır elbet. Gölgelerin yaptığı siyasetin omurgalı olmasını beklemek
    abesle iştigaldir. Dik durulması gereken yerde, dik durmasını
    bekledikleriniz yerlerde sürünüyorlarsa, gerçek nedeni işte budur.

    Tarihi bir tecrübedir: Kadrolar şuurlandırılır, kitleler şartlandırılır.
    Peki bizde nasıl yürür bu işler: Kadrolar şartlandırılır, kitleler
    şuurlandırılmaya çalışılır. Bu ikincisi olmayacak iş.

    Gelelim kadrolara… Evet, kadrolar şartlandırılır, çünkü şuurlandırılırsa,
    başlarında buldukları demirbaşların konumunu sorgulamaya, onların oraya
    hangi çaba, liyakat ve vasıfla çıktıklarının hesabını istemeye başlarlar.

    Onun için de, gölgeci liderler şu ezeli taktiği uygularlar: Dama çık,
    merdiveni çek. Merdiveni çek ki, senden sonra kimse senin çıktığın yere
    çıkamasın. Ondan sonrası kolay: Bir yandan "Hadi aslanlarım, koşun, geride
    kalanı elerim!" salvoları, bir yandan da "O kadar da değil, beni geçeni
    vururum!" tehditleri.

    Tüm sorunumuz, insan kumaşının kalitesinde düğümleniyor. Kumaşı kaliteli
    insanları siyasete taşırsanız, kaliteli siyaset üretirler; ticarete
    taşırsanız, kaliteli ticaret. Tersi de geçerli. O halde, en akıllıca
    yatırım, siyasetten de, ticaretten de önce, insan unsuruna olan yatırım.

    Tabi ki, hayatın alanları, birbiriyle bıçak sırtı gibi ayrılan şeyler
    değildir. Ne ki, "Ne yapmalı?" sorusunun doğru cevabı da "Nereden
    başlamalı?" sorusundan bağımsız bulunamaz. Geleceğin inşası için harekete
    geçen bir kitlenin, politikaya yatırımının insan unsuruna olan yatırımına
    oranı, bir buz dağının su üstündeki kısmının su altındaki kısmına oranı
    kadar olmalıdır. Yalnızca böyle yapan bir hareket, toplumsal dönüşümün
    lokomotifi olmayı hak eder ve yaşadığı zamanın aktif öznesi olur. Değilse,
    kendisine umut bağlayan kitlelerin umutlarını yad ve yabancı lokomotiflerin
    hoyrat emellerine peşkeş çeken birer vagon olurlar ki, bu tam da yaşadığı
    zamanın "pasif nesnesi" olmaya tekabül eder.

    Bütün bunları bana hatırlatan, Rasulullah'ın Buhari tarafından aktarılan
    bir hadisi oldu. Burada aktarayım, bakalım size neler hatırlatacak:
    "İnsanlar da develer gibidir: Bazen yüz tanesi bir arada bulunur da,
    içlerinden, binmek için bir tane bile bulamayabilirsin."

    (Mustafa İslamoğlu)
    kaynak

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #2
    Kıdemli Üye ResuLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesaj
    975
    Rep Gücü
    1697

    Cevap: Gölge et, ama ne olur gölge olma!

    ''Bütün bunları bana hatırlatan, Rasulullah'ın Buhari tarafından aktarılan
    bir hadisi oldu. Burada aktarayım, bakalım size neler hatırlatacak:
    "İnsanlar da develer gibidir: Bazen yüz tanesi bir arada bulunur da,
    içlerinden, binmek için bir tane bile bulamayabilirsin ''

    tsk bılgılendırmen ıcın..

  3. #3
    SAHARAY
    Misafir..

    Cevap: Gölge et, ama ne olur gölge olma!

    Alıntı doğangüneş´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sinoplu Diyojen yanlış söylemiş. "Gölge etme" diyeceğine, keşke "gölge olma
    başka ihsan istemem" deseydi hatırını soran Makedonyalı İskender'e.
    Siz, hesap yaparken, bir şeyin gölgesini hesaba katar mısınız? Ben katmam.
    Çünkü gölgeler solda sıfır gibidirler; bin tane gölge bir 'şahsiyet' etmez,
    tıpkı soldaki bin tane sıfırın toplam değerinin yine sıfır olduğu gibi.

    İnsanlar ya gölgedirler, ya da şahsiyet. Gölge iseler, gölgesi oldukları
    biri vardır; yani kölesi oldukları biri. O birine, siz 'gölgeci' de
    diyebilirsiniz. Gölgeci, insanları kendisinin gölgesi olarak görmekten zevk
    duyar. Ve hiçbir gölge iradeli hareket edemez.

    Gölgelerin ne sevgileri gerçek sevgidir, ne de nefretleri sahici nefret.
    Onlar, kendisinin patlıcanın değil padişahın dalkavuğu olduğunu söyleyen
    muzip gibidirler; sevgi ve nefretleri gölgecininkine ayarlıdır. Emirle
    severler, emirle nefret ederler.

    Oysaki şahsiyetler, kendilerine ait bir kafa ve kendilerine ait bir yürek
    taşıdığının bilincinde olan insanlardır. O kafayı düşünmek, analiz yapmak,
    yerinde onaylamak ve yerinde reddetmek için; o yüreği de duymak, sevgiye
    değer olanı sevmek, inanmaya değer olana inanmak, nefreti ve inkarı gerekli
    olandan da nefret etmek ve reddetmek için kullanırlar.

    Gölgenin "ben idraki" olmaz; dolayısıyla "omurgası" da olmaz. Bu nedenle,
    hiç bir gölge hiç bir zaman "bir başkası olmaktan” kurtulup "kendisi"
    olamayacaktır. Ve omurgası olmayan hiç bir gölge, hiç bir zaman dik
    duramayacaktır.

    Gölgelerle yapılan siyasetin içerisinde "şahsiyeti" aramak da beyhude bir
    uğraştır elbet. Gölgelerin yaptığı siyasetin omurgalı olmasını beklemek
    abesle iştigaldir. Dik durulması gereken yerde, dik durmasını
    bekledikleriniz yerlerde sürünüyorlarsa, gerçek nedeni işte budur.

    Tarihi bir tecrübedir: Kadrolar şuurlandırılır, kitleler şartlandırılır.
    Peki bizde nasıl yürür bu işler: Kadrolar şartlandırılır, kitleler
    şuurlandırılmaya çalışılır. Bu ikincisi olmayacak iş.

    Gelelim kadrolara… Evet, kadrolar şartlandırılır, çünkü şuurlandırılırsa,
    başlarında buldukları demirbaşların konumunu sorgulamaya, onların oraya
    hangi çaba, liyakat ve vasıfla çıktıklarının hesabını istemeye başlarlar.

    Onun için de, gölgeci liderler şu ezeli taktiği uygularlar: Dama çık,
    merdiveni çek. Merdiveni çek ki, senden sonra kimse senin çıktığın yere
    çıkamasın. Ondan sonrası kolay: Bir yandan "Hadi aslanlarım, koşun, geride
    kalanı elerim!" salvoları, bir yandan da "O kadar da değil, beni geçeni
    vururum!" tehditleri.

    Tüm sorunumuz, insan kumaşının kalitesinde düğümleniyor. Kumaşı kaliteli
    insanları siyasete taşırsanız, kaliteli siyaset üretirler; ticarete
    taşırsanız, kaliteli ticaret. Tersi de geçerli. O halde, en akıllıca
    yatırım, siyasetten de, ticaretten de önce, insan unsuruna olan yatırım.

    Tabi ki, hayatın alanları, birbiriyle bıçak sırtı gibi ayrılan şeyler
    değildir. Ne ki, "Ne yapmalı?" sorusunun doğru cevabı da "Nereden
    başlamalı?" sorusundan bağımsız bulunamaz. Geleceğin inşası için harekete
    geçen bir kitlenin, politikaya yatırımının insan unsuruna olan yatırımına
    oranı, bir buz dağının su üstündeki kısmının su altındaki kısmına oranı
    kadar olmalıdır. Yalnızca böyle yapan bir hareket, toplumsal dönüşümün
    lokomotifi olmayı hak eder ve yaşadığı zamanın aktif öznesi olur. Değilse,
    kendisine umut bağlayan kitlelerin umutlarını yad ve yabancı lokomotiflerin
    hoyrat emellerine peşkeş çeken birer vagon olurlar ki, bu tam da yaşadığı
    zamanın "pasif nesnesi" olmaya tekabül eder.

    Bütün bunları bana hatırlatan, Rasulullah'ın Buhari tarafından aktarılan
    bir hadisi oldu. Burada aktarayım, bakalım size neler hatırlatacak:
    "İnsanlar da develer gibidir: Bazen yüz tanesi bir arada bulunur da,
    içlerinden, binmek için bir tane bile bulamayabilirsin."

    (Mustafa İslamoğlu)
    kaynak

    Derya'cığım bu yazı harika. Gölgeci ve gölgeler çevremizde oldukça fazlalar.
    Biraz daha akıllı olan gölgeciler biraz daha az akıllı olan gölgeleri her zaman kullanırlar.
    Gölgeciler kendilerine gölge olmayı reddeden biri karşılarına çıkınca illet olurlar.
    Gölgeci her zaman gölgelerinin yaptıklarını uzaktan seyreder ve bundan büyük keyif alır.
    Gölgeciler ellerini fazla kirletmeyi sevmezler ve genelde her türlü pis işi gölgeler yapar.
    Bu yazıda anlatılan her kelime her cümle hayattan alıntı gerçekler ne yazık ki!

    Emeğine sağlık Derya.
    Konu SAHARAY tarafından (02-02-2009 Saat 01:58 AM ) değiştirilmiştir.

Benzer Konular

  1. Gölge oyunu
    dogangunes Tarafından Kültür, Sanat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-10-2010, 05:36 AM
  2. Beyindeki Gölge Oyunu
    İnci Tarafından Biyoloji Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-01-2010, 01:22 PM
  3. Gölge Dönencesi
    metamorphosis Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 07-09-2009, 06:24 AM
  4. Kadın ve Gölge
    kirmizielma05 Tarafından Sohbet ve Dedikodu Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 25-01-2009, 03:36 PM
  5. gölge boksu
    toprak81 Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-03-2008, 10:40 PM
Yukarı Çık