Cumhuriyet Haber Portalı- Gazeteci-yazar Bekir Çoşkun, katledilişinin 16. yılında yakın arkadaşı Uğur Mumcu’yu anlattı. Mumcu, Muammmer Aksoy, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı gibi aydınların katledilmesinin “karşı devrim” yönünde zircirleme cinayetler olduğunu anlatan Çoşkun, “Ne yazık ki başardılar” diyor. “Araştırmacı gazetecilik” kavramını Türkiye’ye Mumcu’nun hediye ettiğine dikkat çeken Çoşkun, 1950’den beri Türkiye’de liderlerin, isimlerin, parti binalarının değiştiğini ancak tüm iktidarların temel değişmezinin “ABD bağımlılığı” olduğunu belirtiyor.

- Uğur Mumcu'nun araştırmacı gazetecilik anlayışını nasıl tanımlıyorsunuz?

BC: O hem araştırmacı gazetecilikte ilk, hem bir örnek. Daha önce böyle bir kavram yoktu. Türkiye gibi kirli çıkını çok olan bir ülkede araştırmacı gazeteciliğin ne denli gerekli ve zorunlu olduğunu hepimiz biliriz.

- 'Vurulan' Uğur Mumcu'yu sizce 'halkı unuttu' mu? Cenazesine katılan yüz binler Mumcu'nun katledilişine tepki gösterirken, ölümünün 16. yıl dönümünde cinayetin halen aydınlatılamaması ve arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılamaması karşısında, toplumdaki tepkisizliği nasıl yorumluyorsunuz? Bu tepkisizlik cinayetin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmamasında etkili olmuş mudur?

BC: Hangi halk?.. Kömürle-nohutla oyunu satan halk zaten ortada yoktur. Hiçbir zaman olmadı. Onlar bu ülkenin yüzde 40'ı mı, yüzde 50'si mi bilemem... Ama onlar bu ülkenin kara yazgısıdır. Onların yüzündendir çocukların erken ölümü, açlık, işsizlik, geri kalmışlık, eziklik... Onların olduğu bir ülke asla iflah olmaz ve tabi ki onlar Mustafa Kemal'i de unuturlar, Uğur Mumcu'yu da. Ben onlara "Göbeğini kaşıyan adam" diyorum. Allah'tan toplumun bir başka kesimi var. Emeğiyle yaşayan, alın teri ile çocuklarını büyüten, mağrur, gururlu, tepkili... Onlar Uğur Mumcu'yu unutmadılar. Cinayetin aydınlanmamış olması ise, böyle bir toplumun tercihi ile gelen ve tıpkı kendisini getirenlere benzeyen iktidarlardır. Ve arada bir sızlayan yara gibidir bu...

- Uğur Mumcu'nun katledilişinin üzerinden geçen 16 yılda değişen iktidarların hiçbirinin "olayın üzerine gitmemesini" ve emniyet güçlerinin çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

BC: Ben 1950'den beri Türkiye'de tek iktidarın olduğuna inanırım. İsimler değişebilir, liderler değişebilir, parti binaları, bayrakları değişebilir. Ama tek parti vardır iktidarda. Bizler iktidar değişmiş sanırız, ama değişmez. Bu tek parti iktidarının temel özelliği; ABD'ye bağımlılığı, kimi güçlerin neferi oluşudur. Bu nedenle de birbirlerinin suç hanesine asla bakmazlar.

- Umut Davası'nda Mumcu gibi katledilen Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı gibi gazetecilerin cinayetlerinin hiçbirinin aydınlatılmaması sizce tesadüf mü? Sizce basın davaya gereken önemi verdi mi?

BC: O cinayetler bir zincirdi. Tetikçiler değişmiş olabilir. Ama amaçları aynı, niyet aynıydı. Birisi dahi aydınlatılmış olsaydı, bu iş çözülürdü. Ama aydınlatılmadı. Bence Türkiye'nin bugünkü haline bakılırsa, bu karşı devrim için bir yol açma niyetiydi. Ne yazık ki başardılar...

- Türkiye'de araştırmacı gazeteciliğin Uğur Mumcu'yla birlikte son bulduğu görüşüne katılıyor musunuz?

BC: Bize öyle gelebilir. Ama ordu ordu gençler geliyorlar, yürekli, zeki ve hevesliler. Uğur Mumcu'nun yerini dolduracaklardır, göreceksiniz.

- Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nın çalışmaları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

BC: İyi bir girişimdi. Çok iyi niyetle ve doğru yerde başlamıştı. Bir çok genç yeteneği de medyaya kazandırdı. Bence devam etmeli. Ama sesini daha da yükselterek, daha çok katılımla...

- Yıllar sonrada olsa Uğur Mumcu cinayetin çözüleceğine ve cinayetin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılacağına dair umudunuz var mı?

BC: Yok... Bu halk orada oldukça ve tek parti sürdükçe, yok...

- Mumcu'nun mirasını sürdürmek isteyen genç gazetecilere önerileriniz nelerdir?

BC: Biz, Uğur Mumcu sonrası kuşak, işimizi yapmamış bir kuşağız. Ama bu böyle sürmemeli. Genç gazeteciler Ugur Mumcu'yu iyi inceleyerek, iyi okuyarak ve anlayarak gelmeli. Onlara gereksinimi var Türkiye'nin.

- Son olarak Uğur Mumcu ile ilgili bir anınızı anlatır mısınız?

BC: O gün Ankara uçağına binmek üzere terminale girdim. Uğur Mumcu oradaydı. Ben ona "Ağabey" derdim. Atatürk Havalimanı'nın eski salonunda birer çay içtik. Uçağa çağrı yapıldığında, çantasını yerden sürüklemeye başladı. Çünkü çok ağırdı. Bir ucundan da ben tuttum, şişman adamın tabutu gibi... "Niye kargoya vermedin" dedim, sesini kısarak "Almanya'dan geliyorum, içi belge dolu. Gözleri bu çantadadır" dedi. Uçaktan inince de çantayı birlikte taşıdık, benim arabamın arkasına koyduk, belim kırıldı.

Onu eve ben bıraktım.

Kapının önü karanlıktı, çantayı apartmanın girişine kadar taşıdık, ısrar ettim birlikte içeri kadar taşıyalım diye istemedi.

Ayrılınca düşündüm; Uğur Mumcu... Gazetesi onu almaya bir araba bile göndermemiş... Evinin önü karanlık... Sanki tek başına bir insan... Ve arabayı kullanırken ona "Dikkat etmiyorsun" dediğimi hatırlıyorum.

O çantadaki belgelerin bomba etkisi yapacağını söylemişti. Tabi ki ne olduğunu gazetecilik etiğidir, asla sormamıştım. Zaten yayınlayamadan öldürüldü.

Belki de biz o gün onun ölüm nedenini taşıdık...

Kim bilir...

kaynak