"ŞİMDİ SIRASI MI"
DEMEYİN OKUYUN...:)

Sırasını Kim Biliyor Ki?

Bilmiyorum siz istediklerinizi "sırasında" yapabildiniz mi?
Ben hiç yapamadım.
Küçükken anneannem cebinde taşıdığı bir tomar anahtarla
kilerdeki dolapları açtığı zaman, canım pestil isterdi.
Bilirdim sapsarı kayısı pestilleriyle,
kararmış mor erik pestillerinin hangi dolapta olduğunu...
Anneannem: "Şimdi sırası değil, birazdan yemek yiyeceğiz",
derdi.
Yemekten sonra ise yavaş yavaş herkes öğle uykusuna yatardı.
Şayet "Belki sırası gelmiştir" diye yine pestil istersem,
anneannem: "şimdi sırası değil. Bak herkes yattı. Sen de yat.
Ondan sonra..." derdi.
Öğle uykusundan sonra pestil istediğim zaman da
cevap yine aynıydı: "Şimdi sırası değil. Aç karnına dokunur.
Nerdeyse akşam oluyor. Birazdan yemek yiyeceğiz.."
Bir türü sırasına rastlatamamıştım pestil
istemeyi.

Bir gün babam boş bulunup bana iki çam ağacının arasına,
Göklere uçacak bir salıncak kurmayı vaad etmişti.
Ama bir daha bu vaadini hiç anımsamaz göründü.
İki de bir anneme gider:
"Haydi söyle babama, salıncak kursun", derdim.
Annem:
"Şimdi sırası değil, başı ağrıyor," derdi.
Başı ağrımazsa gazete okuduğu için salıncak kurmasını
istemenin zamanı değildi. Gazete okumuyorsa banyoya
gireceği için...
Salıncak istemenin de bir türü sırasını getiremedimdi.

Yaz günleri bahçe kapısının önünden, "Vişne kaymak" diye
bağırarak dondurmacılar geçerdi. Koşa koşa içeri gelir:
"Dondurma alayım mi," diye sorardım.
"Şimdi sırası değil," derlerdi.
Birlikte çocuk dergilerinin bulmacalarını çözmeyi önerirdim:
"Şimdi sırası değil," derlerdi.

Bir şeytan uçurtmasının kuyruğunu bile yapmaya yanaşmazlardı:
"şimdi sırası değil," derlerdi.


Okulda öğretmen ders anlatırken, aklıma gelen
bir şeyi sormak için parmağımı kaldırırdım.
Öğretmen bir süre görmezlikten gelirdi parmağımı.
Kolum yanlış yere dikilmiş fasulye sırığı gibi öyle havada
kalırdı.
Sonunda öğretmen:
"şimdi sırası değil, indir bakayım parmağını aşağıya," derdi.

Etütlerde gizli gizli roman okurken de, bir müdür muavini başıma
dikilir:
"şimdi sırası mı roman okumanın, kapat onu da dersine çalış,"derdi.

İlk yazdığım yazılara da yazı işleri müdürleri ayni gerekçeyle
karşı çıkmışlardı: "şimdi sırası değil bunun,"
diyorlardı.

Alt tarafı yazdığım da neydi. Başka demokrasilerde olduğu
gibi Türkiye'de de bir Kominist Partisi'nin kurulması gereğinden
söz ediyordum. Piyeslerim içinde aynı itirazı çok duydum:
"İyi ama şimdi sırası değil..."

Aşık olduğum zamanlar yemekte, yahut yürürken, yahut
otururken,canım birden öpüvermek isterdi yanımdaki
sevgiliyi. Kursağımda kalırdı arzum.
Bir el, vagon tamponu gibi yavaşça iterdi yüzümü:
"Hiç yapma, şimdi sırası değil,"

Parlamentoda konuşurken de sık sık bağırırlardı:
"Amma yaptın yahu, şimdi sırası mı bunun?"

Velhasıl hiç bir şeyin sırasını tam getiremedim.
Ama sırasız mırasız bir şeyler yapmaya çalıştım kendimce.
Bir şey yapmak için sırasını bekleyenler ise,
genellikle hiç bir şey yapamadılar. Öteden beri aklıma
takılıp kalmıştır, bir şeyi yapıp yapmamanın "sırası" nı
kimin saptadığı...

Ve kendimce şöyle demişimdir:
Bir şeyi yapmanın sırası, onu yapmak istediğin andır.
Zaman ayarını ters kullanmışsan zaten toz olur gidersin.
Yok ters kullanmamışsan, "şimdi sırası miydi"
Diyenlere uzaktan nanik yaparsın...

Sırasında mı doğup ölüyoruz ki, her şeyi sırasında yapabilelim?..
Başarırsan "sırası",
başaramazsan "sırası değildi"
oluyor ve insanlık böyle bir çalkantı içinde akıp gidiyor.



Çetin Altan
Zurnada Peşrev Olmaz
mitoloji.info