Ümmetin namusu, tüfeklerin namlusundadır!

Devlet yönetmek, bakkal dükkânı yönetmeye benzemez' diyen başbakan doğru söylüyor, hem de hiç benzemez. Devlet ile bakkal arasındaki fark oldukça büyüktür. Ancak başbakan, bu haklı söylemine karşın hâlâ devleti bakkal dükkânı gibi yönetmekte ısrar ediyor. Duralım, anlayalım. Bu sözlerini, 'İsrail'le bütün ilişkilerimizi keselim' diyenlere karşı söylüyor. Müflis tüccar ne satsın.

Her ülkenin, bilhassa bizimkinin, bir Frantz Fanon'a ihtiyacı var. Anlamakta neden zorluk çekiyorlar, anlamıyorum. İslam için değilse de, insan için haykırın bari. Sert kınamalardan memnun olan geri zekâlıları da anlayamıyorum. "Başbakan, İsrail'i çok sert kınadı" diyorlar. Bu ne idraksizliktir? Zulu kabilesinin şefi bile İsrail'i kınayabiliyor artık. Türkiye'nin yapması gereken bu mudur? Konuyla ilgisi olmadığı halde, Venezüella bile daha delikanlı durmuyor mu? Hugo Chavez; "biz insanız ve insanları öldüren bu vahşi katillerle bütün ilişkilerimizi kesiyoruz" diyor. Ve hemen ardından, terör örgütü İsrail'in, katil elçilerini ülkesinden kovuyor. Venezüella bakkal dükkânı mıdır? Demek ki zor değilmiş.

Düşünüyorum; Türkiye, İsrail ile bütün ilişkilerini neden kesemiyor? Neden Gabby Levy adlı aşağılık Siyonist'i tutuklayamıyoruz? Neden İsrail'i artık tanımadığımızı ilan edemiyoruz? Dış politika uzmanı denen, kalpsiz makinelerden öğrendiğim birkaç şeyi sıralıyorum zihnimde. İlki, Amerikan kongresinin 'Ermeni Soykırımı'nı tanımasını, Amerika'daki İsrail lobileri engelliyormuş. İkincisi, Türkiye devleti PKK'yı, izleyip vurduğu teknolojiyi İsrail'den alıyormuş. Birçok askeri alanda İsrail'den teknoloji alıyormuşuz. Hatta domatesi bile o katillerin sayesinde yiyormuşuz. Bir de ekonomik işler işte, IMF falan.

Korkularımızın arkasından bize yumruk atıyorlar

Ermeni soykırımı, bu tarihi korkularımızdan biridir. Amerikan kongresi, bu tasarıyı kabul etmesin diye, her türlü rezilliği yapıyoruz. Kabul etseler ne olur? Rusya kabul etti de ne oldu? Kanada, Belçika, İtalya ve Fransa, Ermenileri soykırıma tabi tuttuğumuzu söylediler de ne oldu? Almanya kabul edince ne değişti? Biri hariç tamamı Hıristiyan ülkesi olan tam on dokuz devlet, Ermeni soykırımını kabul etti de ne oldu? Türkiye'yi yönetenler ne zaman anlayacaklar, bu işler güçle yürür. Gücünüz olduktan sonra tüm dünya toplanıp aleyhinize karar alsa bile bir şey değişmez, zaten karar da alamazlar.

Güçten bahsettiğim için, İsrail taraftarı medya mensuplarımız 'ince nokta' yakalamanın verdiği keyifle, hemen atlayacaklardır; tamam işte, güçlü değiliz. Hadi öyle diyelim de, bu İsrail bağlılığımızın sebebi ne? İran, nükleer teknolojiye bile sahip oldu, üstelik İsrail'i tanımıyor. İran devleti de mi bakkal dükkânı yoksa? Türkiye neden kendi içinde teknoloji üretemiyor? Burada duralım. Türkiye halkının da göremediği bir hakikattir durduğumuz yer. Yıllardır Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın 'Ağır Sanayi Hamlesi'yle dalga geçen Hürriyet gazetesinin, bunca katliama rağmen hâlâ İsrail'e karşı diplomatik bir gazeteci dili kullanıyor olması tesadüf mü acaba? Bu gazetenin genel yayın yönetmeni olan ucubenin, İsrail'e şöyle ağız dolusu "terörist katiller" diye haykıramamasının sebebi nedir?

Çağlayan mitingini gösteren Star tv haber bülteninin, alt yazıya; "Şeriat bayrağı açtılar" yazması, ne İsrail'in vahşetini ne de İsrail'e öfkeyi görmemek değil midir? Haber çıkardığı yere bak adamın, aşağılık herifler. Evindeyken füze atılarak şehit edilen Prof. Dr. Nizar Rayyan'ın haberini; "iki karılı Hamas yöneticisi öldürüldü" diye veriyorlar gazetelerinde.

Bu ülkede atılacak bütün güzel adımları engellemeye çalışan ve o adımlarla dalga geçen bütün soysuzlar şimdi bize bunu demek için mi bu ülkeyi üç kuruşa sattılar? "İsrail güçlü" cümlesini kurmamız için mi Türkiye'yi batıya bağımlı hale getirdiler? 'İğne bile üretemeyiz', derken bunları mı hesap ediyorlardı? PKK'nın İsrail güdümlü bir şebeke olduğunu artık ilkokul öğretmenleri bile biliyor. Bu nasıl oyundur, bir türlü fark edemiyoruz. Süleyman Demirel bari şimdi çıkıp; "özür diliyorum, İsrail vahşetini de kınıyorum" desin.

İsrail'in aşağılık temsilcilerini bu ülkeden kovamaz mıyız? Tamam, döverek atalım demiyorum, bu ikiyüzlü hainleri diplomatik bir dille kovamaz mıyız? Bu soruyu sorunca, başbakan; 'biz bakkal dükkânı değiliz' diyor. Hayır, hayır bakkal sahibisiniz siz. Ben bu tüccar mantığından kurtulun diyorum işte. Hem Amerika'ya bağlılığımızdan hem de İsrail'e bağlılığımızdan kurtulmanın en sahici adımı, İsrail büyükelçisini kovmaktır. Sıkıntı çeker miyiz? Açık konuşalım, hiçbir şey olmaz. 'Gerekirse bir yıl domates yemeyiz' diyenler bile yanılıyor, hiçbir şey olmaz. İsrail büyükelçisini gönderin, ardından da D-8 üye ülkelerin dışişleri bakanlarını Ankara'da acil toplantıya çağırın. Bakın bakalım o korktuğunuz Avrupa sesini çıkarabiliyor mu?

Haşerelerden kurtulmanın tek yolu, onları öldürmektir

Son on gündür, Türkiye'deki bütün gazeteleri ve köşe yazarlarının tamamını okuyorum. Kim insanlık namusuna sahip, kim tamamen soysuzlaşmış hepsini not alıyorum. Hâlâ Yahudi düşmanlığından söz eden geri zekâlılar var bu ülkede. Hadi İngiltere, Fransa ve Amerika halkları fazlasıyla salak da, bizim haysiyetsiz medya mensuplarına ne oluyor? Nasıl bir yavşaklık sinmiş ki ruhlarına, onlara şirin görünmek adına insanlığı terk ediyorlar. Yahudi düşmanlığı dediğiniz şey nedir? 'Olmert ve Barak katildir ama bütün bir halkı katillikle suçlayamazsınız.' Öyle mi? Nasıl bir zaman geldi ki, insanlar bu kadar aptal olabiliyor. Gazze'deki son katliamda, İsrail halkının yüzde kaçı bu katliama evet dediyse, o kadar insanın bu katliamda parmağı yok mu? Bunların tamamı böyle değil mi?

Islah etmeye çalışmanın hiçbir anlamı yok; haşerelerden kurtulmanın tek yolu, onları öldürmektir. Siyonizm belasına batmış, bütün teröristleri, insanlıktan uzak tutmanın tek yolu onları yok etmektir. 'Bu senin söylediğin ırkçılığa girer' diyen Eğin ve türevlerine; defolun gidin Tel-Aviv'de yaşayın diyorum, çok yakında oraya da geleceğiz.

Yetkili biri, bu yazıyı İsrail'in Türkiye büyükelçisi, Gabby Levy'ye götürecektir. Levy'ye söyleyeyim; yemin ederim, öldürülen her İsrailli teröristin haberiyle huzurum artıyor. Bütün Siyonistlerin yok edildiği bir dünya düşlüyorum, insanlık ne kadar huzurlu olur, öyle değil mi Levy? Hepinizin öldüğü bir dünya ne kadar barış dolu olur.

Şimdi bunları söylediğim için ben de Antisemit mi oluyorum? Elli yıldır dünyayı böyle kandırıyorlar. Siyonist olmayan Yahudilere ve çocukların tam***** söylediğimiz bir şey yok. Elli ya da yüzyıl sonra, insanlık birleşip Siyonistlerin tamamını öldürecek zaten. Bundan kaçışınız yok. Şunu da söylemeliyim: İhvan liderinin "istişhadi eylemler için yirmi bin yiğit bekliyor" açıklamasını hayranlıkla dinledim. Türkiye'deki şişman hoca efendiler, "İslam'da intihar bombacılığı haramdır" demek için televizyon stüdyolarında, sıraya girsinler.

Hakan Albayrak'ın önerisini heyecanla tekrar ediyorum. İsmail Heniye ve Halid Meşal'in Ankara'ya davet edilip mecliste konuşturulması, herhalde bakkalcılığa girmez. Bu iki kutlu misafirin meclis kürsüsünde konuşması, Olmert'in kirlettiği meclis namusunu da temizleyecektir. Elçiyi gönderemiyorsanız, bari bunu yapın. Çağırın bakalım, yüz binler bu iki mübarek misafire 'hoş geldiniz' demek için Ankara'ya toplanmayacak mı?

Ahmet Davutoğlu Hoca'ya sesleniyorum

Son olarak Ahmet Davutoğlu Hocam, ağlayarak size sesleniyorum: Öldürülüyoruz! Hangi dış politika hamlesi bunu karşılayabilir? Hangi yüksek menfaatler bu utancın üzerini örtebilir? Devlet başkanlarının sindikleri siyah koltuklarında oynadıkları bir oyun mu bu? Hangi satranç hamlesiyle açıklanır bu korkunç yüzsüzlük? Öldürülüyoruz. Üstelik dünyanın her yerinde defalarca... Dış politikamız, kaç defa aklı başında bir adamın elinde olabilir? Siz değilseniz, kim? Bizden olan yöneticilerin kalbini hangi korku, nasıl bir aldatmacayla böyle kaplayabilir? Bu coğrafyanın her yerinde meleklere inanılır. Siz de tekrar inanın. Arşın sahibi yardım etmez diye mi korkuyorsunuz? Yoksa aldığınız kararlara O'nu karıştırmıyor musunuz?

"Bir mazlumun hakkı bütün halk için dahi iptal edilemez" diyen Peygambere inanmıyor muyuz? Bunca satranç hamlesi, öldürülen bir çocuk eder mi? Kabbani'nin sözünü yükseltiyorum:

Barış bir tiyatro oyunu

Adalet bir gösteri yalnızca

Tek yol var Filistin'e gider

O da tüfeklerin namlusundan geçer



kaynak:http://www.milligazete.com.