Dün cezaevlerinde devrimci tutsakların başlattığı ölüm orucuna yönelik saldırının 8. yılıydı. 28 tutsağın yaşamını yitirdiği operasyonun davası zaman aşımı nedeniyle düşürüldü ancak kamuoyu davayı sürdürüyor.
soL (HABER MERKEZİ) F tipi cezaevlerine nakillerini kabul etmeyen devrimcilerin başlattığı ölüm orucu bundan tam sekiz yıl önce devlet tarafından kanla bastırılmıştı. 28 devrimcinin ve 2 askerin yaşamını yitirdiği saldırının azmettiricisi olan ANAP-DSP-MHP koalisyonunun "Hayata Dönüş Operasyonu" adını verdiği katliam hakkında açılan davalar sürekli artan failler, davaya gelmeyen ve "bulunamayan" askerler nedeniyle zaman aşımına uğradı. Katliamın failleri ise insanlık nezdinde suçlu olmaktan kurtulamadı.



Ne dedilerse yalan çıktı
F tipi hücre sistemine geçişi engellemek amacıyla devrimci tutsakların 20 Ekim'de başlattıkları açlık grevi 19 Kasım'da ölüm orucuna dönüşmüştü. Tarihler 19 Aralık'ı gösterdiğinde ülkedeki 20 cezaevinde 10 bin güvenlik görevlisinin katıldığı "Hayata Dönüş" adı altında büyük bir operasyon başlatıldı. 28 devrimci tutsağın ölüm nedenleri şu şekilde açıklanmıştı: Kimisi teslim ol çağrısına ateşle karşılık verdi, kimisi dur ihtarına uymadı, bazıları da bilerek kendilerini yaktı.



Katliamın ardından hazırlanan Adli Tıp ve bilirkişi raporları, tutsakların kasti bir şekilde kolluk kuvvetleri tarafından öldürüldüğünü ortaya koydu. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk bazı tutukluların kendi aralarında çıkan çatışmada öldüğünü anlatmış ve mahkumların esasında ölüm orucu eylemi içerisinde de olmadığını, yemek yediklerini iddia etmişti.


Adli Tıp uzmanlarının raporlarına göre, Bayrampaşa Cezaevi'ne yapılan operasyon hakkında söylediği "Kalaşnikofla ateş ettiler" diyen Bakan Türk'ün demeçlerinin asılsız olduğunu ortaya koymuştu. Rapor'a göre, Koğuşlardan ateş edilmemiş, öldürücü dozun üzerinde gaz bombası kullanılmıştı. Yine Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'nin C-1 Koğuşunda yanarak ölen kadın tutukluların üzerlerinde yanıcı maddeler bulunmuştu. Bu maddeler bakanın iddia ettiği göz yaşartıcı gazların bileşeni değildi. Bu koğuştan yaralı kurtulan devrimci tutsaklar daha sonra Radikal Gazetesi'nden Ertuğrul Mavioğlu'na kendilerine yanıcı bir gaz atıldığını ve çıkmasınlar diye koğuşların kapısının yakıldığını anlatmışlardı. Bakanın göz yaşartıcı bomba olduğunu iddia ettiği gazların bileşenlerinin 20 gramının 38 dadikada insanı öldürebileceği halde bu maddelerden C-1 koğuşuna 35 gram kullanıldığı adli tıp tarafından açıklanacaktı.


Birçok tutsağın yaşamını yitirmesine neden olan kimyasal silah bugün de bilinmiyor ancak saldırı sırasında Bayrampaşa Cezaevi’ndeki operasyonun koordinatörü emekli Binbaşı Zeki Bingöl operasyonlarda ölümlere yol açan silahın varlığını doğrulamıştı. Bingöl o gün iki tip bomba kullandıklarını birincisinin envanterlerinde kayıtlı olan ve kullanımında sakınca görülmeyen "biber gazı" olduğunu ikinci silahın ise Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan getirilen ve ömründe daha önce görmediği bir bomba olduğunu anlatmıştı.



Bilirkişi raporunda ayrıca mahkûmların bulunduğu taraftan güvenlik görevlilerinin bulunduğu yöne doğru ateş açılmadığı, atışların dışarıdan içeriye doğru yapıldığı kaydedildi.


Askerleri devrimciler öldürdü demişlerdi ama...

Hayata dönüş operasyonununda ölen iki askerin devrimci tutsaklar tarafından öldürüldüğü iddia edildi. Ancak her iki askere yapılan otopsilerde ölüm nedenlerine "yüksek kinetik enerjili bir silah"ın sebep olduğu kaydedildi. Oysa ki koğuşlardan çıkarılan ve tutsaklara ait olduğu iddia edilen tabancalar bu niteliğe sahip değildi. Dahası olayları yaşayan tutsaklar daha sonra söz konusu silahların da devlet tarafından sonradan koğuşlara konulduğunu söylüyorlardı. Raporda, ölüme yol açan silahın sadece Kalaşnikof ya da G-3 piyade tüfeği olabileceği belirtildi ve Kurt'un askerlerin silahıyla öldüğü kesinleşti.


Cep telefonu çekmeyen yerde cep telefonlu emir
"Mahkumları cep telefonundan arayan örgüt yöneticileri kendinizi yakın diyor" iddiaları ise operasyondan önce tutsaklarla görüşmeye giden sanatçı Zülfü Livaneli tarafından yalanlanmıştı. Livaneli, cezaevlerinde cep telefonlarının çekmediğini ve dolayısıyla basının bolca yansıttığı "örgüt liderlerinin telefondan 'kendinizi yakın' emirlerinin" gerçek dışı olduğunu söylemişti.


Madalya dahi taktılar
F tipi cezaevlerinin mimarlarından olan ve operasyon sırasında Cezaevleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunan Ali Suat Ertosun'a 2004 yılında hükümet kararıyla "Devlet Üstün Hizmet Madalyası" verildi.


Katliamın diğer failleri Ertosun kadar cesaretli olamadılar (!) Katliamın emrini veren generaller emirlerini toplatırken dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve o dönemde Bayrampaşa Cezaevi'nin savcısı operasyon tespit tutanağını imzalamadılar.


Ertosun kadar madalyayı "haketmişlerdi"
Bugün katliamı kınayan ve olayların açıklığa kavuşturulmasını isteyen bazı gazete ve dergiler o gün farklı konuşuyorlardı. Haberlerde sık sık cezaevlerinin 10 yıldır devletin değil örgütlerin denetiminde olduğu anlatılırken, operasyonlar sırasında "örgüt liderlerinin 'kendinizi yakın'" talimatları canlı olarak yayınlandı (!) Operasyonun ardından çıkan Milliyet Gazetesi "sahte oruç kanlı iftar" başlığını kullanabilmişti. Hürriyet Gazetesi operasyonun amiral gemilerindendi. Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu o dönemin medyasına dair yayınlanan röportajında devletin ve medyanın ortak bir operasyon yürütmüş olduğunu söylemiş, basının sadece devletin sızdırdığı bilgilerle "makineli tüfek atışı yaptığının" altını çizmişti. Mavioğlu, "iki kere kontrol edilmesi, kaynaktan doğrulatılması gereken bilgiler kontrol edilmedi; ölmemiş insanlar ölmüş gibi verildi, sahte ses bantları ortaya atıldı" demişti.


Mücadele devam ediyor
19 Aralık'taki saldırıya rağmen TAYAD başta olmak üzere birçok kurumun mücadelesi devam ediyor. 19 Aralık'ı "cezaevinde yaşayanlar için insan hakkı" gününe çeviren TAYAD her yıl katliamın yıl dönümünde Bayrampaşa Cezaevi önünde protesto eylemleri düzenliyor.


19 Aralık katliamının sekizinci yılında İstanbul, Ankara, Adana, Bursa, Eskişehir ve İzmir'de basın açıklamaları yapıldı. 19 Aralık katliamının unutulmadığının altı bir kez daha çizilirken olayın sorumlularının yargı önüne çıkarılması talep edildi.


TAYAD'lı aileler katliamın yıldönümü nedeniyle yapılan eylemde “19 Aralık Katliamını Unutmayacağız, Unutturmayacağız” yazılı pankart ile katliam sırasında yakılan bir kadın tutuklunun resmini taşıdı. TAYAD’lı Aileler adına açıklama yapan Yurdagül Gümüş DSP-ANAP ve MHP’nin iktidarda olduğu süreçte yaşanan katliam her boyutuyla tespit edilmesine rağmen zaman aşımıyla aklandığını belirtti. 19 Aralık katliamının Türkiye’nin tarihine yazılan en büyük cezaevi katliamı olduğunu vurgulayan Gümüş, katliamın asla belleklerden silinmesine, sorumluların cezasız kalmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Gümüş, “bu halk tarih boyunca kendine yapılanı unutmamıştır. Tıpkı, Maraş, Sivas ve Çorum katliamlarını unutmadığı gibi” dedi.

Katliam protesto edildi - soL Haber Portalı