İnsan eşref-i mahlukat,

Yaratılmışların en şereflisi.

Akletmek ve düşünmek,muhakeme yapmak en belirgin özelliği.Onu eşref-i mahlukat yapan sır,sebep,özellik.

Hayata öylesine değil,anlamaya çaılarak,aklederek,muhakeme yaparak bakmaya çalışır.

Sorar,sorgular,merak eder,düşünür.

Sormayı ya da sorgulamayı herşeyiin içine başını sokmak olarak algılayanlar dışında,vicdanı ile,insan olmanın kazandırdığı bu "eşref"kisvesiyle bakar hayata,olaylara.

Aklını,duyularını kullanır,

Bilme Yönelir,

Hakka dayanır,Hakikate teslim olur.

Böyle yaklaşımının ona kazandıracağı paye,onurdur,şereftir.Erdemin zirveliğidir.

Erdemin zirvesine çıkmak nasıl zorsa,nasıl emek ve özveri ietiyor,sadakat ve istikamet gerektiriyorsa,

Orada kalabilmek de o kadar zordur.

Sorumluluğu yüklenmekle aslında kendine en büyük kötülüğü yapmış olan insanın hayat mücadelesi,bir bakıma sorumluluk görevini ifa gayretidir.

Çabası,gayret ve çırpınışı yüklendiği "sorumluluk"misyonuyla çatışmaya başladığında,sorun da başlar.

Bu bir varoluş-yokoluş sorunudur.Asla rucu ya da inkar sorunudur.Birbiriyle taban tabana zıt iki yolun ayrıldığı noktanın başına gelmiştir insan.Yada orada bırakılmıştır.

Her iki yol hakkında önceden bilgi sahibi olması,ona karşı adil bir tutumun işaretidir.Gideceği yer,seçeceği yol teesadüflerin değil,bir ölçü ve hesabın sonucu takdir edilmiştir.İlkeleri ve şartları,olmazları ve olması gerekenleri biribir sayılıp dökülmüştür orta yere.Hangisini seçerse ona "kolaylaştırılmış"tır,ulaşım imkanı verilmiştir

Menzili belli olan iki yoldur kasdettiğim.Menzile varmadıkça,geri dönüşü olan iki yol:

Birinde şükür,diğerinde inkar vardır.

Biri Hakikate,diğeri sanal eğlence ve hüsrana çıkarır.Yol üzerindeki işaret taşları,yön levhaları rüzgar esince doğrultusu değişecek,el ile değiştirilecek cinsten değildir.

Hayatı anlamaya çalışan insan,

Hani kendine en büyük kötülüğü yapmaya çalışan insan.

Bir bakarsınız "azgın "bir canavara dönüşmüştür.Hakikate uzanan yola tuzaklar kurmağa,levhaları alaşağı etmeye,doğrultusunu değiştirmeye azmetmiş.

Gözleri ve gönlü Hakikkat ışığından değil,nefis ve enaniyet karanlığından güç almaya başlamıştır.

Aslında hüsranına start vermiş,kaybediş macerasının fitilini ateşlemiştir.

Hayatı anlamaya ,sorgulamaya çalışan insan,

Bilmez ki salt aklı herşeyi tartamamaktadır.

Herşeyi bir laboratuvar ort***** sokup sonuç çıkarmak imkanı yoktur.

Çaresizliğin başladığı zamanlar gelir,acziyetini haykırmaya başlar!

Bazan bu bir inkarın,toptan reddin ,

Bazan da "Herşeyi Düzenleyen"e dönüşün başlangıcıdır.

Bir Tarafta Eşrefi mahlukat zirvesine çıkmış insan,

Öbür tarafta Esfeli safiline inmiş insan,

Oysa ikisi de aynı hamurdan,aynı mayadan.

İkisi de aynı akıl nimetiyle mücehhez edilmiş.

Farkı şu ki,

Birisi Hakikate teslimiyetle,

Diğeri akla esaretle çıkmış yola.

Kazanan,ne olduğunu,nereden nereye gittiğini bilen insandır.

Kaybeden varlık gayesini unutan,hakikate meydan okuyandır.

Zira akıl terazisi her ağırlığı çekememekte,

Bozulup hakemliğini kaybedebilmektedir.