Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Bir Babanın acıları nasıl dindi.....

    Bir babanın acıları nasıl dindi?

    Salih Beyin ibretli intibahı ve dönüşü duyulunca, bu konuda çok mektup aldım. Bunların bir kısmı müjdeli haberlerle doluydu. Aşağıya alacağımız mektup, bunlardan birisidir.
    Mektup, bir emekli edebiyat öğretmeni tarafından, oğlunu inkâr ve isyan bataklığından kurtaran bir gence yazılmıştır. O mektup, ibret olsun diye bana da gönderildi. Aşağıya alıyorum:
    "İki gözüm, değerli yavrum,
    "Tanımadığın bir imzayla alacağın bu mektup karşısında şaşıracağını biliyorum. Zira ben de sizi tanımıyorum. Tahmin ediyorum ki, hayatınızda ilk defa böyle bir mektup alıyorsunuz.
    "Sözlerime kendimi tanıtmakla başlayacağım. Ben emekli edebiyat öğretmeniyim. Yaş olarak değilse de, ruh olarak çok bitik ve ihtiyarım. Bir yandan meslek hayatımın sona erişi, öte yandan hanımın vefat edişi, diğer yandan da hayatımın gayesi zannettiğim evlatlarımın hayırsız ve bedbaht çıkmaları, çok az adama nasip olan çile ve ıztırapları da beraberinde getirdi. Daha başka bir ifadeyle canavar hayvanlar karşısında titreyen bir çocuk gibiyim. Ve ağlıyorum evladım, hem de her gün...
    "Büyük olan onlar mı, ben miyim? İnan ki bilemiyorum.
    "Büyük oğlum doktor. Almanya'ya gitti. Ben onu unutmadım, ama o beni unuttu. Ne mektubu var, ne de selâmı. Onun küçüğü hâkim, isminden bile bahsetmekten korkuyorum. Kızım ise, yüz karalığın en iğrencini yaparak, iki yıl önce bir genç ile gitti, gidiş o gidiş...
    "Değerli evladım! Sen baba yüreğini bilir misin, bilmem, ama evlatlarının ihanetine uğrayan bir ihtiyarın duyduğu sancıyı aslâ duyamazsın. Teselliye ve hizmete muhtaç bir insanın böylesine bir acıya garkolması, en insafsız insanları dahi ürpetir değil mi? Ama benimkilerini asla...

    "Bu acı dertleri unutturan, alçaklığın en korkuncunu bile benden esirgemeyen en küçük oğlumdan bahsetmek istiyorum."
    Bu yıl fakülte son sınıfta okuyor. O sizi tanıyor, aynı sınıftaymışsınız. Gayesi, hayvanlar gibi yaşamaktan başka bir şey değil. Gayr-i meşru hünerleri bir şeref telâkki eder. Sefâhat topluluklarını adım adım tekip eder. Hayâ, nâmus, merhamet, ve saygı gibi ulvî hisler, ona göre âdi ve değersiz şeylerdir.
    Ona oğlum demeye utanıyorum. Zaten o, asırlık maddî varlığımı eritti. Ne zaman onu ikaz etmek istemişsem, ya kötü sözünü işitmişim, ya da dayağını yemişim. Hele beni bir câni gibi dövüp kolumu kırdığını unutamıyorum. Günlerce inledim. Kapımı açıp beni doktora götürecek bir dost da gelmedi. Teselliyi hep ağlamakta buluyordum.
    "Paramın bittiğini anlayınca, sırtımdaki yeni pardesüyü çıkarıp satmak istedi. Yalvardım: 'Evladım, bari bunu yapma' dedim. 'Soğuk odada yatıyorum, ihtiyarım, dayanamıyorum' dedim.
    Fakat son derece sert ve ağır hakaretleriyle karşılaştım.
    "Âdeta kâinat başıma çökmüştü. İliklerime kadar titredim. Koynumda bir evlat değil, bir yılan büyütmüşüm meğer.
    "İşte evladım, ben bu acı hayatın çarkları arasında eriyen zavallı birisiydim. Sevmek, gülmek ve huzur denen şeylerin adını bile unutmuştum. Fakat olacağa bak sen:
    Resale-i Nur imdada yetişti
    Bir gün soğuk odamda, yorganıma sarılmış, dertlerimle başbaşaydım. Kapı yavaşça açıldı. İçiriye o girdi. Her zaman kapıyı tekmeleyerek açar ve büyük bir hışımla içeri girerdi. Koşarak geldi, kendini kollarıma attı. Gözlerinden yanaklarına doğru akan yaşlar, çenesinden aşağı doğru süzülüyor, sarsıla sarsıla ağlıyordu:

    "Affet babacığım,' diyordu. 'Herşeyi unut, dünyaya yeni geldiğimizi farzet, her şey yeniden başlayacak' diye feryatlar koparıyordu.
    "İnanın, hayâl görüyorum, zannettim. O anda ben de kendimi kaybetmiştim.
    "Okulda sizinle tanıştığını söyledi. Bir akşam, kaldığınız evde misafir etmişsiniz. Kendisine hayatın ve insanın gayesini anlatan Risale-i Nur adlı eserlerden pasajlar okumuşsunuz. Ona öyle bir tesir yapmış ki, anlatmakla bitiremiyor. Şimdi o serleri beraberce okuyor ve namazlarımızı birlikte kılıyoruz. Tam olarak huzura erdik, ruhumuz sevinç dolu. Baba olduğumu yeni anlıyor ve Allah'a şükrediyorum.

    "Evladım, sizlere nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Allah, sizler gibi imânlı gençlerin sayısını artırsın. Hizmetiniz çok kudsî yavrum. Bundan daha büyük bir hizmeti insanlık tarihi gösteremez. Cehennem hayatı yaşayan bir insana Cennet hayatını tattırmak, tarifi mümkün olmayan bir kıymettir. Eğer şu anda servetim olsa, hepsini de bu hizmetiniz uğruna sarfederdim. Allah, sizlerden ebediyyen razı olsun.
    "Dualarınızı bekler, gözlerinden öperim.

    5.4.1984
    Emekli Edebiyat Öğretmeni
    Kemal KÜÇÜKARSLAN

    Kendini arayan adam

  2. #2
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Bir Babanın acıları nasıl dindi.....

    Zamane evlatların, anne babaya hürmeti kalmadı artık...

    İnşallah, sizin o biricik evladınız size bu yanlışları yapmayacak,sizin gibi bir alim olup,mukaddesine sağlam bir muhafız olacaktır.

    Bu vesileyle, o evladınızın gözlerinden, sevgili eşinizin de hürmetle ellerinden öpüyorum,can hocam,can dostum...

    Allah razı olsun paylaşım için.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

Benzer Konular

  1. Babanın sülalesi
    dogangunes Tarafından Günün Fıkrası Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 06-12-2010, 09:15 PM
  2. Genç Werther'in Acıları
    mopsy Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 02-02-2010, 01:03 AM
  3. Farklı Bakış Açıları
    İnci Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-09-2009, 04:30 AM
  4. babanın hamileliği
    Affrodit Tarafından Anne Baba ve Çocuklar Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 26-03-2007, 09:49 AM
  5. babanın kabir azabı nasıl kalktı
    çerkeş18 Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 21-02-2007, 07:26 PM
Yukarı Çık