Zehirlenmekten lezzet alanlar

Zehirlenmekten lezzet alanlar

Bu vatanda doğacaksın...
Bu milletin ekmeğiyle. suyuyla büyüyeceksin...
Belki de bir lokma ekmeğe muhtaç yetimlerin rızıklarından kesilerek yaptırılan güzelim okullarda okuyacaksın...
İstikbâlimizin garantisi olarak, "öğretmensin" diye köye gönderileceksin... İnsanlık ve yardımlaşmada birbirleriyle âdeta yarışan vatandaşların samimî ve sıcak alâkasıyla karşılaşıp, manevî evlât muamelesi göreceksin... Sonra da bu kadar nimetleri unutarak, beslendiğin sofraya ihanet edeceksin...

Bu nasıl anlayış? Bu nasıl fikir? Bu nasıl felsefe? Bir hayvan bile, sahibinin bir ikr***** bin hizmet ederken, bu kadar ikrama rağmen, bu tip nankör insanlar neden hep ihanet yolunu tercih ediyorlar? Nasıl oluyor da vicdanları buna müsâade ediyor?
Bunun cevabını, okuduğum bir tefsirden hatırlamaya çalışıyordum: "Malumdur ki, âlâ (iyi) bir şey bozulsa, edna (basit) bir şeyin bozulmasından daha ziyade bozuk olur. Meselâ, nasıl ki, süt ve yoğurt bozulsalar yine de yenilebilirler. Yoğ bozulsa yenilmez. Bazen zehir gibi olur. Öyle de, mahlukatın en mükemmeli, belki en âlâsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk hayvanlardan daha ziyade bozuk olur. Müteaffin (kokuşmuş) maddelerin kokusuyla telezzüz eden (lezzet alan) haşerat gibi ve ısırmaktan lezzet alan yılanlar gibi, dalâlet bataklığındaki şerler ve habis (pis) ahlâklar ile telezzüz ve iftihar eder. Zulüm ve zulümatındaki zararlardan ve cinayetlerden lezzet alırlar."
Yarım asır önce kaleme alınan bu ifadelerin bugün bütün açıklığıyla kendini gösterdiği anlaşılıyordu. Demek ki, o yıllarda atılan tohumlar, bugün meyve veriyordu.
Kalbinden imân, ahlâk ve faziletin sökülerek alındığı gençlerin bu milleti ne hâle getirebileceklerini hayâl ettikçe, Kayseri terminalindeki sıcağa rağmen titriyor ve böyle insanların şerrinden bu büyük milleti ve mâsum insanları muhafaza etmesi için Allah'a yalvarıyordum.
Bu aldatılmış güruhla mücadelede kuvvet, sabır ve metânete ne kadar ihtiyacımız var?
Bineceğim otobüse doğru ilerlerken, kalbi dertlerle param parça olmuş ihtiyar yol arkadaşımın son sözlerini, fısıldayarak tekrar etmeye çalışıyorum:
"Yıkanlar çok, yapanlar az. Öyleyse yapanlar geceyi gündüze katmalılar ki, yapılan tahripler günü gününe tamir olsun."

Kendini arayan adam