Konuşulması gereken yerde susuyoruz; susulması gereken yerde konuşuyoruz.
İşitilmesi gereken konuşmalara, kulaklarımızı kapatıyoruz; Duymamamız gereken sözleri de ağzımızı açarak dinliyoruz.
Bakmamızın bile zararlı olacağı görüntülere ve hadiselere gözümüzü dikip bakakalıyoruz; sadece bakmak değil, görüp gerekeni yapmamız gereken olaylar karşısında ise bırakın ilgilenmeyi, geçip gidiyoruz.
Neden bu serzenişler, diyeceksiniz.
Yirmi dört saatlik hayatımızı bir düşünün.
Düşüncelerimizden tutun da , -hayatımız olarak özetleyeceğimiz -sabah programlarından, akşam tartışmalarına… Siyasetteki bin yüzlü görüntülerimize kadar…
Aile hayatımızdan, şahsiyetimizin, karakterimizin, kişiliğimizin yapısının oluşumuna kadar…
Nedenlerimizin, niçinlerimizin niteliğine kadar…
Aklımızla hayatı algılamaya başladığımız andan, ölümümüze kadar…
‘üç maymun’u resmediyoruz.
Bazen aynıyla, bazen zıddıyla.
Bazen kendi içimizde, bazen çevremizde – git gide artış gösteren - öyle enteresanlıklarla karşılaşıyoruz ki, insanları oynayan maymunlar oluveriyoruz.
Menfaatlerimiz karşısında,
Servetin, şöhretin kestirmeden ve zahmetsizce elde edilmesi karşısında…
Zahmet edip, aklımızı kullanıp kararımızı kendimiz verebileceğimiz yerde; birilerinin aklının!? Zaaflarının! Peşine takılıp adeta sülükleşiyoruz. ( din ve dünya adına her neyse)
İnsan olmanın, yaratan karşısında ‘tek başına’ muhatap alınmanın idrakine, yüceliğine varamıyor… Fanilerin kuklaları olup, ‘görmüyor, duymuyor, işitmiyoruz’
Ya da, Japonya Nikku’da ki anlayıştaki gibi üç maymun hikâyesini gerçekleştiriyoruz. Kötülüğün simgeleştiği şeytanlıklara şahit olup - görmedik, duymadık, konuşmuyoruz- tavrını sergiliyorlar, maymunlaşıyoruz…
Adeta insanlıktan soyunuveriyor, şaklabanlıklara kalkışıyoruz
Başkalarından şikâyet ederken, ‘şikâyet edilenlerden’ olmaktan rahatsız olmuyoruz.
İnsanlığı, bencilliğe feda ediyoruz.
Oysa bütün dinler ve felsefeler ‘güzel ahlak, erdem’ sahibi olmanın yollarını anlatırlar.
Hz Muhammed (sav) de İslam Dini’ni ‘güzel ahlak’ diyerek özetlemiştir ki, bunun da açılımında sorumluluk sahibi olma ve bunu ‘ kendi için istediğini başkası için de istemek; kendi için istemediğini başkası için de istememek’ erdemini göstermenin insan olmanın, İslam olmanın şartı olarak tanımlıyor.
İslam’ım demek…
İnsanım demek… Yetmiyor.
Ve bütün sonu ‘izm’ le biten ‘ist’ le biten her ne ise …demekle de olunmuyor.
‘Alameti’ olmayanlar sadece görüntüden ibaret `yoklar` hükmündedir.
Bu yokluk, ‘insan’ olmaktan uzak olmak anlamındadır.( Bu yokluk, mesuliyetten kurtulmak anlamında ‘yok’ kılmaz. )
Arkasından, zahmette, mahrumiyette gelse; görmek, duymak, konuşmak gereken yerde, bundan uzak olmak, ‘insanlıktan uzak olmak’ demektir.
Yine; görülmesi, duyulması, konuşulması uygun ve doğru olmayanlara menfaatperestlik adına katlanmak da insanlıktan uzak olmak demektir.
Atasını maymun kabul edenlere de,– Kuran- ı Kerimde teşbih edilen; Maymunlaşan insanlar kıssasına inananlara da duyurulur.
Hak Teala buyuruyor: Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte
onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır."
(konuyu siz- biz çıkmazından kurtarıp genelleştirmemin sebebi; her insanda menfaatperestlik dürtüsü olması sebebi içindir. Gayretimiz, üç maymun taifesinden olmamak içindir)

alıntı