![]() |
| | |||||||
Kültür, Sanat katogorisi türküler ve hikayeleri forumu içinde "TÜRKÜLERİMİZİN HİKAYELERİ" başlıklı konu görüntüleniyor, "Pencereden Bir Taş Geldi MAMOŞ TÜRKÜSÜ Pencere'den bir taş geldi, Ben sandım ki Mamoş geldi. Uyan Mamoş, uyan uyan, Başımıza ne iş geldi. Eyvah Mamoş, eyvah eyvah Tabip getir yarama ..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Apr 2007 Nerden: istanbul Yaş: 26
Mesajlar: 9.011
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet: Rep Gücü: 520 Rep: 50987 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Pencereden Bir Taş Geldi MAMOŞ TÜRKÜSÜ Pencere'den bir taş geldi, Ben sandım ki Mamoş geldi. Uyan Mamoş, uyan uyan, Başımıza ne iş geldi. Eyvah Mamoş, eyvah eyvah Tabip getir yarama bak. Penceresi yeşil yaprak, Mamoş giyer kara kapak. Kör olasın Bekir hoca, Yatağımız kara toprak. Eyvah Mamoş, eyvah eyvah Tabip getir yarama bak. Pencere'nin önü çardak, Rakı içtik bardak bardak. Körolasın Bekir hoca Koymadın ki murat alak. Eyvah Mamoş, eyvah eyvah Tabip getir yarama bak. Evlerinin ardı kavak, Yağmur yağar ufak ufak. Kör olasın Bekir hoca, Ağzımdaki kurşuna bak. Di kalk Mamoş di kalk, di kalk Başımıza yığıldı halk. Dışkapıyı araladın, Ah bahtımı karaladın. Kör olasın Bekir hoca, Mamoş'uda yaraladın. Di kalk Mamoş di kalk, di kalk Başımıza yığıldı halk. Mamoş paltonu tutayımmı? Hayrın için satayımmı? Mezarında boş yer varmı? Ben'de gidip yatayımmı? Eyvah Mamoş, eyvah Mamoş Tabib getir imdada koş. Malatyalı Kalender Kaynak: Mehmet ÖZBEK Folklor ve Türkülerimiz Ötüken Neşriyat, İstanbul 1994 Elazığ'ın koca Mustafa Paşa mahallesinde oturan Bekir hoca'nın genç ve güzel bir karısı vardır. Bekir hoca Harput'ta namusuyla ve iyiliğiyle tanınan yumuşak başlı temiz bir insandır. Karısı ise gençliğin verdiği tecrübesizlikle evli olduğu halde komşularından, soylu bir aileden olan genç, yakışıklı Mamoş (Mehmet) ile ilişki kuracak kadar toydur daha. Mamoş'la Bekir hoca'nın karısı arasındaki sevgi gittikçe alevlenir. Etrafta bunu sezmeye başlamıştır. Fakat sevdalılar buna rağmen her şeyden habersizdirler. Fırsat buldukça buluşur, konuşur, sevişirler. Bekir hoca bunun neye varacağını hesaplamaktadır. Bir gün karısına Harput'a gideceğini ve akşam dönmeyeceğini söyler. Bu fırsattan yararlanan genç kadın Mamoş'u eve davet eder, yerler içerler, eğlenirler. Bekir hoca ise Harput'a gitmemiştir. Karanlık basınca eve gelir ve sessizce kapıyı kendi anahtarıyla açar, sevdalıların bulundukları odaya gelir. İçerden onların eğlenceli çığlıklarını duyar, tabancasını çekerek odaya girer. Girer girmez tabancasını ateşler Mamoş'u kalbinden, karısını da ağzından vurarak öldürür. Bu olaydan sonra Bekir hoca zaptiyeye teslim olur. Adli bir heyetin eve gelip olayı yerinde incelemelerinden sonra duruşma sonunda Bekir hoca beraat eder. İçli olan türkünün hikayesinde de böylece bir ders yatmaktadır.
__________________ |
| | |
| Sponsored Links |
| | #2 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Apr 2007 Nerden: istanbul Yaş: 26
Mesajlar: 9.011
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet: Rep Gücü: 520 Rep: 50987 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: TÜRKÜLERİMİZİN HİKAYELERİ Sazalcadan Çıktım (Halime) Sazalca yıllar önce Türklerle Rumların birlikte yaşadığı bir köydü. Denegide' de (Yeşilburç) Hakkı adında değirmencilikle uğraşan yiğit bir Türk oturuyordu. Hakkı her gün değirmene gidip gelirken gördüğü Despina adlı bir Rum kızına aşık olur ve birbirlerini çok severler. Fakat din ayrılığı iki aşık için büyük bir sorun olur ve Hakkı ile Despina kaçmaya karar verirler. Bu durumu duyan Rum gençleri Hakkı' yı dövmek için plan yaparlar. Hakkı'nın yanında çalışan Rum genci bu planı duyar ve Hakkı'yı haberdar etmek ister ama geç kalmıştır. Tam bu sırada 5,6 Rum genci değirmenden içeri girer ve Hakkı' yı dövmeye başlarlar. Hakkı bir yolunu bulur ve değirmenden kaçarak Despina' nın yanına gider. Hakkı Despina'yı da alarak Bor'da ki halasının evinde saklanırlar. O devirlerde Rumlar çok şımarık,sarayda ve Niğde meclisinde sözleri geçen bir topluluktur. Rumlar Hakkı' ya çok kızmış,onun yakalanması ve cezalandırılması için var güçlerini ortaya koymuşlardı. Sonuçta iki aşık saklandıkları yerde yakalanır ve Hakkı hapse atılır. Zamanın güçlü ağaları Hakkı'yı hapisten kurtarır ve aşıklar tekrar gizli gizli buluşmaya başlarlar. Hakkı'nın arkadaşları bu işe çare bulmak için Adana'ya giderek hükümet adamları ve zamanın Kadısı ile görüşüp onları ikna ederler. Hakkı bu görüşmelerden cesaret alarak Despina' yı bu defa Adana'ya kaçırır ve orada nikahları kıyılır. Rumlar bu olaya çok kızarlar ama artık yapacakları bir şey kalmamıştır. Kaynak: -ERCAN, Ali, Kara Kaş Gözlerin Elmas ve Niğde Türküleri, s.29,30, Niğde İl Basım Evi, Niğde, 1965 -ONGAN, Halit, Niğde Halk Türküleri, s.54,55,56, Niğde Vilayet Mat., Niğde, 1937 Öğrt. Gör. Hakan Tatyüz
__________________ |
| | |
| | #3 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Apr 2007 Nerden: istanbul Yaş: 26
Mesajlar: 9.011
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet: Rep Gücü: 520 Rep: 50987 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: TÜRKÜLERİMİZİN HİKAYELERİ Pos Pos Koprusu Pos-Pos koprusünü seller mi aldı Fethiye'nin yavrusunu eller mi aldı Gelme annem kum içindeyim Sen beni bilemezsin kan içindeyim Ben ne ettim ne ettim teyzeme gittim Teyzemden gelir iken can telef ettim Gelme annem gelme kum içindeyim Sen beni bilemezsin kan içindeyim Uyu Halil uyu ağacın altında Fethiye'yi de vurdun dutun altında Gelme annem gelme kum içindeyim Sen beni bilemezsin kan içindeyim. Salt bölgemize özgü bir Bati Trakya türküsü. Gümülcine şehrinin hemen yakınında yer alan Rodop dağları eteklerinde,halk arasında "Yaka"diye adlandırılan köyler dizisinin ilk koyu Sendelli'dir.Pos-Pos çayı kenarındaki Sendelli'de kırk kırk beş yıl önce yaşanmış bir namus olayının öyküsüdür bu türkü. Tahminen 1946-1947 yıllarında Sendelli güzellerinden Fethiye Hanim hakkında koy içinde dedikodu yayılır. Aslen Büyükmüselim köyünden olan Fethiye Hanımla Sendelli'li Halil, evlilik hayatlarında iyi geçinmekte ve bir çocukları bulunmaktadır. Fakat kadın hakkında dedikodunun yayılması üzerine,Fethiye'yi kıskanan kocası, kadına anasının evine gitmeyi yasak eder. Bir gün, aile reisinin dağda odun kesmekte olduğu sırada esinin evde bulunmadığını haber alması, kocayı hiddet içerisinde köye dönmeye mecbur eder. Gerçekten kadın evde bulunmadığını ve dışardan gelmekte olduğunu görünce dut ağaçlarının bulunduğu bir yerde, karisini elindeki baltayla oldurur. Dağa çıkar,daha sonra Bulgaristan a geçer. Aradan birkaç yıl geçince tekrar geri döner, fakat köyünde barınamaz. Gidip Edirne'ye yerleştiği ve orada yasadığı söylenir. Fethiye Hanımla evliliklerinden olan çocuk da daha sonraları olduğu için bu ailenin tamamen dağıldığı görülür. Tutucu bir toplum özelliği taşıyan Bati Trakya Azınlık halkının namus kavr***** verdiği önem bakımından ilginç bir türküdür Pos-Pos köPage Rankingüsü …
__________________ |
| | |
| | #4 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Apr 2007 Nerden: istanbul Yaş: 26
Mesajlar: 9.011
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet: Rep Gücü: 520 Rep: 50987 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: TÜRKÜLERİMİZİN HİKAYELERİ Sarı Yıldız Mavi Yıldız Şöyle rivayet ederler kim: Evvel zamanda Sivas ilinden bir kervancı Halep'ten mal getirir. Tam üç yıldır kervancılar yurtlarından, baba ocaklarından ayrı düşmüşlerdir. Gurbet ilin kahrı, üç yılın hasreti yüreklerinde. Kiminin yolunu anası-babası, kimininkini sevgilisi, kimininkini de çocukları gözlüyor. İçlerinden en genci kara yağız, uzun boylu bir delikanlı... adı Veysel, Veysel'in bıyıkları daha yeni terlemiş... Bunlar Halep'ten aylarca yol ala ala, en sonunda, karlı fırtınalı bir kış günü Sivas'la Kayseri arası yıkık bir Selçuk hanına kendilerini zor atarlar... Handa gecelemeğe karar verip, yüklerini çözerler.. Bir insan çok uzaktan günlerce, aylarca yol alarak yurduna yaklaşır. Yurduna yaklaştığı zamana kadar, içinde o kadar rahatsız edici, dürten bi duygu olmaz.. Vakta ki memleket kokusu insanın burnuna gelir, içindeki hatıralar depreşir, işte o zaman içinde kıyamet kopar... Bir şey durmadan seni oraya doğru çeker... "Ya bir kanat verse, ya bir kuş olsam..." dedirtir. Sivas çok yakındı. Kervancılar yerlerinde duramıyorlardı. Akşam oldu. Yataklarını serip içine girdiler... Ama hiç birini uyku tutmuyordu. Veysel'in nişanlısı.. Nişanlı olduğu gibi Veysel'in gözünün önünde.. "Yatamıyorum, hayal meyal düşlerden.." Veysel iki de bir yatağından kalkıp, ışıdı mı diye, doğudan yana bakıyor.. Veysel bir türlü yatakta duramıyor... Sabah, bir olsa! Şimdi, geceden yola çıkılmaz mı? diyor Veysel... Kar kar... Allah'ın belası bir fırtına var. Gün ışımadan önce, doğuda, tam günün doğacağı yerde bir yıldız gözükür. Sabah yıldızıdır o.. Sabah yıldızı gözükünce yola çıkılır.. Sabah yıldızı bir gözükse.. Bu gece, bir gece değil; karanlık bir yıldır. Veysel sevinçle çoktan beri durup seyrettiği doğuda kocaman, yalp yalp ışıyan bir yıldız görüyor.. Delicesine bağırıyor: "Sarı yıldız... Mavi yıldız..." Telaşla kervanı yüklüyorlar.. Kar savuruyor.. Geceye ve sarı yıldıza kar yağıyor.. Gece ve sarı yıldız üşümüş. Kervan yola düşüyor.. Kervancılarsa sevinç.. Geceye, kara, sarı yıldıza karşı şarkılar söylüyorlar.. "Bir bulut oynadı Sivas ilinden.. Ucu telli mektup geldi gelinden.." Yarın Sabah Sivas'ta olacaklar.. Veysel'i sorsanız, Veysel, kervandan belki beş yüz metre ilerde.. Atı, ağaçlar boyu yüklemiş karı göğüslüyor.. At, bazan yorulup bazen yavaşlıyor.. Veysel atı öldürecek gibi.. Veysel atı kırbaçlıyor.. Bir hayli yol alıyorlar.. Kar, arada açılıp, ortalık süt liman oluyor ve Sarı yıldız oturmuş oraya.. Sarı yıldız.. Sarı yıldız.. Sarı yıldız çoktan kaybolmalıydı.. Gün doğmalıydı çoktan dağların ardından. Tan yıldızı ışımış, ışıdı demek, biraz sonra gün doğacak demektir... Gün nerelerde? Kar daha savuruyor... Fırtına döndürüyor.. Bir zaman geliyor ki kervan toptan kara gömülüyor. Zar-zor kervanı kar altından çıkarıyorlar.. İçlerinde kimisi "dönelim!" diye ayak diriyor.. Ötekiler dinlemiyorlar... "İşte sarı yıldız. Biraz sonra nasıl olsa gün doğar..." ve dönmüyorlar. Git, git! Sarı yıldızın bir türlü kaybolduğu, günün doğduğu yok. "-Biz uykuluyuz da onun için zaman bize çok uzun geliyor. Nasıl olsa biraz sonra gün doğacak." diyorlar. İçlerinden hiçbirinin aklına bu yıldızın tan yıldızı olmayacağı gelmedi.. Gözleri yıldızda.. Boyuna, kara bata çıka yol alıyorlar.. Sivas ovasının kar altındaki uçsuz bucaksız düzlüğü, gidiyorlar gidiyorlar bitmiyor... Aklı başında eski kervancılar felaketi sezinliyorlar. Kervancıbaşıya, Veysel'e, daha öteki gençlere: "Dönemlim!" diye yalvarıyorlar.. Kervancıbaşı da genç.. Veysel'in yüreğindeki aşk da gittikçe ateş alıyor. Veysel, arkadaşlarına yıldızı gösterip: "Hepiniz bilirsiniz ki yıldız doğduktan sonra gün ışır..." Arkadaşları ne desinler!.. Bu yıldız doğduktan sonra gün ışır. Ama yıldız ne zamandan beri orada öylecene duruyor... Ne gün ışıyor, ne bir şey.. Bir kaç kere dönecek oluyorlar, dönseler nereye dönecekler.. Çarnaçar gidiyorlar... En sonunda gide gide şimdiki "Kervankıran" dedikleri yere varıyorlar. Ve orada bir tipi başlıyor; görülmedik. Kar tepeden tepeye savuruyor. Sarı yıldız tipinin arkasında.. Ve neden sonra gün usuldan usuldan karşı dağın arkasından gözüküyor. Kervan nerede? Kervanı koydunsa bul! Bahar geliyor.. Bahar gelip toprak kabarıyor.. Çimenler yeşerip karlar eriyor.. Kervan kırandan geçen ilk yolcu , atı, eşeği, katırı, develeri, insanları ile bir kervanı orada, kara toprağa üst üste yığılmış buluyor... Bütün kervan üst üste yığılmış.. Yalnız beş yüz metre ileride, toprağa boylu boyunca uzanmış, atın dizginleri elinde, ileri doğru uçar gibi yatıyor... Üstüne de yeşil sinekler inip kalkıyor... Ve onları yerlerinden bir santim bile ayırmadan oldukları yere atıyla, katırıyla, eşeğiyle gömüyorlar.. Kervankıran dedikleri yerden geçerseniz, mezarları görürsünüz.. Veysel'in topluluktan ayrılmış mezarı, daha ileri doğru uçar gibidir.. Ve bu olay üstüne Anadolu insanları, türlü türlü türküler çıkarmışlardır. Bu türküleri şairler, şair olmayanlar, olayı kim duyup ta yüreği yandıysa ver yansın etmiş Kervankıran üstüne.. Az daha unutuyordum.. O yere Kervankıran dedikleri gibi, o yıldıza da "Kervankıran yıldızı" demişlerdir.. Hangi Anadolu köylüsüne, "Bana Kervankıran yıldızını göster" derseniz, hemencecik size gösterir... Arkasından da bu olayı anlatır.
__________________ |
| | |
| | #5 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Apr 2007 Nerden: istanbul Yaş: 26
Mesajlar: 9.011
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet: Rep Gücü: 520 Rep: 50987 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: TÜRKÜLERİMİZİN HİKAYELERİ Molla Ahmed'in Türküsü MOLLA AHMED Anne beni kırk pınarda kestiler, Cepken'imi saz dalına astılar. Anam babam benden umut kestiler. Dalgın uykulardan uyan Ahmed'im Yağlı kamalara dayan Ahmed'im Yakuboğlu kamaları yağlıyor, Neslihan kız siyim siyim ağlıyor, Katil Macar kollarımı bağlıyor. Kuş gibi meydanlarda dönen Ahmed'im Neslihan yoluma ölen Ahmed'im. Bir incecik yol gidiyor Bazlar'a, Ilgıt ılgıt kanım aktı sazlara, Selam söylen anam ile kızlara. Dalgın uykulardan uyanamadım, Yağlı kamalara dayanamadım. Biçildi mi Seydi köy'ün çayırı, Kadir MEVLA'm canı candan ayırı, Hiç kalmamış Neslihan'ın hayırı Koç gibi meydanlarda dönen Ahmed'im Dostlar düşman imiş ben bilemedim. Aslen Babadağ'lıdır. Genç, yiğit, yakışıklı bir delikanlıdır. Serde erkeklik var ya!ailesine küser tutar gurbetin yolunu. Gelir Şuhut ilçesine. Güçlülüğü ve cesaretinden ötürü delikanlılar arasında kendini hemen sevdirir. Efeler alayının başı olur.Sesinin güzelliğinden dolayıda müezzinlik yapar ara sıra.Bu yüzdende kendisine Molla lakap'ını takarlar. Molla Ahmet aynı zamanda kasabada kahvecidir. Kasabanın zenginlerinden birinin kızı bu özellikleri bulunan Molla Ahmed'e tutulur. Molla Ahmed'de bu kızı sever. Anadolu'da böyle zengin ve güzel kızların gönlüne girmek için delikanlılar arasında rekabet bir görenektir. "Macar" lakaplı namert de kıza tutkundur. Arkadaşlarıyla birlikte Molla Ahmet'i bir kır alemine davet ederler. Mola Ahmet iyi yüreklidir, arkadaş'larının namert çıkacaklarına hiç ihtimal vermez. Kısa bir eğlenceden sonra ansızın Ahmet'i kıskıvrak bağlarlar. Hiç acımasız elini, kolunu , bacağını parça parça edip sazlığın oraya bırakır uzaklaşırlar. Yakın köylerin köpekleri ağızlarında et parçalarıyla dolaştıklarında köylüler Molla Ahmet'i çoraplarından tanırlar. Suçlular yakalanır adalete teslim edilirler. Olay halk içinde nefretle anılır. Olay, türküde bütün inceliğiyle dile getirilmiştir.
__________________ |
| | |
| | #6 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Apr 2007 Nerden: istanbul Yaş: 26
Mesajlar: 9.011
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet: Rep Gücü: 520 Rep: 50987 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: TÜRKÜLERİMİZİN HİKAYELERİ Anakara'da Yedim Taze Meyvayı Ankara'da Yedik Taze Meyvayı Boşa Çiğnemişim Yalan Dünyayı Keskin'den De Sildirmeyin Künyeyi Söyleyin Anama Anam Ağlasın Anamdan Başkası Yalan Ağlasın Ankara'yla Şu Keskin'in Arası Arasına Kara Duman Durası Çok Doktorlar Gezdim Yokmuş Çaresi Söyleyin Anneme Annem Ağlasın Babamın Oğlu Var Beni Neylesin Trene Bindim De Tren Salladı Zalim Doktor Ciğerimi Elledi İy- olursun Dedi Geri Yolladı Söyleyin Anama Anam Ağlasın Anamdan Başkası Yalan Ağlasın Benzim İçtim Ciğerlerim Tutuşur Ağlama Hatice, Sefer Yetişir Söyleyin Anneme Çalsın Nennimi Kim Alırsa Alsın Nazlı Gelini Binmiş Taksiye De Sefer Geliyor Annesinin Ciğerini Deliyor Gelin Hatice'yi Eller Alıyor Söyleyin Anama Anam Ağlasın Gelin Hatice'yi Kimler Eylesin Mezarımı Derin Kazın Dar Olsun Edirafı Lale Sümbül Bağ Olsun Ben Ölüyom Ahbaplarım Sağ Olsun Söylen Kardaşıma Çalsın Sazımı Kadir Mevlam Böyle Yazmış Yazımı Anakara'nın keskin ilçesinin cin ali köyünde 1924 yılında Sefer adında bir erkek çocuk doğar. İlkokulu köyünde okuyan Sefer 15 yaşından sonra ailesinin tüm rençberlik işlerine yardım eder yürütür. Güçlüdür kuvvetlidir Sefer. Köyde herkes tarafından sevilir. 20 yaşına gelince de Seyfli köyünden Hatice yi istetir. Söz kesilir düğün olur evlenirler. Aradan üç ay geçince Sefer ince hastalık denilen vereme tutulur. Doktorlar bir çare bulamazlar. Taa Ankara lara götürülür ve 20 Haziran 1944 te garip Sefer ölür. Aşağıdaki türkü Sefer için yakılmıştır. Kaynak: Ahmet Günday Bağlama Metodu Notaları ile Halk Türküleri ve Türkü Hikayeleri Nisan 1977
__________________ |
| | |
| | #7 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Apr 2007 Nerden: istanbul Yaş: 26
Mesajlar: 9.011
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet: Rep Gücü: 520 Rep: 50987 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: TÜRKÜLERİMİZİN HİKAYELERİ Ak Taş Diye Belediğim Ak taş diye belediğim Tülbendime doladığım Haktan dilek dilediğim Mevlam bu taşa can versin. Yoldan geçen yolcu kardaş Ben kimlere olam sırdaş Kırşehir'de Hacı Bektaş Mevlam bu taşa can versin Bebeksiz oldum divane Be ağlarım yane yane Konyada ulu mevlane Mevlam bu taşa can versin Tarlalarda olur yaba Savururlar kaba kaba Ödemiş'te Birgi Dede Mevlam bu taşa can versin Bebek uyandı bakıyor Sevinci içimi yakıyor Gözlerimden yaş akıyor Mevlam bu taşa can versin Yüksekte şahin yuvası Alçakta Avşar obası Gelsin yavrumun babası Emzireyim nenni nenni... Ak Taş Diye Belediğim - Doğu Anadolu yöresi Dünyanın her yerinde çocuk bir ailenin devam etmesi için şarttır. Özellikle Türklerde erkek çocuk soyun devamı için çok önemlidir. Yıllar önce Anadoluda yaşayan yiğit bir beyoğlu severek güzel mi güzel bir kızla evlenmiş. Kırk gün kırk gece düğün yapılmış. Uzun zaman çok mutlu yaşamışlar. Fakat genç gelinin bebeği olmuyormuş. Hekimlere gitmişler, hocalara danışmışlar fakat kadir mevlam vermeyince vermiyor. Beylik üstünde kara bulutlar gibi söylentiler dolaşmaya başlamış. “ Eğer Beyimizin oğlunun bir erkek evladı olmazsa ocak sönüp gidecek, biz başsız dağılacağız. Beyoğlu eşinin üstüne bir eş daha almalı ki kendisine döl versin” Bu dayatmalar karşısında, halkın isteğine boynu kıldan ince Beyoğlu güzel eşine danışarak ikinci bir eş daha getirmiş ocağına. Bir yıl sonra da topaç gibi bir oğlan çocuğunu almış kucağına. Ama ilk gelin kumalığa dayanamamış, sevdasını paylaşamamış, vurmuş kendini dağlara.. Bir aktaş bulmuş , onu kucağına alarak mintanıyla sararak türkü çığırıp erenlere karışmış..
__________________ |
| | |
| | #8 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Apr 2007 Nerden: istanbul Yaş: 26
Mesajlar: 9.011
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet: Rep Gücü: 520 Rep: 50987 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: TÜRKÜLERİMİZİN HİKAYELERİ Derbent Deresi Derbent deresine duman bürüdü Yedi devesiyle Musam yürüdü Musamın ciğeri mos mor oldu çürüdü Derbent dereleri dar geldi bana Vadesiz ölümler zor geldi bana Derbent deresine çıvgınlar esti Elimi kolumu poyrazlar kesti Feleğin bizlere neyimiş kastı Derbent dereleri dar geldi bize Vadesiz ölümler zor geldi bize Derbent deresinden biz de geçelim Sılaya varmaya yollar açalım Deve kirasından biz vaz geçelim Yıkıldı develerim kaldıramadım Tutuldu dillerim söyleyemedim Derbent deresinde üç yiğit buydu Musamın gözünü kargalar oydu Musamın öldüğünü anası duydu Ağlasın ağlasın anam ağlasın Ötkün pesereyime duda bağlasın Derbent deresinde bir bölük koyun Musamın elbisesini hamamda soyun Musamın öldüğünü yolcuya sorun Ağlasın ağlasın anam ağlasın Ötkün tülülerimi duda bağlasın Devrent'e varmaya mecal kalmadı Yoldan geçen atlılar bizi almadı Dünyanın malında gözüm kalmadı Yatırdım devemi kaldıramadım Tecellim böyleymiş ben bilemedim Evimizin önünde bir dönüm avlı Avlının içinde kır atım bağlı Musamı sorarsan bir evin oğlu Yanmadık mı kaldı bu yiğitlere Cennet mekan olsun bu şehitlere Arkamı dayadım sarı kayaya Yükümü yüklettim tülü mayaya Canımı değiştim kayma paraya Ağlasın ağlasın anam ağlasın Tülü besireğimi duda bağlasın Derbent deresinde develer katar Musamın ölüsü çaylarda yatar Kulanın yolcusu gel bizi kurtar Derbent dereleri dar geldi bize Vadesiz ölümler zor geldi bize Devrent deresinde kar gene bastı Sağımdan solumdan tufanlar esti Sılada kavuklum umudu kesti Devrent dereleri dar geldi bana Ecelsiz ölümler zor geldi bana Devrent çayları da arpayla doldu Musamın gözünü sansarlar oydu Elim üşüdü de bedenim buydu Devrent dereleri dar geldi bana Ecelsiz ölümler zor geldi bana Değirmenin bendine yükümü yıktım Kaldırdım kafamı havaya baktım Ben bu tatlı canı ucuza sattım Kudretten karadır Musamın kaşı Her daim böyledir feleğin işi Devrent deresinde kar bulamadım Yıkıldı devemi kaldıramadım Kalmışım ben tufanda kurtulamadım Devrent dereleri dar geldi bana Ecelsiz ölümler zor geldi bana Eskiden bu günkü gibi ulaşım araçları olmadığından uzak yollara eldeki olanaklarla gidilirdi. Bu olanaklar da at yada deve ile sınırlıydı. Bu nedenlerle de tehlikeli de olsa en kısa yollar tercih edilirdi. Derbent Deresi, Denizli ile Alaşehir'i birbirine bağlayan yol üzerinde idi. Ancak buradan kışın geçmek çok tehlikeliydi. Kar ve tipi bastığında uçuruma yuvarlanma tehlikesi vardı. Söylentiye göre bir gün Kuru Ali’nin Musa develerini yükler ve bu yolu kullanarak Sarayköy’den Sarıgöl’e gider. Ancak kış günü olduğundan dönüşte kar ve fırtına başlar. Baharlar köyüne geldiklerinde köylüler önlerini keserek bu havada Derbent Deresi’nin geçilemeyeceğini söylerler se de Musa dinlemez ve yola devam eder. Derbent Deresi’ne geldiklerinde tipi iyice artmıştır. Derken develerin ayakları tutmaz ve uçurumdan aşağı yuvarlanırlar. Uçurumda soğukltan donarak ölürler. Ertesi günü başka bir yolcu uçurumdaki ölüleri görür ve köylülere haber verir. Musa ve arkadaşları’nın cesetleri Derbent’e getirilir ve ailelerine teslim edilir. Derbent Köyü’nden Ayşe ve Fatı adındaki köylüler ağıt olarak bu türküyü yakarlar. Türkü TRT repertuvarına Devrent Deresi adıyla geçmiştir.
__________________ |
| | |
| | #9 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Apr 2007 Nerden: istanbul Yaş: 26
Mesajlar: 9.011
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet: Rep Gücü: 520 Rep: 50987 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: TÜRKÜLERİMİZİN HİKAYELERİ Zülüf dökülmüş yüze - Orta Anadolu yöresi Bin dokuzyüz otuzsekiz cihana Kırtıllar köyünde geldin dediler Babama Muharrem, anama Döne Dediysen Ata’yı bildin dediler Dizinde sızıydı anamın derdi Tokacı saz yaptı elime verdi Yeni bitirmiştim üç ile dördü Baban gibi sazcı oldun dediler O zaman babamdan öğrendim sazı Engin gönül ile Hakk’a niyazı O yaşımda yaktı bir ahu gözü Mecnun gibi çölde kaldın dediler Zalım kader devranını dönderdi Tuttu bizi İbikli’ye gönderdi Babam saz çalarken bana zil verdi Oynadım meydanda köçek dediler Anam Döne İbikli’de ölünce Tam beş tane öksüz yetim kalınca Beşimiz de Perişan olunca Babamgile burdan göçek dediler Yürüdü göçümüz Tefleğe doğru Bu hali görenin yanıyor bağrı Üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı Bunlara bir ana bulun dediler Yozgat’ın Kırıksoku Köyü’ne vardık Bize ana yok mu diyerek sorduk Adı Arzu dediler bir ana bulduk İşte bu anadır buldun dediler En küçük kardaşı kayıp eyledik Onun için gizli gizli ağladık Üstelik babamı asker eyledik Yine öksüz yetim kaldın dediler Zalım kader tebdilimi şaşırttı Heybe verdi dalımıza devşirtti Yardım etti Yerköy’üne göçürttü Biraz da burada kalın dediler Yerköy’den Kırıkkale’ye geldik Babam saz çalarken biz çümbüş aldık Kırşehir’e varınca kemanı çaldık Aferin arkadaş çaldın dediler Yarin aşkı ile arttı hep derdim Babamı bir yere dünür gönderdim Başlık çok istemişler haberin aldım İstemiyor yarin seni dediler Kırşehir’de yedi sene kalınca Düğün düzgün hepsi bize gelince Burada herkese yer daralınca Ankara’ya gider yolun dediler Ankara’da (sünnetçi) Veysel Usta’yı buldum Epeyce eğleştim, evinde kaldım Yüz lirayı verip bir yatak aldım Etti isen böyle buldun dediler Bir ev kiraladım münasip yerde Kaldı kavim kardaş hep Kırşehir’de Bu aşk hançerini vurdu derinde Çaresini bulamazsan ölün dediler Yarin aşkı ile döndüm şaşkına Arada içerdim yarin aşkına Canan acımaz mı garip dostuna Buna da içeriye alın dediler Bu hasretlik duygusu Türkü babanın sanatına olumlu etki yaparak, memleketin taşına, toprağına, insanına hasret ve özlemle dolu pek çok türkünün doğmasına sebep oldu. Ana vatanımsın, baba yurdumsun Ozanlar diyarı şirin Kırşehir Uzak kaldım gurbet elde derdimsin Hasretin bağrımda derin Kırşehir. Feleğin yazdığı kara yazıynan Çok yürüdüm bağrımdaki sızıynan Kara kaşlarıynan, kara gözüynen Aşık etti beni birin Kırşehir Gerçekten de “gönül” kelimesinin Ertaş’ın şahsi lügatinde çok özel bir yeri var. O adeta, tıpkı Yunus gibi, Hacı Bektaş-i veli gibi kendisini”gönüller yapmaya” adamış biri... “gönül”ün geçmediği türküsü yok dense yeri... Şu garip halimden bilen işveli nazlım Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen Bir başka türküsünde: Küstürdüm gönlümü güldüremedim Baharım güz oldu yazım kış oldu Gönüle yarini bulduramadım Baharım güz oldu, yazım kış oldu 1960’lı yıllardan itibaren ismi bağlama ile birlikte anılan, sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi musiki çevrelerinde de taktir ve hayranlıkla dinlenen Neşet Ertaş’ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Çünkü o da aslında tam bir yöre sanatçısı, yani mahalli bir sanatçı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak diğerlerinden ayrılır. İşte Neşet Ertaş Orta Anadolu bozkırlarının tam göbeğinde, “ay dost deyince yeri göğü inleten” gönül delisi bir babanın evladı olarak 1938’de Kırtıllar’da dünyaya gelir. Hiç çocuk sahibi olamadığı ilk karısı Hatice’yi genç yaşında kaybeden Muharrem Ertaş, ikinci evliliğini Kırtıllar köyünden Döne ile yapar ve bu evlilikten, Necati, Neşet, Ayşe, Nadiye ve muhterem adında beş çocuğu olur. Kırtıllar nüfusunun tamamı abdallardan ibaret olan bir aşiret köyüdür. Köyün çevrede “abdallar” adıyla anılması da bundan olsa gerek. Daha altı yedi yaşlarında iken, kendisini yöre düğünlerinin aranılan sanatçı babası Muharrem Ertaş’ın sazı önünde oynarken bulan Neşet Ertaş, hayatını, bir nevi hayat destanı diyebilceğimiz 1960’lı yıllarda yazdığı uzun bir şiirinde şöyle anlatır.
__________________ |
| |