![]() |
| |||||||
| Benim Sayfam (Günlük) Size özel kişisel sayfanızı oluşturup düşüncelerinizi özgürce ifade edebilir,kendinize günlük oluşturabilirsiniz |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #21 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 778
Rep Gücü: 42 Rep: 4123 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Güzin Abla Paylaşımları.... Yemin Bin yıldırımdan beterdir gölgesinde yaşamak Acılı bir haber gibi girer dolaşır damarlarında Kaç ezan geçti üstünden uyandığım sensizliklerin Kaç oruç tuttum elime el değmedi kara akşamlarda Sahte olduğunu sanmayasın diye nefeslerce Haykırmadım mı bir dilim sevginin hatırına Kırk yıl geçse de üstünden tüm benliğimle Sözüm olsun ki sevemem senden sonra Barış Vural |
| | |
| | #22 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 778
Rep Gücü: 42 Rep: 4123 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Güzin Abla Paylaşımları.... Gözlerin mahpushane gibi senin gözlerin içine hapseder beni ışığa bir yol vardır gözlerinden anlarım ben gözlerinin içine ta içine bakarken unuturum dostu da düşmanı da alıntı |
| | |
| | #23 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 778
Rep Gücü: 42 Rep: 4123 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Güzin Abla Paylaşımları.... Dertleşme Orta yaşı çoktan gerilerde bıraktığı gerçeğini kabullenen bazı kişiler, içinde bulunduğu yaş çemberinin gerçeğini de yanına alarak, o yaşa kadar sürdürdüğü ömrün harcanmışlığını hissederler kendilerinde. Bir de, o zamana kadar geçen şöyle veya böyle bir ömrün hiç değerinin olmadığını… Üstelik yıllar sonra karşısına güzeller güzeli bir kişi çıktığı zaman; bu harcanmışlık daha da perçinleşir… Mesela ben. İçinde bulunduğum ana kadar sürdürdüğüm bir ömrün harcanmış bir ömür olduğunu O’nu tanıdıktan sonra anladım. Yani bunu anlamak için bir ömür harcamam gerekiyormuş. Bir ömrü anlamak bir ömür sürdü de denilebilir buna… Hani bir deyim vardır;’’Ununu eledi eleğini astı’’ diye. Bir bakıma yapacağınız hiçbir şey kalmadı anl***** da gelir bu deyim. Böyle düşünüldüğünde bir yanılgının içersine düşüveriyor kişi… Güzeller güzeli bir sevgiliniz varsa eğer; daha yapacağınız çok şey var demektir… Benim böyle bir sevgilim var. Ama sizi bilemem. Gökyüzünden süzülüp gelivermiş. Dünyaya devamlı ışık yansıtan ve bu arada beni de devamlı aydınlatan bir kişi. O olmadan hiçbir iş yapamıyorum. Kalan ömrümde de yapabileceğimi sanmıyorum… Aynı şehirde değiliz. Aramız on dört saat, uçakla bir saatten biraz fazla. Şimdi; ’’Ooo, çok uzak değil mi? ’’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Değil. Vallahi değil. İstedikten sonra uzağı da yakın ediyor karşılıklı sevgi. Şu an yanımda. Ben de onun yanındayım. Seven iki kişi aynı anda birbirini düşünüyorsa yan yana sayılmaz mı sizce? Mesafe dediğin nedir ki? Sadece eylem tembelliğinin düşünceyi kendi çemberine alması… Bu gece konuşamadık yan yana olmamıza rağmen. O beni hissetti kendisinde, ben de O’nu. Bunu da çok iyi biliyorum. Çünkü O’nu çok iyi tanıyorum. Nasıl sabahı bulacağım bilemiyorum… Kendimce bunun çaresini onunla konuşarak, üç beş satır yazmakta buldum. Ve hemen gönderiyorum yazdıklarımı, O’nu çok sevdiğimi de söyleyerek… Sizinde bunları yapmanız için daha vaktiniz var sanırım. Ama öncelikle, uzaklarda da olsa candan öte bir canınız olması gerekir. Yoksa candan öte bir canınız yok mu? Günaydın, günümü aydınlık edenim diyebileceğiniz… Sabri Gülal |
| | |
| | #24 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 778
Rep Gücü: 42 Rep: 4123 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Güzin Abla Paylaşımları.... Merhaba Dünya Açık duran pencerenin önünde oturmuş birini bekler gibi bir hali vardı. Esen yelin savurmasıyla dağılan saçlarını itinayla toplarken, bir yandan da sanki kilosu yetmezmiş gibi ha bire atıştırıyordu. 0 doğalı tam t***** 33 yıl 5 ay 24 gün olmuştu. Prens denen uyuz henüz ortalıkta yoktu. Annesini kaybettikten sonra iyice içine kapanmış, yaşlı babasıyla kala kalmıştı. Bu anlatılan kız, benim annemdi! Ama şimdilik ben portakal bahçesinde atıl bir vaziyette vitamin olarak apartta beklemekteyim! Babasının (Dedem de diyebilirim) öksürük sesiyle irkildi. Dedem “kızım üşüteceksin, hava o kadar sıcak değil” deyince, umursamaz bir edayla yerinden kalktı, açık olan pencereyi kapatıp mutfağa yöneldi. Dedem Mustafa efendi Demiryollarından emekli olalı 15 sene olmuştu, ninemin de ölmesiyle bayağı sarsılmış, uzun süre hastanede tedavi olmuştu. Annemin arkasından bakıp, iç geçirerek “Yarın ölüp gideceğim şu kızı bir baş göz edemedim, üstelik o kadarda kısmeti çıkmıştı” diye kendi kendine söylendi. Ertesi gün, dedem annemi bir kenara çekip: ‘Bak kızım! Ben bu gün varım yarın yokum. Cemil efendi ile evlensen diyorum” dedi. Annem olacak salak “Yarın nereye gidiyorsun” diyecek kadar saftı. Allah’tan bak kızım derken nereye bakıyım baba demedi. Zekamı annemden almış olmalıyım. İşte hayat benim için burada başlıyordu. Annem ‘Hayır Cemil efendi çok yaşlı hem...” dedem sinirlenmişti “Iyi, ne halin varsa gör” diyerek dışarı çıktı. Annem de en büyük sırdaşı olan Müsebbiye Teyzenin yanına koştu. Kadın bilmişin teki, ne bilmez ki? yarışmaya soksan en büyük ikramiyeyi o alır. Gündemi yakalamak istersen onunla azcık konuş, yada borsa, yada mahallede, kim kiminle, kısaca her şeyi bilir. Annem çoktan Cemil efendiye razı olmuştu da! O kadının yüzünden kabul etmedi. Neymiş efendim annem gençmiş, güzelmiş, elini sallasa ellisiymiş! Daha neler,hem ben ne olacağım,babam Cemil değildi ki! Zavallı annem! 0 saatten sonrada koca bulmak için gitmediği düğün- dernek kalmamıştı. Hatta bir seferinde memur eylemine bile katıldı, az daha tutuklanıyordu da Allah’tan tanıdıkları sayesinde yırtmış paçayı. Akşam üstü dedem çayını yudumlarken, annem de bitmez tükenmez çeyizlerine yeni kreasyonlar ekliyordu. Dedemin aklına birden, olacak ya, kızının kreasyonlarının çok eskidiğini ve yerine yenilerini eklemesi gerektiğini düşünmüş olmalı ki annemi biçki dikiş kursuna göndermişti. Aradan bir ay geçmiş, kurs annemi pek sarmamış olsa gerek kursu bırakmıştı. Öğle üzeri eve sevinçle gelen dedem, annemi evde görünce şaşırsa da; “Kızım akşama görücü gelecek” dedi. Annem istemiyorum yan cebime koy der gibi görünse de kikirdeyerek odasına yöneldi. Gardırobunu telaşla açtı, nede olsa akşama giyeceği elbise çok önemliydi. Akşam olmuş görücüler gelmişti. Damat adayı 35 yaşlarında üniversite mezunu ve üstelik de çok yakışıklıydı. Çok geçmeden annem misafirlere hoş geldin demek için salona girdiğinde; Muhteşem kıyafetiyle göründü. Başta dedem olmak üzere herkes şok olmuştu. Onu görenler akşama sahneye çıkacak sanırdı. Birde makyaj yapmıştı ki! Nasıl tarif edeyim? Görücüler oğullarına bakıp, bizim evladımıza kastımız yok dercesine apar topar evden kaçtılar. Bu arada dedem zıvanadan çıkmıştı. Annem ise hiçbir şey olmamış gibi pişkin pişkin “ne varmış kıyafetimde” derken bile, yırtmacından çıkan çarpık bacaklarına rağmen yüksek topuklu ayakkabılarının üzerinde zor duruyordu. Dedem, “Allah ıslah etsin, ne diyeyim” diyerek odasına çekildi. Aradan epey zaman geçmişti. Dedem her zaman olduğu gibi kahvede oturmuş gazetesini okuyordu. Bir ara yan masada oturanların konuşmalarına kulak kabarttı. Adam konuşmasında komşularının kızının daktilo kursundan biriyle kaçtığından bahsediyordu. O an dedemin kalbi yerinden fırlayacaktı. Kahveden apar topar kalkıp hızlı adımlarla eve giderken, kendi kendine söyleniyordu. Annemi her zaman ki gibi pencerenin önünde oturmuş, beyaz atlı prensin hem de en beyazını bekler vaziyette buldu. Kızına bakıp “sık kızım dişini az kaldı” diyecekti nerdeyse. Ertesi gün kısa bir araştırmanın sonrasında annemi daktilo kursuna yazdırmıştı bile. İlkokulu zar zor okuyan bir kızın 33 ünde daktiloyu öğrense ne olacak düşünmeyin lütfen! Unutmayın ki bu kurs benim için çok önemli! Hem beni de tanıyamazsınız. Olanlara bir anlam veremeyen annem, kursun 20 günü doldurmuştu. Bu süre zarfında annem, daktilo yazmak dışında harikalar yaratıyordu! Kendince eleştirilere bile başlamıştı. Teneffüslerin birinde sıra arkadaşına “Teneffüsler neden 10 dakika oluyor da dersler 45 dakika” diye sorunca… Yanındaki bayan “günlerdir ben bu salakla mı arkadaşlık ediyorum” diye kendine kızdı. Annemde kursun ilerleyen günlerinde bir gariplikler olmaya başlamıştı! Kursiyerlerin bunu anlaması fazla uzun sürmedi. Ders süresince, otuz yaşında kara kuru geyiğin biri annemi süzüyordu. Bu zat, annemin de nazarı dikkatinden kaçmamıştı. Yanakları alı al, moru mor oluyordu. Hoş annemin bu saatten sonra naz yapmak gibi bir lüksü de yoktu. Hani adam istese orada verecekti ama! Yine de biraz naz yapsa iyi olurdu. En azından romantiklik açısından. Sonra ne derler? Kursun ikinci ayı tamamlanmıştı. Kursiyerlerin sular seller gibi daktilo yazmalarına karşın, annem tuşlarda hala B harfinin yerini arıyordu. Neden B, biliyor musunuz? Bahattin. Hani annemi sınıfta bir aydır kesen varya, işte o Bahattin. Annem, her seferinde B‘yi Bahattin’e sormak için yerinden kalkıyor, sonra tekrar yerine dönüyordu. Dersin birinde yazılması istenen metinler içinde B olmayan kelimelerle karşılaşan annem, kurs hocasına tavır bile almıştı. Neyse ki ertesi gün verilen metinde bolca B vardı. 0 gün annem yine B turuna çıkmıştı ki... hoca biraz da içerleyerek “Biz neciyiz? Bana niye sormuyorsun?” diye yırtındı. Ama onlar hocayı ciddiye bile almadılar. Kasımın 25 i olmuş, dedem hastalanmış, durumu da pek iyi değildi. Annem elini çabuk tutmalıydı. Bir türlü Bahattin’e “al beni buralardan kaçır” diyemiyordu. Bu teklifin ondan gelmesini bekliyordu. Ertesi gün kaloriferler bozulduğundan dershane çok soğuktu, elektriklerde yanmıyordu. Bu yüzden kurs da tatil edilmişti. Herkes sevinmişti ama! annem ile Bahattin’in sevincine su bile dökemezdi. Allah bilir Naim bile olimpiyatlarda madalyasını alınca o kadar sevinmemiştir. Ben artık dünyaya gelmek üzere Bahattin’in yani babamın vücudundan yola çıkmaya hazırlanmıştım bile. Eğer kendine hakim olmasaydı bu yazılanları bile okuyamayacaktınız. Ama babam delikanlı adammış böyle bir şey yapmadı. El ele göz göze romantiklik olsun diye pastaneye gideceklerdi. Hiç olur mu be kardeşim. Annemin acelesi var, bak dedemde hasta! Havanın soğuk olmasına rağmen Bahattin’i ikna eden annem, onu parka gitmeye ikna etmişti. Annemde az o… değilmiş hani. Parkta birkaç uyuz köpekten başka kimsecikler yoktu. Yaşasın! Az ileride tenha bir yer görmüştüm. Ama iki şapşal fark edememişler, sol tarafa bakmıyorlardı, çıldıracaktım. Neyse ki köpekler hırlayınca canlarını kurtarmak için gördüğüm yeri onlarda fark etmişti. Kısa bir süre sonra ben artık gün saymaya başlamıştım. Günler bir birini kovalarken, annemde Bahattin’i kovalıyordu. O gün annemin içi içine sığmıyordu. Oysa Bahattin çok durgundu ve bir duvardan farksızdı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi annemi görmezlikten geliyordu. Her zaman olduğu gibi annem yine daktilodaki B tuşunu bulamama krizine girmişti. Öyle ki! Tam 23 defa B harfini sormak için Bahattin’e koştu. Ders boyu annem yamulmuş bir vaziyette melül melül Bahattin’e bakıyordu. Sınıftakiler hayretler içerisinde onları izliyordu. Bir süre sonra kendine gelen Bahattin onları izleyen gözleri fark etmiş olacak ki, koşar adımlarla dışarı çıkmıştı. Derse de geri dönmedi. Ertesi gün öğretmen kursiyerlere haftaya sınav olacağını ve sınavda ne yapmaları gerektiğini anlatıyordu. Bahattin’den başka derdi olmayan annem, bir an önce ona müjdeyi vermek istiyordu. Onu göremeyince de telaşlandı, anlatılanları dinlemiyordu. Bahattin bir ara kapıda belirdi. Annem yerinden fırlayarak kapıya yöneldi. Sınıftakiler neler olup bittiğini anlamıştı. Bahattin anneme bir şey söylecekti ki! Annem boynuna atlayıp “Hamileyim” dedi. Bahattin mos mor olmuştu, yutkunamadı bile, boncuk gibi terlemeye başladı. 0 kadar B ile uğraşan Bahattin sonunda bo... yemişti. Karısı durumu anlamış, üstelik iki de çocuğu vardı. Annem neredeyse ağzının içine girecek vaziyette: “Ne söyleyecektin?” kısa bir sessizlik oldu. Bahattin “Şey... ben evliyim” bu kez annem morarmıştı. İki mor insan öylece kala kalmıştı. Peki bu arada ben ne olacağım? Bana, baban kim diye sorarlarsa ne diyecektim. Yoksa annem bana “Baban öldü yavrum” mu diyecekti. Hızla annemin karnına tekme savurdum. Tekmeyi iki taraflı yiyen annem daha da yıkılmıştı! Aradan aylar geçmiş, annem eve gitmemiş, halası Leyla’nın yanında kalıyordu. Tıpkı filmlerde olduğu gibi her zaman yedekte bir hala bulunur ya! Bu arada kızının mürüvvetini görmek isteyen dedem ise maalesef hakkın rahmetine kavuşmuştu. Artık dünyaya gelmeme saniyeler kalmış, intikaları oynuyordum. Ve dünyaya gelmiştim. “Merhaba Dünya ben geldim, hani alkış”. Etrafta maskeli adamlardan başka kimse yoktu. Şu uzun boylu güzel Hemşireye yeşil pek yakışmamıştı. Demek Dünya burası ha! ne güzel kızlar var, o sarışını tuttum vallahi. Gün ağarmak üzereydi. Dünyaya gelişimin ikinci günüydü ve Leyla halamlardaydık. Annem beni kucağına aldı ve sessizce dışarı çıktı. “Hiç bu saatte gezilir mi? Havada çok güzeldi”. Uykum gelmişti ama direniyordum. Aynı sokağı defalarca geçtik sanıyorum herhalde annem yolu şaşırmıştı. Sonra tekrar devam etti. Bir müddet sonra durdu ve yüzüme kapadığı örtüyü açıp defalarca öptü, kokladı. Yoksa ayrılıyor muyduk? soramadım. Burası, geniş avlusu ve yanında da tepesinde ay bulunan yüksekçi bir yerdi. Tamam ya burası camii avlusu değil mi? İyi de ben namaz kılmasını bilmem ki. Anlamıştım, annem gibi saf değildim, beni sokağa terk ediyordu. Neden insanlar çocuklarım ya cami avlusuna yada karakolun yakınına bırakırlar ki? Aradan saatler geçmişti, öğle olmak üzereydi ortalıkta da bir Allah’ın kulu yoktu. Camiye kimseler gelmiyordu. Hani nerede benim din kardeşlerim. Altımı ıslatmıştım, üstelik karnım da acıkmıştı. Salak salak saatlerce ağladım. Yanı başımda biberon vardı, ama elim kolum bağlıydı. Hem ben bebeğim ya! Güneş tam tepemdeydi ve dünyaya gelişimin ikinci gününde veda ediyordum, alacağın olsun dünya! Son bir gayretle ağlamaya başladım. Ayak sesleri duydum, işe yaramıştı ve sesler git gide bana doğru yaklaşıyordu. Bu bir polisten başkası değildi. Hayret burada işi ne ki? Oysa, vatandaşa rastlamalıydım. Her neyse, ne fark eder ki, neticede paçayı kurtarmıştım! Çok geçmeden karakoldaydım. Kalabalıktı ve git gide çoğalıyordu. İnsanlar sıraya dizilmiş kimlik kontrolü yaptırıyordu. Sahi benim adım neydi? Sıradaki yaşlı adam “Vallahi ben bu gün sayım olduğunu bilmiyordum oğlum” diye dert yanıyordu. Ah alçak anne sokağa terk edecek başka bir gün yok muydu? Az kalsın ölecektim. Beni bulan polis memurunun adı Battal’mış. Kucağında ben olduğum halde komiserin odasına girdi “Komiserim ne yapalım”. Komiser elli beş yaşında, kır saçlı ve göbekliydi. Sert bir ifadeyle “Kaydını yapın, üzerinden kağıt filan çıktı mı?”. Kundağı şöyle bir göz ucu ile kontrol edip, “Hayır? sadece kolunda bir bant var. Herhalde hastanede yapıştırmışlar” dedi. Komiser merakla! “Ne yazıyor?” Polis memuru okudu bir şey anlamadı, bir daha okudu yine anlayamadı, sonra kekeleyerek “Şey... Bebek Küçüntekik” Komiser güldü “‘0 neki? Bu nasıl isim?” Polis memuru “Vallahi anlamadım soyadı herhalde. Amirim adını ne koyalım? Sizin adınızı koysak olur mu?” Komiser bir isim babası olmanın edasıyla sanki matah bir isimi varmış gibi “Olur olur” dedi. Bu bana yapılan bir revam mıydı? Nüfus sayımında sokağa terk edil, o da yetmezmiş gibi özürlü bir hemşire tarafından soyadın KÜÇÜKTEKİN yerine KUÇÜNTEKİK yazılsın, bu da yetmezmiş gibi ismin Hıdır konulsun. Peki sorarım size ben büyüyüp ileride yarışmalara katılsam, sunucu soyadının anlamı ne diye sorduğunda ben ne diyeceğim? “Şey… inanmayacaksınız ama doğumda görevli hemşire soyadımın harflerini yanlış yazmış diye salakça bir açıklama mı yapacaktım. Bu ne ya? Soyadım söylenirken bile insanların çeneleri ileri gidip,dudakları da garip bir şekil alıyor vallahi. Ah ulan alçak dünya alacağın olsun. Karakolda beşinci saatimi tamamlamıştım. Tekrar ağlamaya başladım. Altımı ıslatmıştım ve üstelik kanımda acıkmıştı, kimse benimle ilgilenmiyordu. Karakolda en kolay iş ağlamaktı. Çok geçmeden sanki lazımlarmış gibi bekçi Şeyhmus ile polis memuru Satılmış imdadıma yetişti. Daha doğrusu komiser çocuk niye ağlıyor şuna bakın demiş de. Şu rezilliğe bakın! Sokağa çıkma yasağında terk edil, bu da yetmezmiş gibi isimleri bile literatürden kaldırılmış Battal,Şeyhmus ve Hıdır isimleriyle karşılaş, ha birde ben Hıdır KÜÇÜNTEKİK muhabbete bakar mısınız? Sesimi kesmeyi başaramayan ağabeylerim; Buse diye seslendi. Allahım o ne ihtişam, salına salına geldi. Onlar gibi kazma değil ki ne de olsa bir anne, sesimi zart diye kestim. Birden aklıma annem geldi. Niçin benim de kanatlı ped kullanan sarışın bir annem olmadı diye isyan ettim. Çok uzatmış olmalıyım ki beni arabayla yetimhaneye götürdüler. Buse ile bile vedalaşamamıştım. Kader beni bu Dünyada, daktilodaki B ile birde salak hemşirenin koluma yazdığı K ve N ile yıkmıştı. Şu saatten sonrada ağlamanın bir anlamı yoktu. orhan yıldız |
| | |
| | #25 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 778
Rep Gücü: 42 Rep: 4123 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Güzin Abla Paylaşımları.... Sevgiliye Mektuplar Şimdi nerelerdesin? Bu sefer yazdıklarımın, yüreğimin acısının adresi yok! Satırları yazmakta bile zorlanıyorum. Sen gideli kelime haznem daraldı. Tek başıma kaldım buralarda... Ansızın dalıyorum, sürekli yollara bakıyorum ve işin acı tarafı gelmeyeceğini de çok iyi biliyorum. Ah Sevgili! Çok hayallerimiz vardı. Hayata dair, aşka dair, ikimizin kaybettiklerine dair. Yazık! Hayallerimiz yarıda bile kalmadı.. Şimdi de mi kadere atılacak suç? "Kaderde var mı?" diyerek! Sen yoksun ama ben gene sana yazıyorum her günün ardından(!) Gözyaşlarımı, aşkımı, özlemimi yazıyorum ve sevgili her zamanki gibi seni özlemle bekliyorum. Bensiz üzülme olduğun yerlerde; çünkü ben seni yüreğimde taşıyorum, sensizken bile... Kimseye söylemiyorum seni sevdiğimi sana bile (!) Çünkü içimde yaşıyorum seni, sen de beni... Bizim aşkımızın kuralı da bu, baştan beri belli.. Ah Sevgili(!) Özledim be seni.. Geleceksin biliyorum ve sabırla bekliyorum. Çünkü seni ölümsüz bir aşkla seviyorum. Nurgül Gündoğdu |
| | |
| | #26 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 778
Rep Gücü: 42 Rep: 4123 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Güzin Abla Paylaşımları.... SEVGİLİYE MEKTUPLAR Gecenin karanlığı bana o kadar şey düşündürüyor ki; anlatamam. Hatalarım, pişmanlıklarım, düşünceler içinde savaş veriyorum. Bir de özlemlerim var tabi.. Benim özlemim geleceğim ve geleceğimin içindeki sen. Ama farklı şeyler yazıyoruz. (Sen ve Ben) Evet bana göre çok büyük bir aşk yaşıyoruz. Fakat beraberinde korkular var. Hani çok değer verdiğim bir şey olur ve sen ona özen gösterirsin. Adeta varlığın, bütün huzurun ona bağlıdır. Bir süre sonra ona bir şey olduğunda ise artık hayatının bittiğini düşünürsün. Ben daha önce yaşadım bunları sevgili! Acısı çok büyük... Seni kaybetmeyi düşürdüğümde de aynı acıyı çekiyorum. Artık anladın mı seni ne kadar büyük bir aşkla sevdiğimi? Baksana bu sessizlik, bu karanlık, bir de sensizlik neler yazdırıyor bana.. Öyle şeyler var ki içimde.. Bunu ben bile bilmiyorum. İçimde bir şeyler korkutuyor belki de beni.. Beynimi tırmalıyor artık yaşadıklarım. Dünya böyle bütün hızıyla dönüyor. Ne kadar bize yavaş gelse de.. Nurgül Gündoğdu |
| | |
| | #27 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 778
Rep Gücü: 42 Rep: 4123 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Güzin Abla Paylaşımları.... DOSTUMDAN SANA Bir gün gözlerimi açtığımda sen yoktun. Uyku sersemi olmalıyım ki; döneceğini düşündüm o an. Sonra aklıma geldi beni 24 saat önce terkedişin... Her şeyin bir sebebi vardı da bu ayrılığın bir sebebi yoktu. Sonra evi toplamaya başladım, yani umursamadım gidişini... Senin için kendimi feda etmemi dahi unutmuştum. Vicdanım rahattı, ne dua ediyordum, ne beddua... Yani bunun bir oyun olduğunu düşünerek sıranın sende olduğunu ve dönüşünü bekliyordum. Sıra sendeydi, benim suçum yoktu ve sevgilim sen gelmedin. Sıranı mı unuttun? İçimden bir şey kopmuştu sen giderken(!) Ama öyle bir acı vardı ki; o hep benimle... Artık aynaya da bakmıyorum, türkü de dinlemiyorum, alışık değilim bir başıma hüzünlenmeye, ağlamaya bile! Gökyüzünde güneş var bugün, fakat bir benim üstümde kara bulutlar, ağlıyorlar... hep korkmuşumdur ihtiras sahibi olmaktan olandan da yazık sen de çıktın onlardan... Bazen hayata direniyorum. Mesela o gün güneş bir başka doğuyor. Gözlerim ağlamıyor, saçlarımı topluyorum ve gözlerim bir başka gülüyor. Fakat her zaman değil(!) Sonra duyduğum bir türkü yüreğimi ağlatıyor gözlerimi ağlatmasa da... Ah sevgili! Gözlerim yorgun, içim ezik... Her kafadan bir ses çıkıyor. Akşama şunu yapalım, hafta sonu şuraya gidelim. Eskiden bunlar benim her şeyimdi... Oysa şimdi(!) düşünsene bunları bile almışsın elimden..... Nurgül Gündoğdu |
| | |
| | #28 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 778
Rep Gücü: 42 Rep: 4123 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Güzin Abla Paylaşımları.... Duy Sesimi(Şiir) Gözlerimi gene çevirdim ayrılığa Ağlamak zor be aslında Yaşıyorum evet Ama tuhaftır gene sana.... Yüzüm gülüyor ama sesim donuk, Kalbim yüreğinde ağırlanmayan bir konuk, Bir köşesinde bağırıyorum, Çok çalıştım sesimi duyuramıyorum.... Vazgeçtim... Vazgeçtim Şimdi kendimi yaşıyorum Çok özlersem elime kalemi alıp yazıyorum Başımı kollarıma yaslayıp seni düşünüyorum, Seni her gün yüreğimdeki aşka yazıyorum.. Nurgül Gündoğdu |
| | |
| | #29 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 778
Rep Gücü: 42 Rep: 4123 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Güzin Abla Paylaşımları.... Bana Hayatı Öğreten Adam(Deneme) Gene aynı yerden yazıyorum sana... Sen aynı yerde misin bilinmez. Sevgilim gidişinin arkasından aylar geçti, yıla döndü. Belki geleceksin diye bekledim. Gelecek misin? Giden unutulurmuş bebeğim.. Ben unutamadım, gidişinden sonra çok ağladım, sensizliğe dayanamadım, sensizlikte yandım. Sonra elime kalemimi alıp hep sana yazdım. Kitaplığımda çok şiirlerim var, çok sevdaları anlatan yazılar, hepsi sana... Aslında sen unutulursun, gidenlerin hepsi unutulur ama ya yaşananlar... Unutmaya çalışırken hatırlana o anlar.. Sana bunları hatırlatıyorum ben unutmasam da belki sen unutmuşsundur diye... Ağlamıyorum da artık çünkü sen öğrettin bana gülmeyi, sen öğrettin bana hayatla alay etmeyi... Bana o kadar şey öğrettin ki, beni baştan yaratan sen oldun. Şimdi nasıl unutayım, kendime baktıkça hatırlıyorum seni... Şimdi seni çok özlüyorum çok...ama biliyorum sende unutmadın beni gittiğin yerlerde...gözünde arkada olmasın sevdiğim beni bıraktığın yerde yaşıyorum seni... Sensizlikte zor çekilmiyor ama bunu bile öğrettin bana... Daha neler neler öğrettin... Tek başıma yaşayabileceğim bir aşk bıraktın bana... Sen bana güzelliği, doğruluğu bıraktın ve bir gün beni arasan aynı yolda bulacaksın. Senden sonra ayakta durmakta zorluk çektim, farkındasın biliyorum ara sıra yıkıldım. Şimdi ayakta durabiliyorum ama arada seni yanımda istiyorum. Bir arıyor sesini duyuyorum, yüzünü görmesem de rahatlıyorum. Sana bir defa sıkıca sarılmak istediğimi söylüyorum. Dayanamayacağını söylüyorsun. Şimdi sensiz yollardayım,gelmeyeceğini bilsem de beni bulunmayan bir dürüstlükle sevdiğini ve hep seveceğini biliyorum.... Nurgül Gündoğdu |
| | |
| | #30 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 778
Rep Gücü: 42 Rep: 4123 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Güzin Abla Paylaşımları.... |
| | |
| | |