FORUM SUPERMEYDAN  
Kültür Sanat ve Havacılık forumları reklam verin reklam verin reklam verin reklam verin

Geri git   FORUM SUPERMEYDAN > YAŞAM > Kültür, Sanat > Genel Kultur

Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe

Kültür, Sanat katogorisi Genel Kultur forumu içinde "Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe" başlıklı konu görüntüleniyor, "Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe CUMHURİYET ÖNCESİ TÜRK DENİZ KUVVETLERİ Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi: Oğuz Türkleri, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan liderliğinde 1071 yılından itibaren Anadolu’ya yerleşmeye başlamış ve 1081 ..."

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 28-11-2007, 12:49 AM   #1
SİTE ADMİN
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Biz Türküz Vatan bizim Bayrak bizim VATAN ve BAYRAK şereftir ******** ne bilsin!!!!
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 8.696
Blog Mesajları: 6
Cinsiyet:
Rep Gücü: 439 Rep: 42942
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe

Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe


CUMHURİYET ÖNCESİ TÜRK DENİZ KUVVETLERİ

Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi:


Oğuz Türkleri, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan liderliğinde 1071 yılından itibaren Anadolu’ya yerleşmeye başlamış ve 1081 yılına kadar öncü Türk Beylikleri, Ege ve Marmara kıyılarına ulaşmışlardır. Geniş bozkırlarla kaplı Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu vatan olarak benimseyen Atalarımız, başlangıçta ufukta güneş ve gökyüzü ile birleşen coşkun ve hırçın denizi biraz ürkütücü ve şaşkınlık verici bulmuşlarsa da kısa sürede ona dostluk elini uzatarak, mavi sularda kendilerine yer aramaya başlamışlardır.
Türkleri denizlerle kaynaştıran ilk öncü, Emir Çaka Bey olmuştur. Çaka Bey, Selçuklu Ordusunun gözüpek akıncı liderlerinden birisi olarak, Türklerin savaşa savaşa Batı’ya yönelik ilerleme sürecinde, 1078 yılında Bizans’a esir düşmüş ve İstanbul’a gönderilmiştir. Çaka Bey, İstanbul’daki esaret döneminde deniz ve denizciliğe karşı tutku derecesinde bir ilgi duymaya başlamıştır.
Bizans İmparatoru’nun 1081 yılında değişimi sebebiyle İstanbul’daki karışıklıklardan yararlanarak kaçmayı başaran Çaka Bey, Beyliğinin askerleri ile yeniden bir araya gelmiş; İzmir, Urla, Çeşme ve Foça’yı alarak bu bölgede, diğer Türk Beyliklerinden oldukça farklı yeni bir Beylik kurmuştur. Emir Çaka Bey, denizci kimliğini Beyliğin tüm kurumlarına yansıtarak, Türklerin, artık rakipleriyle denizlerde de kıyasıya mücadele edebilecek bir duruma gelmesini sağlamıştır.
Çaka Bey, İzmir’de o döneme göre modern sayılabilecek bir tersane yaptırmış ve tersane civarındaki bölgeyi deniz üs kompleksine dönüştürmüştür. Bu aşamadan sonra gemi inşa faaliyetlerine geçilmiş; kürekli ve yelkenli gemilerden oluşan 50 parçalık ilk Türk Donanması 1081 yılında inşa edilmiştir. Bu yıl, Türk Deniz Kuvvetleri açısından son derece önemlidir. Çünkü, 1081 yılı Deniz Kuvvetlerimizin kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir. Öncü denizcimiz Emir Çaka Bey, 1081 yılında 50 parçadan oluşan ilk Türk Donanması ile Ege’nin sıcak sularına yelken açmıştır. Bu seyir sıradan bir seyir değil, tarihi şan ve şerefle dolu Türk Deniz Kuvvetlerinin doğuşudur. Bu seyir, 922 yıllık tarihi bir miras ve köklü bir geleneğe sahip olan Türk Deniz Kuvvetlerinin Akdeniz (Ege Denizi) ile kucaklaşması ve denizlerdeki rekabetin saygın bir oyuncusu olmasıdır. İlk Türk Donanması 1089 yılında Midilli, 1090 yılında ise Sakız Adası’nı fethederek denizlerin dünyasına hızlı bir giriş yapmıştır.
Türkler denizlerle tanışmış; onunla arasında gönül köprüsü kurmuştur. Ancak, denizlerde dolaşmanın bir bedeli olmalıydı: 19 Mayıs 1090 tarihinde Karaburun ile Sakız Adası arasında kalan Koyun Adaları civarında Çaka Beyin Donanması, Bizans Donanması ile karşılaştı. Savaş kaçınılmazdı.
Çaka Bey, İstanbul’daki esaret günlerinden beri kendisini bu gün için hazırlamıştı: Sınırsız bir uyum sağladığı denizin, insanın akıl ve yaratıcılığını harekete geçirdiğinin bilincindeydi. 17 çektiri ve 33 yelkenli olmak üzere toplam 50 savaş gemisinden oluşan Donanmasını, seri taktik manevralarla ustalıkla sevk ve idare ediyor; düşmana en zayıf yerlerinden ard arda darbeler indiriyordu. Bizans Donanması ağır kayıplarla geri çekilmek zorunda kalmıştı.
İlk Türk Deniz Zaferi’ni, Öncü Denizci Emir Çaka Bey sayesinde kazanan Türkler, denizlere artık daha büyük bir umut ve güvenle bakmaya başlamışlardır. Emir Çaka Bey, bu zaferinden sonra denizlerdeki kontrol sahasını genişletmiş ve Donanması ile Çanakkale önlerine kadar yaklaşmıştır. Bizans’ın, Emir Çaka Beyi durdurmak için kullandığı yöntem, tarihimizin çeşitli dönemlerinde ve hatta günümüzde de sık sık karşımıza çıkan, artık klasik olarak adlandırılabilecek bir nitelik taşıyordu: Anadolu Selçuklu Sultanı I.Kılıç Arslan’ı kışkırtarak, ona karşı kullanmak.
Emir Çaka Beyin 1095 yılında zamansız ölümü, yükselen bir değer olan Türk Denizciliği’nin gelişim hızını yavaşlatmıştır. Çaka Bey sadece usta bir denizci komutan değil, aynı zamanda bir deniz düşünürü idi. Çaka Beyin ateşlediği denizci yaklaşımın ivmesini kaybetmesi belki de, İstanbul’un Fethi’ni 350 yıl gecikmeye uğratmıştır.
Türklerin Anadolu’ya yerleşmeleri, Avrupa’da Türk ve özellikle müslümanlık karşıtı akımları körüklemiş; bu da Müttefik Haçlı Orduları’nın teşkiline neden olmuştur. Haçlı Seferleri’nin 1096 yılından başlayarak Anadolu’da yoğunlaştığı dönemlerde,Türkler büyük baskı altında tutulmuş; genellikle Anadolu’nun iç kesimlerine yerleşmek zorunda kalmış; ayrıca Doğu’dan gelen Moğol istilalarının da etkisiyle daha ziyade varlıklarını korumaya çalışmışlardır.

Bu gelişmeler, Anadolu Selçuklu Devleti’nin denizlere yönelik faaliyetlerini büyük ölçüde engellemiştir. Denizcilik faaliyetleri Sinop, Antalya ve Alanya’daki küçük çaplı gemi inşa ve onarım tesisleri ve liman ticareti ile sınırlı kalmıştır. Ancak, yine de bu dönemde, İki Denizin Sultanı (Sultan-ül Bahreyn) ünvanı verilen Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat, Alanya ve Sinop Tersanelerinde inşa ettirdiği gemilerle filolar kurmuş; Bizans’la denizlerde mücadele etmiş ve Azak Denizi kıyısında bulunan Sudak’ı ele geçirmişti. Alanya Tersanesi, Türklerin kurmuş olduğu ilk organize tersane olarak kabul edilmektedir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin Moğol baskısına dayanamayarak 1308 yılında parçalanmasından sonra özellikle Batı Anadolu’da bir takım Uç Beylikleri kurulmuştur.
__________________

Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll|
569076912008
SÜPERMEYDAN

DİĞER KONULARIM İÇİN TIKLAYIN
http://www.supermeydan.net/forum/image.php?type=sigpic&userid=59583&dateline=121882  6917


doğangüneş isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links
Alt 28-11-2007, 12:54 AM   #2
SİTE ADMİN
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Biz Türküz Vatan bizim Bayrak bizim VATAN ve BAYRAK şereftir ******** ne bilsin!!!!
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 8.696
Blog Mesajları: 6
Cinsiyet:
Rep Gücü: 439 Rep: 42942
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
Cevap: Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe

Beylikler Dönemi:

Bu Uç Beylikleri, (Karesioğulları, Saruhanoğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Candaroğulları) Türk Deniz Tarihi’nin hızını kaybeden gelişim sürecine yeni bir ivme, yeni bir heyecan kazandırmışlardır. Balıkesir ve civarında kurulan Karesi Beyliği (1302-1361) döneminde denizlere büyük önem verilmiş; Edincik’te bir tersane kurularak, gemi inşasına başlanmıştır. Bu gemiler hem Marmara’da hem de Kuzey Ege’de Bizans Donanmasının hareket serbestisini kısıtlamış; bölgedeki deniz güçleri için ciddi bir rakip olmuştur. Osmanlı deniz gücünün ilk çekirdeğini de bu Beylik oluşturmuştur.
Aydın civarında kurulan Aydınoğulları Beyliği (1308-1390) özellikle Umur Bey döneminde denizcilikte büyük atılım yapmıştır. Umur Bey, 1334-1348 yılları arasında adeta bir deniz aslanı gibi Ege’de, Bizanslılar ve Cenevizlilere karşı büyük başarılar kazanmış; Rodos’tan Çanakkale Boğazı’na kadar, Mora ve Rumeli kıyıları da dahil olmak üzere denizlerde kesin bir kontrol sağlamıştır. Düşmana karşı son derece atak ve taktik baskın şeklinde manevralar yapan Umur Bey, çetin deniz muharebelerinin birisinde şehit olmuştur.

Manisa ve civarında kurulan Saruhanoğulları Beyliği (1313-1390) sürekli olarak Umur Beyin denizdeki faaliyetlerine destek sağlamıştır. Özellikle Süleyman Bey, Umur Beyin Donanmasına gemi, üs ve onarım yönünden büyük kolaylıklar sağlamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu genişledikçe, Anadolu’daki Türk Beylikleri’nin etkileri kaybolmuş ve bu Beylikler Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) döneminde tamamen İmparatorluk sınırlarına dahil olmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğu, bu Beyliklerin denizcilik birikimi, üs ve liman kolaylıkları ve tersanelerinden önemli ölçüde istifade etmiştir. Fatih Sultan Mehmet, o döneme kadar akın donanması hüviyetinde olan Osmanlı Donanmasını ateşli silahlarla teçhiz ederek, stratejik bir boyut kazandırmıştır. Beyliklerdeki denizci karakter, bir anlamda Akdeniz’e kök söktürecek güçlü Osmanlı Donanmasının doğal alt yapısını oluşturmuştur.
__________________

Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll|
569076912008
SÜPERMEYDAN

DİĞER KONULARIM İÇİN TIKLAYIN
http://www.supermeydan.net/forum/image.php?type=sigpic&userid=59583&dateline=121882  6917


doğangüneş isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 28-11-2007, 12:55 AM   #3
SİTE ADMİN
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Biz Türküz Vatan bizim Bayrak bizim VATAN ve BAYRAK şereftir ******** ne bilsin!!!!
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 8.696
Blog Mesajları: 6
Cinsiyet:
Rep Gücü: 439 Rep: 42942
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
Cevap: Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe

OSMANLI DÖNEMİ TÜRK DENİZ KUVVETLERİ


Osmanlı İmparatorluğu’nun gelişme ve gerileme süreci ile deniz gücü arasında çok ilginç bir paralellik vardır. Osmanlı İmparatorluğu bir “Cihan Devleti” ünvanı kazanarak, başarıdan başarıya koştuğu dönemlerde çok güçlü bir deniz gücüne sahip olmuştur. Denizlerdeki duraksama ve gerileme, benzer şekilde İmparatorluğun diğer kurumlarında da bozulma ve çürümelere yol açmıştır. Aslında, jeopolitik açıdan da üç Kıtaya yayılan bir Devletin, denizlerde gerileyerek, denizleri ihmal ederek ayakta kalması mümkün değildir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Deniz Tarihi 3 ana döneme ayrılabilir: Derya Beyleri Dönemi (1324-1390)’ni, Kaptan-ı Derya/Kaptan Paşalar (1390-1867) Dönemi takip etmiş ve daha sonra İmparatorluğun yıkılışına kadar olan dönem, Bahriye Nazırlığı Dönemi (1867-1922) olarak isimlendirilmiştir.
__________________

Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll|
569076912008
SÜPERMEYDAN

DİĞER KONULARIM İÇİN TIKLAYIN
http://www.supermeydan.net/forum/image.php?type=sigpic&userid=59583&dateline=121882  6917


doğangüneş isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 28-11-2007, 12:55 AM   #4
SİTE ADMİN
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Biz Türküz Vatan bizim Bayrak bizim VATAN ve BAYRAK şereftir ******** ne bilsin!!!!
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 8.696
Blog Mesajları: 6
Cinsiyet:
Rep Gücü: 439 Rep: 42942
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
Cevap: Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe

Derya Beyleri Dönemi:

Söğüt/Bilecik’te 1299 yılında yeşermeye başlayan Osmanlı Beyliği’nin, tarih sürecinde kısa sayılacak bir zaman kesitinde hem bölgesel hem de global bir düzeyde bir “Cihan Devleti” olacağını hiç kimse tahmin etmemiştir. Osman ve Orhan Beylerin ilk tumlarını attığı bu Beylik, o döneme göre sosyo-kültürel, siyasal, stratejik ve ekonomik tercihlerinde en doğru kararları alıp, dogma ve tutuculuktan uzak kalınca hızla gelişmeye başlamıştır.

Karamürsel’in 1323 yılında fethi ile Marmara Denizi’ne ulaşan Osmanlı Beyliği, 1324 yılında Batı komşusu Karesi Beyliği’nden yardım maksadıyla Mürsel Bey komutasında gönderilen 24 gemiden oluşan kuvvet sayesinde denizlerle tanışmış ve güçlü bir Deniz Kuvvetine gidecek uzun yoldaki ilk kararlı adımlarını atmıştır.
Mürsel Bey: Denizcilik bilgisi, kahramanlığı ve denizlerdeki çatışmalarda göstermiş olduğu üstün başarılar nedeni ile Osmanlı Beyliği içerisinde haklı bir şöhrete sahip olmuş; kendisine, cesaret ve atılganlığı nedeniyle, Kara Mürsel Bey ünvanı verilmiştir. Osmanlı Beyliği, Doğu Marmara’da kesin bir hakimiyet sağlayınca, deniz gücünün kurumsallaşması için çalışmalar başlatılmıştır. Karamürsel’de 1327 yılında ilk Osmanlı Tersanesi kurulmuş; burada ilk Osmanlı savaş gemisi inşa edilmiştir. Donanma hiyerarşik bir sistemle teşkilatlandırılarak, Donanma Komutanı’na, “Derya Beyi” ünvanı verilmiştir. Kara Mürsel Bey, Osmanlı Devleti’ndeki ilk “Derya Beyi” olarak Türk Deniz Tarihi’nin öncüleri arasında yerini almış, ölümünden sonra isminin verildiği şimdiki Karamürsel İlçemizde ebedi istirahatine çekilmiştir.
Kara Mürsel Beyin aşağıdaki vasiyeti, Türk Denizciliği’nin temellerinin ne kadar sağlam kurulduğunu göstermektedir; “Ölünce beni öyle bir yere gömün ki; sırtım dağlara dayansın, kucağıma denizi verin, daima Donanmayı göreyim.”
Karamürsel’in fethinden sonra 1334 yılında Gemlik, 1337 yılında ise İzmit alınmış; böylelikle 1353 yılında Osmanlıların Rumeli’ye geçişinde büyük kolaylık sağlanmıştır. Karamürsel’den sonra Türk Denizciliği’nin merkezi önce İzmit, daha sonra Gelibolu ve en sonunda İstanbul olmuştur.
__________________

Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll|
569076912008
SÜPERMEYDAN

DİĞER KONULARIM İÇİN TIKLAYIN
http://www.supermeydan.net/forum/image.php?type=sigpic&userid=59583&dateline=121882  6917


doğangüneş isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 28-11-2007, 12:57 AM   #5
SİTE ADMİN
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Biz Türküz Vatan bizim Bayrak bizim VATAN ve BAYRAK şereftir ******** ne bilsin!!!!
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 8.696
Blog Mesajları: 6
Cinsiyet:
Rep Gücü: 439 Rep: 42942
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
Cevap: Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe

Kaptan Paşalar Dönemi:


Osmanlı İmparatorluğu’nun modern bir devlet anlayışı ile denizlere yönelik teşkilatlanması Sultan Yıldırım Bayezid döneminde (1389-1403) başlamıştır. Yapımına 1390 yılında başlanan Gelibolu Deniz Üssünün 1401 yılında tamamlanması ile birlikte “Kaptan-ı Derya/Kaptan Paşa” terimi de Osmanlı Deniz Kuvvetlerinde ve devlet hiyerarşisinde yerini almıştır. Kaptan-ı Derya’lık (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı) makamı ilk kez bu dönemde kurulmuş ve Saruca Paşa tarihimizin ilk Kaptan-ı Deryası olmuştur. Bu dönemde, Gelibolu, Çanakkale Boğazı ve Marmara’yı korumada önemli roller üstlenmiş; aynı zamanda Osmanlı Ordusunun Rumeli Seferleri’nde ileri üs görevi yapmıştır. Bir çok ünlü Türk Amirali gibi, iki büyük deniz haritacısı Piri REİS ve Ali Macar REİS de Gelibolu’da yetişmiştir. Gelibolu Tersanesinde Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u Fethi’ne kadar 150 parça gemi inşa edilmiştir.
Ünlü Türk Bilgini İbn-i Kemal tarih kitaplarında Gelibolu’yu şöyle tasvir etmektedir: “Gelibolu’da doğan çocuklar timsah gibi su içinde büyürler. Beşikleri ecel tekneleridir. Sabah ve akşam gemilerin silistre avazesiyle (sesiyle) uyurlar.”
Ancak, Yıldırım Bayezid’in 1402 yılında Orta Asya’dan gelen Timur’un ordularına Ankara Ovası’nda yenilmesi Türk Denizciliğini olumsuz yönde etkilemiştir. Durağan bir dönem geçiren Osmanlı Donanması, İstanbul’un Fethi’nden sonra atağa kalkmış ve Türk Denizciliği, tarihinin en parlak dönemini yaşamıştır. Saadet Yüzyılı veya Zaferler Yüzyılı olarak adlandırılan bu döneme (1453-1571) Türk denizciliği, hem askeri denizcilik hem ticaret filoları hem de deniz bilimleri açısından damgasını vurmuştur.

İstanbul’un Fethi’nden sonra Bizans mirasına sahip olan Osmanlılar, Fatih Sultan Mehmet döneminde (1451-1481) Karadeniz ve Ege’den sonra Akdeniz’e yönelmiştir. Bu konuda Katip Çelebi’nin yapmış olduğu değerlendirme, deniz stratejisi açısından tarihi belge niteliği taşımakta ve dönemin devlet adamlarının ileri görüşünü ve jeopolitik dehasını ortaya koymaktadır: “Gizli değildir ki bu Osmanlı Devleti’nin en büyük dayanağı olup şanına iş güç edinip, önem verilmek ön sırada bulunan deniz işleridir. Zira bahtı gelişen devletin revnak ve ünvanı iki denize ve iki karaya (Burada kasıt Akdeniz, Karadeniz, Anadolu ve Rumeli’dir.) hükmetmektedir. Bundan başka, Osmanlı Ülkesi’nin çoğu adalar ve kıyılar olduğundan, hele saltanatın yöresi, yani İstanbul’un velinimetinin iki deniz olduğundan şüphe yoktur.”
Aslında, İstanbul’un Fethi için gemilerin 1453 yılı ilkbaharında karadan getirilerek denizlere indirilmesi, Osmanlı Devleti’nin stratejik açıdan Deniz Kuvvetlerine verdiği önemin bir göstergesi ve belki de Türk denizciliğinin Saadet Yüzyılı’nın ilk habercisi olmuştur. İnebahtı (Lepanto) Yenilgisi (1571)’ne kadar sürecek olan yaklaşık bu 100 yıllık dönemde Osmanlı Donanması zaferden zafere koşmuştur.
Fatih Sultan Mehmet’in 1455 yılında Kasımpaşa’da kurmuş olduğu İstanbul Tersanesi (Tersane-i Amire), uzun yıllar dünyanın en büyük tersanelerinden birisi olarak tüm yabancı ülkelerin hayranlığını kazanmıştır. Sultan II.Bayezid döneminde (1481-1512), Burak ve Kemal Reisler denizleri kullanmada gösterdikleri maharet ve deniz muharebelerindeki kahramanlıkları ile büyük saygınlık kazanmışlardır. Venedik gemileri tarzında 1495 yılında inşa edilen “GÖKE” adı verilen iki büyük gemi bu dönemin eseridir. Türk Deniz Tarihi’nin en büyük bilim adamlarından biri olan ve özellikle kartografi çalışmaları ile tüm dünyada büyük yankılar uyandıran Muhiddin Piri REİS , 1513 ve 1528 yıllarında iki ayrı dünya haritası yapmıştır.

Piri REİS 'in Dünya Denizcilik Tarihi’ne diğer bir hediyesi de 1521 ve 1525 yıllarında iki kez yayınladığı ünlü, “Bahriye (Kitab-ı Bahriye)” adlı kılavuz kitabıdır. Bu emsalsiz çalışmada, usta bir denizci gözlem ile Ege ve Akdeniz her açıdan incelenmektedir. Yavuz Sultan Selim (1512-1520)’in Mısır’ı fethetmesi ile Kızıldeniz ve Hint Okyanusu da Türk Denizciliğinin ilgi alanına girmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’a yönelik kara harekatında Türk Donanması çok büyük lojistik destek sağlamıştır. Yavuz Sultan Selim’in başarıları ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika’da bir güç merkezi haline gelmesi, Akdeniz’de bağımsız olarak faaliyet gösteren Türk ve Müslüman denizcileri Osmanlı Devleti ile kaynaştırmıştır.
Yavuz Sultan Selim, güçlü bir deniz gücü olmadan Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’da tutunamayacağını bilerek, Veziri olan Piri Mehmet Paşaya şu direktifi vermiştir: “Hristiyan ülkeler denizi gemilerle örtüyorsa, benim sularımda Papa’nın, Fransa, İspanya Kralları’nın sancakları dalgalanıyorsa, bunun sebebi, senin tembelliğin, benim de hoşgörümdür. Artık çok güçlü bir Donanmaya sahip olma zamanı gelmiştir, büyük bir Donanma istiyorum.”

Bu tarihi direktif, Türk Denizciliğinin fikri alt yapısının gelişmesinde ve döneme uygun güçlü bir deniz gücü oluşturulmasında kilit rol oynamıştır. Önce İstanbul’daki tersanelerin kapasiteleri artırılmış; denizcilerin eğitimi daha bilimsel esaslara dayandırılmış; daha sonra Kuzey Afrika’daki Türk Denizcilerini Osmanlı İmparatorluğu bünyesine katmanın yolları aranmıştır.

Yavuz Sultan Selim’in, Barbaros Hayreddin Paşanın temsilcisi Aydın REİS ile İstanbul’da yaptığı görüşme sonrasında Türk denizcileri hızlı bir bütünleşme sürecine girmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Aydın REİS ile Barbaros Hayreddin Paşaya hediye olarak gönderdiği som sırma ayetler yazılı yeşil sancak ve flandra, sürekli olarak Donanmanın sancak gemisinde Osmanlı Devleti’nin gücünün ve denizcilik bilincinin bir sembolü olarak dalgalanmıştır.
Yavuz Sultan Selim’in ölümünden sonra Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) da Osmanlı Donanmasına büyük önem vermiş, Türk Denizciliğine altın çağını yaşatmıştır. Bu dönemde Barbaros Hayreddin Paşa (Hızır Hayreddin REİS , Barbaros ismini daha çok yabancılar kullanmış, ancak bu isim yaygınlaşmıştır.), kardeşleri Oruç ve İlyas Reisler, Selman REİS , Murat REİS , Seydi Ali REİS gibi bir çok ünlü Türk Denizcisi Akdeniz’de adeta rakipsiz kalmışlardır.

Kanuni Sultan Süleyman, 1533 yılında Barbaros Hayreddin Paşayı İstanbul’a davet ederek, Kaptan-ı Derya ilan etmiştir. Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul Tersanelerinde yeni gemiler inşa ettirerek, Donanmayı daha da güçlendirmiş ve Deniz Kuvvetini Osmanlı Devleti’nin denizlerdeki uzantısı ve dış politikasının vazgeçilmez bir unsuru haline getirmiştir.




Barbaros Hayreddin Paşa, üstün denizcilik bilincinin yanı sıra emsalsiz bir taktisyen olduğunu, 27 Eylül 1538 tarihinde Haçlı Donanmasına karşı yaptığı Preveze Deniz Savaşı’nda göstermiştir. Osmanlı Donanması, kendisinden üstün düşman kuvvetleri ile en iyi yer ve zamanda ve taktik baskınla savaşa başlamış, Haçlı Donanmasının en zayıf kesimine üstün kuvvetlerle ve ustalıkla manevralar yaparak, taarruz etmiştir.
Taktik baskının yarattığı sürpriz etkisi Andrea Doria komutasındaki birleşik Haçlı Donanmasını şaşkına çevirmiş; Haçlı Donanması panik içerisinde dağılarak, büyük kayıplarla geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu zafer, Akdeniz’deki Türk hakimiyetini tam anlamıyla pekiştirmiştir. Preveze Deniz Zaferi, büyük bir şeref ve gurur abidesi olarak Türk denizcilerine ışık tutmakta ve zaferin kazanıldığı 27 Eylül günü her yıl Deniz Kuvvetleri Günü olarak coşku ve heyecanla kutlanmaktadır.

Diğer taraftan, Hadım Süleyman Paşa 72 parçadan oluşan Donanma ile 1538 yılında Umman Denizi’ne açılarak Aden’i ele geçirmiş; daha sonra Hindistan’a ulaşarak burada Portekizlilerle çarpışmıştır. Osmanlılar, doğudaki deniz ticaret yollarının kontrolü uğruna uzun yıllar yoğun çaba sarf etmiştir. Bu kapsamda, Selman REİS , Piri REİS , Murat REİS ve Seydi Ali REİS gibi ünlü denizcilere, “Süveyş Kaptanı” ünvanı verilmiş ve bu Amiraller, Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nda uzun yıllar Portekiz Donanması ve diğer ülkelere karşı deniz kontrolü uğrunda mücadele vermişlerdir.

Kanuni Sultan Süleyman, 1543 yılında İspanya karşısında zor durumda kalan Fransa’nın yardım talebi üzerine Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Donanmayı Fransa’ya göndermiş ve bu sefer Barbaros Hayreddin Paşanın son seferi olmuştur. Turgut REİS , Barbaros Hayreddin Paşanın 1546 yılında ölümünden sonra Kaptan-ı Derya’lık makamı için en uygun kişiydi. Kaptan-ı Derya, bilindiği üzere Osmanlı Hükümeti’nin vezir seviyesinde doğal bir üyesiydi. Bu makam için seçim, zaman zaman bir takım entrikalara da sahne olmuş; denizcilikle hiç ilgisi olmayan kişiler de bu makama atandırılmıştır.

Kaptan-ı Derya’lık mak***** getirilmemesine rağmen, Turgut REİS bütün gücüyle Osmanlı Donanmasına hizmet etmiştir. Türkleri Kuzey Afrika’dan çıkarmak için Trablusgarp’ı geri almaya gelen Haçlı Filosu’na karşı ani bir taktik baskın düzenleyen Kaptan-ı Derya Piyale Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, 14 Mayıs 1560 günü icra edilen “Cerbe Deniz Muharebesi” sonucunda Haçlı Donanması karşısında kesin bir zafer kazanmıştır. Bu zafer, Akdeniz’de Türkleri adeta rakipsiz bırakmıştır. Cerbe’de kazanılan bu zaferde en büyük pay sahiplerinden biri olan Turgut REİS , 1565 yılında ileri yaşına rağmen katıldığı Malta Kuşatması’nda şehit olmuştur.

Türk Denizciliği, “Saadet Yüzyılı” adını verdiğimiz bu dönemde Salih REİS , Aydın REİS , Murat REİS , Selman REİS , Seydi Ali REİS , Hasan REİS , Piyale Paşa, Kılıç Ali Paşa gibi ünlü denizcileriyle başarıdan başarıya koşmuş; bu yüzyılda Türk savaş gemileri Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda faaliyet göstermiş; bu denizlerde üstünlüğünü rakiplerine kabul ettirmiş; İmparatorluğun dış politikasının ideal bir uygulama aracı olarak, güç göstererek veya güç kullanarak siyasi hedeflerin ele geçirilmesinde önemli rol oynamıştır.
Türk Denizciliği, 16’ncı yüzyıldaki göz kamaştırıcı başarısını: Üst düzeydeki denizcilik bilgisine, gemi yapımındaki üstün tekniğine, günümüzde bile hayranlık uyandıran lojistik destek sistemi ve üs zincirine, sahip olduğu mükemmel düzeydeki deniz haritalarına ve en önemlisi tüm bu konuları değerlendirip uygulayabilecek, üstün nitelikte denizciler yetiştirmesine borçludur. Osmanlılar, kadırgaları, barçaları, pergendeleri, baştardeleri ile mavi enginliklerde dolaşan usta denizcileri, ünlü haritacıları, gök bilimcileri ve savaş kahramanları ile 16’ncı yüzyılda tarih yazmış ve bu çağa tartışmasız olarak damgalarını vurmuşlardır.

Kanuni Sultan Süleyman’ı takip eden hükümdarların deniz sorunlarına aynı duyarlılıkla yaklaşmamaları, Kaptan-ı Derya’lık mak***** denizcilikle ilgisi olmayan, ancak Saray’a yakın olan paşaları getirmeleri Osmanlı İmparatorluğu’nun denizlere hakim olduğu altın çağının yavaş yavaş etkisini kaybetmesine sebep olmuştur. Nitekim bunun ilk acı örneği, 1571 yılının Ekim ayında İnebahtı (Lepanto)’da İnebahtı Deniz Savaşı'nda yaşanmıştır. Katip Çelebi, “Tuhfetü’l-Kibar fi Esfari’l-Bihar (Deniz Seferleri Hakkında Büyüklere Armağan)” adlı eserinde, Saadet Yüzyılı’ndan sonra ortaya çıkan denizlerdeki gerileme ve çöküntüyü denizcilerin daha önceki meslektaşlarının bilgi ve beceri düzeyinde olmamasına bağlamakta ve onları uyarmaktadır: “Reisler deniz ilmini bilmeye sıkı önem vereler, pusula ve harta (harita) işlerinde gafil olmayalar ve bilenlere de büyük iltifat edeler. Onunla bilmeyenler de heves edip öğreneler.”


Bu savaşta göstermiş olduğu cesaret ve feragatın karşılığı olarak Sultan II.Selim: Uluç Ali Reise, “Kılıç Ali Paşa” adını vererek, Osmanlı Donanmasına Kaptan-ı Derya olarak atamıştır. Donanmanın yeniden inşası yönünde ilk anda umutsuzluğa kapılan Kılıç Ali Paşayı dönemin Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa tarihe geçen şu sözleri ile harekete geçirmiştir: “Paşa, sen henüz bu Devlet-i Aliye’yi bilmemişsin. Vallah böyle itikat eyle, bu devlet o devlettir, murad ederse cümle Donanmanın lengerlerini (demirlerini) gümüşten, resenlerini (halatlarını) ibrişimden, yelkenlerini atlastan etmekte suubet (güçlük) çekmez.” Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ve Kılıç Ali Paşanın büyük çabaları sonucu kış mevsimi olmasına rağmen, beş ay gibi kısa bir sürede İstanbul ve Gelibolu Tersanelerinde olağanüstü bir gayret gösterilerek en az eskisi kadar güçlü bir Donanma yeniden inşa edilmiştir. Ancak, bu kez de savaşta şehit olan denizcilerimiz nedeniyle ciddi bir personel sorunu yaşanmıştır. Kılıç Ali Paşanın yoğun çabaları neticesinde, 158 7 yılındaki vefatına kadar geçen on beş yıllık sürede Akdeniz’deki deniz kontrolümüz bazı güçlüklere rağmen devam etmiştir.


__________________

Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll|
569076912008
SÜPERMEYDAN

DİĞER KONULARIM İÇİN TIKLAYIN
http://www.supermeydan.net/forum/image.php?type=sigpic&userid=59583&dateline=121882  6917


doğangüneş isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 28-11-2007, 12:57 AM   #6
SİTE ADMİN
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Biz Türküz Vatan bizim Bayrak bizim VATAN ve BAYRAK şereftir ******** ne bilsin!!!!
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 8.696
Blog Mesajları: 6
Cinsiyet:
Rep Gücü: 439 Rep: 42942
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
Cevap: Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe

Duraklama-Gerileme Süreci


XVII.yüzyıl, Venediklilerle Girit Adası üzerine yapılan yoğun mücadelelerle geçmiştir. Bu dönemde, Osmanlı devlet adamları politik hedeflere sadece Kara Kuvvetiyle ulaşmak istemiş; deniz ötesi güç intikalinde Deniz Kuvvetlerini kullanma yönünde planlamalar yapmamışlardır. Kara Orduları uzun seferlerle karadan kriz bölgelerine gönderilmiştir. Politik hedeflerin ele geçirilmesinde deniz gücünü ihmal etmek, en azından orduların lojistik yönden ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmasına neden olmuş ve bu da, genellikle toprak kaybı ile sonuçlanan ağır yenilgileri beraberinde getirmiştir. İlk büyük toprak kaybı Karlofça Antlaşması (1699) ile başlamış ve Deniz Kuvvetleri de toprak kayıplarına paralel olarak giderek önem ve önceliğini kaybetmeye başlamıştır. Kaptan-ı Derya Mezamorto Hüseyin Paşanın 1695 yılında başlatmış olduğu reform girişimleri ve Venedik Donanmasına karşı Sakız Adası civarında kazandığı Koyun Adaları Zaferi de Donanmanın Saadet Yüzyılını geri getirmeye yetmemiş; denizlerdeki gerilemeyi durduramamıştır.
Osmanlı yönetimi kendi içerisindeki siyasi ve ekonomik sorunları aşamadığı için Batı’nın yükselen teknolojik değerlerine de ulaşamamıştır. Bütün gemilerin yelkenli (kalyon) hale getirilmesi, ancak XVII.yüzyıl sonları ile XVIII.yüzyıl başlarında tamamlanabilmiştir.

26 parçalık Osmanlı Donanması, 06-07 Temmuz 1770 gecesi Çeşme/İzmir’de, Rus Donanmasının baskınına uğramış ve tüm gemilerimiz batmıştır. Bu yenilgi ile birlikte yaşanan olumsuz gelişmeler, Sultan III.Mustafa’yı çağdaş bilgilerle donatılmış deniz subayı yetiştirilmesi konusunda harekete geçirmiş ve bu kapsamda, Baron de Tott isimli Fransız mühendis Donanmayı iyileştirme çalışmalarında görevlendirilmiştir. Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından, 18 Kasım 1773 tarihinde, “Tersane Hendesehanesi” adıyla Tersane’deki küçük bir bölümde bugünkü Deniz Harp Okulunun temeli atılmıştır.
Bu olay, sadece bir okulun açılması değil, yüzyıllar boyunca Türk Ulusuna devlet adamları ve nitelikli deniz subayları yetiştirecek bir dönemin başlangıcı olmuştur. Okul, 22 Ekim 1784 tarihinden itibaren “Mühendishane-i Bahri Hümayun” adını almıştır.


Cezayirli Gazi Hasan Paşa döneminde, denizlerdeki gerilemeyi durdurmanın çareleri aranmıştır. Fakat yoğun çabalara rağmen, devletin idari yapısındaki kargaşa, sürekli iç isyanların çıkması yapılan reform gayretlerini baltalamıştır. Bu karışık dönemde, Sultan III.Selim (1789-1807) yenileşme yönündeki çabaları nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu yüzyılda, Avrupa’da Sanayi Devrimi başlamış; bu gelişme Osmanlı Devleti ile Batı arasındaki mesafeyi iyice açmıştır. Avrupa, XVIII.yüzyıl sonlarında buhar makineli (stimli) gemileri devreye sokmuş, Osmanlı Donanması, yelkende olduğu gibi yarım asrı aşan bir gecikme ile XIX. yüzyıl ortalarında bu yeniliği takip edebilmiştir. Osmanlı Devleti’nin ilk buhar makineli gemisi olan SÜRAT, 1826 yılında İngiltere’den satın alınarak hizmete girmiş; bu gemi halk arasında “Buğu Gemisi” olarak isimlendirilmiştir. Osmanlı Devleti, ilk ahşap tekneli stimli gemiyi (ESER-İ HAYR) 1837 yılında, ilk çelik tekneli stimli gemiyi (İZMİT) ise 1874 yılında inşa etmiştir. Her iki gemi de yolcu ve yük gemisi olarak hizmet vermiştir.

Sultan II.Mahmut (1808-1839), “Vaka-i Hayriye” adı ile bilinen olay sonucunda 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nı kapatmıştır. Bu dönemde, Kara ve Deniz Kuvvetlerinin eğitim felsefeleri ile üniformaları değiştirilmiş; aynı zamanda eğitim maksatlı olarak yurt dışına personel gönderilme süreci başlatılmıştır. Bu yenilikler çerçevesinde, 1852 yılında, Bahriye İdadisi (Deniz Lisesi), Heybeliada’da kurulmuştur.
Yenileştirme çabalarının sürdüğü bu dönemde de, Osmanlı Donanması büyük felaketlerle karşılaşmaktan kurtulamamıştır. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından bir yıl sonra, 20 Ekim 1827 tarihinde Yunan İsyanı sebebiyle Mora’nın Navarin Limanı’nda bulunan Osmanlı-Mısır Donanması, İngiliz-Fransız-Rus ortak filolarının baskınına uğrayarak, 58 gemi ve 6000 denizcisini kaybetmiştir. Navarin Faciası’nda Osmanlı Devleti, yalnız Donanmasını değil, fakat aynı zamanda uzun yıllar içinde yetiştirdiği tecrübeli denizci personelin de hemen hemen tamamını kaybetmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu, 1853-1856 Kırım Harbi’nde, tarihinde ilk defa Batı ülkeleri ile işbirliği yapmıştır. Donanmamız, 30 Kasım 1853 tarihinde Sinop’ta Ruslar tarafından ani bir baskınla yakılmış; bu baskın büyük gemi ve personel kayıplarına neden olmuştur. Bu baskın üzerine, İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında Rusya’ya karşı harbe girmişlerdir. Kırım Harbi’nde, başta MAHMUDİYE Kalyonu olmak üzere diğer gemilerimiz Ruslara karşı önemli başarılar elde etmişse de, bu sonuç Sinop Baskını’nın ağır maddi ve manevi kayıplarını hafifletememiştir.

Kırım Harbi aynı zamanda, Donanmadan yoksun bir kuvvetin Osmanlı İmparatorluğu’nun bekasını koruyamayacağının da bir göstergesi olmuştur. Bu harpte, Osmanlı Donanması, Müttefik Donanmaya ait buhar makineli ve zırhlı gemiler ile birlikte harekat yapmış; bu harekattan alınan dersler ışığında, Donanmanın özellikle stimli ve zırhlı gemiler ile güçlendirilmesi yönünde planlamalar yapılmıştır. Donanmanın gelişmesine ve modernize edilmesine büyük önem veren ve bu konuda her türlü imkanı seferber eden Sultan Abdülaziz (1861-1876) döneminde, dış borç alınarak gerek yabancı ülke tersanelerinde gerekse İstanbul, İzmit, Gemlik ve Mudanya Tersanelerinde 25’i zırhlı olmak üzere 100’ü aşkın gemiyi ihtiva eden bir gemi inşa programı realize edilmiş ve büyük bir deniz gücü oluşturulmuştur. Bu Donanma, döneminde nicelik bakımından Dünya’nın üçüncü, Akdeniz’in ise ikinci büyük donanması olarak gösterilmiştir.
Kurmay subay yetiştirmek üzere 1864 yılında “Erkan-ı Harbiye-i Bahriye Mektebi” (Deniz Harp Akademisi), Kasımpaşa’da Divanhane binasında (Bugünkü Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Karargah Binası) kurulmuştur.
Yine bu dönemde, Sultan Abdülaziz, denizciliğin devletin geleceği için ne kadar hayati olduğunu değerlendirerek, denizcilikle ilgili bir Nezaretin kurulmasını kararlaştırmıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda, Osmanlı Devleti’nin bir Deniz Kuvvetine sahip olmasından itibaren en yüksek makam olan, Yıldırım Bayezid döneminde Saruca Paşa ile başlayan “Kaptan-ı Derya’lık/Kaptan Paşa’lık” makamı 1867 yılında kaldırılmış; yerine 1922 yılına kadar sürecek olan “Bahriye Nazırlığı” makamı kurulmuştur.
__________________

Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll|
569076912008
SÜPERMEYDAN

DİĞER KONULARIM İÇİN TIKLAYIN
http://www.supermeydan.net/forum/image.php?type=sigpic&userid=59583&dateline=121882  6917


doğangüneş isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 28-11-2007, 12:58 AM   #7
SİTE ADMİN
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Biz Türküz Vatan bizim Bayrak bizim VATAN ve BAYRAK şereftir ******** ne bilsin!!!!
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 8.696
Blog Mesajları: 6
Cinsiyet:
Rep Gücü: 439 Rep: 42942
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
Cevap: Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe

Bahriye Nazırlığı Dönemi:

Sultan Abdülaziz döneminde ağır dış borç yükü ile oluşturulan ve sayıca dönemin güçlü donanmaları arasında gösterilen Osmanlı Donanması, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde etkin bir rol oynayamadığı ve yenilgiyi önleyemediği gerekçesiyle, Sultan II.Abdülhamit (1876-1909) tarafından otuz üç yıl boyunca Haliç’te atıl tutulmuştur. Ancak Sultan II.Abdülhamit’in, Donanmayı modern ve çağdaş fikirlerin yeşerdiği bir alan olarak görmesinin ve saltanatına zarar verebileceğini değerlendirmesinin bu üzücü kararın alınmasında büyük rol oynadığı ifade edilmektedir.

Donanma gemilerinin Haliç’te uzun yıllar hareketsiz tutulması, Osmanlı İmparatorluğu’nun denizcilik faaliyetlerine büyük bir darbe indirmiştir. Bu karanlık dönemin ilk ve en acı yansıması, 1864 yılında İstanbul Tersanesinde inşa edilen ve 13 yıl hiç seyir yapmamış olan ERTUĞRUL Fırkateyni'nin, iade-i ziyaret maksadı ile gittiği Japonya karasularında, 16 Eylül 1890 günü kayalıklara çarparak batması olmuştur.
Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa tarafından, 03 Nisan 1890 tarihinde Deniz Gedikli (Deniz Astsubay) Sınıfı kurulmuş ve 15 Haziran 1890 tarihinde SELİMİYE Gemisi’nde İlk Gedikli Sınıfı eğitim/öğretime başlamıştır.
Yunanistan’ın 1897 yılında Girit’i işgal etmesi ile başlayan Osmanlı-Yunan Harbi’nde, Osmanlı Donanması bir kısım unsurlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermişse de, üstün bir harekat yeteneğine sahip olmadığı ve eğitim yönünden zayıf olduğu için başarılı olamamıştır.

Donanmanın Osmanlı-Yunan Harbi’nde faaliyet gösterememesi ve Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşanın da teklifi üzerine, Sultan Abdülaziz döneminde görev yapan bazı gemilerin onarılmasına ve ilave olarak yeni gemilerin alınmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda, 1903 yılında HAMİDİYE Kruvazörü ile ERTUĞRUL ve SÖĞÜTLÜ Yatları İngiltere’ye, MECİDİYE Kruvazörü Amerika’ya; 1906 yılında BERK-İ SATVET ve PEYK-İ ŞEVKET Torpido Kruvazörleri Almanya’ya; yine aynı yıl TAŞOZ, BASRA, SAMSUN ve YARHİSAR Muhripleri ile “HİSAR” Sınıfı dört torpidobot ve onbir gambot Fransa’ya;



onbir torpidobot da İtalya’ya sipariş verilmiştir. Bu girişim ile Donanmanın yeniden güçlendirilmesi için büyük bir adım atılmışsa da, yeni alınan gemiler diğerleri gibi Haliç’te atıl tutulmuştur. II.Meşrutiyet 23 Temmuz 1908 tarihinde ilan edildiği zaman Osmanlı Donanması, harekat kabiliyeti ve harbe hazırlık seviyesi düşük olan gemiler ve eğitimsiz personelden oluşmuştur.

Sultan II.Abdülhamit’in 1909 yılında tahtan indirilmesinden sonra Donanmayı yeniden canlandırmak, imkan ve kabiliyetlerini artırmak için çalışmalar başlatılmıştır.
Güçlü bir Donanmanın mevcut olmaması nedeniyle son dönemlerde neredeyse süreklilik kazanan toprak kayıplarının önlenmesi için Osmanlı halkı, 14 Temmuz 1909 günü Donanma Cemiyeti, diğer adı ile Donanma-i Osmani Muavenet-i Milliye Cemiyetini kurmuştur. Bu Cemiyetin yoğun gayreti ile kısa zamanda yüklü miktarda para toplanmış ve bu kaynak ile Almanya’dan 1910 yılında YADİGAR-I MİLLET, GAYRET-İ VATANİYE, NÜMUNE-İ HAMİYET VE MUAVENET-İ MİLLİYE Muhripleri ile BARBAROS HAYREDDİN ve TURGUTREİS Zırhlıları satın alınmıştır.
Donanmanın geliştirilip güçlendirilmesi için finansal kaynak yaratma çabalarına paralel olarak dünyadaki yenilikleri takip etmek, Osmanlı Donanmasının kuruluşunu çağdaş esaslara dayandırmak, yeni bir eğitim doktrini geliştirmek maksadıyla İngiliz Amiral Gamble’nin başkanlığında bir Heyet görevlendirilmiş; I.Dünya Savaşı’nın başlangıcından itibaren, İmparatorluğun siyasi tercihleri doğrultusunda bu kez de bir Alman Heyeti, Donanmanın yeniden teşkilatlanma çalışmalarında yer almıştır.
Deniz Kuvvetleri, kendi içerisinde bir takım düzenlemeler yaptığı ve içe dönük olarak faaliyet gösterdiği bir ortamda, birdenbire kendisini Osmanlı-İtalyan (Trablusgarp) (1911-1912) Harbi’nin içinde bulmuştur. Bu harpte, Osmanlı Donanmasının başlıca görevi: Çanakkale’de konuşlanarak, Boğaz savunmasını sağlamak ve kısmen de olsa uzak bölgelere asker ve silah nakliyatı yapmak olmuştur.

Trablusgarp Harbi’ni izleyen Balkan Harbi’nde (1912-1913) ise, Osmanlı Donanması bir taraftan arızalı gemileri onarırken, diğer taraftan Kara Kuvvetlerini lojistik açıdan deniz ulaştırması ile desteklemiştir. Çatalca Hattının savunmasına ve Bulgar Ordusu taarruzunun durdurulmasına Osmanlı Donanması katkı sağlamıştır. Diğer taraftan Osmanlı Donanması, Ege’de 16 Aralık 1912 tarihinde yapılan İmroz ve 18 Ocak 1913 tarihinde yapılan Mondros Deniz Muharebelerinde Yunan Donanması karşısında başarılı olamamıştır. Bu dönemde, Ege ve Akdeniz’de, yedi buçuk ay süre ile akın tipi harekat icra ederek, Yunan Donanması ve harp potansiyeline kayıp ve hasar verdiren Rauf ORBAY komutasındaki HAMİDİYE Kruvazörü, dünya deniz tarihine geçen göz kamaştırıcı başarıları ile Deniz Harp Tarihimizdeki şanlı yerini almıştır. Her ne kadar bu harekat harbin sonucunu değiştirmemişse de, tüm dünyada büyük hayranlık uyandırmıştır.
__________________

Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll|
569076912008
SÜPERMEYDAN

DİĞER KONULARIM İÇİN TIKLAYIN
http://www.supermeydan.net/forum/image.php?type=sigpic&userid=59583&dateline=121882  6917


doğangüneş isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 28-11-2007, 12:59 AM   #8
SİTE ADMİN
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Biz Türküz Vatan bizim Bayrak bizim VATAN ve BAYRAK şereftir ******** ne bilsin!!!!
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 8.696
Blog Mesajları: 6
Cinsiyet:
Rep Gücü: 439 Rep: 42942
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
Cevap: Türk Deniz Kuvvetleri - Tarihçe

I.Dünya Harbi Dönemi:

Balkan Harbi sonrasında paraları ödenmiş olmasına rağmen, SULTAN I. OSMAN ve REŞADİYE savaş gemilerine İngiltere’nin el koyması, Osmanlı kamuoyunu geniş ölçüde etkilemiş ve halk arasında büyük üzüntüye neden olmuştur.

I.Dünya Harbi’nin başlaması ile birlikte Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etmiştir. Ancak, Almanya ile 02 Ağustos 1914 tarihinde yapılan askeri ittifak sebebiyle ülke içinde genel bir seferberlik başlatılmıştır. Bu sırada, Akdeniz’de bulunan GOEBEN ve BRESLAU adındaki iki Alman harp gemisi Adriyatik ve Mora açıklarında bulunan İngiliz Donanmasının baskısı nedeniyle 10 Ağustos 1914 günü Çanakkale Boğazı’na girmiştir. Osmanlı Devleti de tarafsızlığını bozmamak için bu gemileri satın aldığını açıklamış ve 16 Ağustos 1914 günü bu gemilere Türk Bayrağı çekilerek, YAVUZ ve MİDİLLİ adları verilmiştir. Bununla birlikte, Osmanlı Hükümeti, 27 Eylül 1914 günü Çanakkale Boğazı ve Ege çıkışını mayınlatarak, 01 Ekim 1914 tarihinden itibaren de Boğaz’ın kapandığını bütün dünyaya ilan etmiştir.

Bu dönemde, Donanma Komutanlığına atanmış bulunan Alman Amiral Souchon,YAVUZ ve MİDİLLİ gemilerinin de bulunduğu Osmanlı Donanmasını keşif, gözetleme ve muhtelif eğitimler yaptırmak gerekçesiyle 27 Ekim 1914 tarihinde Karadeniz’e çıkarmıştır.Alman Amiral Souchon’un emriyle YAVUZ Muharebe Kruvazörü ile TAŞOZ ve SAMSUN Muhripleri Sivastopol’u; MİDİLLİ Kruvazörü Novorosisk’i; MUAVENET-İ MİLLİYE ve GAYRET-İ VATANİYE Muhripleri ise Odesa Limanı’nı 29 Ekim 1914 sabahı bombardıman etmiş ve bu olay fiili olarak Osmanlı Devleti’nin I.Dünya Harbi'ne girmesine neden olmuştur.
Osmanlı Donanması, I.Dünya Harbi’nde, Karadeniz ve Çanakkale Boğazı yaklaşma sularında görev yapmıştır. Bu savaşta, Karadeniz Filosu; YAVUZ, MİDİLLİ Zırhlıları ile HAMİDİYE ve MECİDİYE Kruvazörleri, BERK-İ SATVET ve PEYK-İ ŞEVKET Torpido Kruvazörleri ile MUAVENET-İ MİLLİYE ve “TAŞOZ” Sınıflarından dörder muhripten oluşmuştur. BARBAROS HAYREDDİN, TURGUTREİS ve MESUDİYE Zırhlıları Çanakkale’de konuşlandırılmıştır. Küçük torpidobot ve gambotlar ise, İstanbul-Çanakkale lojistik nakliyatını idame, denizaltı savunma harbi, mayın tarama ve diğer görevlerde kullanılmıştır.

Osmanlı Donanması Karadeniz’de, Doğu Cephesi’ne yapılan personel ve malzeme nakliyatını emniyete almış; Rusya’nın Karadeniz sahillerindeki bazı şehirlerine baskın tipi taaruzlar tertiplemiş ve aynı zamanda İstanbul-Zonguldak arasındaki kömür nakliyatını emniyete almıştır. YAVUZ Zırhlısı’nın sürat ve ateş gücü üstünlüğü Rus Donanmasının Karadeniz’deki faaliyetlerini önemli ölçüde baltalamıştır. Diğer taraftan, Karadeniz’de konuşlanan Donanmamız, Rus Donanmasını İstanbul Boğazı’ndan uzak tutmuş; böylece Çanakkale Cephesi’ndeki birliklerimizin Doğu’dan baskı altına alınmasını engellemiştir. Karadeniz’deki harekat, 16 Mart 1917 tarihinde Rusya’da Bolşevik İhtilali’nin çıkması üzerine, bu devletin savaştan çekilmesi ile son bulmuştur.
Ege’deki güçlü İngiliz ve Fransız Donanmalarının mevcudiyeti nedeniyle, Osmanlı Donanması I.Dünya Harbi esnasında Ege’de sınırlı olarak faaliyet göstermiştir.
İngiltere ve Fransa’nın, Osmanlı Devleti’nin harbe devam azim ve iradesini kırmak ve aynı zamanda müttefikleri olan Rusya’yı Boğazlar üzerinden takviye etmek üzere, “Yenilmez Armada” olarak nitelenen güçlü donanmaları ile Çanakkale Boğazı’ndan geçerek İstanbul’a ulaşma hedefi, gerçek bir Türk destanı olan ve şanlı Türk Tarihine altın harflerle yazılan Çanakkale Deniz Zaferi’ne neden olacak olayların başlangıcı olmuştur.
İtilaf Devletlerinin yaratmış olduğu bu çok ciddi ve önemli tehdidi karşılamak için, mevcut son derece sınırlı imkan ve kabiliyetler de göz önünde bulundurularak, Operatif Harekat Alanı’nın özelliklerine en uygun savunma stratejisi tespit edilmiştir. Buna göre: Boğaz Tahkimatı’nın Donanma Bataryaları ile takviye edilmesi, Boğaz’daki kritik alanların mayınlanması, bu iki silahın müşterek tesirinden azami ölçüde istifade edilmesi ve ayrıca Donanma gemilerinin daha geride mevkilendirilmesi suretiyle ikinci bir savunma hattı oluşturulması kararlaştırılmıştır.

Müttefik Donanmanın yapmış olduğu stratejik taarruz hazırlıkları karşısında; Türk Donanması da savunma etkinliğini artıracak son imkanlarını seferber etmeye başlamıştır. Bu kapsamda, 1915 yılının Mart ayı başında SELANİK Mayın Gemisi elde kalmış son 26 mayını büyük zorluklarla İstanbul’dan Çanakkale’ye getirerek, burada 360 tonluk NUSRET Gemimize transfer etmiştir.
Deniz Harp Tarihimizin bir gurur abidesi olan Tophaneli Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki NUSRET Mayın Gemimiz, 07-08 Mart 1915 gecesi büyük bir gizlilik içerisinde Erenköy önlerindeki Karanlık Limanı’na intikal ederek mevcut 26 mayını yüzer metre aralıklarla 11’inci hat olarak, daha önce tesis edilen diğer 10 hattan farklı şekilde, sahile paralel olarak dökmüştür. Müttefik Donanmanın, bu bölgede Kıyı Bataryalarımızın yoğun ateşine maruz kalarak ilerleme hızının azalacağı, geri dönüş veya taktik manevralar için daha geniş bir deniz sahası olan Erenköy Koyu’na yönelebilecekleri hesaplanmıştır.
100 gemi ve yaklaşık 250 ağır topa sahip olan Müttefik Donanması, üç hat şeklinde teşkilatlandırılmış olarak 18 Mart 1915 sabahı saat 10.00’dan itibaren Boğazı zorlamaya başlamış; Donanma gemilerinin önünde kontrol ve temizlik taraması yapan MKT gemileri ve onları emniyete alan 2 kruvazör mevkilendirilmiştir.

Müttefik Donanma, Bataryalarımızın ateşine rağmen Çanakkale’ye 14.000 Yarda mesafeye kadar yaklaşmış; ancak bu andan itibaren Deniz Top Bataryalarımızın son derece yoğun, etkili ve caydırıcı atışları başlamıştır. İngiliz ve Fransız gemilerinin almış oldukları isabetler, onları çeşitli sakınma ve dönüş manevraları yapmaya zorlamış ve gemiler Boğaz’ın coğrafi özelliklerini göz önüne alarak, manevra yapılacak tek alan olan ve nispeten daha geniş deniz sahasını kapsayan Erenköy önlerindeki Karanlık Limanı’na sancak taraftan dönüş yapmaya başlamıştır.
Ancak, bölgede NUSRET’in gizli bir şekilde dökmüş olduğu ve hiçbir şekilde hesaba katılmayan 26 mayın, Müttefik Donanmanın İstan