![]() |
|
| | |||||||
Merhaba! Merhaba! Gecenlerde okudugum uc yazidan alintilari paylasmak istiyorum. Bana oldukca ilginc ve dusundurucu geldi. Alıntı: Erasmus programı, Avrupa’daki yüksek öğretim kurumlarının birbirleri ile çok yönlü işbirliği yapmalarını teşvik etmeye
![]() |
| | BackLink | Seçenekler |
| | #1 | ||||
| Hiper Aktif ![]() Üyelik tarihi: Apr 2009 Nerden: ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
Mesajlar: 8,463
Rep Gücü: 79951 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Erasmus programi; Merhaba! Merhaba! Gecenlerde okudugum uc yazidan alintilari paylasmak istiyorum. Bana oldukca ilginc ve dusundurucu geldi. Alıntı:
Ihsan Kurt hocadan dusunce patlaklari; Alıntı:
DINLERARASI DIALOGUN ANAHTAR ISMI KABUL EDILIR.!?.] [QUOTE] Alıntı:
We have no perpetual enemies. Our interests is our duty to follow. “Ebedi dost da yok, Ebedi düsman da; Aslolan cikarlardir. O cikarlari kollamaktir.” Lord Palmerston-1.03.1848 http://www.afrikagazetesi.net/module...pdf&artid=4407 Alıntı:
http://www.ihsankurt.net/pdr/pdr.asp | ||||
| | |
| | #2 | |
| Hiper Aktif ![]() Üyelik tarihi: Apr 2009 Nerden: ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
Mesajlar: 8,463
Rep Gücü: 79951 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Alıntı:
Diyalogda Anahtar İsim: L. Massignon ve İslâm Yazar Prof. Dr. Suat Yıldırım L. Massignon, dinlerarası diyalogda anahtar isimdir. Kendisinin Vatikan II. Konsilini (1962-1965) gerçekleştiren ve “Diyalog Papa’sı” lakabı verilen Paul VI ile, Papa seçilmeden önce, yakın temasları vardı. Konsilin İslâm hakkında beyanda bulunmasında başlıca etkenin Massignon olduğu kabul edilir. Batı’da İslâmiyet’i, kendi değerleri içinde tanımak ihtiyacını hisseden ve birçok kimseyi de bunun lüzumuna inandıran şahsiyetin, L. Massignon (1883-1962) olduğu, ittifakla kabul edilmektedir. Bir heykeltıraşın oğlu olan L. Massignon, “hür düşünce” terbiyesi alarak yetişmiş (libre pensée terimi, ortaya çıktığı iklimde “dinsizlik” ile eş anlamlıdır), daha sonra şarkiyatçılığa başlamış ve 1-3 Mayıs 1908’de ölümden kurtulmasına vesile olan bir Müslüman dostunun bu davranışının tesiriyle, Hıristiyan inancına teslim olmuştu. Hıristiyan imanına dönüşüne, İslâm’la teması sebep olduğundan, İslâm’ın kurtarıcı olabileceğini, hayatı boyunca düşünecektir. Massignon, İslâmî bir konuyu incelerken bir Müslüman’a hâkim olan hislerin tesiri altına girmeye ihtimam gösterirdi. Arapça’ya, aşk derecesinde bir sevgi beslerdi; öyle ki, Fransızca ifadelerinde bile, Arapça üslûp hususiyetlerini, bilerek taklit ederdi. Birçok ülkede Müslüman dostlar edinmişti. Massignon’un İslâmî mefhumları son derece sembolize etmesi, ayrıca Şiî geleneğine hayranlık beslemesi, bundan da fazla olarak İslâmî meselelerden bahsederken ifadelerine Hıristiyan değerlerinin yer aldığı bir havanın hâkim olması, birçok Müslüman’ı, onun eserleri karşısında endişeye sevk etmektedir. Bazıları (Fransa’da yetişmiş olup hâlen orada profesör olan Mohammad Arqun bunlardandır) onun, Fransız hariciyesi ile sürekli temasta olduğunu söyleyerek, kendisinde siyasî bir taraf bulunduğunu ortaya koymak isterler. Böyle düşünenler şu soruları sorarlar: “Massignon bizi nereye götürmek istiyordu? Asırlarca süren bir savaş hâlinden sonra, muarızın hasbiliğine inanmak kolay mıdır?” Birçok Hıristiyan ise, haksız olarak, onun eserlerinin, beklenmedik bir tarzda hem de tutarsız bir şekilde İslâmî değerleri “öne çıkarma” gayesine yöneldiğini iddia ederler. Massignon’un bazı temsilî ifadelerinin gerçek delâletini anlamak güçtür. Ona göre Araplar (ve onlara bağlı olarak bütün Müslümanlar) “agariens exclus”1dür. Hz. Muhammed (s.a.s.) hakkında bazen “selbî peygamber” (yani tenzih peygamberi) sıfatını kullanır (Bunu, Hz. Peygamber’in, titiz tevhid inancına gölge düşüren her türlü engeli ortadan kaldırması bakımından tercih eder). İslâm hakkında “İbrahimî bir fırka” deyimini kullanır. Bunlar, Hıristiyan dini adına verilmiş dinî kıymet hükümlerini yansıtmaktan ziyade, müphem ve sembolik arayış ifadeleridir. Zira o, araştırmaları sonucunda, Katolik kilisesinin tarih boyunca, İslâm hakkında dinî bir değer hükmü vermemiş olduğu kanaatine varmıştı. Massignon’a göre İslâm, çöle “sürgün” edildikleri hâlde, yine de hususî bir bereketten feyz alan Hacer ile İsmail’in varisidir.2 Hz. Muhammed (s.a.s.), “İlâhî ve sembolik bir zaman parçasında, bu İsmailî bereketi yeniden alır.” Hz. İbrahim’in (a.s.) Ur’dan çıkarılışı, Hz. İsmail’in çöle sürülüşü gibi kendisi de memleketinden ihraç edilmiş olan Hz. Muhammed (s.a.s.), Allah Teâlâ’ya verdikleri ahidden dönen Yahudiler ile Hz. Îsa’ya sadık kalmamış olan Hıristiyanlara karşı, Hz. İbrahim’in mirasında hak iddia eder. Bundan ötürü yönünü (kıbleyi), oğlu Hz. İsmail’in yardımıyla Hz. İbrahim’in inşa ettiği Kâbe’ye doğru çevirir ve İslâm erkânının zirvesini teşkil eden ve Paskalya yortusunda olduğu gibi bir kurban boğazlamayı da ihtiva eden hac ibadetini tesis eder. Memleketi olan Ur’u özleyerek oraya dönmek isteyen Hz. İbrahim’e benzeyen, Hz. Muhammed (s.a.s.) “yâd ellere düşmüşler”in, Hz. İbrahim’e verilen ilâhî ahde3 dönmelerini sembolize eder. Hz. Muhammed (s.a.s.), Allah Teâlâ’nın, ne olduğunu bildirmemiş ve fakat O’nun, selbî sıfatlarını izhar etmek suretiyle, nelerden münezzeh olduğunu bildirmiştir. Böylece O, Allah’ı Zât-ı Bârisine yaraşmayan hususlardan tenzih etmiş olması mânâsına “selbî peygamber” yani tenzih peygamberidir. Tanrı hakkındaki, asılsız “Hıristiyanlık gizem”ini, Necran’dan gelen Hıristiyan heyetinin huzurunda, Allah’a yönelip O’na yakararak ve Allah’ın lânetinin yalancıların üzerine inmesini isteyerek, inkâr eder. Hz. Muhammed (s.a.s.), tevhid inancının tavizsiz kahramanıdır, ilâhî yüceliğin mücevher kutusudur; fakat ilâhî sır kapısında duran, ilâhî aşk eşiğini aşamayan ve kendisinden sonra gelen bütün Müslümanlara da o eşiği atlamayı kesin olarak yasaklayan bir peygamberdir. Şu hâlde İslâm, “Dinî yönden varlıklı olanlara (yani Yahudi ve Hıristiyanlara) karşı, Hz. İbrahim’in mirasından hak talep eden sürgündekilerin bir araya gelmesidir.”4 “Tanrı’nın imtiyazlı kıldıklarına karşı çevrilmiş ateş saçan bir kılıç ve mukaddes bir mızraktır. Kendisini, köşeye kıstırmak suretiyle kahramanlığa zorlayan, Haçlılar ve misyonerlerdir. Hıristiyan dünyasına karşı bir ikaz ve tehdittir. On üç asırdan beri Hıristiyan âlemini dağlayan bir İncil mızrağıdır.” “İlâhî takdirin ortaya çıkardığı kutsal mekânlar bekçisidir.” İslâm, Yahudilik ve Hıristiyanlıktan önceki dönemin özelliklerini taşıyan, “hemen hemen” İbrahîmî bir dinî fırkadır. Rolü, çölde inzivaya çekilmiş milyonlarca insanı, gerçek gök sofrasını tanımaya hazırlamaktır (Mâide sûresinin 112, 114 ve 115. âyetlerinde geçen mâide yani sofra’yı, bazı Hıristiyanlar eucharistie (kutsal sofra) şeklinde anlamak isterler). Müslümanlar, başlangıçtan beri Meryem’in ve Hıristiyanlığın nimetleriyle sulanmıştır. Ne var ki İslâm, Hz. Îsa’dan bahsetse de, henüz patriarcal devrededir;5 manevî ve ahlâkî şeriattan ziyade, Allah merkezlidir.6 Massignon’un bu sembolik yorumlarının, şiirle, sırla ve şimşekvarî imajlarla dolu ifadelerinin gerçek delâletini anlamak, onun normal bir okuyucusu için zordur; bunu zaten söylemiştik. İşin daha da tuhaf tarafı, kendisiyle şahsî temasları bulunan dost ve talebelerine bile, ifadelerinin gerçek delâletlerinin kısmen meçhul kalmasıdır. Şundan dolayıdır ki, L. Massignon’u değerlendirmekte, onlar ittifak hâlinde değildirler. Özellikle Cezayir istiklâl mücadelesi sırasında, zulüm kurbanı Müslümanları, büyük bir riski göze alarak savunan Massignon, bazılarınca fikir kıvılcımları çaktıran bir havariye benzetilir. R. Caspar, Massignon’u değerlendirirken kendi temayülünün etkisinde kalır. Ona göre Massignon, asla ilâhiyatçı olduğunu iddia etmemiş ve İslâm hakkındaki sezgilerinin, Hıristiyanlık yönünden dinî bir plâna aktarılması teşebbüsleri karşısında her zaman çekingen ve ihtiyatlı kalmıştır. Nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, Massignon’un İslâm hakkındaki mütalâalarının, 20. yüzyıl ve sonrası Hıristiyanlığı üzerinde derin bir etki bıraktığı ve bırakacağı söylenebilir. İslâmî sahada araştırmalar yapan Kilise mensubu müsteşriklerin ekserisinin ele aldıkları hususlar, Massignon’un tavsiyelerinden veya temas ettiği konuların derinleştirilmesinden ibaret olmuştur. Bu durum da, Hıristiyan anlayışı üzerinde etkisini gösterecek ve onun ölümünden az önce başlatılan Vatikan II. Konsilini hazırlayacaktır. Fakat Massignon, bu konsilin kararlarını görmeden ölecektir (Paris 1962). Vatikan II. Konsilinden az önce yapılıp konsili hazırlayacak olan birçok çalışma, Massignon’un görüşlerini az veya çok dinî ve itikadî plânda ifade etmeye çalışmışlardır. J. Ledit, Mahomet, İsrael et le Christ7 eserinde Hz. Muhammed’in (s.a.s.) şahsında, “directif” yani “tevcihî, idarî” bir peygamber görmektedir. J. Monchanin, “İslâm ve Hıristiyanlık” adlı makalesinde8 İslâm’ın Tevrat öncesi dinî geleneğin, yeni bir zuhuru sayılabileceği fikri üzerinde durur. Y. Moubarac, Hz. İbrahim’den çıkan iki ayrı necat hattı arasında bir paralellik kurulmasını teklif eder. Bunlardan birincisi: Hz. İbrahim-Hz. İshak-İsrailoğulları (cismanî İsrail)- Hz. Îsa-Kilise (ruhanî İsrail) hattı olup, ikincisi: Hz. İbrahim-Hz. İsmail-Araplar (cismanî İsmail) -Hz. Muhammed (s.a.s.)- İslâmiyet (ruhanî İsmail) hattıdır.9 Y. Moubarac, aynı fikrini L’Islam (Paris, Casterman, 1962) adlı eserinde, bazı farklarla tekrar ele alır. (Aynı müellif, Bilan de la Théologi eau XXe siécle10 eserine verdiği “İslâm hakkında, Katolikliği düşündüren sualler” başlıklı incelemesinde (I, 375-403), bu meseleyi genişçe ele alır). D. Masson, Le Coran et la révélation judéo-chrétienne (Paris, 1958, iki cild) adlı eserinde, İslâm ve Yahudi-Hıristiyan geleneğinde, aynı mevzulardaki metinler bir araya toplanır. Christ de l’Islam11 eserinde İslâm’a göre Hz. Îsa’ya ait metinleri ele aldıktan sonra Michel Hayek, Le mystére d’Ismael12 kitabında, İslâm ile Hz. İsmail arasındaki nesebî ve manevî bağ üzerinde durur. J. M. Abdeljalil de L’Islam et nous13, ‘Marie et I’Islam14 ve Aspects intérieurs de I’İslâm,15 eserlerinde, Massignon esprisine bağlı bir tarzda İslâmiyet’i anlatanlardandır. Buna karşılık Jacques Jomier (çeşitli yazı ve kitaplarında, meselâ Bible et Coran,16 kitabında ve Parole et mission dergisinde çıkmış olan birçok makalesinde) muhtelif yönlerden, İslâm ile Hıristiyanlık arasındaki bazılarınca bulunmak istenilen yakınlığın zorlamalı olduğunu iddia eder. Robert Caspar ile G. J. Anavati de, İslâm-Hıristiyan münasebetlerinde, çekingen ve ihtiyatlı bir tavır takınan din adamı müsteşriklerdendir. http://www.gencadam.net/content/view/210/86/ | |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Gitar Calma Programi | dogangunes | Ücretsiz Programlar (Freeware ,Shareware ) | 1 | 17-11-2007 10:54 PM |
| Namaz Ve Ezan Programi | GuMgUmOk | Ücretsiz Programlar (Freeware ,Shareware ) | 2 | 22-10-2007 01:46 PM |
| 10 Günlük Diyet Programi | Nil@y | Diyet ve Dengeli Beslenme | 0 | 26-09-2006 07:19 AM |
| Web Ceviri Programi | YukseLL | Ücretsiz Programlar (Freeware ,Shareware ) | 1 | 03-12-2005 11:41 PM |
| Supermeydan.net kar amacı gütmeyen bilgi, paylaşım üzerine kurulu ücretsiz bir forum sitesidir, üyeler her türlü bilgiyi,dosyayı önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu mesajlardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk mesajı yazan üyeye aittir. Yine de sitemizde yasa dışı (illegal) içerik bulursanız supermeydan@gmail.com email adresine bildiriniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır, Teşekkürler! | FORUM KURALLARI REKLAM SEÇENEKLERİ |