FORUM SUPERMEYDAN  
Kültür Sanat ve Havacılık forumları Samsun Özel Armada Kız Öğrenci Yurdu key ödemeleri Tex reklam Alanı Tex reklam Alanı

Geri git   FORUM SUPERMEYDAN > İNSAN > Fan Clup

Deniz Gezmiş Fan Clup

İNSAN katogorisi Fan Clup forumu içinde "Deniz Gezmiş Fan Clup" başlıklı konu görüntüleniyor, "HAYATI 1965'ten sonra, Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 27 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ..."

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22-12-2007, 04:04 PM   #1
spermeydan 1.güzeli
 
sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Haydi bastır GALATASARAY-En büyüksün GALATASARAY-Yönetim,Futbolcu,Taraftar-Şampiyonsun GALATASARAY
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 3.017
Blog Mesajları: 5
Cinsiyet:
Rep Gücü: 75 Rep: 7081
sheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyor
Deniz Gezmiş Fan Clup

HAYATI

1965'ten sonra, Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 27 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas'da, liseyi İstanbul'da okudu. Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'de Türkiye İşçi Partisi (TİP)'nin Üsküdar ilçe başkanlığına üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında işçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı. 7 Kasım 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı.

TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim (MDD) görüşünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M. Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)'ni kurdu. 1 Kasım 1968'de TMGT (Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı) , AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. Ardından 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı.

İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart 1969'da girişmiş olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş, bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı. Ardından 31 Mayıs 1969'da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı'na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programı gönderdi. Eylül'e kadar Filistin'de gerilla kamplarında kalan Deniz Gezmiş,1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürdü. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulundu. Kaçırılan erler daha sonra serbest bırakıldı.


EYLEMLER

*İstanbul Üniversitesi'nin 12 Haziran 1968'de devrimcilerin eline geçmesine önderlik etti. İşgal konseyi adına üniversite senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı.
*1 Kasım 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi.
*4 Mart 1971'de Ankara'daki Balgat Amerikan Üssü'nden dört ABD'li erin kaçırılması eyleminde buludu. Bu eylemden sonra, Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Gemerek köyünde yakalandı.


YAKALANIŞI VE İDAM EDİLİŞİ

12 Mart darbesinin ilk günlerinde Yusuf Aslan ile birlikte Sivas'a gitmekte iken motorsikletleri bozuldu. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Aslan ile birbirlerini kaybettiler. Aslan o esnada, Gezmiş ise 16 Kasım 1971 salı günü Sivas'ın Gemerek ilçesinde yakalandı ve Kayseri'ye getirildi. Buradan Ankara'ya zamanın İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu'nun mak***** götürüldü.

Mahkemesi 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binası'nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi'nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz ve arkadaşları 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı.

Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde, gece 1:00-3:00 arası, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. İdama giderken imam istemedikleri bilinmektedir, fakat definlerinde bir imam bulunmuştur.


SON İSTEĞİ HAKKINDAKİ İDDİALAR

Deniz Gezmiş ve diğerlerinin idam edilmeden önce son istekleri üzerine farklı iddialar vardır:

Örneğin; Gezmiş'in Joaquín Rodrigo'nun Aranjuez konçertosunu (muhtemelen Adagio'sunu) dinlemek ve bir bardak demli çay içmek istediği söylenir. Yazar Erdal Öz'ün Gezmiş'le yaptığı görüşmelerde tuttuğu ve Gülünün Solduğu Akşam eserinde bulunan notlara göre Gezmiş idamını bu şekilde düşünmüştür.Fakat yine aynı eserde bulunan notlara göre avukatının anlattığı idam anında bu istek geçmemektedir.

Bir başka iddiada ise son isteği sorulduğunda idamını kendi gerçekleştirmek istemiş ve tam idam edileceği sırada altındaki tabureyi kendi itmiştir. Öz'ün eserindeki avukat notlarında bu da geçmemektedir. Aksine son sözleri olan "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!" şeklinde bağırırken taburesine vurulmuş ve "emperyalizm" kelimesinin 'izm'ini söyleyemediği kaydedilmiştir. Yalnız Hüseyin İnan'ın kendi taburesini tekmelediği belirtilmektedir.

Bir başka iddia da ise idam edilecek olan diğer iki arkadaşıyla vedalaşmak istediği söylenir. Hoşçakal Yarın filminde de böyle gösterilmektedir. Fakat bu istek aslında Gezmiş'in değil Yusuf Aslan'ındır.

İdam kementi boynundan geçirilirken, hücresinden alınıp apar topar darağacına götürülürken giymesine izin verilmeyen botlarının askerlere bırakılmamasını, ailesinden birinin almasını istediği doğru değildir. İdama giderken postalları ayaklarındadır, sadece bağcıklarını bağlamaya fırsatı olmamış, ve idamdan önce asıldığında ayaklarından düşmesin diye görevlilerden birine bağlatmıştır. Yalnız parkasını giyememiş ve onun babasına verilmesini istemiştir.

Öz'ün eserindeki avukat notlarına göre, Gezmiş'in son istekleri, avukatlarının idamı gözlemleyip sonraki kuşaklara "doğru" anlatmaları, cezaevindeki devrimci arkadaşlarını onun adına "tek tek öpmeleri", 1969'da öldürülen devrimci arkadaşları Taylan Özgür'ün yanına gömülmeleri ve cezaevindeki parkasının ailesine verilmesi olmuştur.


ÖLMEDEN ÖNCE AİLESİNE YAZDIĞI MEKTUP

Baba, Mektup elinize geçtiğinde ben aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok fazla yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım. Oğlun Deniz Gezmiş. Merkez Cezaevi


KAYNAKLAR
^ Erdal Öz, Gülünün Solduğu Akşam, Can Yayınları, İstanbul, 1987, s. 245
^ a.g.e. s. 63
^ a.g.e. s. 261
^ a.g.e. s. 245
^ a.g.e. s. 248 ve 250
^ a.g.e. s. 242 ve 248
^ a.g.e. s. 93-3


Literatürde Deniz Gezmiş
Kitaplar
*Acılara Yenilmeyen Gülümseyişler, Atilla Keskin, Gendaş Kültür, İstanbul, Mayıs 1999, ISBN 9789753086806
*Bizim Deniz, Turhan Feyzioğlu, Doruk Yayınları, Ankara, 1998, 15. Basım, ISBN 9755531459
*Darağacında Üç Fidan, Nihat Behram, Everest Yayınları, İstanbul, Kasım 2007, 39. Basım, ISBN 9789753168175
*Deniz: Bir İsyancının İzleri, Turhan Feyzioğlu, Ozan Yayıncılık, İstanbul, Ağustos 2004, ISBN 9789757891406
*Deniz: Fırtınalı Yıllar, Tarkan Tufan, Nokta Yayınları, İstanbul, Şubat 2007, 1. Basım, ISBN 9789944174022
*Deniz Gezmiş Anlatıyor, Erdal Öz
*Deniz Yusuf Hüseyin, Ahmet Kahraman, Civiyazıları, İstanbul, 2001, 10. Basım, ISBN 9789758086474
*Emirle Gelen İdam Kararı, Veli Yılmaz, ISBN 9757350079
*Gülünün Solduğu Akşam, Erdal Öz, Can Yayınları, İstanbul, 1997, 27. Basım, ISBN 9789755100869
*İdam Tarih Oldu, Utancı Kaldı (Ölüme Oy Vermek...), Türey Köse, Ümit Yayıncılık, Adana, Mayıs 2004, 1. Basım, ISBN 9799758572549
*İdam Gecesi Anıları, Halit Çelenk, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1996, 13. Basım, ISBN 9789754781045


FİLMLER
*Hoşçakal Yarın (Deniz Gezmiş rolünü Berhan Şimşek üstlenmiştir)

DİZİLER
*Hatırla Sevgili (Deniz Gezmiş rolünü Barış Koçak üstlenmiştir)


Kaynak: Deniz GezmiÅŸ - Vikipedi
sheytan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekle
Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links
Alt 22-12-2007, 04:24 PM   #2
spermeydan 1.güzeli
 
sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Haydi bastır GALATASARAY-En büyüksün GALATASARAY-Yönetim,Futbolcu,Taraftar-Şampiyonsun GALATASARAY
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 3.017
Blog Mesajları: 5
Cinsiyet:
Rep Gücü: 75 Rep: 7081
sheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyor
Cevap: Deniz Gezmiş Fan Clup

Hepimiz birer Deniz olmalıyız; çünkü Türkiye’nin devrime, devrimin de devrimciye ihtiyacı var

2007’de 6 Mayıs’a bakmak


Deniz’leri idam sehpasına dimdik ayakta uğurladığımızdan bu yana 35 yıl geçti. 35 yılın ardından Deniz’i tanımaya, Deniz’i öğrenmeye, Deniz’i okumaya, Deniz’i tartışmaya büyük bir yönelim olduğunu görüyoruz.

Deniz’lerin ardından 35 yıl geçmiş olmasına rağmen, bu merak ve sahiplenme duygusunun özünde ne vardır?

Deniz, Türkiye’de devrimcinin adıdır. Deniz, devrime tüm hayatı adamanın, gerekirse idam sehpalarına çıkmanın, devrimci mücadele için gereken her tür tavrı almanın simgesidir. Deniz’e yönelik ilgi ve merakın bu kadar artmasının tek nedeni, Deniz olma isteğinin artmasıdır.

Gençlik, Deniz olmak istiyor.

Çünkü Türkiye devrim istiyor.

Ve devrimin de devrimciye ihtiyacı var.

Deniz olma isteğinin artmasının nedeni de Deniz’lere ihtiyacın artmasıdır.

Karşı devrimin Çankaya’ya dayandığı, kendi yurdumuzda “Türk’üm” demenin suç haline geldiği, etrafımızdaki emperyalist kuşatmanın dört bir yandan daraldığı şu günlerde devrim Türkiye’nin tek kurtuluşudur. Siyaset kurumunun kirlendiği, işbirlikçi hale geldiği, milletten uzaklaşıp koptuğu ve çözüm üretemediği bu dönemde tabii ki samimi ve gerçek Atatürkçülerin tek gündemi devrimdir. Yüz binlerin meydana inmesi de devrim ihtiyacının bir göstergesidir.

Ancak devrim soyut bir kavram değildir.

İnsan eli değmeden devrim olmaz.

Devrimci olmadan devrim yapamazsınız.

Deniz olmanın anlamı da işte budur. Nasıl devrimci olmadan devrim yapılamazsa, Deniz gibi olmadan devrimci de olunamaz.

Deniz devrimci karakterin simgesidir

Deniz neden devrimcinin simgesidir peki? Öncelikle Deniz’in hayatı devrimci karakterin pek çok örneğiyle doludur. Bu konuda Deniz’in pek çok sözünden, yazısından alıntılar yapabiliriz. Ancak O’nun devrimciliğini gösteren en önemli sözleri sanırız şunlardır:

“Asılma günü gelip çatınca, o sevdiğim giysileri giyeceğim.

Postallarımı, parkamı...

Beyaz ölüm gömleğini giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim.

Öyle her zamanki gibi, eyleme gidiş tavrımla gideceğim darağacına.

Yok! Tıraş falan da olmayacağım.

Önce gidip orada oturacak, bir sigara yakacağım...

Avukatlarıma döneceğim, Bizler için gelecek kuşaklara tanıklık edin, diyeceğim.

Bir devrimci ölüme böyle gider işte.

Bayram yerine gider gibi.”

Bir devrimciyi sıradan bir siyasetçiden ayıran şey Deniz’in bu sözlerinde ortaya çıkmaktadır: Devrimci yaşadığı anın ötesinde tüm zamanların insanıdır. Yalnızca yaşamıyla değil, gerekirse ölümüyle bile o tarihsel sorumluluğunu yerine getirmeye çalışır.

Deniz’in idam sehpasında, “bayram yerine gider gibi” ölüme gideceğini vurgulaması önemlidir. Deniz gelecek kuşaklara idam sehpasına giderken bile bir mesaj verme kaygısındadır. Anlaşılan, bu mesajı vermeyi de başarmıştır. Bugün duvarına Deniz’in resmini asan ve Deniz’in Savunma’sını okuyan o binlerce genç mesajı çoktan almıştır.

Üstelik idam sehpasına giden istisnasız tüm devrimciler de Deniz’le aynı tavrı almıştır. Bu gelenek Şeyh Bedreddin’le başlar. İdam sehpasına yürüyen devrimcilerin her biri başını dik tutarak gelecek kuşaklara birer kahramanlık destanı bırakmıştır. Son olarak Saddam’ın Amerikancı cellatlar karşısında takındığı o cesur tavır, tüm dünya ezilenlerine büyük heyecan vermiştir. Saddam’ın o sehpadaki vakur duruşu, aslında ipi ABD’nin boynuna geçirmiştir.

Ancak karşıdevrimin lider belledikleri idam edildiklerinde aynı kararlılığı göremezsiniz. Şeyh Sait’ler, Mussolini’ler, Menderes’ler... Tümü de o sehpaya titreyerek, af dileyerek, ağlayarak çıkmıştır. Bu çok doğaldır; çünkü onların gelecek kuşaklara bırakacak bir mesajı yoktur. Çünkü onlar tüm zamanların değil, kendi yaşamlarının insanıdır.

Siyaseti de tüm insanlık için devrimci amaçlarla değil, kendileri için yaparlar. O nedenle, vücut olarak ortadan kaldırılmaları siyasi misyonlarının da sona ermesi anl***** gelir. Bir devrimcinin siyasi misyonu ise ölümüyle bile sona ermez.

Deniz’in devrimci karakterinin gelecek kuşaklara verdiği en önemli mesaj işte budur:

“Sehpaya başı dik gitme sorumluluğu.”

Deniz, düzenin tüm uşakları karşısında dimdik durdu

Deniz’in devrimci karakteri bununla sınırlı değildir. Deniz tüm mücadele yaşamı süresince o devrimci karakterin yüklediği sorumlulukları zaten yerine getirmiştir.

Deniz her şeyden önce asidir. Kendisini, 68 gençliğine dayatılan hiçbir siyasi kalıba sığmak zorunda hissetmemiş, devrimciliğinin gerektirdiği ne varsa onu yapmıştır. “Zincirlere sığmamış, taşmıştır.”

İstanbul Üniversitesi’nin ilk işgali sırasında Rektör’le tartışırken, Rektör’ün masasını kırandır o devrimci karakter...

Ya da Şarkışla’da yakalandıktan sonra İçişleri Bakanı’nın karşısına çıkarıldığında Bakan’ı tüm basının karşısında rezil edendir.

Deniz, Bakan’ın karşısında el pençe divan durmamış, onun işbirlikçiliğini gözler önüne sermiştir. Aklı sıra kendisini aşağılamak isteyen Bakan’ın “Bu pejmürde adam mıymış Halk Kurtuluş Ordusu’nun komutanı?” sözüne Deniz’in verdiği yanıt o devrimci karakteri göstermektedir:

“Beğenemedin mi?”

Kendisini kahraman olmamakla suçlayan Bakan’a ise cevabını yapıştırır Deniz:

“Kahramanım tabii. Sizin kahramanlığınız da muhtırayı yiyince istifa etmenizden belli.”

Deniz yakalandıktan sonra karşısına çıkan Vali’nin küçümser tavırla “Yakalandın mı sonunda” demesine şöyle yanıt vermiştir:

“Sen bir köpeksin ve köpek kalacaksın.”

Deniz aynı sözü İçişleri Bakanı’na da söylemiştir:

“Göstereceğiz sana da, senin gibilere de. Amerika’nın güvenilir köpekleri...”

Deniz devrimci karakterinin bir sonucu olan başı dik tavrını 12 Mart’ın faşist mahkemelerinde savcılara karşı da gösterir. İdamla yargılanan Deniz’in mahkemede verdiği savunmada hiç geri adım atmaması, siyasi içerikli bir savunma yapıp bugün de okuduğumuz bir manifesto bırakması o karakterin bir sonucudur. Şu sözleri de kendisini idamla yargılayanlara karşı sanırız herkes kolay kolay söyleyemez:

“İddia makamındaki kişiye birkaç sözümüz var:

Sayın Savcı,

1. Eğer belli bir hata sonucu, iddianame ve mütalaayı hazırladınızsa, dikkatli olunuz; idamını istediğiniz kişiler kasaplık koyun değildir ve siz savcısınız...

2. Yok eğer yaptığınızın bilincinde iseniz:

Yolunuz açık olsun.”

Böylece Deniz, İçişleri Bakanı karşısında kazandığı zaferi faşist cunta karşısında da elde etmiş oluyordu.

Deniz bu tavrı düzenin en tepedeki temsilcilerine gösterdiği kadar en zavallı temsilcileri olan işkencecilerden de esirgememiştir. İşkencecilerine karşı ne yaptığını bakın kendisi nasıl anlatıyor:

“Yakalandın. Adamlar sana vurur, olmadık hakaretlerde bulunurlar. Buna karşı devrimci taktik şu: Sen de söveceksin. Elin boştaysa vuracaksın. Ellerin bağlıysa tüküreceksin yüzlerine. Hiç aşağıdan alıp sinmek yok.

Falakaya falan yatıracaklar. Direneceksin. Güçlükle yatıracaklar. Boyun eğmek yok. Ve onlardan hiçbir istekte bulunmayacaksın. Hiçbir şey istemeyeceksin onlardan.

Böyle yaptın mı herifler işkenceden sonra sana büyük saygı duyuyorlar. Eziliyorlar karşında. İşkence edenler onlar, ama sonuçta ezen sen oluyorsun. İşkenceye senin bunca dayanman ve oradaki bütün devrimci tavrın, heriflerde böyle bir etki bırakıyor.”

İşkencede konuşup hâlâ örgüt liderliği yapanlardan ne kadar da farklı bir tavır değil mi? Yüzlerce sayfa ifade verip “Ben polisin bilmediği hiçbir şey anlatmadım.” diyerek bunu savunan ve 40 yıldır devrimci lider diye ortada gezinenlere inat, Deniz devrimciliğin ve karşıdevrimle uzlaşmazlığın “her an” olması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Deniz’in devrimci karakteri mücadelenin tüm safhalarında doğruyu bulmasını sağlamıştır. 6. Filo eylemlerinde “Provokasyon olmasın!” diye karşısına çıkanları elinin tersiyle itip Dolmabahçe’ye inen Deniz’di. Deniz o güne kadar yerleşmiş eylem tarzlarının tümünü çöpe atıp Amerikan askerini denize dökerek Mustafa Kemal geleneğine ne kadar bağlı olduğunu göstermişti.

Deniz, sözde muhaliflere karşı her zaman gerçek devrimci muhalefetin sesi oldu. İlk gözaltına alındığı tarih 31 Ağustos 1966’dır. Taksim’de Türk-İş Bölge temsilcisi İsmail Topkar’ı protesto etmektir “suçu”. Kasım 1968’de gözaltına alınmasının nedeni ise, Commer’in uçağını Yeşilköy Havalimanı’nda taşlamasıdır. Deniz hem ABD’nin elçisine, hem de onun işbirlikçisine karşı aynı uzlaşmazlık ve affetmezlikle mücadele etmektedir.

Boş zamanlarında değil, her zaman devrimci

Bu noktada sanırız devrimci karakterin ne olduğunu ortaya koymamız gerekmektedir.

O karakteri Deniz’in hayatından öğrenmeliyiz. Devrimci, hiçbir şekilde karşıdevrimle uzlaşmaz. Savcı karşısında da, rektör karşısında da, Bakan karşısında da, işkenceci karşısında da, solcu gözüken işbirlikçiler karşısında da devrimci aynı tavrı alır. Öğrenci eylemlerini fazla büyümeden engellemek için küçük tavizlerle öğrenci derneklerini kandırmak isteyen rektörün masasını kırmak işte o uzlaşmazlığın kanıtıdır.

Zaten karşıdevrimle bir kez uzlaşıldı mı, ortada devrimcilik falan da kalmaz. Deniz’in idam sehpasına bayram yerine gider gibi gitmesinin sırrı işte buradadır. Hayatının hiçbir anında karşı devrimle uzlaşmayan Deniz, o sehpaya başı dik gitme cesaretini bu sayede gösterebilmiştir.

Deniz, devrimciliğin ancak hayatın tümünü adayarak yapılabileceğinin de bilincindedir. Deniz için devrimcilik devrime boş vakitlerini vermek değil, tüm hayatını vermektir.

“Devrim orada mı?” diyerek yakalandığı Sivas’ı haritada alaylı bir şekilde gösteren İçişleri Bakanı’na “Devrimin orası burası olmaz. Devrim her yerdedir!” derken, Deniz aslında farklı bir gerçeği daha ortaya koymaktadır: Bir devrimci için devrim her yerde ve her zamandır. Devrimler zamanının “tümünü” devrime adayan devrimciler tarafından yapılabilir.

Deniz, bu anlamda bir Mustafa Kemal geleneğinin temsilcisidir. Babasına kendisini Kemalist düşünceyle yetiştirdiği için müteşekkir olan Deniz, sanırız Mustafa Kemal’in devrimciliğini de kastetmektedir. Mustafa Kemal, Deniz’ler için sadece bir tam bağımsızlık timsali değildir. Aynı zamanda, 8 Temmuz 1919’da apoletlerini sökerek İstanbul Hükümeti’nin “geri dön” çağırısına uymayan ve “sine-i millet”e dönen Mustafa Kemal tavrıdır Deniz’in takip ettiği. Zaten Samsun’a çıkmayı ve apoletlerini sökmeyi cesaret edemeyen biri Mustafa Kemal de olamazdı.

Aynı şekilde eşini, işini, dersini, anasını, babasını, kendisini düşünen bir Deniz Gezmiş de Deniz olamazdı. Gelecek kuşaklara vereceği devrimci mirası düşünen Deniz, buna uygun bir karaktere ve örnek bir hayata sahipti.

Deniz’in siyaset anlayışı da devrimcidir

Ancak Deniz’in devrimci karakteri siyaset anlayışının da devrimci olmasıyla anlam kazanır. Deniz, Amerikancı düzenin tüm uzlaşma çağrılarına, tüm işbirlikçi-pasifist anlayışlara karşı her zaman devrimci siyaseti savunmuştur.

Deniz’in siyaset anlayışındaki devrimciliğin kökeni de Atatürkçülüğünde yatar. Babasına yazdığı mektupta şöyle der:

“Sana her zaman müteşekkirim; çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. (…)

Biz Türkiye'nin ikinci kurtuluş savaşçılarıyız. Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi. (…)

Bugünkü hükümet, işini gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor; çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar.”

Deniz’in “Bizden başka gerçek muhalefet kalmadı” demesi onun devrimciliğinden kaynaklanır. Kimi sözde muhalif kesimler şöyle ya da böyle sistemle iktidarla uzlaşırken, bir tek Deniz’lerin önderlik ettiği devrimci gençlik hareketi ayakta kalmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, Deniz’in de işaret ettiği gibi o kuşağın “Kurtuluş Savaşı anılarıyla” Kemalist yetişmesidir. Bu yetişme tarzıdır ki, onları İkinci Kurtuluş Savaşçısı yapan.

Kısacası Deniz’in devrimci siyasetinin kökeninde Atatürkçülük ve Ulusal Kurtuluşçuluk vardır. Deniz, Kurtuluş Savaşı öyküleriyle yetişmekle kalmamış, ikincisinin destanını yazmaya koyulmuştur.

Bu destanda Deniz’ler muhalefeti parlamentoya hapseden anlayışlara karşı devrimci gençliği sokaklara dökmüştür. Amerikancı siyasete Deniz’lerin yanıtı Commer’in arabasını yakmak olmuştur.

Ve Deniz’ler solculuklarının ve devrimciliklerinin kökünü Batıda, Rusya’da ya da Çin’de değil, bu topraklarda aramıştır. Deniz’lerin Samsun’dan Ankara’ya yaptığı “Mustafa Kemal Yürüyüşü”nün anlamı da budur. Deniz, elinde Türk bayrağıyla en önde yürürken, Batıcı sol anlayışa da karşı çıkmaktadır.

Deniz’in elindeki bayrağı tekrar kaldırmanın vaktidir

Deniz’in “Mustafa Kemal Yürüyüşü”nde en önde yürürken elinde tuttuğu Türk bayrağı, bugün onun yolundan gittiğini iddia eden hareketler tarafından çoktan düşürülmüştür. Bugün o bayrağı tekrar kaldırmanın vaktidir. Bu da ancak Deniz gibi Kemalist yetişmekten gurur duyan ve İkinci Kurtuluş Savaşçısı olduğunun bilincinde olan TÜRKSOLU tarafından yapılabilir.

Deniz’in dik tuttuğu o bayrak neyi simgeliyordu peki?

Öncelikle Türklüğü simgeliyordu. Adı üstünde: Türk Bayrağı... Ama bugün Hrant Dink cinayetinden sonra “Hepimiz Ermeniyiz” sloganlarıyla yürünürken, “Hepimiz Türküz” diye yürümek isteyenler ırkçılıkla suçlanıyor. İçişleri Bakanlığı ise “Hepimiz Türk’üz” yürüyüşlerini provokatif olduğu gerekçesiyle yasaklıyor.

Deniz’in elindeki bayrak milliyetçiliği simgeliyordu. Deniz’ler faşistlerin her saldırısı sonrasında “Gerçek milliyetçi öğrenciler biziz. Bize saldıranlar ise sahte milliyetçidir, Amerikan köpeğidir.” açıklaması yapardı. Bugün ise, “yükselen milliyetçilik” tehlike olarak görülüyor.

Deniz’in taşıdığı bayrak Mustafa Kemal’i simgeliyordu. Deniz’ler kendisni “Mustafa Kemal gençliği” olarak nitelendirir, İkinci Kurtuluş Savaşçısı olmakla övünürdü. Mustafa Kemal resmi, tüm eylemlerde en önde taşınırdı. Bugün ise Türkiye’de kimi “sol” iyice kompradorlaşmış ve Atatürk’ten uzaklaşmış durumdadır.

Deniz’in taşıdığı o bayrak solculuğu simgeliyordu. Halkı örgütlemek, kitleselleşmek, milletle bütünleşmekten başka bir hedef yoktu. O dönem Deniz’ler marjinal değil, tersine son derece meşru ve halkın bağrına bastığı bir devrimci gençlik hareketi yaratmayı başarmıştı. Bugün Deniz’in yolundan gittiğini iddia eden “sol” ise, ABD’nin kucağına oturmuş, Kürtlerin peşine takılmış, halk düşmanlığı yapmaktadır.

Deniz’in taşıdığı o bayrak, antiemperyalizmi simgeliyordu. Dünyanın bütün mazlum uluslarının birliği ve emperyalizmle görüldüğü her yerde mücadele edilmesi düşüncesi Deniz’lere hakimdi. Bugün ise Saddam’ın idamıyla mutlu olan, Kürtçü olduğu için ABD’nin Irak işgalini destekleyen bir anlayış yaşamaktadır.

Deniz’in taşıdığı o bayrak, takipçisi olduğunu iddia edenler tarafından çoktan terk edilmiştir. Deniz’in ulusal kurtuluşçu, ulusal solcu bayrağını tekrar yukarı kaldırmak bugün TÜRKSOLU’nun görevidir.

Siyasi tespitlerin sonu geldi: Deniz olabilecek miyiz?

Deniz Gezmiş’i ölümünün 35. yılında anarken artık siyasi tespit yapmanın sonu gelmiştir. Bugün yüz binler sokaklara dökülmüş, Deniz’in dik tuttuğu bayrağı zaten yukarı kaldırmaktadır.

Bugün Deniz’in bayrağını yeniden dik tutmanın ve yüz binlerin taşıdığı al bayrağa Deniz gibi devrimci anlam vermenini vaktidir.

Siyasi tespit yapmak bugünün ihtiyacı değildir. Yüz binler zaten “Tehlikenin farkındayız!” diye yürümektedir. Dost düşman belli olmuştur.

Artık birer Deniz olma vakti gelmiştir. Ülkede neler olup bittiğinin herkes farkındaysa, devrimci sorumlulukların hatırlanması gerekir.

Deniz olmanın anlamı, tespit yapmak değil, devrim yapmaktır.

Deniz olmanın anlamı, bayrağı dik tutmaktır.

Deniz’i okuyan, Deniz’i tanıyan, Deniz’i anmaya çalışan herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekir:

“Deniz olabilecek miyim?”

Deniz olmayı hedeflemedikten sonra Deniz’i okumanın ne anlamı vardır ki?

Öyleyse soruyoruz:

Deniz olabilecek miyiz?

Soldan sağa, sağdan sola sallayabilecek miyiz bayrağı?

Bayram yerine gider gibi gidebilecek miyiz darağacına?

Devrimciliğimizin olanca sıcaklığıyla kucaklayabilecek miyiz sevdiklerimizi?

Sayımızın azlığına...

Düşmanın çokluğuna...

Bakmadan... Bıkmadan... Usanmadan... Yılmadan... Yorulmadan...

Önümüze çıkan bütün düşmanların hakkından gelebilecek miyiz?

Yaşımız ne olursa olsun ülkemizin bağımsızlığına kendimizi feda edebilecek miyiz?

Deniz’i yitirişimizin 35. yılında bu sorular güncelliğini çok daha fazla koruyor.

Erkin kardeşimin dediği gibi:

“Deniz olmak kolay değildir; ama Deniz olmadan da vatanı yaşatmak mümkün değildir.”

Vatanı yaşatmayı kafasına koyanlar sadece ve sadece damarlarındaki asil kana inansınlar yeter...

Muhtaç olduğumuz kudret oradadır.


Özgür Erdem



Kaynak:Özgür Erdem - Hepimiz birer Deniz olmalıyız; çünkü Türkiye’nin devrime, devrimin de devrimciye ihtiyacı var
sheytan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekle
Alıntı ile Cevapla
Alt 22-12-2007, 04:30 PM   #3
spermeydan 1.güzeli
 
sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Haydi bastır GALATASARAY-En büyüksün GALATASARAY-Yönetim,Futbolcu,Taraftar-Şampiyonsun GALATASARAY
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 3.017
Blog Mesajları: 5
Cinsiyet:
Rep Gücü: 75 Rep: 7081
sheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyor
Cevap: Deniz Gezmiş Fan Clup

30 yıl sonra
gençlik ne istiyor?


30 yıl önce, 1972'de, 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece, devrimci gençlik hareketinin en önde gelen liderleri olan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edildiler.

O günden bugüne geçen 30 yıllık süre içinde Denizler unutulmak bir yana, giderek daha da hatırlanır oldular. İdamlarının 30. yıldönümüne gelindiğinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının isimleri onurlu bir kuşağın gurur duyulan isimleri haline geldi.

Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu durum ve bunun karşısındaki çaresizlik, Türkiye'yi bu duruma getiren sürece daha en başında direnen devrimci gençlik hareketini ve onun önderlerini daha da değerli kılıyor.

Devrimci Gençlik Ne İstedi? Düşmanı Kimdi?

Denizlerin idamının ne anlama geldiğini bugün Türkiye daha iyi anlıyor.

Devrimci gençlik hareketi o dönemde ne istediğini açıkça belirtmişti: Emperyalistlerin tahakkümünden kurtulmuş, kendi halkının iradesiyle yönetilen bir Türkiye. Yani "tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye".

Bu devrimciler bu fikirleri savunmaktan ve mücadele etmekten başka bir şeyle suçlanmadıklarına göre idam fetvası verilen de bağımsız Türkiye özlemidir.

İkinci olarak, Denizler amaçlarına ulaşmak için Türkiye'deki siyasal mekanizmadan herhangi bir beklenti içine girmeyerek, tarihsel bir geleneğe yani Kuvayı Milliye geleneğine dayandılar. Güvendikleri toplumsal kuvvet ise parlamentarizm içinde asla özlemine ulaşamayacak olan emekçi halktı.

Yani Denizlerin idam kararı, aslında, Batıcı ve gerici bir siyasal düzeni sürdürme çabasından başka bir şey değildi.

Deniz Gezmiş gençliğin kavgasını "antiemperyalist" kavga olarak adlandırmıştı. Denizler ulusal kurtuluş savaşçıları olarak emperyalistlerin düşmanıdırlar. Devrimci gençlik andında "sayımızın azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan" diye belirtilen bir bölüm vardır.

İşte bu sefer düşman, sayılarına bakmaksızın ne olursa olsun onları yoketmek gerekliliğini kavramış olarak saldırmıştı. O dönemin devrimci liderlerinin büyük çoğunluğu şehit edildiler. Çünkü bu savaş sadece devrimciler için değil, devrimcilerin ve halkın düşmanı olan emperyalistler için de ölüm kalım savaşıydı.

Köklü Gelenek, Güçlü Halk Desteği

1970'lere girilirken iyice açığa çıkan şey, emperyalistlerin çıkarları ile ezilen ulusların bağımsızlığını birarada muhafaza edebilecek bir dünya sisteminin bulunamayacağıdır. Geçen 30 yıl hem dünya çapında bir krizi derinleştirdi, hem de daha fazla ulusun emperyalistlerin saldırılarına hedef olduğunu gösterdi.

Bu yüzden emperyalistler için her ulusal kurtuluş mücadelesi tehdittir. Hele hele köklü bir geleneğe, güçlü bir halk desteğine sahipse daha da büyük tehdittir.

Türkiye'nin yüzyılın ilk çeyreğindeki bağımsızlık mücadelesinin ne anlama geldiği bilinir. Eğer aynı ülkede milyonlarca insanın dilinde "ikinci kurtuluş savaşı" sloganı duyuluyorsa ve devrimciler emperyalizme karşı mücadelenin gereklerini ölümü göze alarak yerine getireceklerini göstermişlerse, emperyalistler açısından bunun ne anlama geleceği de açıktır.

Bu yüzden Batıcı rejimin Denizlerin idamını bir an önce ilan etmek için ne büyük bir çaba içine girdiğini hatırlamak gerek. O günün parlamenterlerinin yalnızca ülke içindeki bir siyasal hesaplaşmanın, bir intikam arzusunun izinde hareket ettiğini söylemek gerçekleri algılama bozukluğunun bir sonucudur ancak. İdam edilenler ne karşıt siyasetin bürokratları, ne siyasi parti liderleri, ne bakanlar, ne de askerlerdir. Devrimci gençler, ulusal kurtuluş savaşçıları, Atatürk'ün izindekiler idam edilmiştir. Mesaj elbette Batıyadır: Senin yanındayız ve düşmanlarına saldırıyoruz.

Bugün Gençlik Ne İstiyor?

Türkiye'yi bugüne getiren süreç Denizler gibi ulusal kurtuluş mücadelesinde kararlı gençler varken olanaklı değildi. Onlar varoldukça Türkiyeyi emperyalistlere bağlayan ip bir yerde mutlaka kopacaktı. Bu yüzden Türkiye'yi emperyalistlere bağlayan ip Denizlerin boğazına dolandı.

Bugün Türkiye 60'lı yıllarda olduğundan daha fazla emperyalizme bağımlı. Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü ABD ve AB'nin emperyalist çıkarları daha fazla tehdit ediyor.

Bunun yanında ülkenin böyle bir boyunduruktan kurtulabilmesi için mevcut siyasal mekanizmadan beklentiler içine girmek olanaklı değil. Tüm parlamenter yapı olduğu gibi Batının gösterdiği yolda yürümekte kararlı.

İnanılması güç ama arada hiçbir fark yok. O gün Denizlerin mücadele ettiği Batıcı ve gerici rejim neredeyse tamamen aynı kadrolarla devam ediyor yoluna. Denizlerin idamından hemen sonra Türkiye'yi yıllarca yönetmiş ve büyük krizlere sebep olmuş tüm parlamenter yapı olduğu gibi korunuyor. Soluyla sağıyla tek vücut halka karşı duruyorlar.

Denizlerin istediklerinden ve yaptıklarından daha azını istemek için hiçbir neden yok? Daha fazlasını istemek gerekiyor. Çünkü Türkiye, devrimci gençlik hareketinin ve ulusal kurtuluş mücadelesinin boğulduğu ölçüde daha geriye gitti.

Türkiye'yi Ne Hale Getirdiler?

Atatürk'ün yolundan yürümeyen siyasal partilerin hegemonyası giderek güçlendi. Öyle ki Denizlerin idamından bu yana tek bir Atatürkçü iktidar görülemezken, Atatürk düşmanı olduğunu gizlemeyen partilerin koalisyonlarıyla Türkiye yönetildi. Görülmedik derecede gerici yönetimler altında Türkiye büyük karışıklıklara sürüklendi. Binlerce insanın hayatına malolan katliamlara, aydınlarımızın birer birer katledilmesine göz yuman, destek çıkan, kışkırtan iktidarlar Batıya verdikleri tavizleri gericilere verdikleri tavizlerle koruyabildiler. Halkın üstünde büyük bir baskı ve korku rejimi oluşturdular. Gerici odakların desteğini almadan hiçbir parti bir yere kıpırdayamıyor.

Türkiye on yıllardır, halkın en çok %20'sinin desteğini alan partilerin koalisyonlarıyla yönetiliyor. Elbette bu oyu alabilmelerinin de tek sebebi kendi çıkarları doğrultusunda sürekli yeniledikleri seçim sistemleri.

Buna rağmen bugün hiçbir partinin %10'ları aşabilecek bir desteğe sahip olmadığını partilerin kendi yaptırdıkları kamuoyu yoklamaları gösteriyor. Buna rağmen "başka bir alternatif yok" demekte ısrar ediyorlar.

Elbette böylesine bir halk düşmanı rejim halka hiçbir şey vermiyor. Tersine daha Atatürk zamanında inşa edilmiş kamusal alan ortadan kaldırılıyor. Batı sermayesinin hegemonyasında olmaktan başka bir şey ifade etmeyen piyasa düzeni tüm ekonomimizi yıkıyor. Halka yoksulluk getiriyor. Ülkenin geniş köylü kitlesi tarımın tamamen kendi haline bırakılması, yani çökertilmesi ile kentlere göçe zorlanıyor. Ve şimdi kentlerdeki büyük işsizlik dalgası halkı ne yapacağını bilemez halde ortada bırakıyor.

"Paran yoksa öl" diyebilmiş bir piyasa düzeni savunuculuğunun gençliği isyan ettirmesine kimse şaşıramaz. Gençliğin bu düzeni ortadan kaldıracak bir devrim istemesi haktır.

Denizler böyle bir gidişi gördükleri gibi ona karşı mücadele ettikleri için hedef haline geldiler.

Bunun Batı işbirlikçileri açısından ne kadar yerinde bir tespit olduğunu ise Türkiye'nin geldiği yerin bir başka yüzü gösteriyor.

Düzeni halka ve Türkiye'nin bağımsızlığına karşı daha yıkıcı olmamakla eleştiren, piyasacılığın ve Batıcılığın meşruluğunu gözeten bir komprador sol anlayış, neden iktidarın "başka bir alternatif yok" diyebildiğini açıklıyor.

Denizlerin her türden oportünizme, revizyonizme ve Batı uşaklığına karşı aldığı net tavrı ortadan kaldırılınca meydan böylelerine kalıyordu.

İşte şimdi de bunlar yeniden "faşizm geliyor" korkutmacalarıyla halktan daha fazla taviz, Batıdan daha fazla hamilik beklemiyorlar mı? Türkiye'nin Batı karşısında bağımsız kalmayı isteyen ulusal kuvvetlerine karşı "sivil" parlamentarizm destekçiliği yapmıyorlar mı?

Devrimci gençlik varken böyle bir düzen de, böyle bir solculuk da mümkün değildir. Herkes bunu tecrübeleriyle biliyor.

Halk Denizleri Neden Benimsedi?

Siyasal düzenin halkın güvenini kazanamadığı ölçüde Denizler de halk tarafından benimsenmiştir. Aradan geçen 30 yıla rağmen ne unutturulabilmişler, ne olumsuz bir örnek haline getirilebilmişler, ne de ulusal kurtuluş davalarından koparılarak "eşkıya" haline sokulabilmişlerdir. Halkın gözünde tek ve devrimci bir gençlik görüntüsü Denizler ile vardır.

Denizler ne şekilde halktan koparılmaya çalışılırsa çalışılsın bu mümkün olmamıştır. Durdukları yer doğrudur çünkü. Onlar parlamentarizmin demokrasi aldatmacalarına kanmamışlar, halkın sisteme olan inançsızlığının açık, net sözcüleri olmuşlardır.

Deniz'i bir efsane haline getiren olaylardan biri, yakalandığında dönemin İçişleri Bakanı kendisini aşağılamak isterken ona verdiği cevaptır. Bakan "Bu pejmürde kılıklı adam mı halk kurtuluş ordusunun komutanı?" dediğinde Deniz başı dik "Ordu muhtırayı verince sizin ne olduğunuzu da gördük" diyerek cevap verir.

Türk halkını temsil etme yeteneği olmayan, ondan olmayan, Batılı ve halk düşmanı bir parlamenter gelenek 27 Mayıs'tan sonra bu sefer elleri kelepçeli devrimci bir gencin bu sözleri altında ezilecektir.

Denizleri o parlamentarizmden ayıran ne varsa halk bugün ona sahip çıkıyor ve Denizler bu yüzden dimdik ayakta hatırlanıyor.

Devrimci Gençlik Olmak

Bunun yanında bugün halkın çoğunluğunun da gençliğe yönelik bir beklenti içinde olduğunu söylemek gerekli. Siyasal rejim ciddi bir krizde, ancak bunun dışına çıkmak için tüm yollar kapalı gözüküyor. Mevcut siyasal rejim dışında halkın en güvendiği kurum olarak ordu ortaya çıkıyor. Ancak tek başına ordunun halkın beklentilerini yansıtabilmesi mümkün gözükmüyor. Ayrıca halkın kendi bağımsız örgütlerinin olmadığı koşullarda mevcut siyasal mekanizmaya yönelik her müdahale çıkmazları daha da arttırmaktan başka bir şeye yaramıyor.

Gençlik bu yüzden kendini siyasetin zincirlerinden kurtardığı oranda halkın umudu olmaya devam ediyor. Devrimci gençlik hareketinin 50 yıla uzanan tarihi siyasal mekanizmanın halkçı eleştirisinde gençliğin kuvvetli bir unsur olduğunu gösterdi. Bu gerçek belleklerden henüz kazınabilmiş değil ve bu yüzden gençliğin attığı her adım coşkuyla karşılanıyor.

Gençliğin isteği, her şeyden önce bu beklentiye cevap verebilmek. Halkın istediği gençlik olmak. Devrimci gençlik olmak.

Halkın gençlikten beklentileri gençliğin de bugün ne istediğini belirliyor? Sermayenin ve emperyalistlerin çıkarlarından arındırılmış halkçı ve bağımsız bir Türkiye.

Gençliğin ne istemediği de ortada: Bugünkü siyasal yapının, düzenin devamı. Gençlik kesinlikle mevcut parlamenter yapıyla Türkiye'nin güzel bir geleceğe yönelmediğini görüyor. O günlerde halkın Denizleri benimsemesine temel olan "düzen karşıtlığı" bugün de Türk gençliğiyle halkın arasında bağların kurulmasını sağlıyor.

Halk İttifakı ve Gençlik

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan da zaten böyle bağların kurulması. Şimdiki Batıcı ve gerici siyasal rejimin değiştirilmesinin yolu onun karşısında yer alan tüm ulusal kuvvetlerin yeralacağı bir devrimle mümkün.

Siyasal rejimin tamamen dışına sürülmüş emekçi halkın, aydınların, gençliğin ve rejimin her şeyin günah keçisi olarak ilan ettiği ordunun arasında sağlıklı bağların kurulması gerekli.

Bugün mevcut siyasal rejim ve destekçileri tarafından bunların hepsine karşı bir karalama kampanyası yürütülmekte. Emekçiler ve kamusal alan, ekonomik krizin sebebi olarak gösterilmekte ve IMF reçeteleri, Amerika'nın memurlarının yönetimi doğrultusunda tüm fatura emekçi halka çıkarılmaktadır. Siyasette emekçilerin ağırlığını hissettirebilecek her türlü çaba popülizm olarak suçlanmakta, zaten baskılarla iyice güdükleştirilmiş emekçi örgütlenmesi ve mücadelesi yıllardır hedef gösterilmektedir.

Türkiye'nin aydınlarına karşı da özellikle medya tarafından yürütülen bir savaş açılmıştır. Ülkenin bağımsızlığını savunmak, AB süreci içerisinde Türkiye'yi bekleyen tehditlerden bahsetmek "Sevr paronayası" yapmakla suçlanmaktadır. Oysa bu şekilde aydınlarımıza saldıranların zaten Sevr gibi bir derdi hiç olmamıştır. Açıkça ülkenin bölünmesinin ve bağımsızlığını ABD ve Avrupa çıkarları doğultusunda terk edilmesinin propagandası yapılmaktadır.

Aydınlar 80'li yılların başından beri özellikle artan baskıların yanısıra ordunun özellikle 28 Şubat süreci ile birlikte gericiliğe ve siyasal partilerin gericilere verdikleri tavizlere karşı durduğu zamandan beri ciddi bir saldırı altındadır. Buna ek olarak ordunun AB süreci içinde çekincelerini ortaya koyması, ekonomik krizde siyasal partileri suçlaması giderek daha fazla saldırıların hedefi olmasına yol açmıştır. Bağımsızlığı savunan aydınlarımıza yönelik saldırıların benzerleri orduya karşı da yöneltilmiştir. Son olarak ordunun 90'lı yılların başından beri, siyasal rejimin ve liberal çevrelerin aksine Irak konusunda toprak bütünlüğünün korunması doğrultusundaki tavrı da, Türkiye'nin toprak bütünlüğü konusunda en ufak bir derdi olmayan siyasal partilerin ve düzen savunucularının tepkisini toplamıştır.

Bu yüzden Batıcı ve gerici rejimin kendisine sorun çıkaracağını düşündüğü tüm kuvvetlere yönelik saldırıları şiddetle artarken kendi mezarını da kazmakta olduğunu söylemek gerek.

Devrimci gençliğe yönelik saldırıların Cumhuriyet'in bağımsız ve devrimci rejimini ayakta tutmaya çalışan böyle bir halk ittifakını ortadan kaldırmak için yapıldığı unutulmamalı.

Gençlik halkın devrimci örgütlenmesinde her zaman önemli görevler üstlenecektir. Gençlik bu örgütlenmenin bir parçası değil en militan örgütleyicisidir.

İdeolojik olarak da gençlik siyasal rejimle her türlü bağları kopararak halkın desteğini kazanma mücadelesinin kararlı savunucusu olacaktır. Gençlik Atatürk'ün, Türkiye'nin bağımsızlığı ve halkın iradesiyle yönetilmesi fikrinden kopmayacaktır.

Devrimciler Ölür, Devrimler Durmaz Sürer

Dev-Genç Marşı'nın iki dizesinde açıklanmıştır durum: "Devrimciler Ölür/Devrimler Durmaz Sürer". Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan devraldıkları bir bayrağı en onurlu biçimde geleceğe devretmek için idam sehpasına yürürlerken bugün Türkiye'de halkın en çok ihtiyacı olan şeyi onlara vermiş oldular.

Devrimci gençler kısa yaşamları içinde Türk halkının zekasını, çalışkanlığını ve ahlakını en yüce bir şekilde kanıtlamış oldular.

Bugün Türk halkı tarihinde görmediği kadar aşağılanmaktadır. Emperyalistlerin saldırganlığı görülmemiş boyutlardadır. Türkiye toprakları da bu saldırganlığın hedefleri arasındadır. Sömürgecilik saldırısı, onlara hizmet eden komprador sistem görülmedik derecede aşağılıktır.

Böyle bir durumda gençlere, devrimci gençlere ihtiyaç vardır. Kimse gençliksiz bir yere kıpırdayamaz. Ülke onlara emanet edilmiştir.

Bu koşullarda Denizlerden farklı düşünmek için neden var mı? Denizlerden farklı yaşamak için neden var mı?

Gençlik devrim istiyor!

Ya istiklal ya ölüm! Tek yol devrim!



Erkin Yurdakul


Kaynak: Deniz Gezmiş Sayfaları
sheytan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekle
Alıntı ile Cevapla
Alt 22-12-2007, 04:34 PM   #4
spermeydan 1.güzeli
 
sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Haydi bastır GALATASARAY-En büyüksün GALATASARAY-Yönetim,Futbolcu,Taraftar-Şampiyonsun GALATASARAY
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 3.017
Blog Mesajları: 5
Cinsiyet:
Rep Gücü: 75 Rep: 7081
sheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyor
Cevap: Deniz Gezmiş Fan Clup

Deniz Gezmiş (Türk Solu,19 Kasım 1968)
Gençlik ve antiemperyalist kavgası


Çağımız devrimcilerin Amerikan emperyalizmini adım adım kovaladığı çağdır. Çağımız gençliğin Çekoslavakya'da ve diğer revizyonist ülkelerde karşı devrimci olduğu çağdır. Çağımız biz yaştakilerin Vietnam'da, Dominik'te, Meksika'da Amerikan emperyalizmine karşı dövüşerek öldüğü çağdır.

Az gelişmiş dünya halkları emperyalizme karşı bir savaş verirken gençlik bunun dışında kalamaz. Biz daima ezilenlerden yana çıkmak zorundayız. Eğer bizim kavgamız antiemperyalist kavganın paralelinde yürümezse, ayaklarımız havada kalır.

Yalnız gençlik bu paralelde savaşırken politik partilerden bağımsız olmak zorundadır.

Geçmişteki örnekler bağımlılığın zararlarını göstermiştir. Bu hataları bir kere daha tekrar etmenin anlamı yoktur. Gençlik yalnız devrime karşı sorumludur, politik partilere değil. Zaman olur ki bütün politik partiler karşı devrimci olabilirler. Bugün Türkiye'de olduğu gibi. Bu nedenlerden ötürü gençliğin görevi antiemperyalist kavgaya katılmak fakat bağımsız olmaktır.

Bugün bu zorunlu kavgada tek umut olması gereken devrimci gençlik bölünmüştür. Burada şüphesiz ki oportünist kişilerin rolü büyüktür. Dürüst, yiğit, devrimci kardeşlerimizden bir kısmı, sekterlikleri yüzünden oportünistlerin etki alanına girmiştir. Bu giriş onları giderek karşı devrimcilerin safına düşürmüştür. O kadar ki, Amerikan erlerini denize atmak isteyenlere engel olmak için barikat kumaya kadar götürmüştür. Bu gidiş onları aktif direnmenin başladığı yerde pasif direnmeye itmişti. Cağaloğlu'nda görüldüğü gibi. Bu oportünist kişiler hiçbir şey yapamadıkları zaman faşizm gelir fobisini ortaya atarak devrimci gnçliği eylemden çekmeyi denemişlerdir. Bu fobi kısmen başarı sağlamış ve devrimci eyleme büyük darbe vurmuştur.

Bu iddiayı dikatle incelemek gerekir. Sosyalist örgütün %3 oy aldığı bir ortamda faşizme gitmek için hiçbir sebep bulunmazken bunu söyleyenler Hürriyet Meydanı'nda ve Kızılay'da hiçbir şey halledilmez diyenlerle aynı düşünceye sahiptirler. Fakat bütün bunları olağan karşılamak gerekir. Çünkü küçük burjuva sosyalistlerinden fazlası beklenemez. Onlar, elbette ki, rahat mücadeleyi tercih edeceklerdir. Bizim bu gibilere söyleyeceğimiz tek şey şudur:

"Düşmesin bizimle yola
Evinde ağlayanların göz yaşlarını
Boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar."

Devimci gençlik Amerikan emperyalizmine ve oportünizmine karşı duran gençliktir. Onların görevi sayısının azlığına düşmanın çokluğuna bakmadan Amerikan emperyalizmine karşı sonuna kadar dövüşmektir. O en iyi biçimde karar veren ve uygulayandır. O boş gecelerini değil, boylu boyunca ömrünü bu kavgaya verendir.

Yaşasın Bağımsızlık savaşı veren dünya halkları!

Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!


--------------------------------------------------------------------------------

Denizlerin THKO Davası Savunması'ndan:
Türkiye'nin bağımsızlığından
başka bir şey istemedim.
Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.
Ve ben 24 yaşındayken kendimi
Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.


Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik.

Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.

1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960'da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs'ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü'yü düşürdü, Demirel'i iktidara getirdi.

Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz

Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye'de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit'in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu'ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye'de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükümetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa'ya Bağlılık Mitingi'ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik.

1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu'na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20'ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa'yı paravan yapanlar "önceden Atatürkçü geçinirken O'nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı." suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.

Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.

Anayasa'yı en fazla savunan bizleriz

İddianame'de bizim Anayasa'yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa'yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa'yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.

İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı'na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.

Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız

Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye'ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel'in Anayasa'yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika'ya satmasına ses çıkarılmadı.

Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik

Bizim düşmanımız
Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir


Dediğim gibi Türkiye'yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir.

Türkiye'nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa'nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır.

Biz strtaejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur.

Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler. Toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur.

Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken mili bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz

Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır.

Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.

Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.

21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar

Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.

Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa'nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklamızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum.

Türkiye'nin bağımsızlğından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.


Erkin Yurdakul


Kaynak: Deniz Gezmiş Sayfaları
sheytan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekle
Alıntı ile Cevapla
Alt 22-12-2007, 04:35 PM   #5
spermeydan 1.güzeli
 
sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Haydi bastır GALATASARAY-En büyüksün GALATASARAY-Yönetim,Futbolcu,Taraftar-Şampiyonsun GALATASARAY
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 3.017
Blog Mesajları: 5
Cinsiyet:
Rep Gücü: 75 Rep: 7081
sheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyor
Cevap: Deniz Gezmiş Fan Clup

Denizler nerede yanıldı?

Nasıl devrimci gençlik olunacak? Gençlik bir devrimin örgütlenmesinde nasıl bulunacak?

60'lı yıllarda gençlerin kafasını en çok meşgul eden soru buydu herhalde. O dönemin ideolojik ortamını en çok etkileyen de bu sorundu. Gençler devrimci ve antiemperyalist mücadelenin örgütlenmesinde kendilerine yer arıyorlardı. Ancak bildikleri bir şey de bunun yalnızca kitaplar okuyarak öğrenilemeyeceği idi. Ciddi bir ideolojik çalışmanın yanında gençler halkla bağlar kurmaya, devrimci eylemler örgütlemeye giriştiler. Kısa zamanda çok büyük bir kitleselliğe ve halkın içinde önemli bir güce ulaştıkları da söylenebilir.

Ancak bu çaba aynı zamada bir çok yanlışları da beraberinde getirdi ister istemez. En önemli sorun gençliğin ne yapması gerektiği üzerineydi? Denizler ısrarla gençiliğin tüm siyasal partilerden uzak durmaları gerektiğini vurguladılar ki, bu doğruydu. Gençliğin rolü ve doğası hakında gerçekten önemli bir fikirdi bu. Ancak zamanla bu fikir tek başına gençlerin öncü kuvvetler olarak algılanmasına kadar vardı. Hatta bunu da aşarak tüm devrimci eylemin yükünü gençlerin sırtlayabileceklerini düşündüler. Ülkenin siyasal mekanizmasından tümüyle kopup devrimci eylem örgütlemeye girişmek doğruydu, ancak halktan koparak devrimci eylem mümkün değildi.

Silahlı eylem Türkiye koşullarında ister istemez bunu getirdi. Denizler çıkışlarında ve eylemlerinde Kuvayı Milliye'ye dayanıyorlardı. Ancak bunu Latin Amerika benzerlerine koşullayarak salt silahlı eyleme indirgemek büyük bir hataydı, aynı zamanda ülkenin gerçek tarihsel mirasından da kopulmasını getirdi. Gençlik, enerjisini halk kuvvetlerinin bağlarının güçlendirilmesine, örgütlendirilmesine ve bilinçlendirilmesine harcayabileceği bir zamanda ondan tamamen kopmak sonucunu doğuracak bir eylem türüne girişti. Denizlerin önemli yanlışı budur.

Ancak sapla samanı birbirinden ayırmak gerekir. Denizlerin idam edilmesinin sebebi devrimci olmalarıydı. Yanlış eylemler yapmaları değil. Onlar maceraya giriştiler ve bunun bedelini ödediler demek ağır bir sapkınlık belirtisidir. Dönemin devrimci gençlik önderlerinin tümünün de büyük saldırılar ve ölümlerle karşılaşmalarının sebebi devrimcilikleridir. Yanlış eylemleri değil. Devrimci mücadelenin bedelinin ağır olduğunun en temel kanıtları yine Kuvayı Milliye geleneğinin binlerce şehitle kurtuluşa ulaşmış olmasıdır. Devrimcilik için "ölüm hoş geldi, safa geldi" diyebilecek kadar metin olmak şarttır.

Denizlerin hataları, asıl yıkıcı sonuçlarını onlar idam edildikten sonra gösterdi. Devrimci hareket 70'li yıllar boyunca büyük bir ideolojik bunalıma düştü. Bir yandan kurtuluşa ve Kuvayı Milliye geleneğine yönelik bir umutsuzluk başgösterdi. 60'lı yıllar boyunca ciddi ideolojik ve tarihsel bir bilincin gelişmesine sebep olmuş sistem eleştirisi yerini, düzen solcularının da körüklediği bir "faşizm" edebiyatına bıraktı. Bu zeminde gerçekten faşist ve provokatör güçler ortalıkta cirit atabildi, gençlere saldırdı ve Amerikancı 12 Eylül faşizminin hazırlanmasında uygun bir zemin yaratılmış oldu.

Diğer yandan bir halk ittifakı kurulamadığından hareket yine çoğunlukla gençlerin sırtındaydı. Halk ittifakı kurulamamasının sebebi dayanabilecek tarihsel bir gelenek olmayışıdır. 60'ların ve 68'in halk-gençlik-ordu ittifakı ve bu ittifakı yaratan Kuvayı Miliye geleneği yokedildi. Bugün bile devam eden halk karşıtı ve Kuvayı Milliye karşıtı "sol" gelenek işte bu ortamda şekillendi.


Erkin Yurdakul


Kaynak: Deniz Gezmiş Sayfaları
sheytan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekle
Alıntı ile Cevapla
Alt 22-12-2007, 04:38 PM   #6
spermeydan 1.güzeli
 
sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Haydi bastır GALATASARAY-En büyüksün GALATASARAY-Yönetim,Futbolcu,Taraftar-Şampiyonsun GALATASARAY
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 3.017
Blog Mesajları: 5
Cinsiyet:
Rep Gücü: 75 Rep: 7081
sheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyor
Cevap: Deniz Gezmiş Fan Clup

İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu ile
Deniz Gezmiş arasında geçen konuşma


Menteşoğlu: Neden yola çıktın bu genç yaşta?

Deniz: İnandığım dava uğrana mücadele veriyorum. Sizin yüzünüzden mücadele veriyorum.

Menteşoğlu: Nereye gidiyordunuz?

Deniz: Devrime

Menteşoğlu: (Eliyle duvardaki haritada Sivas'ı işaret ederek) Devrim o tarafta mı?

Deniz: Devrimin o tarafı, bu tarafı yoktur. Her taraftan gelir.

Menteşoğlu: Parayı ne yaptın?

Deniz: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu paranın gereğini yapacaktır.

Menteşoğlu: Halk Kurtuluş Ordusu nedir? Türkiye'de bir tek ordu vardır o da Cumhuriyet ordusudur

Deniz: Hükümetinizin istifasından belli.

Menteşoğlu: İşte bu pejmurde adam Türkiye Halk Kurtuuş Ordusu'nun kahraman kumandanıymış. İyi bakın kılığına kıyafetine suratına.

Deniz: Kahramanım tabii.

Menteşoğlu: Kimin kahraman olduğu belli olmadı mı?

Deniz: Belli oldu. Kahraman olduğunuz için istifa ettiniz değil mi?


Erkin Yurdakul


Kaynak: Deniz Gezmiş Sayfaları
sheytan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekle
Alıntı ile Cevapla
Alt 22-12-2007, 04:41 PM   #7
spermeydan 1.güzeli
 
sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Haydi bastır GALATASARAY-En büyüksün GALATASARAY-Yönetim,Futbolcu,Taraftar-Şampiyonsun GALATASARAY
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 3.017
Blog Mesajları: 5
Cinsiyet:
Rep Gücü: 75 Rep: 7081
sheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyorsheytan çok gurur duyuyor
Cevap: Deniz Gezmiş Fan Clup

Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü düzenleyen
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Türk halkına çağrısı


Büyük Türk Milleti!

Atatürk için toplanalım!

Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluş idealini yaşatmak için,

Mustafa Kemal devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için,

Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için,

Tam bağımsız geçekt-en demokratik Türkiye için,

Gazi Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluşçu saflarında toplanalım.!

Yaşasın Türkiye! Yaşasın yarının bağımsız Türkiyesi için mücadele!


Erkin Yurdakul


Kaynak: Deniz Gezmiş Sayfaları
sheytan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekle
Alıntı ile Cevapla
Alt 22-12-2007, 04:43 PM   #8
spermeydan 1.güzeli
 
sheytan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)