![]() |
| | |||||||
İNSAN katogorisi Fan Clup forumu içinde "Cem Karaca Fan clup" başlıklı konu görüntüleniyor, "Biyografi Muhtar Cem Karaca 5 Nisan 1945'de İstanbul'da dünyaya geldi. Tiyatrocu bir ailenin tek çocuğuydu ve sanatçı bir ailenin çocuğu olmak onun sanatla içiçe büyümesini sağladı. Ortaöğretimini Robert Koleji'nde yapan ..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Aktif Uye ![]() | Biyografi ![]() Muhtar Cem Karaca 5 Nisan 1945'de İstanbul'da dünyaya geldi. Tiyatrocu bir ailenin tek çocuğuydu ve sanatçı bir ailenin çocuğu olmak onun sanatla içiçe büyümesini sağladı. Ortaöğretimini Robert Koleji'nde yapan Cem Karaca'nın müzikle tanışması oldukça ilginçtir. Ergenlik çağındayken hoşlandığı kızı etkilemek amacıyla şarkı söylemeye başlamış ve bu başlangıcın arkasından devam eden olaylar sonucu kendisini müzik piyasasının içinde bulmuştur.Cem Karaca'nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından olmuştur. İlk dönemlerde Jaguarlar, Dinamitler gibi gruplarla amatörce çalışmalar yapan Cem Karaca bu dönemlerde henüz Anadolu müziğiyle tanışmamış batının Rock'n'Roll müziğine gönül vermiş bir şekilde o dönemin popüler parçalarını söylemekteydi. O dönemlerde Cem Karaca'nın en büyük destekçilerinden biri de İlham Gencer'di ve onun orkestrasında müzikal deneyimini o dönemlerde oldukça ilerletmişti. Bu dönemlerde müziğin yanında tiyatro ile de ilgileniyordu Cem Karaca ve çeşitli oyunlarda da görev aldı. Anadolu insanıyla tanışma Cem Karaca'nın Anadolu müziği ile ciddi anlamda ilk tanışması ise askerliği esnasında oldu. Askerliği sırasında Anadolu'yu daha yakından tanımasının yanısıra birgün orada askerliğini yapan birisinin saz çalışı sonucu daha önce son derece ilkel ve sıkıcı bulduğu bu müziğin aslında onun o anki gerçek duygularını yansıttığını ve hiçbir batı müziğinin o sazın içerdiği duyguları içeremeyeceğini anladı. Cem Karaca'nın profesyonel olarak ilk müzikal deneyimi ise Apaşlar grubu ile 1967 yılında Hürriyet'in düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasında Emrah isimli parçalarıyla aldığı ikincilikle oldu. Aldıkları bu dereceden sonra Apaşlar grubu müzikal çalışmalarına dört elle sarıldı ve daha önceki tutkuları olan batı beat müziği ile yeni tutkuları doğu müziğini sentezleyip Anadolu-Beat tarzında çalışmalara giriştiler. Bir süre sonra arkalarına Ferdy Klein orkestrasını da alarak müzikal altyapılarını iyice güçlendiren Cem Karaca ve Apaşlar grubu Ferdy Klein orkestrası eşliğinde de bir süre yollarına devam ettiler. Bu beraberlik 1969'un sonlarına kadar sürdü ve ortaya çıkan sağlam ve başarılı eserlere rağmen grupta gitarist Mehmet Soyarslan ve Cem Karaca arasında doğan bazı politik anlaşmazlıklar sonucu Cem Karaca ve Apaşlar grubu dağıldı. Bu grubun dağılmasından sonra Cem Karaca kafasındaki gerçek anlamda sol söylemde ve doğulu kimliğiyle Rock müzik yapma düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla Apaşlar'ın basçısı Seyhan Karabay'ı da yanına alarak, yeni bir grup kurmak amacıyla genç ve yetenekli bir gitarist olan Ünol Büyükgönenç'i ziyarete gitti ve görüşme olumlu sonuçlanınca bu üçlü Cem Karaca-KARDAŞLAR grubunu kurma girişimlerinde bulundu ve hep beraber müzisyen arayışına girdiler. Birkaç başarısız kombinasyondan sonra vokalde Cem Karaca gitarlarda Ünol Büyükgönenç bas ve ıklığ'da Seyhan Karabay ve davulda Hüseyin Sultanoğlu tarafından kardaşların ilk gerçek kadrosu kurulmuş oldu.Fakat ilk baştaki maddi sıkıntılar nedeniyle Cem Karaca, Almanya'ya biraz para kazanıp gruba adam gibi ekipmanlar alabilmek için Ferdy Klein orkestrası eşliğinde çalışmalar yapmaya gitti. Almanya'dan dönüşte Karaca'nın Almanya'dan getirdiği yeni gitarist Alex Wiska'yı da yanlarına alarak tam gaz çalışmalara başladılar ve Cem Karaca-KARDAŞLAR'ın çıkış 45'liği olan Dadaloğlu'nu yayınladılar. Bu 45'liğin listelerde iyi bir sıraya yerleşmesinden sonra çok sağlam 45'lik çalışmalarına devam eden Kardaşlar bir dönem Alex Wiska gruptan ayrıldıktan sonra Fehiman Uğurdemir'le son kadrolarını oluşturup bir süre daha çalışmalarına devam ettiler. Dışarıda grubun durumu oldukça iyi gözükmesine rağmen Cem Karaca ve Seyhan Karabay arasındaki tartışmalar Cem Karaca Kardaşlar'ın dağılmasına sebep oldu. Grup Hüseyin Sultanoğlu yerine başka bir davulcu bulduktan sonra gerçekten Türk müzik piyasası ilginç bir değiş tokuşa sahne oldu. Cem Karaca, Kardaşlar grubundan ayrılıp Anadolu Pop'un güçlü sesi Moğollar'la birleşirken Kardaşlar'da o dönemliğine konserlerde solistlik yapmak için Moğollar'la anlaşmış Ersen Dinleten'i gruplarına dahil ettiler. Cem Karaca Moğollar'la Anadolu Rock tarzında çalışmalarına Kardaşlar sound'undan çok daha farklı olsa da devam ettiler. Moğollar'ın Cahit Berkay'ın Fransa'ya gitmesi üzerine dağılmasıyla, Cem Karaca yeniden bir grup kurma arayışına girişti ve müzikal kariyerinin en önemli ve olgun dönemlerinden birini yaşayacağı grup olan Cem Karaca-DERVİŞAN kuruldu. Cem Karaca bu grubu kurarken esas amacı Kardaşlar ve Moğollar'daki Anadolu Rock tarzına devam etmekti fakat gruba yeni giren basçı Oğuz Durukan ve Klavyeci Uğur Dikmen'in uzun süre İsveç'te Asia Minor Mission isimli grupla beraber yaptıkları müzikten ötürü batı progressive rock müziği konusunda deneyimli fakat Anadolu- Rock konusunda deneyimsiz olmaları bu grubun soundunun batıya kaymasına sebep oldu. Cem Karaca bu grubu Ünol Büyükgönenç ile birlikte kurmuştu fakat daha bir 45'lik yapımına bile girişmeden grupla verilen birkaç konser sonrası grubun kuruluş ilkelerine uyulmadığı gerekçesiyle Ünol Büyükgönenç gruptan ayrıldı. Dervişan grubu müzik yaptığı sürece gerçek anlamda birçok kadro değişikliğine uğramış bir gruptu. Bu grubun kilit isimleri ise Cem Karaca ve Uğur Dikmen'di. Cem Karaca'nın Kardaşlar ve Moğollar'da politik rock müziği çalışmalarına (Kardaşlar-Oy Gülüm Oy, Moğollar-İhtarname) yer vermiş olduğu görülse de ciddi anlamda sol söyleme geçtiği ve sanat toplum içindir düşüncesini gerçek anlamda benimsemiş olduğu esas grup Dervişan'dır. Dervişan politik-rock yapmanın yanısıra İngiltere'de King Crimson,Yes,Emerson Lake&Palmer gibi grupların öncülük ettiği progressive rock müziğinin Uğur Dikmen ve Oğuz Durukan gibi ustalar sayesinde Türkiye ile tanışmasında önemli rol oynamıştır. Türkiye'de bu tarz çalışmalar zaten olmuyor değildi(Barış Manço'nun 2023 albümü gibi) fakat Dervişan gerçekten "Zamanında acaba Türkiye'de progressive rock yapıldı mı?" sorularının hepsini safdışı edebilecek nitelikte bir grup olarak Türk Rock tarihinde derin izler bırakmıştır. Cem Karaca toplama olmayan ilk LP'sini yine bu grupla çıkarmıştır."Yoksulluk Kader Olamaz" adındaki bu LP adından da anlaşılacağı gibi sol söylemde bir albümdür. Bu albümün kadrosu son ve en uzun sürmüş Dervişan kadrosudur. Basta-Hami Barutçu, davulda-Sefa Ulaştır, gitarda-Taner Öngür, klavyede-Uğur Dikmen ve vokalde-Cem Karaca... Dervişan'ın dağılmasından sonra ise Cem Karaca 70'lerdeki son grubu olan Edirdahan'ı kurmuş ve bu grupla Safinaz isminde bir Long Play yapmıştır. Bu Long Play, Barış Manço-Kurtalan Ekspresi'nin 1975 yılı albümleri 2023 ile birlikte Türkiye'nin sayılı senfonik rock albümlerindendir.. Edirdahan'dan sonra uzun bir süre Almanya'da yaşayan Cem Karaca yurda döndüğü zaman solo olarak müzik çalışmalarına devam etmiştir. Sanatçının en son albümü, Nisan-1999'un başlarında piyasaya sürülmüş olan "Bindik Bir Alamete Gedeyoz Kıyamete" isimli albümdür. Sanatçı Cem Karaca, solunum ve kalp yetmezliği nedeniyle 8 Şubat 2004 günü 59 yaşında hayatını kaybetti. Karaca, Üsküdar Seyit Ahmet Yesevi Camii’nde kılınan namazın ardından Karaca Ahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. ![]() |
| | |
| Sponsored Links |
| | #2 |
| Aktif Uye ![]() | Diskografi 45 likler Emrah / Karacaoğlan Hudey / Vahşet / Bang Bang / Shakin' All Over Emrah / Hücum / Karacaoğlan / Ayşen Ümit Tarlaları / Anadolu Oyun Havası / Suya Giden Allı Gelin / Nasıl da Geçtin? Ümit Tarlaları İstanbul'u Dinliyorum / Oy Bana Bana Oy Babo / Hikaye İstanbul / Why Emrah 1970 / Karanlık Yollar Resimdeki Gözyaşları / Şans Çocuğu Tears / No , No , No Ayrılık Günümüz / Gılgamış Zeyno / Niksar Bu Son Olsun felek Beni (Karacaoğlan III) Emmioğlu / O Leyli Kendim Ettim Kendim Buldum / Erenler Dadaloğlu / Kalender Tatlı Dillim / Demedim mi? Kara Yılan / Lümüne Acı Doktor (Kısım 1) / Acı Doktor (Kısım 2) |
| | |
| | #3 |
| Aktif Uye ![]() | Kara Üzüm / Mehmet'e Ağıt Askaros Deresi / Üryan Geldim Obur Dünya / El Çek Tabib Gel Gel / Üzüm Kaldı Namus Belası / Gurbet Beyaz Atlı / Yiğitler Tamirci Çırağı / Nerdesin? Mutlaka Yavrum / Kavga Beni Siz Delirttiniz / Niyazi Parka / İhtarname Mor Perşembe / Bir Mirasyediye Ağıt 1 Mayıs / Durduramıyacaklar Halkın Çoşkun Akan Selini Yurt Dışı 45'likler Hasret / Alamanya Uzun Çalar'ları Cem Karaca'nın Apaşlar , Kardaşlar , Moğollar ve Ferdy Klein Orkestrası'na Teşekkürleriyle Nem Kaldı Parka / İhtarname Yoksulluk Kader Olamaz Safinaz Hasret Die Kanaken Merhaba Gençler Ve Her Zaman Genç Kalanlar |
| | |
| | #4 |
| Aktif Uye ![]() | Bir Ceviz Ağacı Cem Karaca 1 Mayıs'ın Devrimcisi, İşçinin Tamirci Çırağı Toplumsal sorunlar, barış özlemi, sevgi, adalet arzusu... Cem Karaca şarkılarının vazgeçilmez temalarıdır bunlar. Gözü kara bir anlam bulurlar halkın sözlerinin yankılandığı Cem Karaca müziğinde... Şarkı sözleri, gücünü Anadolu ezgilerinden alan müziği, kitleleri ayağa kaldıran tesirli sesi ve sıra dışı politik duruşuyla döneminin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Cem Karaca’nın hayatı ibret verici bir kitabe adeta... 8 Şubat 2004’te aramızdan ayrılan müziğimizin aykırı, asi ve unutulmaz sesi Cem Karaca, ölümünden iki yıl sonra bilinmeyen yönleriyle bu kitapta karşımıza çıkıyor. "Doğuma da ölüme de çiçekler yolluyoruz" diyen ve hayatını dolu dolu yaşayan Türkiye’nin isyankar gür sesli sanatçısı Cem Karaca’nın, doğumundan ölümüne kadar 59 yıllık yaşamı manevi oğlu Genco Sabancı tarafından kaleme alındı. Türkiye’nin en önemli müzik adamlarından birinin hayatıyla bizleri yeniden tanıştıran eser, aynı zamanda Türk müzik ve politik tarihine de ışık tutuyor Yayın Yılı: 2006 336 sayfa |
| | |
| | #5 |
| Aktif Uye ![]() | ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
| | |
| | #6 |
| Aktif Uye ![]() | basından At bizim, avrat bizim, silah bizim, şan bizim.. , H?ncal Uluç At bizim, avrat bizim Silah bizim, şan bizim.. Namus belasına kardaş Yatarız zindan bizim!.. Bilmem neden, Cem'in her şarkısını severim de, bunu başka severim.. Bundaki o meydan okuyuş havası bir de Dadaloğlu'nda vardır.. Cem öyle gürler ki yer gök inler.. Belimizde kılıcımız Kirmani, Taşı deler mızrağımın temreni. Hakkımızda devlet etmis fermanı, Ferman padişahın, dağlar bizimdir. Belki de Cem'in o kafa tutan gürleyişine bayılırım ben.. Sanki o gürleyiş için yaratılmış sesine.. Cem Karaca ile yolum iki kere çok yakın kesildi.. İlkinde ikimiz de dünyada yoktuk.. Ülkü Tamer Radikal'de tatlı tatlı tiyatro anılarından söz eder.. Bir defasında, zaman dünyalar güzeli Toto Karaca'dan nakletmişti.. Antep'te turnedeler.. Oyunun ortasında tiyatronun sahnelendiği sinemanın kapısı ardına kadar açılmış.. Genç bir subay atla dalmış içeri.. Toto'yu kaçırmak için.. "Toto'yu kaçırmak için değil" diye açtım telefon Ülkü'ye.. Kaçırmak istese ona kimse engel olamazdı. Çünkü o Çerkez delikanlısı Deli Fuat Teğmendi.. Benim babamdı.. Kaçırmak için gitseydi, bugün ne Cem olurdu, ne de ben.. Babam kültüre, sanata çok meraklı.. Yer ayırtmak için haber salmış, tiyatroya.. "Deli Fuat" diye namı var ya.. "Olay molay çıkarır" diye yer vermemiş, atlatmaya kalkmışlar.. Deli Fuat bu.. "Öyle gelmezsem böyle gelirim" diye basmış tiyatroyu.. Atla.. İkinci kesişmemiz Köln'de oldu. Vatandaşlıktan çıkarılmış. Hakkında davalar var 12 Eylül döneminden kalma.. Yurda dönemiyor.. Vatan hasreti ile Alaman ellerinde her gün bir daha ölüyor.. Oturduk uzun uzun konuştuk.. "Dönmezsem ölürüm Hıncal" dedi.. Geldim.. Özal devri.. Adnan Kahveci dostum.. Büyük kültür sanat dostu.. Bilirim.. Koştum ona.. "Cem" dedim, "Dönmek istiyor.." "Hükümet, vatandaşlığa dönme, kararname işlerini bana bırak.. Sen iyi bir hukukçu bul ki, döndüğünde kapıda tutuklanmasın. Sürünmesin.." dedi. Buldum.. En iyisini buldum.. Baro Başkanı idi o zaman. En yakın dostlarımdan.. Turgut Kazan.. "Çözerim" dedi.. Verdim Cem'in Alaman numarasını.. Turgut, tereyağından kıl çeker gibi çekti, Cem'i Köln'den, vatana.. Vatandaşlığa dönüş kararnamesini de Adnan Kahveci çözdü.. Sıla bitti.. Hasret bitti.. Ama Cem'in de devri bitmişti.. Ülkede artık yeni bir müzik modası, gençlerin yeni starları vardı.. Cem'i eski zafer günlerine döndürmeye bizim gibi nostaljik takılanların sayısı yetmedi.. Türkiye'yi sarsan Cem, gözden ırak, gönülden ırak, sessiz sedasız bir yaşama düştü.. O gürleyen, o gürlemek için yaratılan ses meydanları, salonları bir daha gümbür gümbür gümbürdetmedi.. *** Dadaloğlum bir gün kavga kurulur, Öter tüfek davlumbazlar vurulur. Nice koçyigitler yere serilir, Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. Bir koçyiğit daha yere serildi.. "Kalan sağlar bizimdir" be Cem.. "Kalan sağlar bizimdir.." |
| | |
| | #7 |
| Aktif Uye ![]() | basından Bir Anadolu Rock Operası Olarak Safinaz ![]() Yıl 1978. Cem Karaca Safinaz'ı kaydetti. Uzunçaların bir yüzü Safinaz diğer yüzü Kara ve Şeyh Bedrettin Destanı'ndan oluşuyordu. Safinaz'da hikaye basit. Kasım İstanbul'da kapıcılık yapar. Kızı Safinaz'ı okutmak istese de maddi durumu buna müsaade etmez. Safinaz okuldan ayrılır ve fabrikada çalışmaya başlar. Gerisi dram... Bu çok bildik arabesk senaryo 70'lerin Türkiye'sinin, hatta 80'lerin bir gerçeği idi. O yıllarda Cem Karaca gözyaşı ile sonlanması gereken bu tür hikayeleri rock kalıpları ile anlatmaya ve söylemini yavaş yavaş sertleştirmeye başlamıştı. Önce Tamirci Çırağı'nda, sonra Safinaz'da alabildiğine sert ve coşkulu bir müzikle çok özel bir anlatım kullanmış, insanların içinde burukluk bırakması gereken bir hikayeyi coşkuya dönüşen bir öfke ile sonlandırmıştı. Bu dosya, ölümünden sonra hakkında birbirinden farksız şeyler söylenen Cem Karaca'yı farklı bir şekilde anmak için yapıldı. Bir LP'nin tek tarafına çöreklenen, bittiğinde heyecanına, coşkusuna, öfkesine hayran bırakan ve insana "vay be" dedirten ve hatta "böyle şeyler de yapılmış demek" diye şu anki durumumuza deli gibi hayıflandıran Safinaz isimli 18 dakikalık senfonik parça, "Bir Anadolu Rock Operası" olarak hayal edildi... Kapıcı Kasım, karısı Asiye, kızı Safinaz ve aslında tek başına apayrı bir hikaye olabilecek lümpen Niyazi'nin hikayesi... Üç dakikalık pop şarkılarının tüketilmeye alışıldığı günümüzde bir LP'nin bir yüzünü kaplayan ve aslında "ticari açıdan intihar" sayılabilecek 18 dakikalık bu parça her türlü övgüyü, heyecanı ve bir rock operası olabilme hayalini fazlasıyla hak ediyor. Safinaz, Cem Karaca'nın maddi kazancını düşünmeksizin bir dert anlatmaya, hatta milyonlarca insanın çaresizliğini anlatmaya çalışmasıdır ve bu yüzden de önemlidir. Cem Karaca dendiğinde Safinaz Safinaz diye bahsedilen o meşhur şarkının hikayesi işte budur. Belki günün birinde hayalimiz gerçekleşir ve bir "Anadolu Rock Operası"yla anarız Cem Karaca'yı... Kim bilir. |
| | |
| | #8 |
| Aktif Uye ![]() | basından CEM – FERİDE Karaca Günü Geçmiş Bir Balayı Yaşıyorlar, HEY Tam 769 gün geçti kara kaplı kitaba attıklarından bu yana . Cem Karaca ve eşi Feride Karaca bunca günden sonra balayı yapma fırsatını buldular.Hem de doktor raporu ile. Ne diyor doktor : “Bir ay istirahat edeceksin ” “Biz de “ diyor Cem Karaca “bir başka iki kuş vurduk ve 769 gün sonra balayını aradan çıkardık” 'Bir 5 ağustos gecesiydi.Eski karım ile barışma ümidim suya düşmüştü. İçtim içtim darma dağınık oldum. Sonra bir gece kulübüne gittim.Dostlarımın arasında tanımadığım bir sarışın vardı ismi Feride imiş. “Evet. Ben de oradaydım, ama tiksindim o gece ondan.Oysa hayallerimin erişilmez prensiydi Cem” “O günü bir başka gün takip etti.Dünya güneşin etrafında şöyle bir dolaştı.bir dost evindeydim şimdi... Kendimi bir çift gözün kıskacında hissettim.Sarışın hatun oradaydı ve beni gözleri ile köşeye kıstırmıştı.İki kadından arta kalmış Bizanstan daha köhne bakir çocuk ben hayatımda ilk defa utandım... Aynadan gözlüyordum .Feride’yi yüzüne bakamıyordum” Feride ile Cem Karaca Şile’de hırçın denizde dalgalarla şakalaşıyorlardı.Bir koca dalga geldi sildi götürdü onları, hatıralarının kucağına fırlattı. “Cem’i ilk defa gördüğümde zurna gibi sarhoştı. Nefret ettim. Halbuki onu sahnede seyretmek için ne paralar harcamıştım.Tanınmış bir moda evinde çalışıyordum.Aylığım 900 liraydı.Hiç unutmam Cem’in bir konseri için 30 liralık b letlerden 30 tane satın alıp bunları arkadaşlarıma dağıtmıştım.Aylığımın tamamını bilet parasına vermiştim.Konser sonunda imza almak için odasına koştuğumda Cem “Ulan mahaller kızları gidin buradan” diye kapıyı suratıma kapamıştı.Ve o gece başım önümde eve döndüm.Ertesi gün babamdan borç isteyince parayı nereye harcadığım öğrenildi.Ve... hayatımda ilk defa babamdan iyi bir dayak yedim. İşte böylesine bir tutkundum idi Cem’e . Ama onu sarhoş karşımda görünce bütün hayallerim yıkıldı.O gece hiç uyuyamadım .Nefret ettiğim adamı ertesi gün ayık derli toplu görünce için kıpırdadı Hem de nasıl , dalga dalga.... Dalgaların koynundaki Cem Karaca - Feride Karaca ikilisi evlendikten 769 gün sonra baş başa tatil geçirmenin mutluluğunu tadıyorlardı. Eğer o korkunç kazayı geçirmeselerdi, eğer doktor Cem’ doktor istirahat vermeseydi eğer Cem’ın kırık kaburgaları hala daha sızlanmasaydı bu tatili yapmalarına imkanı olmayacaktı.Feride Cem’in kucağında , Cem dalgaların kucağında gittiler eskilere. “Cem bana bakmıyordu.Acaba çirkin miyim diye kendimi yiyordum .Aynaya baktım güzelliğimi görmek için. Orada Cem’in şeytani gözleri ile karşılaştım.Beni aynadan süzüyordu .İçim bir hoş oldu. “Feride’yi o akşam yanımdan ayırmak istemiyordum.Türk dilindeki bütün ustalıklarımı kullanarak şöyleşiyi akşam bir kulübe gitmeye yönelttim.Dostlar arasından ilk olarak itiraz yükseldiyse de sonunda hep beraber kulübe gittik.İlk raundu kazanmıştım.Gece yan yana oturuyorduk İçimin ilk defa kıpırdadığını sonra kabardığını daha sonra da taşmaya başladığını hissettim.İlk defa bir aile kızına göz koymuştum.Acaba diyordum bu iş olur mu ? Sonra onu dansa kaldırdım , hızlı müzik çalıyordu” “Ah Cem Ah ne kadar istedim müzik yavaşlayınca da dans edelim diye..Ama sen oturmayı tercih ettin .Oysa ben sana sarılmak istiyordum. O kadar soğuktun ki .” Her şey o gün öylesine güzeldi ki :Bir sinema şeridi gibi olaylar birbirine sarılmış çift baş başa olmanın mutluluğunu tadıyordu.Arada bir Feride Cem’e sıkıca sarılınca Cem’in kaburgaları sızlamasaydı her şey daha iyi olacaktı ya neyse... Onlar saniye saniye yaşadıklarını hissediyorlardı. “O Gün Feride’nin çalıştığı yere gidip randevu almaya karar verdim.En çarpıcı nasıl olurum diye düşündüm. Kravat ceket pek beni açmadı.Komando kılığına girdim moda evine daldım. Hemen Feride’yi bulup karşısına geçtim.” “Benden erkek pantolon istiyordu.Oysa çok iyi biliyordu ki o mağazada erkek eşyası satılmıyordu.İzmit’teki konserine davet etti beni. Önce naz yapıp olmaz dedim. Sonra da kabullendim. O gece İzmite gittik” “Hep kafamda şeytani fikirler vardı . Ama cesaret edemiyordum .Çünkü aile kızıydı o , başkalarına benzemiyordu.Konserden sonra sabaha karşı evine bıraktım.İki gün sonra tekrar buluştuk. “ “Nüfus kağıdımı istedi benden.Çantamda hazırdı, hemen eline tutuşturdum.Evlenmek istiyordu benimle. Tarih 11 Ağustos’u gösteriyordu.21 Ağustos ‘da noktayı koyduk” “Nokta değil , iki nokta üst üsteydi” Onlar şimdi Şile’nin kumsalında baş başa günler geçiriyorlar. Evlendikten 769 gün sonra ... Darısı hayal edenlerin başına. |
| | |
| | #9 |
| Aktif Uye ![]() | basından Cem Karaca dönek mi?, Haydar Ergülen - Radikal Dönek ne demek ya da dönek kime derler? Bir düşünceyi ya da inancı terk edip bir başka düşünce ya da inancı seçene mi? Yoksa inancını, düşüncesini satılığa çıkarıp, kalemini, sanatını, düşüncesini paranın, kapitalizmin ve egemenlerin hizmetine verene mi? Hangisidir dönek? 12 Mart askeri darbesinden başlayarak, özellikle soldan gelip iktidarın, egemenlerin sözcülüğüne soyunanları şöyle bir düşünürseniz, kimlerin dönek olduğunu da kolayca görürsünüz. Cem Karaca dönek olsaydı ya da satılık olsaydı, merak etmeyin, ölümü bu kadar ıssız olmazdı! Perihan Mağden'in cumartesi günkü yazısında söyledikleri çok doğru, ne televizyonlar yayınlarını kesti ne de Barış Manço'da olduğu gibi evi 'ziyaret yeri'ne dönüştü! Çünkü Cem Karaca hayat macerasında hangi konaklara uğramış olursa olsun, hâlâ solcu ve muhalif olarak görülüyordu. İlki de önemli ama ikincisi şimdi daha önemli. Fikir adamları, sanatçılar, yazarlar, şairler, fikir ve sanat üreticileri yani, bir yerden bir yere giderken, gittikleri yerden dönerken, değişime uğrayabilirler, fakat bu onların temel değerlerini unuttukları anl***** gelmez! Büyük Ekim Devrimi'nden büyülenen pek çok yazarın Sovyetler Birliği deneyiminden hayal kırıklığıyla döndüğünü biliyoruz. Birkaçı dışında, bu yazarlar toplumun dönüşümü ideallerinden vaz mı geçtiler, hayır. Bizden de İsmet Özel. Hadi konuşalım: Hangimiz İsmet Özel'in şiirlerini Marksizm'den İslam'a geçtiği için okumayı bıraktık? İsmet Özel söyleşilerinde sürekli olarak şunu vurguladı: Beni sosyalizme götüren sebepler nelerse, İslam'a götüren sebepler de onlardır. Bunda yadırganacak bir şey yok: Adaletten, bireyin özgürlüğünden, toplumun kurtuluşundan yana olan, yoksulları, işsizleri, ezilenleri, azınlıkları gözeten, iktidarın dilini benimsemeyen, egemenlerin borazanı olmayan, yani o inatçı muhalif damarın kesilmesine izin vermeyen bir insan dönek sayılabilir mi? Dönek olmak için, adalet ve özgürlük fikrine karşı olmak, kalemini kapitalizme kiralamak, mevcut düzenin sürüp gitmesine katkıda bulunmak, sistemin sunduklarından pay sahibi olmak gerekir. (Elbette İsmet Özel örneğinde acı bir yan var. Yer değiştirmesini önemsemedim, nasılsa sebeplerinin aynı olduğunu söylüyordu. Fakat Sivas Şehitleri'nin ardından söyledikleri herhalde yalnızca sosyalistlerin, demokratların, şairlerin değil, Müslümanların da canını sıkmıştır.) Cem Karaca, şimdi 40'lı-50'li yaşlarda olan herkeste uzak-yakın hatıralar bıraktı. Kardeşim Kemal'le benim de elbette en çok sevdiğimiz şarkıcıydı. Ben eğitimimi sürdürürken, okulda pek gözü olmayan kardeşim Kemal, babamın yanında kaporta dükkânında 'tamirci çırağı' olarak çalışmaya başlamıştı ve her cumartesi akşamı haftalığını aldığında bir-iki 45'lik plakla gelirdi, çoğu Cem Karaca'nındı bunların. Fakat bir anım var ki Cem Karaca'yla, çok acı ve hâlâ hatırladıkça bana utanç ve üzüntü veriyor. Cem Karaca'nın Almanya sürgününden dönmesinin ardından, 1989 olmalı, sevgili arkadaşım Soner Olgun'un evine gitmiştik bir gece. Soner'in eşi Filiz, Serpil, belki Aygen ve Levent, bir yerlerde hayli kafa çekmiş olmalıyız ki, sarhoşluğumu şimdi bile hatırlıyorum. Eve girdik, Soner, Cem Karaca ve şimdi kim olduğunu hatırlayamadığım biri daha. Soner Olgun'u bilirsiniz sıkı müzik adamıdır, besteleri, sözleri, yorumu. Cem Karaca'yla da herhalde bu minval üzre s bet ediyorlardı. Ve biz Cem Karaca'ya selâm bile vermedik. Aynı salonun |
| | |
| | #10 |
| Aktif Uye ![]() | basından Cem Karaca İngiliz basınında!,The Guardian İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesi, geçen ay yaşama veda eden Cem Karaca'nın sanatı hakkında okuyucularına bilgi verdi. Gazetedeki yazıda, Karaca'nın muhalif yapısıyla dikkat çektiği ve 1980'li yılların büyük bölümünü ''sürgünde'' geçirdiği anlatıldı. 58 yaşında kalp kirizi sonucu ölen Karaca için, ''O, milyonlarca Türk için vatanındaki dönüşümü temsil eden bir fenomendi'' ifadesini kullanan gazete, Karaca'nın Türk solunun önemli isimlerinden biri olduğunu kaydetti. The Guardian, Cem Karaca'nın müziğinin, Anadolu ile İstanbul'daki batılı yaşam tarzını benimsemiş orta sınıf arasında kurulan bir köprü niteliği taşıdığı yorumunu yaptı. Cem Karaca'nın İstanbul'da doğup büyüdüğünü ve Robert Koleji mezunu olduğunu hatırlatan İngiliz gazetesi, ''Ailesi onun bir diplomat olmasını ümit etmişti, ancak Karaca müzik yeteneğinin genç kızları etkilediğini fark edince bu alana yönelmişti'' diye yazdı. Karaca'nın 1960'lı yıllarda Batı açısından protest bir sanatçı olarak kabul edilebileceğini, ancak o yıllarda Türkiye'de henüz böyle bir kavramın oluşmadığını kaydeden gazete, 1979 yılında Almanya'ya giden Cem Karaca'nın o yıllarda dönme çağrılarını reddettiğini, Türk vatandaşlığından çıkarıldığını ve 1987 yılına kadar bu ülkede kaldığını belirtti. The Guardian gazetesi, ünlü sanatçının daha sonra dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın danışmanıyla yapılan gizli bir anlaşmayla ülkesine döndüğünü ve Osmanlı geleneğine uygun olarak Özal'ın elini öperek minnetini gösterdiğini belirtirken, ''Bu davranış, onun pek çok dostu tarafından dönek olarak adlandırılmasına yol açtı'' diye yazdı. Ünlü sanatçının uzun saçlarından hiçbir zaman vazgeçmediğini, aynı şekilde şapkasının da bir simge haline geldiğini kaydeden The Guardian, ölümünden önce tutucu kesimin özgürlüklerini de savunan Karaca'nın ardından küpeli, uzun saçlı gençlerle, başörtülü kızların aynı anda matem tuttuklarını yazdı. “Tears in the picture” and... Cem Karaca, SKY LIFE There are songs that grow on you. Wherever you are, whoever you’re with, they turn up suddenly when you’re least expecting them, calling you to account for the way you’ve lived your life. This may sometimes take a while since the breaking point usually occurs when the singer dies. Just like now. There’s no way I can listen to ‘The Tears in the Picture’ nowadays without my eyes misting over, because the singer of this song, Cem Karaca, is gone. Gone way too early, at 59, when he might still have sung so many more songs. And we are reminded of our own past and of Turkey’s introduction to Anatolian Rock, protest music and pop, its argument, and eventual reconciliation, with it. A CHILDHOOD IN THE WINGS Karaca was born in 1945. His family, especially on his mother’s side, were actresses, or singers--Grandmother Mari, Great Aunt Roza, mother Irma, whom you know not as Irma but as Toto Karaca, because when she married she took the name of her husband, theatre actor Mehmet Karaca, an Iranian Azeri like herself. When the couple, who married in 1939 at the Iranian Consulate, had their union registered officially by the Republic of Turkey in 1952, little Cem was confused. Discovering the marriage certificate in the house at the age of nine or ten, he was quick to accost his parents, “Tell me quick, am I illegitimate?” Cem Karaca’s childhood was spent in Istanbul’s Bakirköy district, in the backstage of theatres. He dreamed early on of a musical career, but while his mother supported him, his father, who had got it into his head that his son was going to be a diplomat, did everything he could to thwart him. He booed his son when he went on stage at the family nightclub and even went so far as to hire a man to go on stage and say, “Give it up, son. Here, take this fifty liras and let a real Adana man play so we can dance.” But the indomitable Cem went on performing the songs of Elvis Presley and Frank Sinatra. ROCK COMES TO TURKEY The first group Karaca formed while he was a boarding student at Robert College was called ‘Cem Karaca and the Dynamites’. This was followed by ’Cem Karaca and Your Expectations’ and ‘Cem Karaca and the Jaguars’. The ‘saz’, a traditional Turkish string instrument, that Karaca heard during his military service, changed course of his music. No longer could he make music from outside his country’s tradition. This transformation was the harbinger of Anatolian pop. Researching Anatolian culture, Karaca began composing and performing his songs in its folk tradition. His first composition in this style was a setting to music of folk poet Emrah of Erzurum’s verse ‘Yok Yok’, which won Karaca and his new group, ‘The Apaches’, second place in the Golden Microphone competition in 1967. The song was also recorded by the daily Hurriyet, sponsor of the contest. Karaca and the Apaches turned next to 16th-century folk poet Pir Sultan Abdul’s ‘Hudey’. Karaca was the latest rage with Turkey’s youth, and his group’s first concert at the Site Cinema would be remembered for a long time. Despite being swindled, they turned a six-month stint in Germany into a worthwhile musical experience, one product of which was ‘The Tears in the Picture’, sales of which topped 600 thousand. Karaca and his group attracted bigger audiences by turning their concerts into spectacles, a development in which Karaca’s theatre experience in high school, in fact his role in a play by Altan Erbulak, played a big part. |
| | |