FORUM SUPERMEYDAN  
Kültür Sanat ve Havacılık forumları key ödemeleri Estetik prefabrik reklam verin

Geri git   FORUM SUPERMEYDAN > İNSAN > Fan Clup

Cem Karaca Fan clup

İNSAN katogorisi Fan Clup forumu içinde "Cem Karaca Fan clup" başlıklı konu görüntüleniyor, "Cem Karaca: Sanat Yapar, Sema Sak Cem Karaca için ölüm, özlem ve korku gelgitlerindeki bir yabancıydı. Geçtiğimiz hafta, merhaba diyerek bu yabancıya, yüzlerini hiç görmediği büyüklerine kavuştu tekbir sesleri eşliğinde. ..."

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15-11-2007, 06:29 PM   #11
Aktif Uye
Hayranım sana ,Sabrına, Sakince karşımda durup, Meydan okuyan o tavrına, Varlığına
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Nerden: denizliden
Mesajlar: 1.287
Cinsiyet:
Rep Gücü: 43 Rep: 4189
PAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyor
PAM.aRt - MSN üzeri Mesaj gönder
basından

Cem Karaca: Sanat Yapar, Sema Sak


Cem Karaca için ölüm, özlem ve korku gelgitlerindeki bir yabancıydı. Geçtiğimiz hafta, merhaba diyerek bu yabancıya, yüzlerini hiç görmediği büyüklerine kavuştu tekbir sesleri eşliğinde. "İnsanlar fikr-i takip olursa yenilenme sürecini yaşarlar" dedi ve fikr-i sabit olanları bırakıldığı yerde otlayan koyunlara benzetti. Çalkantılı yaşamı boyunca 'dönek' yaftasına aldırmadan doğru bildiğini yaptı. Manevi ikliminde yaşanan değişimleri eleştirenlere, cevabı hazırdı: "Ben koyu solcuyken de Allah'a inanırdım."

Müzik çizgisini hiç bozmadı. 59 yaşında, Ermeni bir anne ve Azeri bir babanın 'Bektaşi meşrep' mü'min çocuğu, bir CHP üyesi olarak alkışlar yerine tekbir sesleri eşliğinde son yolculuğuna uğurlandı.

Ölüm bana sırıtarak gel, ölümü öp ne olur
Yüzünde o tanıdık riyakârlık
Çünkü nice dost dediklerim sarılıp öptüklerim
Suratlarında aynı eda ve sahtekârlık.
(Cem Karaca)

"Ölüm gelecek, geldiği zaman da mutlu olacağım, çünkü onları göreceğim... Ölümden kim korkmaz Allah'ını seversen. Kurbağa bile korkar yahu! Öbür dünyaya gittiğimde yüzlerini bile görmediğim anneannem, babaannem, dedem, hepsini göreceğim."

Sanatçı ailenin tek çocuğu

Tiyatrocu Toto-Mehmet Karaca'nın tek çocuğu olan 1945 doğumlu Cem Karaca, kulis havasını soluyarak büyür. İlk şarkılarını 12 yaşındayken sevdiği kızı etkilemek için besteler. Kendisini ilk keşfeden annesi Toto Karaca'dır. 12 yaşındayken annesi onu Erol Büyükburç'un yanına götürür ve 40 yıl sürecek hikâye böyle başlar.

Sanatçının ergenliğine rastlayan 60'lı yıllarda pop müzik birkaç grup tarafından temsil edilmektedir. Yani gerçek anlamda bir pop müzik kültürü henüz yoktur. İlk kez 1962 yılında Fecri Ebcioğlu'nun araladığı aranjman müzik kapısı da yabancı müzikleri Türkçe sözlerle tanıştırır. O yıllarda müzikal bir üretkenlikten söz etmek de mümkün değildir. Cem Karaca'nın içinde bulunduğu müzik türü de bu döneme bir tepki olarak ortaya çıkar. O ve arkadaşları, dışarıdan ithal etmek yerine, sözlerini kendilerinin yazdığı ve toplumsal sorunlara uzak durmayan bir müzik oluştururlar. Müzikal anlamda Batı müziğine göz kırpsalar da beste ve şarkı sözleri memleket kokar. Kendini müzikal anlamda sürekli yenileyen sanatçı hem fikirlerinde hem de sanat yaşamında hep 'arayış' içindedir.

Amatör müzik yaş***** ilk olarak Dinamikler ve Jaguarlar adlı müzik gruplarıyla merhaba der. Profesyonel müzik dünyasında boy göstermesi 1967 senesine rastlar. Mehmet Soyaslan, Ahmet Tuzcuoğlu, Timur Fildişi ve Tümay Yalçınkaya ile birlikte kurduğu Apaşlar grubuyla Altın Mikrofon Yarışması'nda ikincilik ödülü kazanır. Karaca, bu ödülü askerde sazdan etkilenerek bestelediği Emrah türküsüne borçludur. Bu ödül Türkiye'de tanınmasını sağlar. Bu dönemde pop müziğinin evrensel formlarına güzel şarkı sözleriyle eşlik eden Resimdeki Gözyaşları gibi hit parçalar çıkar ortaya. Bunun yanında Emrah gibi Anadolu ezgileri pop ve rock müzikle aynı potada buluşur. Böylece şarkılar; sadece aşk, hasret, acı gibi duygulara değil, toplumsal sorunlara da ayna olan bir kılığa bürünür. İnsanoğlunun baskıya karşı verdiği tepkiler şarkılarda hayat bulur. Bu dönemde Karacaoğlan ve Dadaloğlu gibi toplumsal sorunlara eserlerinde yer veren ozanların müzikleri, farklı müzikal yorumlar eklenerek kentteki müzikseverlerle tanıştırılır.

Müzikal arayışları hep devam etti

Apaşlar'ın bir konseri esnasında Cem Karaca seyircilerin arasına girerek şarkısına devam etmek ister. Ancak sıra Mehmet Soyaslan'ın gitar solosundadır. Cem Karaca sinirlenir ve grupla yollarını ayırır. Yıllar sonra Pop Müzik Tarihi kitabının yazarı Naim Dilmener kendisine bu öyküyü sorduğunda olayı doğrular ve Mehmet Soyaslan'a çok büyük haksızlık yaptığını kabul eder. 1969'da basçı Seyhan Karabay ile Kardaşlar grubunu kurar. Anadolu Rock tarzının oluşması da bu döneme rastlar. Artık müzikte sadece şekilsel kaygılar yoktur. Müzik, şekilden ödün vermeden isyanı ve başkaldırıyı anlatmak için kullanılır o dönem. Cem Karaca baskıcı 12 Mart döneminde de bu isyanı sürdüren tek isimdir.

Kardaşlar grubuyla 1972 yılında yolunu ayıran sanatçı, bu sefer de Anadolu Rock'un bir diğer önemli ismi Moğollar'la buluşur. Sanatçı bu dönemde kırsaldan kente göçün yarattığı değerler çatışmasını işleyen parçalar yazar. Moğollar ile çıkardığı Namus Belası adlı albüm çok beğenilir. Albüme adını veren parçada hâlâ işlenen namus cinayetlerini anlatarak önemli bir toplumsal yaranın altını çizer.

Moğollar'dan da ayrılan Karaca müzik yolculuğuna Dervişan adlı grupla devam eder. Tamirci Çırağı, Beni Siz Delirttiniz, Bir Mayıs ve Kavga gibi parçalar bu dönemin sosyal ve politik havasından beslenerek yapılır. Sanatçı her çalışmasında dinleyenlerine bu bozuk düzene karşı durmayı haykırır. Elbette bu dönemde aynı politik çizgiyi sürdüren başka isimler de vardır ama şüphesiz Cem Karaca içlerinde müzikal açıdan en önemli misyonu üstlenir.

Karaca, Dervişan'dan sonra aynı çizgisini, Edirdahan grubuyla da devam ettirir. Grubun tek albümüne adını veren Safinaz isimli parça düzenin ve değer yargılarının insanı lâyık olmadığı şekilde yargıladığını anlatır. Parça aynı zamanda Türkiye'nin ilk rock operasıdır ve tamamen epik temalarla bezelidir.

Hep Kahır, Yeter Be!

1979 yılında yoğun baskılar yüzünden Almanya'ya gider ve sekiz yıl sürecek gurbet yaşamı başlar. 1 Mayıs şarkısından dolayı hakkında açılan dava sanatçıya vatanından uzak sekiz yıla mal olacaktır. Almanya'da sanatçı dostlarıyla Türkiye aleyhine faaliyette bulunduğu iddia edilir ve vatandaşlıktan çıkarılır. Sanatçı Almanya'da da boş durmaz. Almanca öğrenerek derdini, davasını oralarda da anlatır. Almanya'da yaşadıkları şarkılarına da yansır. Hep Kahır, Yarım Porsiyon Aydınlık, Canım Benim, İşte Geldik Gidiyoruz, Almancılar hep bu dönemin ürünleri.

Sanatçı siyasi nedenlerle Almanya'dadır ama kendini ekonomik nedenlerle orada yaşayanlardan farklı görmez. Almanya'da devam eden mücadele günlerini şöyle anlatır: "Onların Türk, Kürt, Çerkez, Lâz olup olmadıkları hiç umurumda değildi. Sadece cebinde T.C. pasaportu taşıyan kişilere Almanlar tarafından ikinci sınıf vatandaş muamelesi gösterilmesine karşı tavrımı koydum."

Karaca birkaç tiyatro oyununda Türkçe danışmanlık yapar. Hatta Nezihe Araz'ın yazdığı, Dilek Türker'in oynadığı Sevdican adlı oyunun müziklerini de yapar. Afişlere Cem Karaca yazılamayacağı için, adı Muhtar Cemalettin olarak yazılır. Gurbette yaşamak Karaca'ya çok ağır gelir. Türkiye'den gelen dostlarıyla sürekli görüşür, eğlenceler tertip eder ama bunlar ona yetmemektedir. Günün birinde bir camiye gider. Ezan sesinden ve camideki atmosferden çok fazla etkilenir ve uhrevi duyguları yoğunlaşır.

Gorbaçov'la mı görüşecektim!

1987 yılında dönemin başbakanı Turgut Özal'ın Almanya ziyareti sırasında kendisiyle görüşerek yurda dönmek konusunda yardım ister. Özal'ın yardımıyla 27 Haziran 1987'de bu arzusu gerçekleşir ve vatandaşlığa kabul edilir. Bu görüşmeden sonra kulaktan kulağa Karaca'nın Özal'ın ve eşi Semra Hanım'ın elini öperek af dilediği konuşulur. Fakat Cem Karaca'nın anlatımı farklıdır. "Ben Turgut Özal ile tanıştım ve tokalaştım. Gözlerindeki samimiyeti gördüm. Beni Türkiye'ye döndürmek konusundaki inancına yürekten inandım. Yoksa ben onun elini öptüğüm için Türkiye'ye dönmedim." Bazıları ise Özal'la görüşmesinden bile rahatsız olur. Yanıtı nettir: "Ben Türkiye'ye gelmek istiyordum. Gorbaçov ile mi görüşecektim!"

Bu dönüşün ardından Cem Karaca'daki değişimler bazı tartışmaları da doğurur. Aslında pratik anlamda hayatında fazla bir şey değişmese bile nasılsın sorusuna verdiği, 'Hamdolsun, iyiyim' cevabı bile tepki çeker. Bu, sanatçıyı 1979'da Almanya'ya uğurlayanları rahatsız eder ve Karaca döneklikle suçlanır. En yakın arkadaşları tarafından ikaz edilir. Ondan beklenen Sosyal Demokrat Halkçı Parti iktidara gelene kadar Almanya'da kalmasıdır ama sanatçı bunu reddetmiştir: "Sanki onlar orada kaldı. Özlemi onlar çekti. Ateş düştüğü yeri yakar."

Bu yeni döneminde eski kucaklayanlarından eleştiri alan sanatçı, kendisine dönek diyenlere en güzel cevabı en etkili silahı olan şarkılarıyla verir:

"Ben döneksem döndüm diye memleketime
döndüm baba, döndüm işte, oh be!"

* * *

Fethullah Gülen'in 'nikah şahidi' olmasını istedi...

Karaca, 8 yıllık hasretin ardından eski çevresinde müzik yaşamını sürdürür. Almanya'da ruhunda oluşan kıvılcımları paylaşabileceği kimseler yoktur etrafında. 29 Haziran 1994'te Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği Diyalog Gecesine katılarak Fethullah Gülen ile tanışır. Bu tanışma anıyla ilgili sarf ettiği "El sıkıştığım insanların biftek gibi ellerini elimin içine bırakmasından hiç hoşlanmam. Ama Hocaefendi'nin ellerimi sımsıkı tutması beni çok etkiledi. Konuşurken gözlerini benden hiç kaçırmadı ve böyle bir insan geçmişinde utanılacak bir şey yapmış olamaz diye düşündüm" sözleri hâlâ hafızalarda.

Ölümünden bir hafta önce Aktüel dergisi'ne verdiği son röportajında Fethullah Gülen için "Türk kültürüne milli eğitim bakanlığından daha fazla katkıda bulunan kişi" nitelemesinde bulunuyor. Sağlığına dikkat etmediğini de bu söyleşiden öğreniyoruz.

Fon Müzik Yapım Müdürü Gürkan Vural'a göre Karaca'yı asıl etkileyen, isminin sonunda hoca lâkabı olan ve dini çok iyi yaşadığına inandığı birinin Cem Karaca gibi kendini solda tanımlayan bir isme bu kadar samimi davranmasıydı.

Hocaefendi ile birkaç yıl sonra Hakan Şükür'ün düğününde tekrar karşılaşırlar. Protokole doğru ilerleyen Gülen, Cem Karaca'yı görünce geri dönerek 'Dostum nasılsınız?' der ve onu kolundan tutarak protokole götürür, yanına oturtur. Bu olaydan sonra Karaca, vakfın her organizasyonuna katılır. Arkadaşlarından gelen tepkiler de devam eder. Üyesi olduğu Nazım Hikmet Vakfı'nın Nazım'ın mezarına düzenlediği geziye davet edilmez. Bunun üzerine "Ben de Nazım'ımın mezarına Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ile gideceğim" der.

Bir defasında da bir cenaze namazında duaya iştirak ettiği için Nazım Hikmet'i anma gecesine çağrılmaz. Arkadaşlarına kırılsa bile yine de onları anlamaya çalışır. "Onların geçtiği yollardan ben de geçtim. Onların, yaşadıklarımı yaşamadan beni anlamalarını beklemiyorum."

İnançlı solcu olamaz mı?

Vural, Cem Karaca'nın yaşadıkları için değişim kelimesinin doğru bir ifade olmayacağını belirtiyor ve ekliyor: "O hep Allah'a inanan bir insandı. Sadece son 6-7 yılda manevi hayatında bazı değişiklikler oldu ama bunlar gereğinden fazla abartıldı. 'İyiyim hamdolsun' dediği için hayatını ibadet-ü taat ile geçiren bir insan olduğu düşünüldü. Halbuki o sol çizgisinden asla vazgeçmedi. Fakat arkadaşları sol düşünceli bir CHP'linin elinde tespih görmeye dayanamadılar."

Cem Karaca'nın tespihe özel bir ilgisi vardı. Dilinde bir zikir olmasa bile elinden tespihi bırakmazdı. Özellikle sahneye çıkmadan evvel belli sayıda Besmele ve Allah zikri çekerdi. Boynunda gümüş bir zincire takılı Hz. Ali'nin portresini ve kılıcını taşırdı. Sanatçının çok renkli hayatını ve hoşgörüsünü evinde de hissetmek mümkündü. Vural'a göre sanatçının hayatındaki en önemli değişim son eşi İlkim Karaca'dır. Sanatçı, eşi için "O benim hem eşim, hem annem, hem sevgilim, hem de kardeşim" diyor. Annesi Ermeni, babası Azeri olan Karaca'nın eşi de Sünni bir anne ve Alevi bir babanın kızı. Ama evlerinde bu farklılıklar asla sorun olmamış.

Küçüklüğünde umreye giden eşi İlkim'in anlattıklarından etkilenen sanatçı umreye gitmek ister ancak nasip olmaz. Evinin duvarında Atatürk, İnönü ve Ruhi Su'nun fotoğraflarıyla birlikte Şeyh Şamil biblosunu ve Fethullah Gülen ile çektirdiği fotoğrafı görmek mümkün. Şüphesiz farklı iklimleri yüreğinde barındırmasıyla bir solcunun da inançlı olabileceğini gösterir. Özellikle 'Bindik Bir Alâmete Gidiyoz Kıyamete' adlı albümünden sonra halk konserlerine sağcı kesimler de ilgi göstermeye başlar.

Gurbette olan Hocaefendi ile gönül bağları aradaki mesafelere rağmen devam eder. Birbirlerine mektup ve hediye gönderirler. Bu hediyeler arasında Cem Karaca'nın babasının ölürken bile elinden bırakmadığı tesbih de vardır. Gelemeyeceğini bilmesine rağmen Hocaefendi'den nikah şahidi olmasını ister: "Gelemeyeceğini biliyorum ama ben teklif etmiş olayım. O da beni reddetsin. Yoksa ruhumda bir eksiklik hissederim."

Özellikle Hep Kahır albümünden sonraki Anadolu turnelerinde Karaca ile vakit geçirme imkânı bulan Varol, Karaca için, "Tam bir deniz âşığıydı. 40 ton yük taşıtın, 20 konsere çıksın, yorgunluktan ölse bile 20 dakika deniz kenarına bırakın, bir 20 konser daha yapardı. Bulutların şekline göre hava tahmini yapardı. Rüzgâra göre denizdeki balıkları tahmin ederdi" diyor. Ve ekliyor: "Turnelere otobüsle giderdik. Yol boyunca asla uyumaz, sürekli sohbet ederdi. Gerçekten çok kültürlü bir insandı. Bünyemiz uykusuzluğa yenik düştüğü zamanlarda diğer sanatçı arkadaşlarımızla paslaşarak onunla sabahlardık."

Ne dediler?

Naim Dilmener : Müzik dünyası için sadece şarkılarla mücadele vermedi. Prodüktörlerin her dediğini dinlemeyerek piyasada yapıcı bir rol de üstlendi. Hep doğru bildiğini yaptı. Piyasaya ilk çıktığı yıllarda halkın sorunlarını işleyen şarkılar dinleniyordu. Ama o aynı geleneği bugün de sürdürüyorsa bu onun samimiyetini gösterir. Kendi içinde tutarlı olan ender müzisyenlerden biriydi. Bence politik olarak da başından sonuna kadar tutarlı bir insandı. Ama dini inançlarının değişmesi çok insanî bir durum.

Haluk Levent : 1970'lerde Türkiye'de aranjman müzikleri öndeydi. Her şeyden kendimizi sakınırdık. Özellikle de kendimize olan güvenimizden. Cem Karaca adı da tam bu noktada ortaya çıkıyor. Kendimizden ve kendi müziğimizden utanmamamız gerektiğini bize öğretti. Bizim şarkılarımızı ve ritmlerimizi en güzel şekilde kullandı. Bugün Tarkan ve Sertap başarılıysalar bu biraz da geçmişe ve kendimize olan güvenimizden kaynaklanıyor.

Erol Büyükburç : Cem Karaca ile bir kader birliğimiz oldu. Benim Robert Koleji'ndeki bir konserimde kulise annesiyle birlikte geldi ve bir takım tavsiyelerim oldu. Cem bunun da ötesine geçti. O Türkiye'de konuşan insan profilinin en güzel örneklerinden biri oldu. Başkaldırı olarak nitelendiriliyor ama bu kaba bir ifade. Her doğrunun başkaldırı olarak adlandırılması kabul edilemez. Bugün onun yolundan gitmek isteyenler önce Cem Karaca'yı bir doktora tezi gibi incelemeli.

Özdemir Erdoğan : 1980'den sonra yeni bir pop kültürü yaratmak için, bu ülke için çalışan, entelektüel, sadece şarkılarıyla değil duruşuyla da bu memlekete katkıda bulunan bir kuşağın ipi çekildi. Yeni bir pop kültür yaratılmaya çalışılıyor.
PAM.aRt isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links
Alt 15-11-2007, 06:30 PM   #12
Aktif Uye
Hayranım sana ,Sabrına, Sakince karşımda durup, Meydan okuyan o tavrına, Varlığına
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Nerden: denizliden
Mesajlar: 1.287
Cinsiyet:
Rep Gücü: 43 Rep: 4189
PAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyor
PAM.aRt - MSN üzeri Mesaj gönder
basından

Cem Karaca-Edirdahan Yeniden Kuruldu, HEY Dergisi 1978


Oktay Aldoğan, Ahmet Güvenç ve Caner Bora tekrar Kurtalan Ekspres’e döndü.

Bir süre önce Kurtalan Ekspres’ten ayrılan Oktay Aldoğan, Ahmet Güvenç ve Caner Bora’nın Feriman Uğurdemir’le oluşturdukları Cem Karaca-Edirdahan topluluğunun ömrü 20 gün sürdü.

Müzik çalışmalarının başlamasından sonra teker teker Edirdahan’dan ayrılan Aldoğan, Güvenç ve Bora tekrar Celal Güven’le birlikte eski toplulukları Kurtalan Ekspres’e döndüler.

Kurtalan Ekspres Dağılmadı

Feriman Uğurdemir ile birleşerek Edirdahan’ı kurup, Kurtalan Ekspres’in dağıldığını söyleyen topluluk elemanları Cem Karaca-Edirdahan’dan ayrılış nedenlerini şöyle açıklıyorlar:“Kurtalan Ekspres zaten dağılmamıştı. Topluluğun dağıldığı haberini vermeye yetkimiz de yoktu. Çünkü bir tek kişi tarafından bile olsa topluluk temsil edilmekteydi.
Biz üç arkadaş sadece ekonomik koşullar nedeniyle Kurtalan Ekspres’ten ayrıldık. Barış Manço’dan uzun süre haber alamayınca zor durumda kalmıştık. Olayı bu açıdan değerlendirerek Feriman ile birleşerek Edirdahan’ı kurduk. Cem Karaca da Feriman aracılığı ile bizimle çalışmak istediğini bildirdi ve anlaştık. Provalar başladıktan hemen sonra Cem Karaca’nın politik görüşleri ile müzikal çalışmalarımızın bağdaşamayacağını anlayınca topluluktan teker teker ayrıldık şimdi yeniden Kurtalan Ekspres’te eski çizgimizde birleşiyoruz.

Cem Karaca, Feriman Uğurdemir

Cem Karaca-Edirdahan topluluğundan bu üç kişi ayrılınca Cem Karaca topluluğuna, Tufan Altan (davul), Bülent Urkan (saksafon ve flüt), Salih Çele (trompet) ve dağılan Dervişhan topluluğunun eski elemanı Hami Barutçu’yu (gitar) aldı. Cem Karaca bu ayrılış konusunda şunları söylüyor:“Kendileri teker teker ayrıldılar. Biz onlara git demedik. Benim üzüldüğüm şey, bu kişilerin önceden haber vermeden topluluktan çok kısa bir sürede ayrılışlarıdır. Benim birçok anlaşmam olduğundan bu ani ayrılışları beni çok zor durumda bıraktı. Bu tarz hareketler kimseye yakışmayacağı gibi, hele müzisyene, sanatçıya hiç yakışmaz.”

Bu kişiler benimle beraber çalışmak isterken onlara, Barış Manço’dan temiz kağıdı getirmelerini söylemiştim. Buna gerek olmadığını söylemişlerdi. Barış benim çok sevdiğim ve takdir ettiğim bir arkadaşımdır. Onun hakkında bana söyledikleri sözleri şimdilik söylemek istemiyorum. Ben yeni arkadaşlarımla bugüne kadar sürdürdüğüm devrimci müziğime devam edeceğim. Bu ayrılan kişiler halkımızın yararına müzik yapmaktan korktular. Çünkü bunun sonunda bombalanmak, öldürülmek vardı. Yalnız bu kişiler şunu bilmeliler ki, politik olmayan sanat, sanat değildir.”Edirdahan’ın kurucusu Feriman Uğurdemir’de topluluktan ayrılan bu üç kişi konusunda şunları söylüyor:
“Bu arkadaşlar ve ben, Cem Karaca ile konuşmuş ve onun politik çizgisinde müzik yapmaya karar vermiştik. Bunun aksi zaten düşünülemez. Çünkü Cem Karaca bizim için yıllardır sürdürdüğü devrimci müzik çizgisinden mi ayrılacaktı. Sonradan bu yaptıkları çok ayıp bir şey oldu. Onlar ayrılmıştır ama, Cem Karaca-Edirdahan topluluğu daha da güçlenerek, çalışmalarına devam etmektedir.”
PAM.aRt isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-2007, 06:31 PM   #13
Aktif Uye
Hayranım sana ,Sabrına, Sakince karşımda durup, Meydan okuyan o tavrına, Varlığına
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Nerden: denizliden
Mesajlar: 1.287
Cinsiyet:
Rep Gücü: 43 Rep: 4189
PAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyor
PAM.aRt - MSN üzeri Mesaj gönder
basından

Derviş Cem şimdi Geçti Buradan, Milliyet Gazetesi


Cem Karaca "Bindik Bir Alamete" adlı yeni kasetini 40 yıllık sanat hayatının en verimli ürünü olarak nitelendiriyor. "Annemin Ermeni, babamın Azeri olmasından kaynaklanan muhteşem bir cümbüş var," diyen sanatçı bir noktanın altını çiziyor: "Kimsin nesin derseniz, Türküm, Müslümanım, Türkiyeliyim."

Bir zamanlar Karaca Yalısı olan, Bakırköy'deki Karaca apartmanında o ve gençlik aşkı, ikinci kez evlendiği eşi Semra Hanım'la birlikte yeni kasetini dinliyoruz: "Bindik Bir Alamete". Kaset Uğur Dikmen ve oğlu Emrah'la ortak çalışmalarının ürünü; prodüksiyon ve bazı vokaller ise dostu Selda Bağcan'a ait. Cem Karaca, 'Moğol' Cahit Berkay, 'Moğol' Engin Yörükoğlu ve kuşağının son dinozorlarından dediği Ahmet Güvenç'e "Buyrun bakalım babalar," demiş ve stüdyoya girmişler.

"Cahit, Uğur ve ben yedi yıl evvel bir albüm yapmıştık," diye anlatıyor Karaca. "Hani şu 'Nerede Kalmıştık' var ya, işte o. Sonra durduk çünkü bir rivayete göre pop patlaması yaşanıyordu. Ayrıca bana ne poptan! 6 aylık bir çalışmanın sonucunda çıktı kaset, gerisi var tabii. Sultan Selim'den, Pir Sultan Abdal'dan sözler var. Yeni Bosna Cemevi Türkü Dostları Korosu da bize çok yardımcı oldu."

Eski ve yeni eşi Semra Karaca, "Artık sesin oturdu Cem, daha bir derinden, daha yürekten geliyor," diyor. Cem Karaca sessiz başını sallıyor, tıpkı bir derviş gibi. Zaten şarkısında da "Biz dervişanız dervişan," diyor.

Tiyatrocu Mehmet Karaca ile İrma Felekyan'ın yani Toto Karaca'nın oğlu Cem Karaca anlatıyor: "Annemin yedi sülalesi sanatçı. Annemin teyzesi Rosa Felekyan, Şehir Tiyatroları'nın ilk açılışında Muhsin Ertuğrul'un partneri. Robert Kolej'deyken kız arkadaşlarıma söylediğim rock şarkıları dinleyen annem, beni desteklemeye karar veriyor. Aynı şey babam için geçerli değil, o hep karşıydı.

Bakırköy'deki bir kulüpte Elvis Presley şarkıları falan söylerdim. Adam tutup beni yuhalattı. Bir gün sahnede süper konsantre rock'n roll söylüyorum. Adamın biri geldi, bıçkın bıçkın 50 lira çıkardı ki o zamanın dehşetli parası. 'Bırak yavrum bu işleri, bir Adanalı söyle de oynayalım,' dedi. Tabii ben rock'n roll'un o korkunç erdemine kaptırmış biri olarak Adanalıyı söyleyecek pozisyonda değilim. Çok ağır bir hakaretti. Parayı reddedip şarkıma devam ettim. Yani babam ne yaptıysa engelleyemedi." Askerdeyken yerelliği farketmiş Karaca. Zaten babası Müslüman mahallesinde salyangoz satmanın alemi yok sözünü tekrarlar dururmuş. "65'te askere gittiğimde," diyor, "3 günlük evliydim, yani yaman özlüyordum İstanbul'u, hanımı. Bir baktım karşıdan saz sesi geliyor, içimdeki özleme adeta sesleniyor. O an beynimde 2000 volt gücünde bir ampul yandı. Ne Sinatra, ne Elvis şarkısı o andaki hissiyatımı bir saz kadar anlatabilir. Türk halkı ve Türk müziğiyle işte orada tanıştım." Kendisiyle aynı yola baş koyan Apaşlar grubuyla buluşması Cem Karaca'ya Altın Mikrofon yarışmasında ödül getirmiş, Emrah'ın "Yok yok"uyla. "Ağır Roman" filminde, '90'ların gençlerine gözyaşı döktüren "Resimdeki Gözyaşları" da işte bu grubu '70'lerde şöhrete ulaştıran ilk çalışmalardan.

Karaca'nın giderek politik bir misyona soyunması, grubun ağır toplarından Mehmet Soyarslan'ın karşı çıkmalarıyla, Apaşlar tüm gözalıcı kıyafetlerini bir kenara koyup dağılmış.

Karaca, sonraları yeni grubu Kardaşlar'la Anadolu rock ve pop müziğini buluşturarak 'Anadolu Pop' akımının öncülerinden olmuş. Dervişan ise Karaca'nın adını Ses ve Hey dergilerinin liste başlarına taşıyan ve pek çok ödül kazanan bir başka grubu.

12 Eylül'den birkaç ay önce "Ben bu yolda yokum," diyerek Almanya'ya yerleşen, orada 1 Mayıs mitingindeki fotoğrafları generallerin gözüne batan Karaca kendisine yapılan "yurda dön" çağrılarını reddetmiş ve vatandaşlıktan çıkarılmış.

O günleri bakın nasıl anlatıyor: "Zorlu yıllardı, sürgündüm. 1985'te dönünce pek çok söylenti çıktı, yok Başbakan Özal'ın elini öpmüşüm, dönekmişim, şuymuşum buymuşum. Sonra şöyle cevap verdim: Ben döneksem döndüm diye memleketime, döndüm baba işte oh be." Cem Karaca o gürül gürül sesi ve kadim dostu Uğur Dikmen'le birlikte, öyküsünü '90'lara kadar getirmiş. "Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalanlar", "Yiyin Efendiler" ve "Nerede Kalmıştık" bu öykünün ana temaları.

Şimdi "40 yıllık sanatımın en verimli ürünü" dediği albümünün kapağında "2000'lerde buluşmak üzere" diyor. Değişmez saçları, şapkası ve gözlüğüyle "Yorgunum Kaptan" diyen Cem Karaca yorgunluğunu sesine hiç mi hiç yansıtmıyor...
PAM.aRt isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-2007, 06:32 PM   #14
Aktif Uye
Hayranım sana ,Sabrına, Sakince karşımda durup, Meydan okuyan o tavrına, Varlığına
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Nerden: denizliden
Mesajlar: 1.287
Cinsiyet:
Rep Gücü: 43 Rep: 4189
PAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyor
PAM.aRt - MSN üzeri Mesaj gönder
basından

Hep kahır Bıktım Be!, Sefa Kaplan - Hürriyet Gazetesi


Hayatı boyunca kıyaslandığı Barış Manço'nun ölüm yıldönümünden bir hafta sonra ölmesinde gizli bir ironi var mı acaba? Hayatının, memleketin entelektüel tarihinin karanlık bir yansıması olarak okunabilmesi de, ironinin farklı bir cephesi herhalde. 59 yaşında ölen Cem Karaca, sadece şarkılarıyla değil, hayatındaki savrulmalarla da tam bir Cumhuriyet çocuğu prototipiydi aslında.

70'li yılları yaşayan herkes kadar komünist sanıyordu kendisini, herkes kadar ateist olduğunu söylüyordu göğsünü gere gere. Bir yandan da, Erzurumlu Emrah'a, Dadaloğlu'na, Pir Sultan'a uzanarak, yeni bir perspektif kazandırıyordu, o yılların TRT Türkçesiyle "hafif Türk müziği"ne. Halbuki annesi Toto Karaca, küçük yaşta sesinin güzelliğini fark etmiş, buna rağmen, babası onu müzikten vazgeçirmek için parayla adam tutup yuhalattırmıştı ilk kez sahneye çıktığında. Ama oğlunun müzikte direndiğini görünce, vazgeçecekti bu tür yöntemlerden.

Cem Karaca, 5 Nisan 1945'te İstanbul'da dünyaya gelmişti ve tiyatrocu bir ailenin tek çocuğu olarak Robert Kolej'de okumuştu. Karaca'yı Karaca yapan, Robert Kolej kadar, askerlik yıllarında fark ettiği Anadolu gerçeğiydi. Oğluna Emrah ismini vermesine yol açan bu keşif, türkülerin dünyasına çekecekti Karaca'yı. Bu hayatındaki ilk kırılmaydı aslında. Sırasıyla Apaşlar, Kardaşlar, Moğollar, Dervişan gibi gruplarla çalışacak ve Türkiye'yi sarsan albümler yapacaktı peş peşe.

Cem Karaca, o yıllarda, tıpkı Barış Manço gibi birbirinden ilginç kıyafetleri ve uzun saçlarıyla da ilgi çekiyordu. Ancak İsmail Cem döneminde, siyah-beyaz televizyonun siyah-beyazın haysiyetini az biraz koruduğu yıllarda, televizyon ekranında "Tamirci Çırağı" nı ya da "Namus Belası" nı söylediği zaman kazınacaktı aslında hafızalara.

12 Eylül, pek çokları gibi Cem Karaca'nın da üstünden geçmişti. Onun üstünden geçişi, çoklarından farklı olacaktı yine de. Almanya'daki sekiz yıllık sürgün döneminde, hem kendisini, hem memleketini, hem de memleket sevgisini yeniden tanımlamıştı çünkü. Belki de Názım Hikmet'ten sonra en yakıcı memleket hasreti, Cem Karaca'nın Almanya'da yaptığı abümlerden kanatlanıp kanatmıştı yürekleri.

Martı çığlıklarıyla başlayan "Beni bekleme kaptan, Beni o limana çıkaramazsın" şarkısı kadar, "Bana İstanbul'u anlat nasıldı" şarkısının finalinde, "Hep kahır hep kahır bıktım be" deyişinde de hayli çarpıcı bir trajedi vardı. Karaca, sekiz yıl bir başka ülkede varolmaya çalışmanın ve bu arada İstanbul'u özlemenin ne demek olduğunu bilmeyenlerin kendisine yönelttiği "dönek" suçlamasına da "Yarım Porsiyon Aydınlık" şarkısıyla gereken cevabı vermişti aslında. Bu da anlaşılmadı. 12 Eylül öncesinin alışkanlıkları, 12 Eylül'le birleşerek bir başka iklime sürüklemişti memleketin okumuş yazmış kesimini. Kimsenin kimseyi anlamak gibi bir derdi yoktu. Devrin Başbakanı Turgut Özal'ın ve Devlet Bakanı Adnan Kahveci'nin, İstanbul'a dönüşüne önayak oluşu da Karaca'yı suçlamak için kullanılacaktı zaten.

Son eşi ilkim Hanım'ın demli çayları eşliğinde Bakırköy'deki evinde yaptığımız son söyleşide, yaşadıklarının ve yaşlanmanın beslediği mistik yanını da hiç gizleme gereği duymamıştı. Ahmet Kaya'ya armağan olarak hazırlanacak albümde ismi önce yer aldı, sonra çıkartıldı. Konu günlerce tartışıldı. İran Azerisi Bektaşi bir babayla, Türkiye Ermenisi bir anneden dünyaya gelmesi değildi şaşırtıcı olan. Şaşırtıcı olan, bir döneme ve bir dönemin zihniyetine ayna tutabilmesiydi.

Unutulmayan albümleri:

Emrah (1967), Resimdeki Gözyaşları (1968), Kendim Ettim Kendim Buldum (1970), Askaros Deresi (1972), Namus Belası (1974), Tamirci Çırağı, Beni Siz Delirttiniz (1975), Parka (1976), Safinaz (1978), Hasret (1980), Bekle Beni (1982), Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalanlar (1987), Yiyin Efendiler (1990), Nerde Kalmıştık (1992), Bindik Bir Alamete (1999)

Eşi: Çok şiddetli üşütmüştü, pazartesi doktora gidecekti

Ünlü sanatçının 2001 yılında evlendiği ve "hayatının son aşkı" dediği eşi İlkim Erkal, şunları söyledi: "Son zamanlarında aşırı sigara ve alkol yüzünden bir nefes darlığı, antizem vardı. Eskiden benimle tanışmadan önce dört paket sigara içerdi. İyice azalttı, son zamanlarda bir paket sigara içiyordu. Geçen hafta üçüncü şiddetli üşütmesini yaşadı. Antibiyotik almadan bu üşütmeleri atlatmaya çalışıyordu. Benim ısrarımla pazartesine kadar bekleyeyim, test yaptırayım demişti..."

Haberi alınca hastaneye gelen oğlu Emrah Karaca, gazetecilere yaptığı açıklamada "Ciddi bir rahatsızlığı yoktu. Ani ölümü hepimizi şok etti. Solunum ve kalp yetmezliğinden öldüğünü söylediler. Zamansız aramızdan ayrılışı bizi üzüntüye boğdu" dedi.

Özgürlüğün sesiydi

SEZEN CUMHUR ÖNAL

Dünyadan bir Cem Karaca geçti. Özgürlüğün sesi sedasıydı. Eski ama eskimeyen bir haykırıştı. Müzikte sanatçı kimliği herkesten çok ona yakışırdı.

OKAY TEMİZ

Müzik sanatçılarının içerisinde en kültürlülerdendi. Osmanlı ve Türk tarihini çok iyi bilen, savunan, arkasında durup istikrarlı davranan çok özel bir kişiydi. Türkiye'nin pop müziği alanında modern aşıklarından ama dünyaya malolmuş müzisyenlerinden birisiydi.

CAHİT BERKAY

O anlatmakla bitmez. Çok üzgünüm. Yeri asla doldurulamayacak bir sanatçısını kaybetti Türkiye. Çok sevdiğim bir arkadaşımdı. Çok şey yaşadık, ürettik, paylaştık.
PAM.aRt isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-2007, 06:33 PM   #15
Aktif Uye
Hayranım sana ,Sabrına, Sakince karşımda durup, Meydan okuyan o tavrına, Varlığına
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Nerden: denizliden
Mesajlar: 1.287
Cinsiyet:
Rep Gücü: 43 Rep: 4189
PAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyor
PAM.aRt - MSN üzeri Mesaj gönder
basından

Hoşçakal Cem Karaca, Raffi A. Hermonn


BİA (Paris) - Sadece "ergenlik" ya da "gençlik" yıllarımın "idolünü" değil, Erivan ’dan taa Tours Üniversitelerinde "öğrencilerin gelmiş oldukları ülke diliyle şarkı söylemeye" davet edildiği toplantılarda, şarkılarını söylemekle yetinmeyip, onun Alevi - Azeri Peder Bey ve Hıristiyan Ermeni Valide Hanımıyla, ortaya çıkan müthiş zengin kimliğini ve Türkiye’deki yerini, durup dinlenmeden anlattığım "Protest Song'un Türkiyeli babası" Cem Karaca’mı kaybettim.

Cem Karaca’nın; mutlaka, Valide Hanım’ının Hıristiyan Ermeni oluşu üzerinde durulmayacak "o zaten kendisini Türk kabul ederdi" gibi, kolay ve sanki "panik" içeren, ona acele ve zoraki yapıştırılan etiketler söz konusu edilecek.

Kim ne derse desin, istense onun "kızıl elmacı bir Türk veya köktendinci bir islamcı olduğu!" gibi (Cem Karaca’nın deyimiyle) "kasıkların tutula tutula gülüneceği" sözler yazılıp çizilsin, Türkiye’deki Ermenilerin, ulusal kimliklerinin oluşumunda, kendisine rağmen de olsa, rol oynamış olduğu bir vakıadır.

atlayalım, patlayalım, veya alınlarımızın ar damarları fırlasın isterse. Kimsenin, geriye giderek tarihin değişemeyeceği gibi, red edemeyeceği bir durumdur bu.

Aslında; herhangi bir ülkede, toplumun "çoğunluğa ait olduğu" iddia edilen bir sanatçının "azınlık"a ait bir halkın ulusal kimliğinin belirlenmesinde, rol oynamış olması, onur duyulması gerektiren bir tavır olması beklenirken, Türkiye’nin tersine, bir kompleks duyarak, bundan rahatsız olacağı ve olduğu da bilinmektedir.

1960’ların sonundan beri; yaşayan Ermeni azınlığın, Türkiye’de yükselen, muhalif gençlik hareketlerini, kendisine yakın hissetmesi, bir tesadüf olamazdı. Ermeni azınlık; çoktandır yüksek sesle söyleyemediği şikâyetlerini, nihayet dile getirebilecek bir kürsü olarak, bu gençlik hareketlerini bularak sevindi.

Tabiî ki çoğu; bu sevinci pasif yaşarken, çok azı da, yer üstü ve yeraltı sol örgütlerde, bilfiil görevler üstlenerek, hatta kurucuları arasında yer alarak, aktif olarak yaşadı!

Türkiye’deki gençlik hareketi, kuşkusuz kendi "kültür"ünü ve sonuçta "idoller"ini de doğuracaktı. İşte Cem Karaca bu hareketin idollerindendi. Ermeni (genç) azınlık için ise; kendisi tarafından sıkça dile getirilmezse bile, milyonların idolü olmuş birisinin, kısık sesle de olsa, Ermeni kökenli olmuş olmasının bilinmesi, bir övünçtü. Övünçler ise, ulusal kimliklerin oluşmasında en temel öğelerdi.

Onun; (o yıllarda, Ermeni kökenli, tanınmış Türk sanatçı veya siyasetçilerin, mutlak surette kendi asıllarını, büyük titizlikle, saklamış olduklarını hatırlarsak) benzerlerinin tutumuna inat, Ermeniliğini inkâr etmemiş, her vesilede, mezun olmuş olduğu "Esayan özel Ermeni Lisesi" ve değişik Ermeni kültür derneklerine gidip, çatır çatır Ermenice konuşup, anılarını anlatan, İrma Felekyan Toto ’nun da oğlu olmuş olması, işte Ermeni azınlığın kendisinden haklı bir gurur duymasını ve bu gururun da, Ermeni Ulusal Kimliği’nin oluşmasında, kuşkusuz olumlu bir etki yapıyordu.

1970-80 arası; "yüksek sesle ses çıkarmayan, ancak kimin ne olduğu konusunda hayli ‘derin’ bilgilere sahip" ülkemizin ilgili birimlerinin, arada sırada, her ne kadar medyadan gizlenmek istense de, şu veya bu "Türk" sanatçının "aslında ne olduğu!"nu anımsatan tutumlarda bulunması, Ermeni ve diğer azınlıkların, kendiöz kimliklerine daha da sarılmasına yarıyordu.

Devletin; "asimilasyoncu" politikalar üretme arzusunun telaşlı histerikliği, ona kendince "Türk olmayan!" unsurlara karşı, amansız bir baskı uygulaması yaptırtıyor, ancak bu "telaşlı uygulamalar" silahın tamamen ters tepmesine neden oluyordu. Sürekli: "Ya bana benze, ya da çek git!" tavrı, "madem senden saymıyorsun beni, o zaman benliğim büsbütün kuvvetlenir, bir yere de gitmem, farklı olduğumu hatırlattığın için, sana teşekkür ederim!" tepkisini doğuruyordu, sosyo-psikolojik olarak.

İşte; 70’lı yıllarda, Cem Karaca’nın, büyük bir ihtimalle "Kır atın, Sivaslı Ermeni Fedai Murat ’ın simgesi olduğunu" bilmediği ve dolayısıyla bunu aklının ucundan bile geçirmeyerek bestelediği "beyaz Atlı şimdi geçti buradan" şarkısı, MİT tarafından "Ermeni propagandası yapıyor!!!" gerekçesiyle yasaklanıyor, durup dururken "Cem Karaca" ve "Ermeni" isimlerinin, yan yana anılması, Türkiye Ermenilerinin, içten içe, Cem Karaca ismi üzerinden "Ulusal Kimlikleri"nin perçinleşmesini sağlıyordu.

Yeni Dünya Sanat Topluluğu ile, o yıllarda, Türkiye’nin "protest song" şarkıcılarına vokalistlik yapmış olmam, bir gün beni, Cem Karacayla şahsen karşılaştıracak ve küçük dilimi yutmama neden olacak kadar, yavaş ama düzgün, Ermenice konuştuğuna tanık olduğum, ergenlik ve gençlik yaşlarımın idolü Cem Karaca hayranlığımın, dalga dalga büyümesine, neden olacaktı ...

Robert College ’de okurken, okulu astığı günler, sevgili Valide Hanımı’nın, Peder Bey’e söylememesi için, sanki "gizli kod"u bulmuştu Cem Karaca ... Anneciği İrma Felekyan Toto’ya Ermenice "Mamacigıs" yani "Anneciğim" diye başlayıp, Ermenice konuşması, küçük Cem’in affedilmesini sağlıyordu.

Küçük Cem’in; "Anadilini" öğrenmesi karşılığında, minnacık afacanlıklar yapması, hatta bazan okulu asması, anneciği tarafından hoş görülüyordu. İnsan bu koşullarda öğrendiği "anadil"ini hiç unutur muydu? İmkânı yoktu.

"Ses" dergisinin, geleneksel "Liselerarası Altın Ses Yarışması" na, 76’daydı sanırım, ilk kez bir Ermeni Lise, Özel Karaköy Getronagan Ermeni Lisesi de katılıyordu. Bu okuldan yarışan delikanlı "Ermeni" ismi anons edilir edilmez, Harbiye’deki Spor - Sergi Sarayı’nda, on bine yakın gencin yuhalamasıyla, sahnede bulmuştu kendini. Ancak Karaca’nın "Bugün sen çok gençsin yavrum!" şarkısını, evvelalah, söyledikten sonra, kendisini yuhalayanların, şimdi çılgınlar gibi alkışlamaları, mâsum ve tatlı intikamının almasına neden oluyordu. Üstelik, (moda olan bir başka Karaca şarkısı) "Parka" nın istenmesi, hatta tezahürat sonucu, tribünün çöküp, seyircilerin, Rıza Silahlıpoda - Ritm 68 Orkestrası üzerine düşmesine neden olmasıyla, hınzırca sevinen gencin, yıllar sonra bu satırları yazacağı akla gelmezdi tabi.

Ermenistan’ın; bugün en başarılı, sivri zekâlı, müthiş nüktedan, günlük gazetelerde siyasi ve sosyal karikatürleriyle tanınmış sanatçısı Sukias Torosyan 1992 yılından itibaren karikatürlerini artık "TOTO" diye imzalamaktadır.

"Azg Armenian Daily" adlı günlük siyasi gazetede (Ermenistan’da) çalışırken, İrma Toto Felekyan, yani Cem Karaca’nın "Mamacığı"nın vefatı nedeniyle, yapılan görkemli cenazeyi, Türk gazetelerinden çevirmiş, deneyim ve yorumlarımla, kendisi, Mehmet ve Cem Karaca hakkında, tam sayfa yazmıştım.

Bu yazı vesilesiyle, yer yerinden oynamış, gazeteye şahsen gelen, telefonla arayan insanlar, daha ayrıntılar istemişlerdi. En ilginci; her gün birlikte mesai yaptığımız karikatürist dostumun, gözleri dolu dolu, yanıma gelip, babasının beni mutlaka görmek istediğini iletmesi olmuştu. Evlerine gittiğimizde, çekmecelerden, özenle resim ve mektuplar çıkmış ve "Bu o, onlar değil mi?" diye ürkek sorular sonrasında, bir zamanlar, giyim şekli, konuşma tarzı, şarkı söyleme stili, ama her şeyiyle taklidini yapacak kadar, "hasta"sı olduğum "idol"üm, sevgili Cem Babanın, öz be öz kuzeniyle, Erivan’da aylardan beri, farkında olmadan çalışmış olduğumu anlıyordum.

O gece; masalar donatılmış ve benden Cem Karaca ve ailesi hakkında konuşmamı, konuşmamı ve konuşmamı dinlediklerini, beni dinlemeyip içtiklerini hatırlıyorum, işte o günden beri, Ermenistan’ın en kaliteli siyasal-toplumsal karikatüristi (aynı zamanda, opera sanatçısı, tiyatrocu ve senarist) sevgili Sukias Torosyan, İrma Felekyan’ın sahne adı "Toto"yu kendine isim olarak aldı ve bugüne dek, eski Sovyetler Birliği coğrafyası gazetelerinde çıkan karikatürlerini, böyle ("TOTO") diye imzalamaktadır.

Bunun "kirvesi" olduğumdan dolayı, Türkiye’nin değerli sanatçılarından birinin adını, Ermenistan’ın değerli bir sanatçısının, adını değiştirerek, almasına vesile olduğum için, bugüne dek kendimi mutlu hissetmekteyim.

Ne acayip bir şey bu Ya Rabb’i?

Cumartesi akşam... Paris’in Ermenilerin yoğun olduğu, Alfortville’de, eski İstanbullu bir Ermeni olan Vahak ’ın lokantasındaydık. Sabaha dek Ermenice ve Türkçe şarkılar, havada birlikte raks ettiler. Her zamanki gibi, benden bir Cem Karaca şarkısı istediler.

Ve ben ... İlk kez olarak istemedim söylemeyi, sesimin yorgunluğunu bahane ederek, o saatlerde Cem Babayı ebediyete yolculadığımızı bilmeden...

Gerçi; "son sözünü" söyleyemeden gittin Cem Baba, çünkü son yıllarda, yeni bir söylem, yeni bir mesaj geliştirememiştin. Kendini çok yorduğundan olacak belki de ...

Ama bugüne kadar, bana ve milyonlarca "gence ve genç kalanlara" tüm verdiklerin için sana teşekkürler borçluyuz!

Nur içinde yat Cem baba!
PAM.aRt isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-2007, 06:34 PM   #16
Aktif Uye
Hayranım sana ,Sabrına, Sakince karşımda durup, Meydan okuyan o tavrına, Varlığına
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Nerden: denizliden
Mesajlar: 1.287
Cinsiyet:
Rep Gücü: 43 Rep: 4189
PAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyor
PAM.aRt - MSN üzeri Mesaj gönder
basından

Karaca; imparatorluk çocuğu, Ömer Lütfü Mete - Sabah Gazetesi


Ölülerin ardından güzel konuşmanın adetten sayılması; kaybettiklerinizi sıcağı sıcağına yad etmenizi zorlaştırabilir.

Sebebi belli:

Bir davranışın adetten sayılır olması onu 'nöbet savma' durumuna getirdiği için duygu ve düşüncelerinizi kaydedip saklamayı arzularsınız. Ancak kayıtsız görünmeye ve dostlarınızı 'kötü zann'a sürüklemeye de hakkı hakkınız yoktur. Yapabileceğinizin en iyisi; ağıtçı veya methiyeci olmadan, kamunun değeri konumundaki merhumun güzelliklerini vurgulamak, oralarda ders ve hikmet aramak, gelen nesillere ilham verebilecek şimşekler yakalamaya çalışmaktır.

Cem Karaca'yı böyle uğurlamayı hayal ediyorum.

Kendisi ile uzun soluklu bir beraberliğimiz olmadı ama 'kırklanmış' bir zamanın üstüne gelen muhabbet yüreğimde derin izler bırakmaya yetti..

Vefatını öğrendiğim an bedenini ne kadar zorladığını bildiğim için büyük bir sarsıntı geçirmedim, derin bir acı ve yazıklanış haline büründüm.

Onu tanımlamak için daha herhangi bir çaba sarf etmeden zihnime kelimeler, tamlamalar üşüşmeye başladı. Bunları unutmak istemedim; kafamda tarttım, tartıştım, hafızama sağlıklı bir 'Cem Karaca çehresi' nakşetmek için düşünce ve duygularımı derlemeye gayret ettim.

Beynimde çakan ilk düşünce bana hâlâ tanım niteliğinde görünüyor:

O bir imparatorluk çocuğuydu.

İmparatorluk olmayı ille de iyi bir şey saydığım yok.. En azından bazı imparatorlukların çok kötü olduğunda şüphem yok.. Fakat imparatorluk çocuğu olmanın kötü yanları iyi yanları yanında kayda değmezdir.

Burada kastettiğim, ithal deyimle 'emperyal vizyon' sahibi olmak, sözgelimi Osmanlı nostaljisi yaşamak, yeniden 'Adriyatik'ten Çin Seddi'ne' dedirten büyük hayaller kurmak değil, daha yüce bir niteliktir:

İmparatorluk çocuğu olmak çok yönlülüktür.

Her kimlikten bir özsu damıtırsın, her halden bir renk yaşar ve taşırsın.

Zirveyi de, gayyayı da iyi bilirsin.

Hele kaybedilmiş bir imparatorluğun çocuğu isen büyük bir duygu ve fikir hazinesinin üstünde oturuyorsundur.

Zaten merhum dostumun ismi de öyle söylüyor:

Cem'in içinde yok, yok..

Arapça (cem') kelimesi ile karıştırıp 'toplayıcı' demek istemiyorum.

Kendiliğinden dolu dolu.

İran'ın İslam öncesi kültüründen gelen efsanevi bir varlık.

Hatta biraz fazla efsanevi. (Necip Fazıl Kısakürek, Helen ve Roma'daki Dionizos ve Baküs'ün İran'daki karşılığı olarak 'Şarap Tanrısı' durumundaki 'Cem'in ismini oğluna veren koca Fatih Sultan Mehmet'i fena eleştirir.)

Bazılarına göre İran'ın bu 'Cem'i aynı zamanda Adem..

Sadece bizim değil Nevruz'un da babası..

Yalnız bu 'Cem'lik safi İran değil, işe bin yıldan beri Türk boyası da karışmış.

Büyük bir ihtimalle Hindistan'dan İran'a gelmiş.. Belki Helen'e de oradan.

Lakin bu antik Cem'in baba ocağı Azerbaycan..

Tıpkı Cem Karaca'nınki gibi.

Efsanevi Cem oralardan Osmanlı'nın ucuna, sonra da talihsiz şehzade ile ta Çizme'ye kadar uzanmış.

Cem Karaca da birkaç iklimin çocuğu..

Hint'e kadar dayanmıyor ama Azeri bir baba ile Ermeni bir anneden gelip Alman illerine kadar uzanan bir maceranın kahramanı olmuştu.

Beyni ile kulağı arasındaki vadide rakseden ses perileri, tek dinli ve tek milliyetli değildi. Hem türkü ile besleniyordu, hem Batı müziği ile.

Merhum dost, meşrebi itibariyle de edebiyatımızda daima 'kadeh ile anılan' efsanevi Cem'in bir yansımasıydı.

Cam-ı Cem sadece bildiğimiz 'şarap' ile dolu da olmazdı.

Mistik aşkın sarhoşluğunu da simgeleyebilen bu 'bade'ler Cem Karaca'nın coşkulu ve çok yönlü kişiliğine, sonraki zamanların Bektaşi'liğini taşıdı; hem meyhanelik işreti, hem sufi meydanlarına özgü melameti yetiştirdi.

Bunun gibi pek çok farklı boyut içerdiği için Karaca'nın macerası bana çok öğretici görünüyor.

Onu sadece '68 kuşağı'nın büyük dalgalarından biri olarak görmek haksızlık.

Meşhur '68 fırtınası' eserken tamı t***** 18 yaşında bir delikanlı olarak, 'karşı duvar'ın dibinde Cem Karaca'ya çok sıcak duygularla bakabilmiş biri değilim. Tanıdığım zaman ise 'bilge' damarlarının vaat ettiği orta yaş ve ileri yaş eserleri için heyecanlanmıştım. Ancak 'Cam-ı Cem' erken taştı..

Allah rahmetiyle ağırlasın..
PAM.aRt isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-2007, 06:35 PM   #17
Aktif Uye
Hayranım sana ,Sabrına, Sakince karşımda durup, Meydan okuyan o tavrına, Varlığına
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Nerden: denizliden
Mesajlar: 1.287
Cinsiyet:
Rep Gücü: 43 Rep: 4189
PAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyor
PAM.aRt - MSN üzeri Mesaj gönder
basından

Kendi ağzından Cem Karaca


Ben Mehmet Karaca'dan olma Toto Karaca'dan doğma Cem Karaca, doğduğum andan itibaren yuvarlanmaya başladım. Tabii yuvarlandığım için de yosun tutamadım. İlk senelerim tiyatrocu olan anne ve babamın denetimi, eğitimi ve gözetimi ile geçti. İlkokulda çenemin düşüklüğü ile nam saldım. Babamdan öğrendiğim 3 - 5 Arapça, Farsça kelime ile kendimi çok bilirler arasında görmeye başladım.

Çocukluğumun en büyük kararı beğenilmekti. Ergenliklerimin yüzümde patlamaya başladığı çağlarda aynaya baktığım zaman kendi kendimden tiksinirdim. İleri derecede miyop gözlü, gerektiğinden çok şişman çocuksu yüzümü, kızlardan geçtim ben bile beğenmiyordum. Bu yılllarım kolejde geçti. İktisadi yapısı benden kuvvetli kişiler arasında bir takım bunalımlarım başladı. Beğenilmeye karar vermiştim fakat beğenilmiyordum. O yıllarda ilk kez sevdim. Ama dedim ya şişmandım işte. Boş zamanlarımı annemin ve babamın oynadığı tiyatroda geçiriyordum. Sevdiklerimin halkı etkilemesi ve alkış sesleri hep kafamda uğuldardı. Ben de beğenilecektim ve alkışlanacaktım. Kesin karar verdim. Bu arada şarkıcı olmaya karar verdim. Beğenilme yolu sahne olacaktı benim için.

İlk öğrendiğim şarkı Johnny Guitar, beni seven ilk kız Suadiyeli Nesrin'di. Beğenilmek için yol bulmuştum kendime. Pikaptaki ve radyodaki şarkıları papağan gibi ezberliyordum.

Ne oldu nasıl oldu bilemiyorum bir gün kendimi tiyatro sahnesinde buldum. Tiyatroyu tekrar müzik, onu birinci evliliğim, evliliğimi askerlik takip etti. Askerde Türkiye'yi tanıdım. Türk idim. Türkçe Türk'ü anlatmam gerekiyordu. 1967'de bu yolda yürüyerek Altın Mikrofon ikincisi oldum.

"Başlangıcından bu yana ne değişti?" diye soracaksınız. Çok az şey değişti. Eskiden 215 kuruşluk Marmara şarabı, Sana yağı ve ançuez severdim. Şimdi Yakut şarabı, tereyağ ve lakerda yiyiyorum. Değişen yaptığım müziktir. Parasızdım bu işe girerken, şimdi de parasızım.

İyi şeyler yapmak istiyorum. Yetmiyorum kendime. Patlamak istiyorum. Bütün her şeyi geride bırakıp asra uygun bir patlama yapmak istiyorum. Arıyorum yolumu. Mutlaka iyiyi daha iyiyi bulacağım.
PAM.aRt isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-2007, 06:36 PM   #18
Aktif Uye
Hayranım sana ,Sabrına, Sakince karşımda durup, Meydan okuyan o tavrına, Varlığına
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Nerden: denizliden
Mesajlar: 1.287
Cinsiyet:
Rep Gücü: 43 Rep: 4189
PAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyor
PAM.aRt - MSN üzeri Mesaj gönder
basından

Nota ve tekbirle, Nebil Özgentürk

Cem Karaca iki ayrı törenle son yolculuğa uğurlandı. Bakırköy'deki törende şarkıları çalındı tekbirlerle defnedildi

Cem Karaca dün üstüne gömüldüğü babasının mezarını bir hafta önce ziyaret etti. "Babam beni çağırdı" deyip babasının başında dua etti. Eşine "Beni tam buraya gömersiniz, taşa şunları yazarsınız" dedi.

***

Kelle koltukta bir hayat...

Bayramın ikinci günü sabah eşi İlkim'e "Hadi" demiş Cem Karaca: "Babam çağırıyor, bekletmeye gelmez"..

İSTER marazi deyin, ister şehir efsanesi, isterse sokak hikayesi! Ne derseniz deyin. Ama işte fotoğraf duruyor ortada... Cem Karaca ölümünden üç gün önce, kendisinin de gömüleceği (gömüldüğü) aile kabristanına gidiyor, dualar ediyor, babasının mezarına çiçekler bırakıyor, bir de fotoğraf çektiriyor ve dönüyor evine... Ama nasıl ve hangi telaşla gidiyor? İşte, 'inanılması zor bir mezarlık öyküsü' diye anlatmaya çalışacağım da bu... Zor sahiden. Oldum olası efsane ve rüya tabiri dinlemeye kulak tıkamış biri olarak bunu, benim anlatmam daha da zor. Ama ben şimdi anlatanın anlatıcısı olacağım. Cahit Berkay, Haluk Levent ve herkesler, dün evinde toplandığımız bir sırada İlkim, birdenbire bir fotoğraf bıraktı masanın üzerine ve işte son fotoğrafı dedi.. Ve o günü özetlemeye çalıştı... Cem, bayramın ikinci günü, her zamanki gibi yorgun ve argın kalkmış yataktan.. Bir sigara tellendirip, telaşlı telaşlı, hadi toparlan mezarlığa gidiyoruz demiş İlkim'e. Birkaç yıldır mezar ziyareti tembeli olduğunu, çok ihmal ettiğini de... Ve babam çağırdı beni, (seninle konuşmam lazım) dedi bana, o yüzden bekletmeye gelmez diye de eklemiş. Varmışlar tabii mezarlığa, Mehmet İbrahim Karaca, yani babanın mezarı sulanmış, çiçeklerle bezenmiş, dualar edilmiş, mırıldanmış kendi kendine Cem (İlkim, babasına bir şeyler anlatmaya çalışıyordu diyor).

BUYRUN AHİRET SOHBETİNE
Sonra almış bir ahiret sohbeti. Cem Karaca, tek tek tarif yapmaya başlamış, beni tam buraya gömersiniz, taşa şunları yazarsın, böyle bırakırsın, yüksekliği şu olmalı, babamın yattığı yerden beş santim sağda olmalı gibi... Ve sizin de birini gördüğünüz fotolar çekilmiş, ayrılmışlar oradan. Dönüşte de iyi ki geldik, bir daha ne zaman dünya gözüyle göreceğim ki demiş İlkim'e... İşte, son fotoğrafa dair hikaye bu... Neyse, sonuçta ve eninde sonunda "sayfanın bir köşesinde yer alacak bir fotoğraf ve Cem Karaca'nın son haftasına dair minik bir anekdot"tur bu. Sadece kayda geçsin istedim o kadar.. Bence asıl önemli olan, onunla yaşananlar, paylaşılanlar, anılar, bırakılan şarkılar... Şarkılar demişken anlatmadan geçemeyeceğim..

BİR ÖMRE 215 BESTE SIĞDI
Dünkü satırları biraz kırıklık biraz da hatıralara uzanarak karalarken bir radyo istasyonundan aradılar. "Cem Karaca'nın belgeselini yaptınız, bir de iyi dostlarından sayılırsınız, canlı bağlantıya geçebilir miyiz?" diye sordular. Tabii ki "geçebiliriz" dedim.. Ama ahh, üç beş genel sohbetten sonra, programcı kardeşten bir soru daha! "Hiç kaset ya da albüm yapmıyordu son zamanlarda.. Acaba yakında yeni bir çalışması olacak mıydı?" Güler misin ağlar mısın! Muhatabı ben değildim ama düşündüm de ne cevap vermeliydim ki.. Her gün, her saat, cıvık cıvık şarkıların salındığı, her gün 15 saniyelik şöhretlerin bittiği(!) devr-i şahanede, Cem Karaca kaset yapsa ne olacak yapmasa ne olacak? Daha doğrusu daha ne yapsın be azizim... Kelle koltukta bir hayat süren bir coşku adamı, kan ve ateş günlerinde yüz binleri ayakta alkışlatan, onlarca şarkıyı hafızalara kazıyan adam değil miydi o.. Hâlâ doğum günlerimizde, evlilik yıldönümlerimizde, dost akşamlarımızda onun zikrettiği şarkıları söylemiyor muyuz? Tabii ki yeni projeler, yeni albümler olmalı olabilir... Ama asıl mesele ve soru şu: 40 yıldır söylenmiş, bestelenmiş hatta, kuşaktan kuşağa geçmiş Cem Karaca şarkıları, bandıra bandıra yenen şarkıcıklara karşı nasıl ayakta kalacak? Cem Karaca bunca şarkı ve besteye rağmen neden barlarda sazlarda çıkmak zorunda kalıyordu son senelerinde! Minik bir anımı anlatayım burada.. Can Dündar'la gitmiştik bir konserine... Daha doğrusu minik bir barda minik bir paraya çıkmak zorunda (!) olduğu bir gecenin sonunda... İki saati aşkın şarkılarını söyledi ve geçti kulise Cem Baba... Ama gençler durmuyor... Bis denilen durum! Karaca'nın tekrar sahneye çıkmasını istiyorlar da istiyorlar!!! Çıktı, iki şarkı daha okudu... Fakat alkış yine.. "Yeni şarkılar" isteniyor bir daha bir daha... "Aaaa durun çocuklar" dedi. "Burada kendi bestelerimi söylersem 26 saat dinlemek zorunda kalırsınız" dedi şakayla karışık bir muhabbetle... Gerçekten de 215 bestesi, belki de bir o kadar derlediği şarkı vardı Cem Karaca'nın.. İşte o yüzden daha ne yapsın be kardeşler! Neyse biz kendi şarkımızı Cem Karaca'nın Fikret Kızılok'un ölümünün ardından yazdığı bir şiirle bitirelim (Şiirde geçen dört silahşörler.. Barış Manço, Fikret Kızılok, Cem Karaca, Erkin Koray) Keşke elverseydi de töre/Seni denize gömseydik/ Sahile vuran her dalgada/ Ahh be Fikret deseydik/Mütevazı bir cami avlusundan/ Sen cihan değiştirdin/ Yaradanın kılıcı kuşkusuz/Dört silahşörlerden keskin/Dörttük iki kaldık/Keşke hiç eksilmeseydik...
PAM.aRt isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-2007, 06:37 PM   #19
Aktif Uye
Hayranım sana ,Sabrına, Sakince karşımda durup, Meydan okuyan o tavrına, Varlığına
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Nerden: denizliden
Mesajlar: 1.287
Cinsiyet:
Rep Gücü: 43 Rep: 4189
PAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyorPAM.aRt çok gurur duyuyor
PAM.aRt - MSN üzeri Mesaj gönder
basından

Tanrı Sahnede, Can Dündar


Cem Karaca'nın tekbir sesleriyle uğurlanışıyla aynı soru gündeme geldi: Dünün rockçıları bugün dine mi dönüyor?

Onları materyalizmin devrim marşlarıyla tanımıştık. Cem Karaca tekbirlerle gömülmek istedi. Timur Selçuk, "Ben namazını kılan bir sosyalistim" dedi. Mahzar Alanson'Yandım Yandım'ı Hz. Muhammed için yazdığını söyledi. Ne oluyor? Popçular mı dindarlaşıyor? Yoksa din mi popülerleşiyor?

Yıllar önce bir mizah dergisinde bir karikatür vardı: 'Ateizm konferansı'nda konuşacak hatip, kuliste diz çökmüş dua ediyor: "Tanrım, bağışla ne olur? Bir kere girmiş bulunduk bu yola."

Türkiye'de adı Marksist sol çizgiyle özdeşleşmiş kimi müzisyenlerin çekmecelerinden kutsal kit