FORUM SUPERMEYDAN  
Kültür Sanat ve Havacılık forumları key ödemeleri Estetik prefabrik reklam verin

Geri git   FORUM SUPERMEYDAN > GENEL & GÜNCEL > Bilim Teknik > Tarih

Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler

Bilim Teknik katogorisi Tarih forumu içinde "Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler" başlıklı konu görüntüleniyor, "Osmanlılar adayı ne zaman almış ve idari yapıyı nasıl düzenlenmiştir? Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs'ta üslenen korsanların Akdeniz'den geçen gemilere saldırmalarını önlemek ve Katolik Venediklilerin baskısı altında inleyen Ortodoks Rumlarına yardım etmek ..."

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06-11-2007, 02:55 AM   #1
SUPER MODERATOR
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Olması gerekenler yanımda..Olması gerekipte yanımda olmayanlar kimin umurunda..
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 9.003
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet:
Rep Gücü: 520
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
stat Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler

Osmanlılar adayı ne zaman almış ve idari yapıyı nasıl düzenlenmiştir?

Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs'ta üslenen korsanların Akdeniz'den geçen gemilere saldırmalarını önlemek ve Katolik Venediklilerin baskısı altında inleyen Ortodoks Rumlarına yardım etmek için 1571 yılında, 80 bin şehit vererek, Kıbrıs'ı fethetti. Kıbrıs'taki Osmanlı İdaresi fiilen tam 307 ve hukuken 352 yıl boyunca sürdü. Bu süre içinde, Kıbrıs, tarihinde yaşamadığı bir özgürlük yaşadı. Türkler, Katoliklerin kapattığı kiliseleri açtırdı ve Rum Halka dini özgürlük sağladı. Başpiskoposu Rum Halkının siyasi temsilcisi olarak kabul ederken, halkın şikayetlerini doğrudan Saraya bildirme hakkını onlara tanıdı. Böylece Başpiskoposları siyasi yönden de güçlendirmiş oldu.

İkinci olarak Katolik Venedik döneminde tamir edilmeyen kilise vb. ibadet yerlerini tamir ettirdi ve bakımlarını yaptırdı. Kıbrıs Rumlarının bütün bunlara yanıtı ise, 1821'de başlayan Yunan isyanını asker, silah ve para göndererek desteklemek ve yine aynı yıl tüm ada Türklerini katletmeyi öngören bir ayaklanma tezgahlamak oldu. Osmanlılar döneminde Adada yaşayan Rumların ekonomik durumları daha önceki dönemlerle kıyaslanmayacak biçimde düzeldi. Bu dönemden başlamak üzere, kendilerine tanınan geniş hoşgörü ile yavaş yavaş adadaki ticari hayatı ele geçirmeye başladılar. Osmanlılar döneminde adadaki idari yapı da yeniden düzenlendi ve ada "KADI" ların yönetimi için oluşturulan 17 ilçeye ayrıldı. Ada yönetimi için oluşturulan Divan'da Rumlarla birlikte adada yaşayan Maronit ve Ermenilere de temsiliyet hakkı tanındı. Böylece tarihte ilk kez Kıbrıs Rumları, adanın yönetiminde söz sahibi yapıldı.

Osmanlılar, ada Rumlarının eğitimlerinin geliştirilmesini ve vergilerin Kilise tarafından toplanmasını da kabul ederek, onlara bir nevi kendi kendilerini yönetme hakkı tanıdı.

Osmanlı yönetimi boyunca Kıbrıs'ta birçok Su Kemeri, Hanlar, Kütüphaneler, Camiler, Çeşmeler yapılarak adanın imarı sağlandı. [/color]

Kıbrıs Türklerinin kökeni nedir?

Kıbrıs Türklerinin kökeni Anadolu'daki Türk Halkıdır. Kıbrıs'ın fethinden sonra adanın gelişmesi için üretici nüfusa ve sanatkara gereksinim olduğunu gören Padişah 2. Selim, adada kalan 20 bin civarında askerin yanısıra 10 bin civarında sanatkar ailenin de Kıbrıs'a gönderilmesini kararlaştırır. Bu amaçla çıkarılan bir "SÜRGÜN HÜKMÜ" ne göre Anadolu, Karaman, Rum ve Dülkadriye Kadıları şehir ve kasabalarda oturan zenaat ve meslek sahipleri arasında seçme yapılarak, her on haneden bir hanede yaşayan aileler Kıbrıs'a gönderildiler. Bu meslek sahipleri içinde ayakkabıcılar, terziler, dokumacılar aşçılar, mumcular,semerciler, nalbantlar, bakkallar, demirciler, dericiler, taşcılar, kuyumcular, yapıcılar, kalaycılar ve kazancılar başı çekmekteydi.

Bunların yanında ise;

Taşlı ve verimsiz toprak çalıştırıp geçimini sağlayamayanlar,

Kötü davranış içinde olanlar,

Kendi bölgelerinde adları kütükte kayıtlı olmayanlar ve onların oğulları,

Batka bölgelerden göç etmitolanlar,

Uzun zamandan beri tarla veya bahçe almak için müracaat etmiş olanlar,

Köyünü ve tarlasını bırakıp, şehirlere göç edenler,

Köylerde ve şehirlerde işsiz olup, toprağı çalıştırmayanlar da Kıbrıs'a gönderileceklerdi.
21 Eylül 1571 tarihini taşıyan bu "Sürgün Hükmü" ile toplam 572 Hanenin Kıbrıs'a göç ettirilmesi öngörülmekteydi. Adaya gelen bu Türkler kısa sürede ekonomik yaşama büyük bir canlılık getirdi.

Yunanistan ise daha Osmanlı egemenliği altında olması nedeni ile Rumları kışkırtacak durumda değildi. Megali İdea fikri ortaya atılana kadar, iki halk Osmanlıla rın adil yönetimi altında barış içinde bir arada yaşadı. Denebilir ki adadaki iki halkın barış içinde birarada yaşadığı tek dönem fiilen Osmanlı İdaresi altında yaşanan bu 307 yıllık dönemdir

Kıbrıs Rumlarının kökeni nedir?

Kıbrıs'ın ilk yerli halkı Anadolu'dan gelmiştir. Ve, tarihte hiçbir zaman Kıbrıs, Yunanistan'ın egemenliğine girmemiştir. Bunun yanında tarihte hiçbir zaman Yunanistan'dan Kıbrıs'a büyük çapta bir göç de olmamıştır. Peki Rumlar niye kendilerini Yunan saymaktadır?

Kıbrıs Anadolu'nun doğal bir uzantısıdır. Jeolojik dönemin birinci zamanında Anadolu'nun Hatay bölgesine bitişik olan Kıbrıs, ikinci ve üçüncü zamanlarda oluşan çökmelerle Anadolu'dan kopmuştur. Adada Anadolu'da yaşayan cüce fil fosillerinin bulunması bunun kanıtıdır. Bu arada Kıbrıs'taki kazılarda bulunan vazolarla Anadolu'da ortaya çıkarılan vazolar ve evler birbirine çok benzemektedir. Bundan hareketle, ilk yerli halkın Anadolu'dan geldiği kesinlik kazanmaktadır. Bundan ayrı olarak Kıbrıs tarihte; Hititler, Mısırlılar, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Ptolemiler, Romalılar, Araplar, Bizanslılar, Templer Şovalyeleri, Lüzinyanlar, Cenevizliler, Venedikliler, Osmanlılar ve İngilizler tarafından yönetilmiştir. Kıyıları ise korsanların yatakları olmuştur.

Anadolu'dan gelen yerli halkla, Kıbrıs'ı işgal eden bu ulus ve kavimlerin karışması sonucu, tarih içinde ortaya melez bir halk çıkmıştır. Bu melez halk zaman içinde denizci bir kavim olan Miken'lerin kültürel etkisi altında kalmıştır. Miken'ler bilindiği gibi Yunanlılar tarafından Helen ırkından sayılmaktadır. Bundan ayrı olarak Kıbrıs'ın Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine girmesinden sonra M. S. 46 yılında St. Paul Kıbrıs'a gelerek Hristiyanlığı yaymıştır.

Bizans döneminde ise Bizans'ın, resmi dili olarak Yunancayı; resmi din olarak Ortodoks Hristiyanlığı kabul etmesi ve bunu zorla Kıbrıs'taki melez yerli halka da kabul ettirmesi, adadaki bu melez halkın kendisini zamanla Yunanlı olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Kimlik bunalımı içindeki melez halkın bir ulusal kültür, ve bir ulusal kimlik arayışı içinde olması da bu oluşumu etkileyen bir unsur olmuştur.

Sonuç olarak adanın esas yerli halkı, Anadolu'dan gelmiştir. Bu halk zaman içinde Kıbrıs'ı işgal eden kavimlere karışarak melezleşmiştir ve Bizans döneminde Bizans'ın dini-kültürel etkisi ile kendini Yunanlı görmeye başlamıştır.

Megali İdea nedir?

Megali İdea, kelime anlamı ile "Büyük İdeal, büyük fikir" demektir. Bu fikre ve ilkeye göre, 1453'de Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen İstanbul tekrar ele geçirilecek, Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu ve ta Büyük İskender'in uzandığı İskenderiye'ye kadar olan topraklar işgal edilerek, bir Helen İmparatorluğu olarak kabul edilen büyük Bizans İmparatorluğu kurulacaktır. Bu imparatorluğun başkenti ise eski Bizans'da olduğu gibi hala "Konstantinopolis" diye andıkları İstanbul olacaktır. Megali İdea fikri ilk kez Rigas Ferreros adlı bir Rum tarafından gündeme getirilmiştir. Rigas Ferreros, bu amaçla ilk Megali İdea haritasını 1791-1796 yılları arasında Bükreş'te hazırladı ve 1796 yılında Viyana'da yayınladı. Megali İdea'nın yaşatılması ve nesilden nesile aktarılması görevini Rum Ortodoks kilisesi ve Ortodoks mezhebinin merkezi olan İstanbul'daki Patrikhane üstlenmiştir. Kilisenin bu amaçlarını ve eylemlerini gerçekleştirmek için Osmanlı İmparatorluğunun kendisine tanıdığı geniş hoşgörüden yararlandığı inkar edilemez bir gerçektir. Örneğin 1754 yılında Padişahın yayınladığı bir fermanla, Başpiskopos, adanın ikinci politik ve nüfuzlu kişisi olma hakkını kazanmıştı. Bu tarihten itibaren Başpiskopos'a "Ulusal Lider" anl***** gelen "ETNARH" denemeye başlanmıştı.

Megali İdea çerçevesinde 1821 yılında Mora isyanı patlak vermiş ve Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanmasından sonra Megali İdea haritası içinde yer alan toprakların ele geçirilmesi için faaliyete başlanmıştır.

Nitekim daha sonra Girit, Rodos, 12 adalar ve diğer Ege adaları ele geçirilmiş, Anadolu'ya asker çıkarılmıştır. Ne var ki Anadolu'da Atatürk önderliğindeki Türk Halkı, Kıbrıs'ta ise Anavatan Türkiye desteğindeki Kıbrıs Türk Halkı tarafından, hedeflerine ulaşmaları engellenmiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki, Yunanistan ve Kilise bu çabalarında başta İngiltere ve Çarlık Rusyası olmak üzere her zaman Batılı ülkeler tarafından desteklenmiştir


Filiki Eterya ve Ethniki Eterya nedir?


Megali İdea fikri ortaya atıldıktan sonra bu fikir, Osmanlı İmparatorluğu aleyhine genişleme emelleri olan Rus Çarlığı ile İngilizler ve çeşitli Balkan Üleleri tarafından desteklenmeye başlandı. Megali İdea'yı gerçekleştirmek için bir örgüt gerekliydi. Bu amaçla 1814 yılında, yani Megali İdea haritasının çizildiği 1796 yılından 21 yıl sonra, Rusya'nın Odessa şehrinde Filiki Eteriya adlı Örgüt Çarlık Rusyası'nın gizli desteği ile kuruldu. Yine çarlığın desteği ile tüm Balkanlar'da örgütlenme faaliyetlerini başlatan Filiki Eteriya'nın başına da Rus Çarı 1. Aleksandros İpsilantis getirildi. Bu gelişme örgütün ilk başarısı oldu. Nitekim daha sonra Rus Çarı'nın desteği ile bu örgüt tarafından 1821 Mora isyanı başlatılacaktı. Filiki Eteriya'nın örgütlenme çalışmalarını Kıbrıs'a kadar uzattığı ve başta kiliselerdeki papazlar olmak üzere, kiliselerin yoğun propagandasının etkisi altında bulunan Rumlar arasında geniş bir taban bulunduğu, hatta Kıbrıs'taki ayaklanmanın perde gerisindeki örgütlü güç olduğu biliniyor.

Filiki Eteriya'dan sonra, Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanmasının ardından bu kez de Yunan ordusu içinde Ethniki Eteriya adlı bir başka örgüt kurulmuş ve bu örgüt Girit'in Yunanistan tarafından ilhakında önemli bir rol oynamıştır.

Her iki örgüt de esas hedef olarak Megali İdea'yı benimsemiş ve tüm çalışmalarını, bu hedefe ulaşılması için Osmanlı toprakları üzerinde gizli ayaklanma hazırlıklarına yöneltmişlerdir.

Enosis nedir?

Enosis, Megali İdea hedefi çerçevesinde Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanmasını, ilhak edilmesini ifade etmektedir. Kelime anlamı ile " İLHAK " demek olan Enosis (yani adanın Yunanistan'a bağlanması) ilk Megali İdea haritasının çizildiği 1791 yılından beri gündemde olan bir konudur. Bir anlamda Kıbrıs sorununun da bu tarihten itibaren varolduğu söylenebilir. Yunanistan'ın Kıbrıs'ı talep etmesi ise 30 Aralık 1918 yılında gerçekleşti. 18 Ekim 1828 tarihinde İngiltere, Rusya ve Fransa'ya bir nota veren Yunanistan, RESMEN İLK KEZ Enosis fikrini ortaya atmış ve adanın kendisine bağlanmasını istemiştir.

1. Dünya savaşından sonra Paris'te toplanan Barış Konferansı'na Yunanistan'ın toprak isteklerini sunan Yunan Başbakanı Venizelos, aralarında Kıbrıs'ın da bulunduğu şu bölgeleri talep ediyordu:

1- Batı Anadolu (İzmir,Bursa,Çanakkale, İzmit ve civarları)
2- Pontus (Trabzon, Sivas, Kastomonu ve civarları)
3- Kuzey Epir (Güney Arnavutluk)
4- Kıbrıs, Rodos, Meis, Girit, Bozcaada ve İmroz
5- Batı ve Doğu Trakya

Kıbıs'ta Yunan kilisesi, Patrikhane ve Yunan Hükümeti tarafından desteklenen Enosis hareketi, bu idealin yıllar boyunca kilise ve okullarda genç beyinlere aşılanması sonucu Kıbrıs'ın başına büyük felaketlerin gelmesine neden oldu. Bu ideali gerçekleştirmek için 1821 yılından itibaren birçok kez Türk halkına saldırılar düzenledi. Enosis önünde bir engel olarak gördükleri Türk halkını ortadan kaldırmak için 1895'de, 1912'de, 1955-74 döneminde Türk halkına saldırılar ve katliamlar uygulandı.

Enosis fikrinin 1918'lerde Rum çocuklarına nasıl aşılandığını bir Rum yazar olan Tenekides şöyle açıklıyor:

"Rum okulları Helen düşüncesini yaymak amacı ile kullanılıyordu. Rum öğretmenler, çiçeklerle çerçevelenmiş Yunanistan'la birleşmelerini temsil eden armağanları Vali'nin kasabaları ziyareti sırasında verirken, mızraklı bir alay gibi sıraya sokulan ögrenciler, önceden öğretilmiş olan "Yaşasın enosis" çığlıkları atıyordu..." (Tenekides-Chypre. Menter Şahinler. Türkiye'nin 1974 Kıbrıs siyaseti sayfa 111.197- İstanbul).

Enosis politikasının yakın hedefi bugün için Rum egemenliğinde tüm Kıbrıs'ta hakim olacak bir Rum Cumhuriyeti kurulması, bu Rum devletinin AB'a tam üye yapılarak Yunanistan'la dolaylı Enosis'in gerçekleştirilmesi ve Türk halkının azınlık statüsüne düşürülmesidir.

1821 İsyanı ve ilk enosis bildirisi nedir?

Yunanistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra bu devletin uyguladığı yayılmacı ve hegemonyacı politika, birbuçuk asırdır Kıbrıs'a huzur ve barış yüzü göstermedi. Bunun böyle olacağı Mora isyanının başladığı ilk günlerden belliyi. Nitekim Yunanistan'da isyanın başlamasından sonra Kıbrıs'ta da her zaman olduğu gibi Rum toplumu içindeki gerici, fanatik, milliyetçi çevrelerin başını çekmekte olan Kilise, bir isyan hazırlığına girişir. Önce Kiliselerdeki ayinlerde, kiliseye bağlı ruhban okullarında yoğun bir propaganda ve beyin yıkama faaliyetine girişilir. (Zaten bu kampanya hiç durmamıştı). Bu arada 19 Haziran 1821'de Filiki Eteriya'nın liderlerinden Konstantin Kanaris, Kıbrıs'a uğrayarak isyanın propagandasını yapar, bildiriler dağıtır, Yunanistan'daki isyancılara götürmek üzere para, silah, yiyecek toplar. Bunun ardından, Başpiskopos Kiprianos, kiliseleri birer silah deposu haline getirir. Ayaklanma için çeşitli bölgelerdeki kiliselere mektuplar gönderir, ayaklanmanın nasıl olacağını anlatır. Ne var ki, Dağ kazasına bağlı Ayanni köyünde oturan Dimitri adlı bir Rum, Osmanlı Valisi Küçük Mehmet Paşa'ya yazdığı bir ihbar mektubu ile isyanı ele verir. Vali Küçük Mehmet, bu ihbar üzerine kiliseleri basarak, isyan için depolanan silahlara ve saldırı aletlerine el koyar. İsyanın elebaşlarından kimisini idam eder, kimisini sürgüne veya hapse gönderir. Bu arada Hacı Petros Vaskos adlı Rum tarafından Başpiskopos Kiprianos'a ve Mihail Kilikya adlı Ruma yazılmış isyanla ilgili mektuplar da ele geçirilir. Bunun üzerine yakalanan Başpiskopos Kiprianos ve isyanın elebaşları idam edilir. İsyan daha başlamadan bastırılır.


Dimitri adlı Rumun Valiye gönderdiği ihbar mektubu şöyledir:

"Paskalya gecesi saat altıda Lefkoşa'da top atışı olacaktır. Başpiskopos Kiprianos, Rumca yazılmış mektubunu kendi ad***** vererek adı geçen köyde (Ayanni) kilisede okutmuştur. Bu mektuba göre, top atışı duyulduğu vakitte, bütün Hristiyanlar harp silahları ile Lefkoşa'ya hücum edeceklerdir. Tüm adayı almak için birlikte hareket ederek sözleşmelerini öneren Başpiskopos'a göre Hristiyanlar, Lefkoşa'yı da ele geçirdikten sonra, bütün müslümanları katledip ortadan kaldıracaklardır. Bu konuyu Hristiyanlara kesin olarak bildirip tenbih eden adı geçen mektubu diğer köylere de yollayıp okutmuştur".

Görüldüğü gibi daha Osmanlı döneminde tüm Türklerin katledilmesi tasarlanabiliyordu.

Vali Küçük Mehmet'in Sürgüne gönderdiği bir kısım papazlar ise 1821 yılı sonlarında Roma'da toplanarak ilk Enosis bildirisini yayınlıyorlar ve tüm Hristiyan Krallarına çağrıda bulunarak Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı için yardımcı olmalarını istiyorlardı...

Kıbrıs İngilizlere nasıl geçti ve adadan Türk göçü oldu mu?

1878'de Osmanlı-Rus savaşını fırsat bilen İngiltere, "Ruslara karşı yardım" vaadi ile, Kıbrıs'ı yılda 92000 altına kiralamayı başarmıştı. İngiltere, Doğu Anadolu'daki Kars, Ardahan ve Batuma giren Rus ordularının geri püskürtülmesinde yardımcı olacak vaadi ile, Kıbrıs'ı kiralamıştır ama bu kiralama geçici idi. Tehlike geçtikten sonra ada yeniden geri verilecekti. Yani Kıbrıs İmparatorluğun bir parçasıydı. Padişah kira anlaşmasına (Ayestafanos-Yeşilköy) imza atmadan önce (Hukuku Şahaname asla halel gelmemek üzere muahadenameyi tasdik ederim) notunu dütmüt ve sonra imza etmitti. Ne ki, İngiltere adaya yerleştiği günden itibaren Kıbrıs'ı nasıl ilhak edeceğinin hesabını yapmıştı. Nitekim Osmanlı İmparatorluğunun Almanya yanında 1. Dünya savaşına katılması ile böyle bir fırsatı bulmuş ve yayınladığı bir emirname ile Kıbrıs'ı ilhak ettiğini duyurarak, her yıl ödemesi gereken 92 bin altını da ödemeyi durdurmuştu.

İngiltere daha sonra savaşın sonlarına doğru, 27 Kasım 1917'de yayınladığı bir "Krallık Konseyi Emri" ile, ada halkına İngiliz vatandaşlığına geçmeleri için iki yıllık bir süre tanıdı.
Bu emirname şunları içeriyordu:
1- Osmanlı uyruğunda olup da Kıbrıs'ta oturan ve 5 Kasım 1914'de gerçekten adada oturuyor olanlar,
2- Osmanlı uyruğunda olup da Kıbrıs'ta oturuyor olan ama 5 Kasım 1914'de geçici bir nedenle adada bulunmayanlar,
3- Adada yerleşik olmayan ama, 5 kasım 1914'de adada bulunan Osmanlı vatandaşlarından savaşın bitiminden sonraki iki yıl içinde Yüksek Komisere başvurarak bağlılık yemini eden ve yerleşiklik koşullarını yerine getirenler, İngiliz vatandaşlığına alınacaklardı.

İngilizlerin bu haksız emrivakisi karşısında İngiliz vatandaşı olmak istemeyen binlerce Türk Anadolu'ya göç etti. 1878'de, 1914'de,1917'de yaşanan göçlerden sonra Lozan Anlaşması ile Kıbrıs kesin olarak İngiltere'ye bırakılınca, büyük bir göç olayı daha yaşandı. Sonunda 20 Temmuz 1923 Lozan anlaşmasının 20. maddesi ile Ada hukuken de İngiltere'ye bırakıldı.

Bu madde şöyledir: "Türkiye İngiliz hükümetince 5 Kasım 1914 tarihinde ilan edilen Kıbrıs'ın İngiltere'ye katılışını tanıdığını bildirir". Bu anlaşma ile Kıbrıslı Türklerin "Hakkı Hıyar"larını (seçme hakkı) kullanarak Türk vatandaşlığı ile İngiliz vatandaşlığı arasında tercih yapmaları istendi. Türk vatandaşlığını tercih edenler Türkiye'ye göçe başladı ve bu göç 1940'lara kadar sürdü. Bütün bu dönemlerde 30 binden fazla Türk, özellikle aydınlar Türkiye'ye göç etti.

Kıbrıs'tan bir diğer göç de 1960'da İngiliz idaresinin son bulması ile İngiltere'ye oldu. Bu göç 1963-1974 döneminde Rumların baskıları, saldırıları ve teşvikleri ile sürdü. Bugün 400 binden fazla Kıbrıslı Türk dışarıda yaşıyor. Bunun 225 bini Türkiye'de, 120 bini İngiltere'de, 40 bini Avustralya'da, 10 bini ABD, Kanada'da ve 5 bini de diğer ülkelerde yaşamaktadır.

Türkler Ve Rumlar İngiliz idaresini nasıl karşıladı?

Kıbrıslı Türkler için anavatandan kopmak acıların en büyüğü oldu. Adanın İngiliz egemenliğine geçmesinden hemen sonra, bu tepkilerinin bir ifadesi olarak Türkiye'ye büyük çapta göçler oldu. Bugün Kıbrıs'ta Türk nüfusunun Rumlardan daha az olmasının bir nedeni de bu göçlerdir. Nitekim daha sonraları bizzat Atatürk'ün emri ile bu göçlerin durdurulduğu biliniyor.

Kıbrıslı Rumlar ise daha Lefkoşa'da Türk bayrağı yerine İngiliz bayrağı çekilirken, Enosis çığırtkanlığını artırmaya, Türklere hakaret etmeye başlamışlar. İngiliz idaresini alkışlayarak bu değişikliğin kendilerine Enosis yolunu açacağını düşünmüşlerdir. Nitekim, 1907 yılında adayı ziyaret eden Churchill'e "Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmek istediği" belirtiliyordu. Bundan batka 1880'de Yunanistan Türkiye ile savaşa hazırlanırken İngilizlerin hoşgörüsü ile katır satın almak için adaya gelen Yunanlı subaylar, büyük törenlerle karşılanıyor, onlara para ve silah yardımı yapılıyor ve Yunan Kralına yazılan Kıbrıs'ın ilhakını öngören bir mektupla birlikte uğurlanıyorlardı. Bu arada 1879 Türk -Yunan savaşı sırasında Yunan Konsolosu Filemon Kıbrıslı Rumlardan oluşan gönüllüleri Yunanistan'a gönderiyor ve Türkler aleyhinde mitingler düzenleniyordu. Hem de ada hukuken bir Türk toprağı olmasına karşın. Yine bu arada Vatimbella adlı Yunan konsolosunun da 1916-1917 yılları arasında ilhak lehinde kışkırtıcı davranışlarda bulunması Türk halkını tedirgin ediyordu. 1918 yılı başlarında ise Venizelos'un davetlisi olarak Yunanistan'a giden Kıbrıs Piskoposu Medaxakis, Atina Metropoliti yapılmış ve Enosis kampanyalarını örgütlemeye başlamıştı.

Görüldüğü gibi Kıbrıs Rumları İngilizlerin ada yönetimini devralmasından şikayet edecek durumda değildi. Çünkü bu değişiklik onların Enosis faaliyetleri açısından bulunmaz bir nimetti. Bunun yanında Osmanlı devlet memurlarının adadan ayrılmasından sonra, boşalan devlet kadroları, Rum memurları tarafından doldurulmuştu. Bu da Rumların İngiliz yönetiminden memnuniyetlerinin bir başka nedeniydi.

İngiliz yönetiminin ilk yıllarında Türk-Rum ilişkileri nasıl olmuştur? İlk kavgaları nelerdir?

İngiliz yönetiminin ilk yıllardan itibaren Rumlar Enosis taleplerini tırmandırmaya başlamışlardır. Bunun sonucu olarak Türk ve Rum halkı sürekli bir çatışma içinde olmuştur. İngiliz yönetiminin ilk yıllarında belli başlı çatışmaları şöyle toparlamak olasıdır:

*Rumlar 1879'da 54 imzalı bir muhtırayı İngiliz yönetimine vererek Enosis talep ettiler.

*1880 yılı sonunda adaya gelen Yunanlı subaylara 250 katır 150 gönüllü ve para verilerek Osmanlılara karşı savaş desteklendi. Müftü Ali Rıfkı bu durumu protesto etti.

*Rumlar 7-8 Nisan 1881'de "Teselya-Epir-Kıbrıs-Enosis" sloganları ile gösteri yaptı.

*Ocak 1893'de Rumlar Enosis için mitingler yaptılar. Yeni Zaman gazetesi 23 ve 30 Ocak 1893 sayılı nüshalarında ve Müftü Hacı Ali Rıfkı ve Osman Mustafa Bey'ler 30 Ocak 1893 tarihli dilekçelerinde bu durumu protesto ettiler.

*Mart 1894'de 400-500 Rum ve aynı sayıdaki Türk, Rumların Baf Camisi önünde yaptıkları tahrikler nedeni ile kavga etti. Aynı günlerde Lefkara'da da Türklere saldırıldı.

*1899'da Limasol'da Enosis gösterileri yapıldı. İngiliz Yönetimi 1990 yılı Şubatında Yunan Konsolosu Filemon'u tahriklerinden dolayı sınır dışı etti.

*Türkler 22 Haziran 1902'de bir telgraf kampanyası ile Enosis tahriklerini protesto etti. Bu arada 600 imzalı bir muhtıra İngiliz yönetimine gönderildi. Kavanin Meclisi'nde Enosis karşıtı konuşmalar yapıldı.

*5 Temmuz 1903'de Türk üyelerin Kavanin Meclisi'nde olmamasını fırsat bilen Rum üyeler Enosis'i öngören bir karar aldılar.

*6 Temmuz 1903'de Türkler Kavanin Meclisi'nde bir karar alarak adanın tekrar Osmanlı yönetimine verilmesini istediler. Rumlar 4 büyük şehirde Enosis mitingleri yaptılar ve Türkleri protesto ettiler ve Enosis kararları aldılar. Türkler Limasol'da 174 imzalı bir dilekçe ile durumu protesto ettiler. Rumlar Kalavaç köyünde Türklere saldırdılar. Köyün ileri gelenleri İngiliz yönetimine bir muhtıra vererek tahrikleri protesto ettiler.

*1906 yılında Limasol ve Larnaka Limanlarına gelen Yunan askeri gemisi Miyaoli "Yaşasın ilhak" sloganları ile karşılandı. Aynı yıl içinde Paşaköy'de taşlarla Türklere saldırıldı. Bu saldırılar ve Enosis faaliyetleri Vali nezdinde protesto edilirken, İstanbul'a giden bir heyet de Paditaha tikayette bulundu.

*1907 yılı 29 Mayısında İstanbul'un fethi yıldönümünde Rumlar her yana siyah paçavralar asarken, Türkler de camileri bayraklar ve kandillerle süslediler.

*Rumlar adayı ziyaret eden Churchil'e 10 Ekim 1907'de Enosis istediklerini bildirdiler. Türkler bu durumu protesto ettiler. Rumlar aynı yıl Lefke, Angastina ve Akarsu köylerinde Türklere saldırdılar. Nisan 1908'de Akatu köyü camisi saldırıya uğradı. Mayıs 1908'de ise Geçitkale ve Ayakebir köylerinde Rumların saldırısı üzerine kavgalar çıktı.

*Türkler, İngilizlerin Osmanlılara verdiği yardıma teşekkür için 28 Ekim 1908'de Sarayönü'nde bir miting düzenledi ve Türk ordusuna yardım için bir "ASKERE YARDIM" kampanyası başlattı.

*1909'da Dikomo'da Gönyelili Tavukçu Ali Rumların saldırısına uğradı.

*8 Kasım 1914'de Kıbrıs, İngilizler tarafından ilhak edildi.

*İngiliz hükümetinin 1915'de adayı Yunanistan'a teklif etmesi üzerine Türk liderleri ortaklaşa imzaladıkları bir protesto mektubunu Vali'ye göndererek bu durumu protesto ettiler ve Enosisin 60 bin Türk için felaket olduğunu söylediler.

*Rumlar 5 Aralık 1918'de Başpiskopos 3. Cyril başkanlığındaki bir heyeti Enosis lehinde kulis yapmak için Londra ve Paris'e gönderdiler.

*16 Ağustos 1919'da bütün Rum Piskopos ve Belediye Başkanları imzaladıkları bir muhtırayı Sömürgeler Bakanına göndererek Enosis talep ettiler.

*12 Nisan 1920'de bir batka Enosis heyeti Paris'e gitti.

*Mayıs 1919'da İngiliz yetkilileri bir muhtıra göndererek 60 bin Türkün Enosise karşı olduğunu belirttiler.

*1920 yılında Enosis faaliyetlerini organize etmek için kilise önderliginde bir "Ulusal Konsey "oluşturuldu.

*1921 yılında 500 kilisede toplanan Rumlar ilk Enosis plebisitini yaparak Enosis kararı aldılar.

*Rumlar 1929 yılı Ekim ayında İngiltere'ye yeni bir Enosis heyeti gönderdiler.

*1930 yılında Yunanistan'ın bağımsızlığını elde etmesinin 100. yıldönümünü kutlayan Rumlar, 500 imzalı bir dilekçe ile Enosis'in gerçekleşmesi için Sömürgeler Bakanlığı'na başvurdular.
*26 Haziran 1930'da Başpiskoposlukta toplanan Rum Ulusal Konseyi, "Kıbrıs Ulusal Örgütü"nün Enosisci tüzüğünü onayladı ve ilhak talep etti.

Kıraathane-i Osmani ve ilk Türk gazetesi Zaman'ın yayın ilkeleri nedir?

Adanın İngiltere'nin eline geçmesinden sonra Rumların Enosis faaliyetlerini yoğunlaştırması, Kıbrıs Türk Halkı arasında büyük endişelerin doğmasına neden olmuştu. Bir yandan kilise, bir yandan da sayıları 10'u aşan Rum gazeteleri, Enosisin gerçekleştirilmesi için sürekli çaba içinde bulunuyorlardı. Bu durum karşısında Kıbrıs Türk aydınları ise, ne bir gazeteye, ne de bir örgüte sahiptiler. Toparlanmak gereği her gün kendini daha çok hissettiriyordu. İşte bu yaklaşımla ve bir anlamda Rum Kıraathanesi olan Kipriyakos Sillogos'a karşı 1880'li yılların sonuna doğru OSMANLI KIRAATHANESİ kuruldu. Bu örgütün belli bir tüzüğü, kayıtlı üyeleri olmamasına karşın bir siyasi örgütlenme niteliği taşımaktaydı. Türk aydınları burada toplanıp durum değerlendirmesi yapmakta ve Enosise karşı çıkmak gerektiğini sürekli olarak vurgulamaktaydılar.

Nihayet Tüccarbaşı Hacı Derviş Efendi'nin öncülüğü ile Enosise karşı çıkacak bir yayın organını çıkarmayı başarırlar. ZAMAN Gazetesi (bugün elimizde bulunan en eski Türkçe gazetedir) 25 Aralık 1891 yılında böyle doğar. Gazete, batlangıçta OSMANLI KIRAATHANESİ' nde toplanan aydınların görüşlerine uygun olarak, JÖN TÜRK hareketini de benimser.


Bu örgütün amaçlarını daha iyi anlamak için, çıkardıkları ZAMAN gazetesinin yayın ilkelerine bakmakta yarar var.

İngiliz sömürgeciliği ile savaşmak,

Ulusal bilinci ayakta tutmak,Anavatana güven ve bağlılığı devam ettirmek,

Kıbrıs sorununu yalnız Rumların bakış açısından dünyaya duyurmaya çalışan kalabalık Rum gazeteleri ile savaşmak,

Enosise karşı durmak,

Dünya kamuoyuna Türklerin sesini duyurmak,

Türk dilini yazı dili olarak da ayakta tutmak,

Türk toplumunu her alanda kalkındırmak, Türk esnaf ve işçilerinin haklarını korumak,

Türk ahlak ve eğitimine hizmet etmek,

Kişisel çıkarları değil, ada Türklerinin çıkarlarını gözetmek,

Kimseye kin gütmemek, kimseden yana olmamak.
(Zaman gazetesi 2. Türkçe gazetedir. Kıbrıs Türklerinin yayınladikları ilk gazete 1889 yılında yayın yaş***** giren SADED gazetesidir. Ne yazık ki Limasol'da yayınlanan bu gazetenin elimizde tek nüshası bile bulunmamaktadır).


1895 olayları nedir? İlk eşitlik talebimiz ne zaman olmuştur?

Osmanlıların 1878'de ada yönetimini geçici bir süre için İngilizlere devretmesi, Kıbrıs Rumları arasında Enosisin gerçekleşeceğine dair umutları artırmıştı. Birçok günlük ve haftalık gazete, kilise, Yunan konsolosluğu ve okullar, ara vermeden Enosis propagandasını sürdürmekteydi. İşte bu ortam içinde Lefkoşa'nın Tahtakale semtinde yaşayan Türklere yönelik saldırılar oldu. 25 Mart 1895'de Yunan Bağımsızlık Günü şenlikleri esnasında meşaleler taşıyan Rumlar, büyük bir yürüyüş kolu oluşturarak, Tahtakale Türk mahallesine girmişler ve Türkleri kesip katledeceklerine dair şarkılar söyleyerek, tahriklerde bulunmuşlardı. Lefkota Kaza hakimi Mr. Seafer'in 17 Nisan 1895 tarihinde Londra'da sömürgeler genel sekreterine gönderdiği bir mektupta bu gelişmeler anlatılarak, Türklerin de bir toplantı düzenleyerek saldırıları protesto ettikleri ve önlemler aldıkları belirtilmektedir. Yine aynı günlerde Vadili ve Vitsada köylerinde de Yunan konsolosu Filemon'un başını çektiği tahrikler ve saldırılar yapılmıştır.


Mağusa Komiseri Mr. B. Travers'in sömürge müsteşarına yazdığı bir mektupta tahriklerin, Türklerin soğukkanlılığı sayesinde atlatıldığı anlatılmakta ve şöyle denmektedir:

"Öyle anlaşılıyor ki aynı saldırgan Rum metodları, hem Vadili'de hem de Vitsada'da uygulanmıştır. Yani bazı Rumlar gecenin ortasında silahlanarak yollara dökülmüş ve diğer Rumları da "kendi emniyetleri için" aynı şeyi yapmaya teşvik etmişlerdir. Vitsada'da Rum olduklarına inandığım bazı kişiler birkaç el ateş açarak kaçmışlar ve daha sonra suçu Türklere yüklemeye çalışmışlardır".

Rumların bu tahrikleri, gerek Kıbrıs Türkleri, gerekse Osmanlı devleti adına Said Paşa tarafından İngiltere nezdinde protesto edilmiş ve "Yunanlı ajanların" kışkırtmalarının önlenmesi istenmiştir. Bu çevrede Müftü Ali Efendi ile Baş Kadı Mustafa Fevzi Efendi 17 Nisan 1895 tarihinde hazırladıkları bir muhtırayı 22 Nisan 1895'de İngiliz Yüksek Komiseri'ne vererek, Enosis tahriklerini protesto etmitlerdir. Bu muhtırada "Okullarda ve sokaklarda Türklere hakaret ve küfür edildiği, "sizi öldüreceğiz" şeklinde tehditler savrulduğu, Dohni'de Türklere saldırıldığı, Rum öğrencilerin Türk okullarını taşladığı, Türk polislere Rumlar tarafından hakaret edildiği belirtiliyordu. Bu tahriklerden 3 yıl önce 1882 yılında ise, İngiliz yönetimi bir Danışma Meclisi oluşturmaya karar verir. Bu Meclise 9 Rum, 3 Türk ve 6 memur atamayı kararlaştırır. Ne var ki, Türk halkı bu ayrımcı tutumu protesto ederek EŞİTLİK talebinde bulunur. Bu, Türk halkının EŞİTLİK mücadelesinin başlangıcıdır ve bu mücadele 100 yıl sonra bugün de devam etmektedir...
__________________

Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll|
569076912008
SÜPERMEYDAN

DİĞER KONULARIM İÇİN TIKLAYIN
http://www.supermeydan.net/forum/image.php?type=sigpic&userid=59583&dateline=121882  6917


doğangüneş isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links
Alt 06-11-2007, 02:57 AM   #2
SUPER MODERATOR
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Olması gerekenler yanımda..Olması gerekipte yanımda olmayanlar kimin umurunda..
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 9.003
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet:
Rep Gücü: 520
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
Cevap: Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler

Garanti anlaşması nedir?

Zürih ve Londra anlaşmalarına ek olarak, Kıbrıs, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan arasında imzalanan GARANTİ ANLAŞMASI'nın 1. maddesinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle tamamen veya kısmen herhangi bir siyasi veya iktisadi birliğe katılmamayı taahüt eder. Bu itibarla herhangi bir diğer devletle birleşmeyi veya adanın taksimini doğrudan doğruya veya dolayısı ile teşvik edecek her nevi hareketi yasak ve ilan eder" denilmektedir. Buna göre adanın Yunanistan, Türkiye veya AB'la birleşmesi, mümkün değildir...

İkinci maddede ise şöyle denmektedir: "Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Kırallık, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu anlaşmanın birinci maddesinde gösterilen yükümlülüklerini göz önüne alarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve aynı zamanda Anayasanın temel maddeleriyle kurulan düzenini tanırlar ve garanti ederler". 4. Maddenin son paragrafında ise şöyle denmektedir: "Ortak veya anlaşarak hareket olası olmadığı taktirde garanti veren her üç devletten herbiri, bu anlaşma ile kurulan düzeni tekrar kurmak amacı ile harekete geçmek hakkını saklı tutarlar. Türkiye, 1974 Barış Harekatını, işte bu anlaşmanın 4. maddesinin kendisine verdiği hakka dayanarak yapmıştır. Bu nedenledir ki, 1974 Barış Harekatı Uluslararası bir anlaşmadan doğan bir hakkın kullanılarak, o anlaşmanın yüklediği vecibelerin yerine getirilmesidir. Bu nedenledir ki, Rum-Yunan liderliği sürekli olarak garanti anlaşmasına saldırmakta ve bu hakkın korunması için ısrar edilmesi, en azından tek yanlı müdahale hakkından taviz verilmemesi halinde, olası bir anlaşmayı imzalamayacağını söylemektedir. Türkiye'nin garantörlüğünün kaldırılması veya B. M. Güvenlik Konseyi'nin kararına bağlanarak sulandırılması, Enosis'in gerçekleşmesi için gerekli zemini yaratacaktır.



İngiltere'nin elde ettiği olanaklar nedir?

Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken İngiltere de birtakım olanaklar elde etmiştir. Buna göre Ağrotur, Piskobu, Paramal, Dikelya, Pergama, Ay Nikola ve Ksilofago bölgelerinde İngiltere tam egemen olacaktı. Bu bölgeler arasında personel ve her türlü malzemenin nakli için yol, liman ve diğer kolaylıkları serbestçe kullanabilecekti. Bu arada Mağusa'daki limandan ve her türlü su, telefon, telgraf, elektrik vb. hizmetlerinden yararlanabilecek, askerlerin eğitimi için tesbit edilen bazı yerleri kullanabilecek, Lefkoşa uçak alanını, meydanda veya meydana bağlı gerekli tüm bina ve kolaylıkları kullanabilecek, İngiliz askeri uçaklarının barış ve savaşta hareketi için hava trafiği üzerinde sınırsız uçabilecek, üsleri ve tesisleri teknik bakımdan geliştirmek için yeni bölgeleri ve hakları Kıbrıs Cumhuriyeti ile görüştükten sonra elde edebilecekti. Bu anlaşma ile İngiltere 31 yerde çeşitli "bölgelere ve tesislere" sahip olurken 11 yerde de eğitim ve atış sahalarına sahip olacaktı.

Egemen üs bölgelerinin yüz ölçümü sorunu taraflar arasında uzun tartışmalara yol açmış bir sorundur. Başlangıçta İngiltere bu bölgelerin 12 mil kare olmasını istemiş, buna karşılık Makarios 36 mil kare olmasını önermişti. Görüşmelerin çıkmaza girmesi üzerine Dr. Küçük'ün önerdiği 100 mil kare esası üzerinden anlaşmaya varılarak, bu bölgelerin adanın 3576 mil karelik yüzölçümü içinde 99 mil kare olması kararlaştırılmıştı.

Bugün adadaki İngiliz askeri varlığı ve Dikelya ile Ağrotur askeri üsleri bu anlatma çerçevesinde faaliyet göstermektedir. Bu bölgeler "İngiliz Toprağı" sayıldığından idari bakımdan tam egemen durumdadırlar.


Cumhuriyetin işleyişi ve anlaşmazlık konuları nelerdir?

a. Bakanlar Kurulu'ndaki Oylamalar
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının 46. maddesinin 2. fıkrası, Cumhuriyet Bakanlar Kurulu'nun 7 Rum ve 3 Türk'ten oluşmasını öngörmekteydi. Bakanlar Kurulu, her iki toplum Cemaat Meclislerine açıkça tanınmamış olanlar dışında kalan bütün konularda karar alma yetkisi ile donatılmıştı. Rum Bakanlar, Rum olan Cumhurbaşkanı tarafından, Türk Bakanlar da Türk olan Cumhurbaşkan Muavini tarafından seçilmekteydi. Bakanlar Kurulu'nda kararlar salt çoğunlukla alınmaktaydı. Cumhurbaşkanı veya Yardımcısının Veto hakları bulunmaktaydı. Bazı önemli konularda Türk Bakanların ayrı oy çoğunluğu da gerekmekteydi. Bakanlar Kurulu'nda Rumlara çoğunluk sağlayan bu orantı ancak çoğunluğun iyi niyetli tavırları istismar etmemesi ile işleyebilirdi. Ne var ki Rum bakanlar, hiçbir zaman bu iyi niyeti göstermemişler, Türklerin en hassas olduğu konularda kendi çoğunluklarına dayanarak kararlar alma yoluna gitmişlerdir. Bunların en güzel örneği ise belediyeler konusunda yaşanmıştır. Anayasa her iki toplumun da 5 büyük tehirde ayrı belediyelere sahip olmasını öngörmesine karşın, Temsilciler Meclisi Rum çoğunluğu, bu konuyla ilgili yasayı yapmamış, Bakanlar Kurulu da Rum üyelerin çoğunluğu ile belediyeleri İnkişaf Encümeni olarak tanımlayan bir karar almıştır. Ne var ki Türk tarafının Anayasa Mahkemesi'ne başvurması sonucu bu tek yanlı karar iptal edilmişti.

b. Anayasa Mahkemesi'nin Dinlenmesi
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın 153. maddesine göre tarafsız bir hakimin başkanlığında bir Türk ve bir Rum yargıçtan oluşan Anayasa Mahkemesi Cumhuriyetin yaşadığı üç yıl boyunca kritik ve dikkatleri üzerinde toplayan bir kurum oldu.

Alman Anayasa Profesörü E. Forsthoff'un başkanlığını yaptığı Anayasa Mahkemesi'nde gerek belediyeler konusunda, gerekse 60/40 oranı nisbetinde kurulması öngörülen ordu konusunda önemli davalar açıldı. Kıbrıs Türk liderliğinin açtığı bu davaların düşürülmesi veya olumsuz sonuçlanması için Rumlar ve bizzat Makarios tarafından yargıçlar üzerine büyük baskılar yapıldı, tehditler savruldu.

Forsthoff'un Yardımcısı, Dr. Christian Heinze EOKA üyeleri tarafından taciz edildi, takip edildi. Hakkında çeşitli dedikodular çıkarıldı. Özellikle belediyeler konusunda büyük baskılara dayanamayarak istifa ettiği zaman yaptığı açıklamada, kendisine yapılan baskıları açıklamıştı. Esasen Makarios, belediyeler konusunda mahkemenin kararından önce yaptığı açıklamada alınacak kararın aleyhte olması halinde bu karara uymacağını açıklamıştı. Yasaları uygulamakla görevli olan bir cumhurbaşkanının anayasayı uygulamaması, bu konuda Yüksek Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararı ise dikkate almaması, herhalde dünyada eşine ender rastlanan bir olaydır.


c. Veto Hakkına Karşı Çıkılması
Veto hakkı, Kıbrıs Rum Liderliğinin iki halklı ortaklık Cumhuriyetini Meclis ve Bakanlar Kurulu'nda çoğunluklarına dayanarak istedikleri yere sürükleme girişimlerini en etkili şekilde önleyen bir silahtı. Türk olan Cumhurbaşkanı Muavini'ne, Bakanlar Kurulu ve Temsilciler Meclisi'nin kararlarını Veto etme, yani yürürlüğe girmesini önleme yetkisi Anayasanın 50. maddesi ile verilmişti.

Türk olan Cumhurbaşkanı Muavini, Dışişleri, Savunma ve Güvenlik konularında Temsilciler Meclisi ve Bakanlar Kurulu kararlarına karşı Veto hakkını kullanabilmekteydi. Bunun yanında diğer konularda bir diğer önlem de, gerek Cumhurbaşkan Muavini'ne, gerekse Cemaat Meclislerine tanınan, Anayasa Mahkemesi'ne başvurma hakkıydı. Bu önlem, Rumların kendi çoğunluklarına dayanarak iyi niyete, Cumhuriyetin kuruluş, amaç, ilke ve niteliğine ve Anayasaya ters kararlar alarak, Türkler aleyhine uygulamalar içine girmelerini önlüyordu. Nitekim Cumhuriyetin yaşadığı 5 yıl boyunca Rum liderliği Anayasanın bu maddesinin iptali veya etkisizleştirilmesi için her türlü çabayı göstermiştir. Rum liderliğinin Türklere tanınan bu haklara uymamak istemesi, Anayasa Mahkemesi'nin iptal edeceğini bile bile Anayasaya ters kararlar almaları iki halk arasındaki ilişkileri kökünden dinamitlemekteydi.

d. Temsiciler Meclisi'nde Sorunlar

Kıbrıs Anayasasının 6, maddesine göre yasama yetkisi, Anayasada her iki halkın Cemaat Meclislerine tanınan konular dışında kullanılmak üzere, "Temsilciler Meclisi" adlı 50 üyeli Meclisteydi. Bu Meclisin 35 üyesi Rum, 15 üyesi de Türktü. Temsilciler Meclisi'ndeki bu sayısal eşitsizliğin sorun yaratmaması için aynen Bakanlar Kurulu'nda olduğu gibi iyi niyetin varolması zorunluydu. Ne var ki Rumlar, Temsilciler Meclisi'nde sahip oldukları çoğunluğu her zaman kendi istedikleri tek yanlı kararları almak için kullanmışlardı. Bu eğilimleri nedeniyle gerek vergi, gerek Anayasanın emrettiği ayrı belediyeler kurulması, gerekse ordunun kurulması konusunda sert tartışmalar olmuş, Meclis bu konularda iki halk arasındaki güveni geliştirme yerine güvensizliği besleyen bir odak noktası haline gelmiştir.

Gerek Bakanlar Kurulu'nda, gerekse Temsilciler Meclisi'nde Türklerin durumunu iyileştirecek, Türk bölgelerini gelittirecek kararlar sürekli olarak engellenmiştir. Türk liderliği bu nedenle sık sık Veto yetkisini kullanmak veya Anayasa Mahkemesi'ne başvurmak zorunda kalmıştır.

e. 70/30 Oranının Uygulanmayışı

Kamu Hizmetlerinde 70/30 oranının uygulanmak istenmemesi, iki halk arasında bir diğer ihtilaf konusunu oluşturmaktaydı. Rum liderliği, Kamu Hizmeti Komisyonu'nun Rum üyeleri ile işbirliği içinde açılan münhalleri Rumlarla, özellikle eski EOKA'cılarla dolduruyor ve anayasanın emredeci kurallarına karşı 70/30 oranını uygulamaya yanaşmıyordu. Bu ayrımcı tutum, Türk aydınları arasında işsizliği ve göçü teşvik ettiği gibi güvensizliği körükleyen başlıca etkenlerden biriydi. Hiç şüphesiz Rumların böyle bir uygulamaya girmesindeki esas amaç, devleti bütünüyle bir Rum devleti haline getirmek ve tüm kamu kurumlarını içten işgal etmekti. Nitekim kamu hizmetlerine alınan Rumların çoğunluğunu, EOKA tedhiş örgütünün azılı militanları oluşturmaktaydı. Görevleri ise bu kurumlarda çalışan Türk memurları baskı altına almaktı. 7 Rum , 3 Türk üyeden oluşan Kamu Hizmeti Komisyonu; Rum üyelerin oyları ile yaptığı tek taraflı atamalara yöneltilen eleştirilere karşı, Türkler içinde okumuş insan olmadığını ileri sürüyordu. Oysa o dönemde adada üniversite mezunu olan toplam 3274 kişiden 640'ı Türk (%19.5); 2634'ü ise Rum (%80.5).

f. Orduda Ve Poliste Sorunlar

Ordunun oluşturulmasında en birinci sorun, eski EOKA militanlarının Kıbrıs Ordusu'na doldurulmasıydı. En önemlisi ise Eoka'cı Yorgacis'in İçişleri Bakanlığına getirilmesiydi. Bu, EOKA'dan çok çeken Türk halkı için büyük bir tehlike idi. Eski EOKA'cıların ellerine silah tutuşturulması Türklerin kabul edemeyeceği bir durumdu. Bunun yanında orduya atanan 150 subayın hepsi de EOKA üyeleri idi. Aynı şekilde polis birliklerine de eski EOKA'cılar doldurulmuştu. Bu işlem gerçekleştirilirken, Türk polisler anayasaya aykırı olarak işten atılmıştı.

Ordu ile ilgili ikinci anlaşmazlık noktası, Anayasanın 132. maddesinin uygulanması konusunda oldu. Buna göre eğer bir yerleşim yerindeki halk sadece Türklerden oluşuyorsa, o yerleşim bölgesine yerleştirilecek kuvvet sadece Türk ordu mensuplarından oluşacaktı. Rum liderliği bu görüş çerçevesinde ordunun küçük birliklere ayrılarak belirlenecek bölgelerde konuşlandırılmasına karşı çıkıyordu. Bundan güdülen hedef ise Türk bölgelerini savunmasız bırakmak ve Türk ordu mensuplarını belli bir bölgede çoğunlukta olan Rum ordu mensuplarının baskısı altında tutmaktı.

g. Vergiler Konusundaki Sorular
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının 78. maddesi, vergi konusunda Temsilciler Meclisi'nde alınacak kararlarda, her iki toplum milletvekillerinin ayrı ayrı yapacakları oylamalarda çoğunluk oyunu gerekli kılmaktaydı. 31 Aralık 1960'da süresi sona eren vergi yasalarının yerine, yeni vergi yasaları çıkarmayan Rum liderleri, uzatmalarla konuyu geçiştirmeye çalışıyordu. 1961 Ocak- Mart döneminde, 3 aylık uzatmayı kabul eden Türk milletvekilleri, Rum liderliğinin Türklerden topladığı vergilerle Kamu hizmetlerine eşitsiz oranda Rum alınması ve Türk bölgelerinin kalkınması için harcama yapılmazken, Rum bölgelerine oluk gibi para akıtılmasına kullanma karşısında, ikinci bir uzatmayı ancak 3 aylık bir süre için kabul edeceklerini açıkladı. Ne var ki Rum liderliği, "Kıbrıslı Türklerle varolan diğer gerilimli sorunların çözümünde, Rumlara baskı yapma fırsatı vereceğine inandıkları için" bu öneriyi reddetti. Türk liderliğinin ve milletvekillerinin tüm iyi niyetli girişimlerine karşın, tek yanlı anayasa dışı tutumunu sürdürmekte ısrar eden Makarios, vergi dairelerine doğrudan emir vererek ilk 3 aylık sürenin dolduğu 31 Mart 1961'den sonra da vergi dairelerinin vergi toplamayı sürdürmelerini istedi. Türk liderliği ise bu yasa dışı uygulamayı protesto için halkı vergi ödememeye çağırdı. Makarios ise, Türklerin bu haklı tepkisi üzerine yangına adeta körükle gidiyor ve gerekirse 70/30 oranının hiç uygulanmayacağını, anayasanın kendisini kısıtlıyan maddelerine uymayacağını açıklıyor ve tüm dünyada Türkleri suçlu göstermek için kampanya başlatıyordu.

Makarios, bunlara paralel olarak Türklere tanınan ve Anayasa tarafından garanti altına alınan tüm hakları ortadan kaldırmak için sunduğu 13 maddelik anayasa değişiklik önerilerinin Türkiye, İngiltere ve Kıbrıs Türk halkı tarafından reddedilmesi üzerine, 21 Aralık 1963'de kanlı Noel saldırılarını başlattı. Nitekim 1964'de Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusu Komutanı olan Korgeneral Karayannis, "Türkler anayasanın değiştirilmesine karşı çıkınca, Başpiskopos planını uygulamaya koydu" diyerek, saldırıların nasıl planlı başladığını açıklayacak ve Akritas Planı'nı doğrulayacaktı.


h. Ayrı Belediyelerin Kurulması Konusunda Anlaşmazlık

Kıbrıs Anayasasına göre 5 büyük şehir olarak Lefkoşa, Mağusa, Limasol, Larnaka ve Baf'ta ayrı belediyeler kurulacak ve bu belediyeler kendi toplumlarının yaşadığı bölgelerin imarı için çalışacaklardı. Esasen 1941 yılından 1958 yılına kadar ortak belediyelerde nüfus oranlarına uygun temsiliyetleri ile birlikte çalışan Kıbrıs Türkleri ile Rumları, bu konuda daha başlangıçta kötü bir deneyime sahipti. Rum belediye başkanları, belediye meclislerinde çoğunluğu oluşturan Rum üyelerin de desteği ile Türk bölgelerine hizmet vermiyor, Rum bölgelerine götürülen hizmetlerin onda biri bile Türk bölgelerine götürülmüyordu. Türklerin belediyelerde olan işleri zamanında yapılmıyor, Türk mahalle ve sokak adları Rumca olarak değiştiriliyor, Türk şehitlerinin kabirleri ile kutsal sayılan yerler yıkılıyor, her türlü yolla şehirlerin Türk karakteri ortadan kaldırılmaya çalışılıyordu. Rumların bu tutumu, belediye meclislerini iki halkın çatıştığı, çok sert tartışmaların yapıldığı bir arena haline getirmişti. Nihayet 1958 yılında Kıbrıs Türkleri bir emrivaki ile kendi belediyelerini kurmak zorunda bırakılıyordu. Kıbrıs Türkleri, ikide birde tüm dünyaya Enosis telgrafları çeken ve Enosis mücadelesinin şampiyonluğunu yapan bu meclislerde daha fazla duramazlardı.


Anayasa görüşmeleri yapılırken iki halk da bu konuda görüş ayrılığı içine düşmüş değildi. Ayrı belediyelerin varlığı fiili bir gerçek olarak kabul edilmişti. Hatta eski Yunan Dışişleri Bakanı Averof'un "LOST OPPURTUNITIES" (Kaybedilen Fırsatlar) adlı eserinde açıkladığı gibi, Makarios, fakir Türk bölgelerinin yükünü çekmemek için ayrı belediyeler kurulmasını da bizzat istemişti. Ne var ki daha sonra bu madde anayasaya girince, bu kez, "söz konusu kuralın uygulanması halinde adanın taksim edileceğini" söylemeye başlamıştı. Oysa Türkler için bu bir kimlik sorunuydu. Ayrı belediyeler, "The Observer" gazetesinin dış haberler editörü Robert Stephens'in de vurguladığı gibi,"Türklerin kendi kendilerini yönetmelerinin ve Kıbrıslı Rumların, Türk toplumunun ayrı bir kimliği olduğunu ne denli kabul ettiklerinin bir göstergesiydi".


Anayasa, belediyelerle ilgili yasaların 6 ay içinde yapılmasını öngörmesine karşın, Rum liderliği bu yönde bir çalışma yapmadığı gibi bu alandaki gelişmeleri de engelliyordu. Vakit gelip dayanmıştı. İngilizler tarafından kabul edilen ve 1958 yılında kurulan ayrı Türk belediyelerini tanıyan kanun, 31 Aralık 1960'da yürürlükten kalkmıştı. İki toplum liderleri arasında yapılan görüşmelerde Makarios'un anayasa dışı uyulamada ısrar etmesi sonucu, bir sonuç alınamadı. Bu durum karşısında eski yasalar 3'er aylık sürelerle uzatılmaya başlandı. Ne var ki Makarios, 1962 yılı sonunda artık bu süreleri uzatmayacağını açıkladı. Türk Cemmat Meclisi bu durumda 29 Aralık'ta aldığı bir kararla Türk belediyelerinin çalışmalarını sürdürmelerini kararlaştırdı. Bu arada Lefke'de de bir belediye kuruldu. Rum liderliği buna tepki gösterdi. Önce Türk belediyelerin telefonları kesildi. Çalışmarını engellemek için her yola başvuruldu. Bütün bu engellemelerin başarılı olmadığını gören Makarios, Türk belediyelerini yetkisi olmadığı halde fesh ettiğini açıkladı. Bakanlar Kurulu'nun Rum üyeleri ise, 2 Ocak 1963'de aldıkları bir kararla Türk belediyelerin sınırları içine giren bölgeleri "İnkişaf Sahaları" olarak ilan edip bu bölgelere inkişaf encümenleri atıyordu. Türk liderliği bu durum karşısında Anayasa Mahkemesi'ne başvuruyor ve başvuruyu görüşen Anayasa Mahkemesi, Bakanlar Kurulu'nun aldığı kararı Anayasa'ya aykırı bularak iptal ediyordu. Anayasa Mahkemesi, ayrıca, Makarios, "Çıkacak karar olumsuz olması halinde asla tanımayacağım" demesine karşın, beş büyük şehirde ayrı belediyeler kurulması gerektiği konusunda bir karar alıyordu.

Anayasa Mahkemesi başkanı E. Forsthoff'un Yardımcısı Dr. Christian Heinze, bu konuda şöyle diyordu: "Rumların Kıbrıs Anayasasını ihlal ettikleri en önemli örneklerden bir tanesi belediyeler konusuydu. Türkler için ciddi sonuçlar doğuran beş kentte ayrı belediyeler kurulması yönündeki anayasa maddesinin ihlali, Türk liderliği tarafından Anayasa Mahkemesi'ne getirildi. Ancak Rum liderliği Anayasa Mahkemesi'nin alacağı kararı tanımayacağını önceden açıkladı. Böylece, Rumlarla Türkler arasında uyuşmazlıkların getirilebileceği tek bağımsız organ olan Yüksak Anayasa Mahkemesi işlemez hale getirilmişti".

Yabancı yazarlar Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yıkılmasını nasıl değerlendirdi?

Profesör Richard A. Patric, "Political Geography and the Cyprus Conflict 1963-1971" adlı yapıtında, Rum liderliğinin Cumhuriyeti yıkmak için sürdürdüğü gizli hazırlığı şöyle anlatıyor:

"Kıbrıs Rum gizli ordusunun el altında kadrolarının doldurulması, eğitim ve teşkilatlanması, 1961'in ilk aylarında başladı. 1955-59 döneminin EOKA teşkilatı dağıtılmıştı ama silahlarının çoğu Kıbrıs polisine teslim edilmemişti. Teşkilatın hücrelerinin karşılıklı bağımsızlık ve yükümlülükleri de hala canlıydı. Bu hücreler yeni kuvvetin önce çekirdeğini oluşturdu. 1967'de bölük çapındaki birliklerin atış ve silah eğitimleri Kıbrıslı Rum subay namzetlerinin nezaretinde ve hükümetin silah depolarından ödünç alınan silahlarla Trodos dağlarında yürütülmekteydi. 1963 Aralık olayları başladığında, saldırılara katılan ve belli bir derecede eğitilmiş 5000 civarında Rum vardı".

Bundan başka H. D. Purchell ve Prof. Pierre Oberling gibi yazarlarla, 1960-1963 döneminde Kıbrıs Anayasa Mahkemesi Başkan yardımcısı olan Alman hukukuçu Dr. Christian Heinze ise, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yıkılışına ilişkin gözlemlerini şöyle anlatıyorlar:


"Yalnızca Türk Rum oranı bozulmakla kalmadı. Anayasanın izin verdiği yardımcı Rum polis kuvveti de yaratıldı. Özel olarak yaratılan kadroların çoğu da eski EOKA'cılara nasip oluyordu. Hem polis, hem de jandarmada terfi edenler, çoğunlukla bu teşkilatın eski adamlarıydı.
(Purchell S.315-316)

"Kıbrıslı Rumların anayasayı ihlal ettikleri örneklerden Kıbrıslı Türkler için en ciddi sonuçlar taşıyan bir tanesi, yani beş kentte ayrı ayrı Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk belediyeleri kurulması hakkındaki anayasa hükmünün ihlali Kıbrıs Cumhuriyeti Yüksek Anayasa Mahkemesi'nin önüne getirildiğinde Rumlar davayı kabul ettiler. Ancak bundan daha önce ve özellikle 1963 Nisan'ında verilen karardan sonra da Kıbrıs hükümetinin Rum kanadı, bu kararı tanımayacağını ilan etmişti. Bu, anayasanın ihlalinin resmen hukuki olarak geçerlilik kazanması ve Kıbrıs'ta Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasındaki uyuşmazlıkların getirilebileceği tek bağımsız merci olan Yüksek Anayasa Mahkemesi'nin itlemez hale getirilmesi demekti".
(Heinze S.20)

"Forsthoff ve Heinze, Makarios'un anayasa ihlallerini ortaya koyduklarında Kıbrıs Rum Cemaati Liderleri için önemli bir sorun haline geldiler. Saygınlıklarını lekelemek ve istifaya zorlamak üzere dedikodu kampanyası başlatıldı".
(Oberling S.63)

"Dr. Forsthoff "küçük rütbeli bir nazi subayı olmakla" suçlandı, ve Heidelberg Üniversitesi'nin 2. sınıf bir profesörü olmakla nitelendirildi. Dr. Heinze'nin Türklerden aldığı rüşvetle lüks içinde yaşadığı söylentileri yayıldı, hayatı bile tehdit edildi."
(Purchell S.317)

"Müşterek bir yasama oluşturmadaki başarısızlık ilgili tarafların beceriksizliğinden değil, yönetimdeki Kıbrıslı Rumların egemen kesiminin işbirliğine gitmek veya bir uzlaşmaya varmak çabası harcamayıp varolan anayasayı gözardı etmelerinde ve hiçe saymalarında artan bir inatla diretmelerinden gelmektedir. Anayasanın başarısızlığı, bundan yararlanmak için iyi niyetin olmamasındandı".
(Heinze S.25)


"Veto hakkını ortandan kaldırmak bahanesini gösterip, gerçekte kanuna uydurup, Enosis'i gerçekleştirmek istemekteydiler. Bu tasarıyı uygulamak üzere Makarios; Yorgacis, Papadopulos ve Glafkos Klerides, gizli bir eylem planı hazırlamakla görevlendirildi. İlk defa 21 Nisan 1966'da PATRİS gazetesinde yayınlanan meşhur AKRİTAS PLANI, biraz da gizemli bir biçimde "ŞEF AKRİTAS" diye imzalanmıştı. Oysa, bu, AKRİTAS ayni dönemde adada iç barışı sağlamakla görevli olan Yorgacis'ten başkası değildi. Plan, Enosis'i gerçekleştirmek amacı ile hükümet içinde bir darbe yapılmasını ve güçlenmesine izin vermeden Türk muhalefetinin temizlenmesini öngören bir programdı."
(Oberling S.64)

Makarios ve Rumlar bağımsızlığı benimsemiş miydi?


Enosis yemini etmiş ve uzun yıllar boyu Enosis içi savaşmış olan Makarios ve Kıbrıs Rumları, hiçbir zaman bağımsızlığı benimsemiş değillerdi. Makarios ve Rum liderliği, bağımsızlıktan Enosise nasıl sıçrayacaklarının hesabını yapmaktaydılar. Nitekim, Londra'da bağımsızlık anlaşmalarının altına imza koyan Makarios, adaya dönüşünde daha ayağının tozu kurumadan Enosis demeçleri vermeye başlıyordu.15 Ağustos 1962'de EOKA'cıların yuvası olan Cikko Manastırı'nda yaptığı bir konuşmada bağımsızlığı değerlendirerek şöyle diyordu: "Sekiz asırdan beridir Kıbrıs'ın yönetimi ilk kez Yunanlıların eline geçmiştir. Kıbrıs Rumları EOKA kahramanları tarafından başlatılan işi tamamlamak için çalışmalıdırlar. Mücadele timdi yeni bir biçimde sürmektedir, hedefimize ulaşıncaya kadar sürecektir".4 Eylül 1962'de Panayia köyünde yaptığı bir konuşmada ise şöyle diyordu:

"Hellenizmin müthiş düşmanı olan Türk ırkının bir parçasını teşkil eden küçük Türk Toplumu adadan kovulmadıkça EOKA kahramanlarının görevi asla sona ermiş sayılmaz".

Yine aynı Makarios 28 Mart tarihinde Cyprus Mail gazetesine verdiği bir başka demeçte ise şöyle diyordu:

"Beni bilen hiçbir Rum, bir Kıbrıs Ulusu yaratmak için uğraşmayağımı çok iyi bilir. Anlaşmalar bir devlet yaratmıştır, fakat bir ulus değil".


Bu arada Kıbrıs Develtinin tüm organlarına eski EOKA liderleri ve Enosis için mücadele eden Eokacılar getiriliyordu. İçişleri Bakanı Yorgacis de bunlardan biriydi. Diğer yandan Rum kesiminde Bayraktar ve Ömerye Camileri ve Vadili İlkokulu havaya uçuruluyor, sivil Türkler yollarda yoklamalara tabi tutuluyor, Türklerin evleri aniden basılarak aranıyordu. Herşey Rum liderliğinin Cumhuriyeti yıkmak istediğini göstermekteydi. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası tarafların iyi niyeti üzerine bina edilmişti.

Makarios ve Rum liderleri anayasaya sahip çıkıp iyi niyetle uygulamaya çalışsalardı, sorunlar görüşmelerle aşılabilirdi. Oysa onlar daha ilk günden, anlaşmaların kendilerine "ZORLA EMPOZE EDİLDİĞİNİ" açıklarken, Rum basını ve önde gelen liderleri de "ZÜRİH VE LONDRA'NIN ZİNCİRLERİNİ KIRACAĞIZ" diye sloganlar atmaktaydı. Böyle bir anlayış, Cumhuriyeti yaşatacak iyi niyeti gösterebilir miydi?


Kıbrıs Türkleri bağımsızlığı benimsemişler miydi?

Kıbrıs Türkleri 1960'dan önce bağımsızlık için mücadele vermemiş olmalarına karşın, anlaşmalarla kurulan düzenden memnundular. Çünkü özverili mücadelelerinin sonucunu görmüşler, adanın Yunanistan'a bağlanmasını önlemişlerdi. Bundan öte, yeni kurulan Cumhuriyetin iki eşit kurucu ortağından biri olmuşlar ve gerek adanın bütününün, gerekse kendi geleceklerinin üzerinde kesin söz hakkına sahip olmuşlardı. Rum ortak kendilerine birşey sormadan, Türk halkının onayını almadan hiçbir adım atamazdı. Kamu hizmetlerinde, orduda, poliste, belli oranlarda katılım hakkı elde edilmişti. Cumhurbaşkanı Muavini Türk olacaktı ve onayı olmadan önemli yasaların yürürlüğe girmesi söz konusu değildi. Üstüne üstlük Türk askeri de 82 yıl sonra yeniden adaya dönmüt ve kurulan rejimin de garantörü olmuttu. Hal böyleyken kurulan rejimi bozmak Türk halkına ne kazandıracaktı? Enosise karşı verdikleri özverili mücadele ile meşru haklarını elde eden Türk halkının bağımsız Cumhuriyetin çözümünden ne kazancı olabilirdi?


Nitekim, Rum liderliğinin 3 yıllık Cumhuriyet dönemi içinde Enosis lehine açıklamaları bir gerçekken ve Enosis için yapılan gizli çalışmalar, gizli örgütlenmeler, gizli silahlanma, belgeleri ile ortaya konmuşken, Türk liderlerinin Cumhuriyetin yıkılmasını savunan veya adanın taksim edilmesini ifade eden tek bir açıklamasına rastlamak olası değildir.

Tam aksi, Rum liderliğinin, kışkırtıcı konuşmalarına karşı sürekli olarak protestoda bulunan, bu tavrın Cumhuriyeti yıkılışa götüreceğini ifade edip uyarılar yapan ve Rum liderini anayasal çizgiye davet eden Türk liderliğiydi. Ne ki, ortaklığa dayanan bir devletin, tek ortağının istemesi ile yıkılmadan kurtulamayacağı bir gerçeklikti. Nitekim, Türk halkının iyi niyeti ve arzusu da Cumhuriyeti kurtarmaya yetmeyecekti.

Makarios'un 13 maddelik anayasa değişiklik önerisi neydi?

Aklına bağımsızlığı sığdırmayan ve yeminine bağlı kalarak Enosisin önündeki engelleri kaldırmak isteyen Makarios, bu amaçla Türk Halkına Cumhuriyette etkin söz hakkı veren Anayasanın 13 maddesini değiştirmek için bir plan hazırladı. Bu plana göre söz konusu 13 maddenin değiştirilmesini Türklere önerecek, reddetmeleri halinde ise zorla empoze edilmesi yoluna gidilecekti, Türklerin karşı koyması halinde "Türkler hükümete isyan etti" diye olay dünyaya duyurulacak, "asilerin ezilmesi", Kıbrıs hükümetinin bir iç meselesi olarak sunulacaktı. Türk halkı ve Türkiye tarafından derhal reddedilen 13 maddelik değişiklik önerileri şöyleydi:

1-Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkan Muavini'nin Veto haklarının kaldırılması. (Anayasaya göre Başkan ve Yardımcısı Bakanlar Kurulu ve Meclis'in Dış İlişkiler, Savunma ve Güvenlik konularındaki kararlarını veto etme hakkına sahipti).

2-Cumhurbaşkanı yurt dışında iken veya görevlerini yerine getirmeyecek durumda olduğunda, Başkan Yardımcısının ona vekalet etmesi. (Bu aslında göz boyamak için ileri sürülmüştü).

3-Rum Temsilciler Meclisi başkanı yurt dışında, ya da görevlerini yerine getiremeyecek durumda olduğunda, Meclis Başkanlığı görevinin Meclis Başkan yardımcısı tarafından yerine getirilmesi.

4-Meclis Başkanı Rum, Yardımcısı Türk üyelerce ayrı ayrı seçileceklerine, her ikisinin de Meclis Genel Kurulunca seçilmesi. (Bu durumda çoğunlukta Rumlar olduğu için Meclis Başkanı hep Rum olurken, Türk Yardımcı, Rumların istedigi bir kişi seçilecekti. Bu Türklerin birliğini bozmaya yönelik bir öneri idi).

5-Bazı yasaların Meclis'te onaylanması için, ayrı çoğunluk şartının aranmaması. (Anayasaya göre vergi, belediyeler ve seçim yasaları için ayrı ayrı çoğunluk gerekirdi. Bu durumda Rumlar herşeyi çoğunluklarına dayanarak istedikleri gibi yapacaklardı).

6-Birleşik Belediyelerin kurulması. (Anayasaya göre beş büyük şehirde ayrı belediyeler kurulacaktı. Bu durumda Belediye Başkanları hep Rum olacaktı).

7-Adaletin dağıtımının birleştirilmesi. (Rum suçlulara Rum, Türk suçlulara da Türk yargıçlar bakıyordu. Bu durumda Türk sanıklar suçsuz olsalar bile Rum yargıcın insafına kalıyorlardı. Bunun bir batka tehlikesi de Rum yargıçlardan alınacak tutuklama ve arama emirleri ile ikide bir Türk evleri ve yerleşim yerlerinin aranması, kişilerin tutuklanıp baskı altına alınması idi).

8-Güvenlik Kuvvetlerinin, polis ve jandarma olarak ikiye ayrılmasına son verilmesi.

9-Güvenlik Kuvvetlerinin sayısının yasa ile belirlenmesi. (Anayasaya göre Cumhurbaşkanı ve yardımcısı sayıyı ortaklaşa olarak azaltıp çoğaltabilirdi).

10-Hükümete ve orduya iki toplumun katılma oranlarının iki toplumun nüfus oranına göre değiştirilmesi.(Bu önerinin kabulü, Kıbrıs Türkleri için yok olmayı kabul etmekti).

11-Amme Hizmeti Komisyonu'nun üye sayısının 10'dan 5'e indirilmesi. (On üyeden üçü Türk'tü).

12-Amme Hizmeti Komisyonu'nun tüm kararları basit çoğunlukla alması. (Bu durumda çoğunlukta olan Rum üyelerin her istediği olacaktı).

13-Rum Cemaat Meclisi'nin yürürlükten kalkması. (Bu öneri de Rumların Cumhuriyet yönetimini bir Rum yönetimi yapmak girişiminin bir sonucuydu).

Kıbrıs Cumhuriyeti nasıl yıkılmıştır?

1963 yılı Rum liderliğinin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yıkmak için hazırlıklarını yoğunlaştırdığı bir yıldır. 25 Mart 1962'de yapılan ilk saldırıdan sonra, 25 Ocak 1963 gecesi Rum bölgesindeki Bayraktar Camisi ikinci kez havaya uçuruldu. Rum polisi tarafından Türklere yönelik baskı ve kışkırtmalar yoğunlaşırken 3 Mart 1963'de bir konuşma yapan İçişleri Bakanı Yorgacis, "Ulusal hedefimizin gerçekleşmesi için ilerlemekte azimliyiz" diyordu. 12 Mart'ta ise "özgürlük savaşımızın ruhunu fiiliyat sahasına aktarmalıyız. Halkımızın emellerinin gerçekleşmesi bize bağlıdır" demekteydi.

3 Mart günü Marat'taki Pertev Pata Türbesi tahrip ediliyordu. 30 Mayıs akşamı Ömeriye Camii ikinci kez saldırıya uğruyordu. 7 Ekim 1963'de Karpaz Bölgesi EOKA'cılar Cemiyeti bir toplantı yaparak "Cumhuriyeti yıkıp ilhakı gerçekleştirmek için mücadele etmeye karar verdiğini" açıklıyordu. Cumhuriyeti koruyup kollamakla görevli Cumhurbaşkanı Makarios ise cemiyet üyelerine gönderdigi bir mesajla onlara batarılar diliyordu. Oysa Anayasa Enosisi ve Enosis yönünde çalışmayı yasaklamaktaydı. Ama ne İçişleri Bakanı, ne de Cumhurbaşkanı Anayasanın bu maddesini uygulamak niyetinteydi...

9 Aralık günü Lefkoşa Türk Lisesi Rum Polisler tarafından basılıyor, açılan ateş sonucu Türk öğrenciler yaralanıyordu. 21 Aralık günü Atatürk Heykeli ve Türk Lisesi Rum polisleri tarafından yine kurşunlanırken, Türk bölgeleri bütün gece kurşun yağmuruna tutuluyor ve 22 Aralık günü Matyat köyü yakılıyordu. 23 ve 24 Aralık'ta çarpışmalar bütün gün sürdü. Silahlı Rumlar Küçük Kaymaklı ve Kumsal bölgelerine saldırdı. Kaymaklı yakıldı, Kumsal'da binbaşı İlhan'ın çocukları ve eşi banyo içinde katledildi. Birçok Türk evlerinden alınıp götürüldü. Bu arada Türk memur ve milletvekilleri silah zoru ile yönetimden uzaklaştırılarak devlet gasbedildi. Tüm devlet daireleri, Radyo-TV işgal edildi. Böylece Cumhuriyet bir Rum devletine dönüştü.
__________________

Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll|
569076912008
SÜPERMEYDAN

DİĞER KONULARIM İÇİN TIKLAYIN
http://www.supermeydan.net/forum/image.php?type=sigpic&userid=59583&dateline=121882  6917


doğangüneş isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Mesajı Digg'e ekleMesajı del.icio.us'a ekleMesajı Technorati'ye ekleMesajı FURL ekleSpurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 06-11-2007, 02:58 AM   #3
SUPER MODERATOR
 
doğangüneş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Olması gerekenler yanımda..Olması gerekipte yanımda olmayanlar kimin umurunda..
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 9.003
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet:
Rep Gücü: 520
doğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyordoğangüneş çok gurur duyuyor
Cevap: Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler

Akritas Planı nedir?


Rum liderliği Cumhuriyeti yıkma girişimini AKRİTAS adlı bir plan uyarınca gerçekleştirdi. 21 Nisan 1966 tarihli PATRİS GAZETESİ'nde yayınlanan bu plana göre Türk halkı ani bir saldırı ile yok edilecek ve ada Yunanistan'a bağlanacaktı. Bu planın hazırlayıcıları arasında AKRİTAS kod adlı İçişleri Bakanı Yorgacis, Cumhurbaşkanı Makarios, Meclis Başkanı Klerides gibi isimler de bulunmaktaydı...7 Şubat tarihli PATRİS gazetesi bu planda görev alan Rum liderlerini şöyle sıralamıştır:
Başkan : Polikarpos Yorgacis
Başkan Vekili : Çalışma Bakanı Thassos Papadopulos
Kurmay : Milletvekili Nikos Koçit
Kurmay Daireleri Md : Meclis Başkanı Glafkos Klerides

Planın anahtarı şöyleydi:
"Makarios'un verdiği demeçler milli davanın alacağı yönü göstermiştir. Esas gaye değişmemiştir. (İlhak, Enosis) Amaca ulaşmak için iç ve dış tahrikler izlenecektir.

- EOKA müdahalesinin son safhasında Kıbrıs davası dünya kamuoyuna ve diplomatik çevrelere "Kıbrıs Halkının self-determinasyon hakkına kavuşması" şeklinde sunulmuştu. Şimdi ilk hedefimiz uluslararası alanda Kıbrıs probleminin çözümlenmediği ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanaatını yaymak olmalıdır. Bu amaçla, bulunmuş olan çözümün tatminkar olmadığı adil olmadığı, iki toplumun birarada yaşayabileceği belirtilmelidir.
- Kıbrıs liderliği yerinde bir davranışla anlaşmaları halk oyuna sunmamış ve elimizdeki bu durum koz olmuştur.
- Kıbrıs'ın şimdiye kadar Rumlar tarafından idare edildiğini, Türklerin ise sadece olumsuz, köstekleyici bir fren rolü oynadığını gösterdik.
- Gizliliğe uyulacaktır..."

Planın diğer bölümlerinde imhanın yeraltında çalışmalarını sürdüren EOKA aracılığı ile nasıl gercekleştirileceği anlatılmaktadır. Buna göre her bölgede ne kadar kuvvet bulundurulacağı, silah miktarı, bölge sorumluları, saldırı planları, ayrıntılı olarak şemalar üzerinde gösterilmiştir. 21 Aralık günü Atatürk Heykeli ve Türk Lisesi Rum polisleri tarafından yine kurşunlanırken, Türk bölgeleri bütün gece kurşun yağmuruna tutuluyor ve 22 Aralık günü Matyat köyü yakılıyordu. 23 ve 24 Aralık'ta çarpışmalar bütün gün sürdü. Silahlı Rumlar Küçük Kaymaklı ve Kumsal bölgelerine saldırdı. Kaymaklı yakıldı, Kumsal'da binbaşı İlhan'ın çocukları ve eşi banyo içinde katledildi. Birçok Türk evlerinden alınıp götürüldü.

Bu arada Türk memur ve milletvekilleri silah zoru ile yönetimden uzaklaştırılarak devlet gasbedildi. Tüm devlet daireleri, Radyo-TV işgal edildi. Böylece Cumhuriyet bir Rum devletine dönüştü. Nitekim saldırıların da aynen bu planda öngörüldüğü gibi gerçekleştirildiği daha sonra ortaya çıkmıştır. Ne ki Türk Halkının mukavemeti, planda öngörülen sonuçların, bütünü ile gerçekleşmesini önlemiştir.

Planın tam metni şöyleydi:

Çok Gizli Karargah

Başpiskopos Makarios'un verdiği son demeçler Milli davanın yakın bir gelecekte alacağı yönü gösterir. Geçmişte de belirttiğimiz gibi milli davalar bir günde halledilemez. Milli davaların çeşitli gelişim merhalelerinin tamamlanması için belli zaman tahditleri koymak da mümkün değildir. Davamız şimdiye kadar yer almış olan gelişmelerin, bu süre içinde belirmiş şartların ve alınmış tedbirlerin ışığında, bu tedbirlerin ayarlanması ve tatbiki de göz önüne alınarak incelenmeli ve alınacak tedbirler iç ve dıştaki politik duruma uygun olmalıdır. Bütün bu işlem gerçekten güçtür ve birçok safhadan geçirilmesi şarttır; çünkü sonucu etkileyecek olan çok ve çeşitli nedenler vardır. Herkesin, alınan tedbirlerin esaslı bir inceleme sonucu alındığını ve gelecekte alınacak tedbirlerin temelini teşkil ettiğini bilmesi kafidir. Ayrıca, şimdi düşünülen bu tedbirlerin, `ilk adım'ı ve `self-determinasyon' hakkımızı kayıtsız şartsız ve tam olarak tatbiki olan gayemizin `yalnız bir safhasını' teşkil ettiğini de bilmesi kifayet eder.

Esas gaye değişmeyip aynı kaldığına göre, incelenmesi gereken bu gayenin gerçekleştirilmesi için izlenecek yol ve usüldür. Bunlar da, zaruri olarak iç ve dış (uluslararası) taktikler diye ikiye ayrılmalıdır. Çünkü, davamızın, içte ve dıştaki takdimi ve yönetilmesi ayrıdır.

A. Dıtta Kullanılacak Metod
EOKA mücadelesinin son safhasında Kıbrıs davası dünya kamu oyuna ve diplomatik çevrelere "Kıbrıs halkının self-determinasyon hakkına kavuşması: şeklinde sunulmuştu. Fakat hatırlanacağı gibi bu arada 'Türk azınlığı sorunu', bilinen şartlar altında ortaya atılmış ve toplumlararası çarpışmalardan sonra iki toplumun birleşik bir idare altında beraber yaşayamayacağı fikrini kabul ettirmek için büyük çaba harcanmıştı. Sonunda problem birçok uluslararası çevrelerin zannınca Londra ve Zürih anlaşmaları ile halledilmiş ve bu anlaşmalar, mücadele eden taraflar arasındaki görüşmeler sonunda varılan çözüm olarak gösterilmişti.

a. Bu sebeple ilk hedefimiz, uluslararası alanda, Kıbrıs probleminin çözümlenmediği ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanısını yaratmak ve yaymak olmuştur.
b. Aşağıda belirtilen kanıların yaratılması ilk gaye olarak kabul edilmiştir:
i. Bulunmuş olan hal çaresi tatminkar ve adil değildir.
ii. Varılan anlaşma, çatışmakta olan tarafların iradesi sonucu elde edilmemiştir.
iii.Anlaşmaların tadili arzusu Rumların imzalarını inkar etme niyetinden değil; onların varolması için elzem oluşundan doğmaktadır.
iv.İki toplumun birarada yaşaması mümkündür, ve
v. Yabancıların güvenmesi ve dayanması gereken kuvvetli unsur Türkler değil, Rum ekseriyetidir.
c. Yukarıdaki gayeleri gerçekleştirmek çok güç ise de tatminkar sonuçlar alınmıştır. Birçok diplomatik temsilci, anlaşmaların tatminkar ve adil olmadığına gerçek görüşmeler sonucu değil de, gözdağı ve baskı ile imzalandığına ve birçok tehditler sonunda empoze edildiğine inandılar. Anlaşmalar sonucu varılan hal çeresinin halkın tasvibine sunulmamış olması elimizde önemli bir kozdur. Liderliğimiz de aklıselimle hareket ederek bir referandumdan kaçındı. (Aksi halde, 1959'daki atmosfer içinde halk anlaşmaları mutlaka tasvip ederdi). Genel olarak dıtarıya Kıbrıs'ın şimdiye kadar Rumlar tarafından idare edildiğini, Türklerin ise sadece olumsuz, köstekleyici bir fren rolü oynadığını gösterdik.
d. Birinci safhadaki faaliyetlerimizi ve gayelermizi böylece tamamladıktan sonra ikinci safhayı uluslararası bir seviyede gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu ikinci safhadaki gayemiz aşağıdaki hususları belirtmek ve kabul ettirmektir:
i. Rumların gayesi Türkleri ezmek değil, idari mekanizmanın aykırı ve makul olmayan kısımlarını ortadan kaldırmaktır.
ii. Bunların hemen ortadan kaldırılması gerekir, çünkü `yarın' çok geç olabilir.
iii. (yayınlanmamıştır)
iv. Bu gözden geçirme sorunu Kıbrıslıların bir iç sorunudur ve bunun için kimseye, dıştan herhangi bir müdahale -güç kullanılsın veya kullanılmasın- hakkını vermez; ve
v.Öngörülen değişiklikler makuldür, adildir ve azınlığın makul addedilen haklarını da korur.
e. Genel olarak denilebilir ki bugünün uluslararası düşünüşü her türlü baskının -bilhassa azınlıklara yapılan baskının- karşısındadır. Şimdiye kadar Türkler dünya kamu oyunu Adanın Yunanistan'a ilhak edilmesinin kendilerini köle durumuna sokacağına inandırmakta başarı gösterdiler. Bu şartlar altında mücadelemizi "Enosis" değil de "self-determinasyon" temeline dayayarak dünya kamu oyunu etkileyebiliriz.

Self-determinasyon hakkımızı tamamen ve engellenmeden kullanabilmemiz için de anlaşmalardan (Garanti ve İttifak anlaşması vs) ve anayasanın halk iradesinin kayıtsız bir şekilde ifadesini engelleyen ve dış müdahale tehlikesi arz eden hükümlerinden kurtulmamız gerekiyor. Bu sebeple ilk hedefimiz Kıbrıslı Rumlarca kabul edilmemiş diye belirtilmesinde karar kıldığımız Garanti Anlaşmasının elimine edilmesidir. Garanti anlaşması ortadan kalktıktan sonra önümüzde bizi bir plebisitle kendi geleceğimizi seçmekten alıkoyabilecek hiçbir hukuki ve manevi engel kalmayacaktır.


Yukarıdaki izahattan anlaşılacağı üzere planımızın başarısını temin etmek için kademeli bir "çaba ve gelişme" yolu seçilmesi gerekiyor. Bu çabalar ve gelişmeler gerçekleşmezse gelecekteki davranışlarımız kanun bakımından haksız, politik yönden ise başarısı imkansız bir hale girer. Ayrıca Kıbrıs'ı ve halkın (Rumları) büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakmış oluruz.

İzlenecek hareket hattı şöyledir:

a. Anayasanın olumsuz maddelerini tadil etmek ve bunun sonunda "Garanti ve İttifak anlaşmalarını" de facto olarak ortadan kaldırmak.
Bu adım kaçınılmazdır; çünkü herhangi bir anlaşmanın olumsuz yönlerini tadil etmek ihtiyacı, genellikle bütün dünyaca kabul edilmiştir ve makul addedilmektedir. (Burada bir pasaj yayınlanmamıştır). Buna karşılık böyle bir tadil çabasını önlemek gayesini güden herhangi bir dış müdahale haksız ve gereksiz sayılmaktadır.
b. Bunu gerçekleştirir gerçekleştirmez Garanti Anlaşması (müdahale hakkı) kanunen ve esas olarak tatbik edilmez.
c. Garanti ve İttifak anlaşmalarının self-determinasyon hakkını kısıtlayıcı hükümleri böylece ortadan kaldırıldıktan sonra Kıbrıs halkı (Rum toplumu) kendi iradesini serbestçe ifade edip uygulayabilecektir.
d. O zaman, devlet kuvvetlerinin (Polis Gücü) ve buna ek olarak dost ülke askerlerinin, dıştan veya içten gelen herhangi bir müdahaleye karşı koyması mümkün olacaktır, çünkü o zaman tamamen bağımsız bir durumda olacağız.

Görülüyor ki harekatın (a) maddesinden (b) maddesine kadar olan kısımlarının belirttiğimiz sıraya göre tatbik edilmesi şarttır.

Bunun sonucu olarak da belirtilen gerçek şudur: Eğer Uluslararası alanda başarı şansı umuyorsak mücadelemizin herhangi bir safhasını, bir önceki safha tamamlanmadan açıklamamak zorundayız. Örneğin, yukarıda bellirtiğimiz dört safhanın gerekli sırayı teşkil ettigi kabul edilirse, bu sıranın (d) maddesi önceden açıklandığı zaman (a) maddesindeki tadillattan söz etmek anlamsız ve faydasız olur, çünkü anayasanın olumsuz hükümlerini tadil etmek yollarını ararken böyle bir revizyonun Devlet ve Anlaşmaların fonksiyonu için gerekli olduğu bahanesini öne sürmekle gülünç bir duruma düşmüş oluruz.

Yukarıda belirtilenler, hedef ve gayelerimiz ve uluslararası alanda izlenecek usul ile ilgili noktalardır.


B. İç Cephe
İç alandaki hareketlerimiz Türklerin yapacakları tepkiye, dışta bu hareketlerin yorumlanmasına ve yapacaklarmızın milli davamız üzerindeki etkisine göre düzenlenecektir.

`Aşılmaz' diye tanımlayabileceğimiz tek tehlike asker kullanarak yapılacak bir dış müdahale ihtimalidir. Kısmen veya tüm olarak kendi gücümüzle karşılayabileceğimiz bu tehlike, yaratması muhtemel maddi zarardan ziyade politik alanda yapacağı olumsuz etki yönünden önemlidir. Eğer dış müdahale, planımızın 'c' safhası uygulanmadan önce yapılırsa, böyle bir müdahale tamamen haklı görünmese de hukuki yönden geçerli sayılabilir ki bu da uluslararası alanda ve Birleşmiş Milletler'de aleyhimize olur. Son zamanlarda yer almış olan buna benzer olayların tarihi gösteriyor ki, hiç bir müdahale olayında -müdahale hukuk dayanağından tüm olarak yoksun olsa bile- mütecaviz,saldırıya uğrayandan önemli tavizler koparmadan, ne Birleşmiş Milletler ne de diğer kuvvetler tarafından sökülüp atılmıştır. İsrail'in 1959'daki Süveyş saldırısında, harekatın Birleşmiş Milletler tarafından takibine ve Sovyetler Birliği'nin duruma müdahale tehdidine rağmen, saldırıyı yapan İsrail, geri çekilmesine karşılık Kızıl Deniz'deki Eliat limanını elde etmesini bilmiştir. Kıbrıs için böyle bir durumda çok daha büyük tehlikeler vardır.

İyi çalışır ve yukarıda (a) safhasında belirtilen teşebbüsümüzü başarılı kılarsak, göreceğiz ki hem müdahaleyi haksız gösterecek, hem de bütün dünyanın desteğini kazanmış olacağız, çünkü Garanti anlaşmasına göre garantör devletler (İngiltere, Yunanistan ve Türkiye) arasında müzakereler yer almadan müdahale yapılmaz. Asıl uluslararası desteğe işte bu devrede (müdahale öncesi temas devresi) ihtiyacımız olacaktır. Böyle bir desteği de ancak Anayasada yapılmasını teklif ettiğimiz değişiklikler haklı ve akla yakın görüldüğü zaman kazanabiliriz. Bu sebeple öne süreceğimiz değişiklikleri kararlaştırırken çok dikkatli olmamız gerekir. Bu durumda, ilk adım, müdahale tehlikesini ortadan kaldırmak için Anayasayı tadil etme teklifi yapmaktadır. İzlenecek taktik (yayınlanmamıştır).


Aşikardır ki müdahalenin haklı gösterilmesi için anayasadaki basit bir revizyon teklifinden daha ciddi bir sebep, daha yakın bir tehlike olması gerekir. Bu sebepler tunlar olabilir:
a. 'a' ve 'c' hareketi yerine getirilmeden ENOSİS'in ilanı.
b. 'Türklerin katliamı' diye aksettirilecek ciddi toplumlararası huzursuzluk ve çarpışma.

İlk sebep, birinci safha için hazırlanan plan gereğince kendiliğinden ortadan kalkmıştır; böylece geriye `toplumlararası çatışma' tehlikesi kalmış oluyor. Tahrik edilmeksizin Türklere karşı bir katliam girişmek veya hücum etmek niyetimiz yoktur. Bu sebepten...(Bu kısım Rum yayın organlarınca gizli tutulmuş yayınlanmamıştır) Türkler şiddetli reaksiyon göstererek olaylar ve çatışmalar yaratabilirler, veya çarpışmalar yaratarak Rumların kendilerine hücum ettiği ve bu yüzden can ve mal emniyetleri için müdahalenin kaçınılmaz olduğu intibaını yaratmaya çalışabilirler.

İzlenecek taktik: Anayasayı tadil etme çabalarmız gizli olmayacak. Daima barışçı görüşmelere hazır görüneceğiz ve hareketlerimiz hiç bir zaman tahrik edici veya sert bir şekilde olmayacak. Patlaması muhtemel her olay, başlangıçta kanun çerçevesinde ve kanuni kuvvetler -Devletin Polis Gücü- tarafından, belli bir plana göre karşılanacaktır. Bütün hareketlerimiz hukuki bir çerçeve içinde yapılacaktır.

(Bu madde gizli tutulmuş yayınlanmamıştır).

Türklerin, Anayasayı tadil için girişeceğimiz ciddi hareketlere tepki göstermeyeceğini düşünmek ve genel planımızın yukarıda anlatılan birinci safhasını gerçekleştirme çabalarımıza karşı olaylar ve çatışmalar yaratmayacaklarına inanmak safdillik olur. Bu sebeple Teşkilatımızın varlığı ve kuvvetlenmesi zaruridir. Çünkü:
a. Türklerin içten gelen bir direnmesine karşı bizim karşı hücumumuz ani olmazsa, Rumlar arasında -özellikle kasabalarda- panik yaratılması tehlikesi vardır. O zaman geniş ve çok önemli bölgelerde Türklere 'hücum gücümüzü' ani olarak ve etkili bir tekilde gösterebilirsek, kendilerine gelecekler ve hareketleri önemsiz, tecrid edilmit olaylara inhisar edecektir.
b. Türklerin planlı veya plansız herhangi bir hücumu karşısında- bu hücum bir gösteri olsun veya olmasın- hemen harekete geçmek, şiddet kullanarak böyle bir hücumu en kısa bir zamanda bastırmak zorundayız. Çünkü durumu bir iki gün içinde tam olarak kontrol edebilirsek, dış müdahale mümkün olmayacağı gibi haklı da görülmeyecektir.
c. Herhangi bir Türk tetebbüsünün kuvvet kullanarak, kat'i olarak bastırılması, bizim sonradan gireceğimiz ve Anayasada yeni tadilata matuf hareketlerimizi kolaylaştıracak ve aynı zamanda tatbikatta bir Türk reaksiyonunu önleyecektir. Çünkü Türkler, gösterecekleri herhangi bir reaksiyonun toplumları için ciddi sonuçlar doğurabileceğini kavramış olacaklardır.
d. Çatışmaların yayılıp büyümesi halinde plandaki (a) ve (d) safhalarını uygulamaya ve ENOSİS'i derhal ilan etmeye hazır olmalıyız. Çünkü o zaman diplomatik faaliyete ihtiyaç kalmamış olacaktır.

Bütün bu safhaların tatbikinde büyük rol oynayacak bir faktörü unutmamak lazım. Üyelerimizi ve halkı aydınlatmak ve planlarımızı bilmeyen veya bilmesine imkan olmayan `tutucu' çevrelerin propagandalarına karşı koymak. Bellirttiğimiz gibi mücadelimizin en azdan dört safhadan geçmesi şarttır. Ayrıca bu süre içinde planlarımızı ve niyetlerimizi, zamansız olarak açıklamamak zorunluğundayız.

Görüleceği gibi bu konuda her şeyi gizli tutabilmek milli görevden de üstün bir görevdir. "Gizlilik" başarımız ve bekamız için hayati bir önem taşır. Bunun böyle olması 'tutucu' zümreyi ve sorumluluk duygusundan yoksun demagogları, tahrik edici konuşmalar yapmaktan, sözde millici beyannameler dağıtmaktan alıkoymayacaktır. Planlarımızın geçiş safhaları onlara bir çok fırsatlar verecek niteliktedir. Liderlermizin esas gayesi'nin 'milli hedef' olmadığını ve yalnız anayasayı tadil etme peşinde koştuğumuzu söyleyecekler, ithamlar yağdıracaklardır. Anasyasayı, kararlaştırdığımız gibi aralıklı merhalelerle ve hüküm sürülen şartlar çerçevesinde tadil etmek gerekliliği işimizi daha da güçleştiriyor. Bütün bunlar bizi sorumsuz demagojiye, sokak politikasına ve millicilik yarışına itmemelidir. İcraatımız bizi, inkar edilmeyecek bir şekilde, haklı gösterecektir. Her halukarda, hepimizin iyi bildiği nedenler yüzünden, bu Planın gelecek seçimlerden çok önce tatbik edilmesi ve başarı ile sonuçlanması gerektiğine göre, önümüzdeki kısa devre içinde göstereceğimiz itidal ve soğukkanlılıkla temayüz etmeliyiz. Buna paralel olarak vatansever kuvvetlermizin birliğini ve disiplinini korumak ve bununla da kifayet etmeyip bu birliği takviye etmek zorunluluğundayız. Bu konuda başarı sağlamak için üyelermizi iyice aydınlatmalıyız ki onlar da halkı aydınlatabilsinler.

Herşeyden önce 'tutucuların' gerçek kimliklerini açıklamalıyız. Bunlar küçük, sorumsuz demagoglar ve fırsatçılardır. Son yılların tarihi bunu açıkça ortaya koymuştur. Bunlar, liderliğimize kuduz köpekler gibi saldıran, fakat geçerli, pratik ve akla yakın herhangi bir çözüm yolu göstermekten aciz, başarı yoksunu,menfi ruhlu gerici insanlardır.

Hareketlerimizde başarı sağlayabilmemiz için, son dakikaya kadar kuvvetli ve istikrarlı bir hükümete ihtiyacımız vardır. Bu böyle bilinmelidir. Bu tutucular güruhu, nutuk çekmekten başka bir şey yapmaktan aciz gürültücü parolacılardır. Daima, ciddi ve kesin bir hareket gerektiği zaman, fedakarlık gerektiği zaman, ortada güçsüz zavallılar olarak kalmışlardır ve kalacaklardır. Bunun en tipik örneği şimdiki tutumlarıdır: En iyi hareketin Birleşmiş Milletler'e başvurmak olduğunu teklif ediyorlar. Bu yüzden bunların tecrid edilmeleri ve daima uzakta tutulmaları şarttır.

Planımızı üyelerimize YALNIZ SÖZLÜ olarak anlatmalıyız. Toplantılar teşkilatın Alt-Karargahlarında (bölge karagahlarında) yapılmalı ve üyelerimizin halkımızı aydınlatabilmeleri için, bölge karargah lideri ile üyeleri, planımız ve niyetlerimiz konusunda iyice aydınlatılmalıdır. HERHANGİ BİR YAZILI İZAHAT YAPILMAMALIDIR. YUKARIDAKİLERLE İLGİLİ HER HANGİ BİR DÖKÜMANIN KAYBI VEYA DIŞARIYA SIZDIRILMASI VATANA İHANET SUÇU SAYILIR. Bu dökümanın açıklanması, ihbarı veya muhalefet tarafından yayınlanması kadar zararlı ve mücadelemize bu kadar ağır bir darbe indirecek başka bir hareket düşünülemez.

Üyelerimizin sözlü aydınlatılması dışındaki bütün çalışmalarımız, bilhassa basındaki yayınlarımız çok ılımlı olmalı ve planımız hiçbir şekilde ifşa edilmemelidir. Yalnız sorumlu üyeler halka hitab edebilir, nutuk söyleyebilir beyanat verebilir. Onlar da planımıza temas ederken kendi şahsi sorumluluklarına ek olarak alt-karargah başkanlarının sorumluluğu ile hareket ederler. Yazılı plandan söz etmek gerekirse, bu, alt-karargah başkanlarının izni ile yapılır. Başkanlar yapılacak konuşmayı veya verilecek demeci iyice kontrol ederler. Hemen şunu de bildirelim: Böyle bir konuşma veya demecin HİÇ BİR ŞEKİLDE BASINDA VEYA BAŞKA YAYINLARDA YER ALMASINA İZİN VERİLMEMELİDİR.

İzlenecek taktik: Üyelerimizi ve halkı SÖZLÜ OLARAK aydınlatmak için büyük çabalar harcanmalıdır. Kendimizi "ılımlı" gösterebilmek için hiç bir çaba esirgenmemelidir. Hiç bir yazıda, veya basında, veya herhangi bir dökümanda planımızdan bahsedilmemelidir, böyle bir konuya temas edilmemelidir. Sorumlu üyelerimiz halkı aydınlatmaya devam edecekler, moral yükseltmek, halkın mücadele ruhunu takviye etmek için gerekli çalışmayı -basın veya diğer kanallarla planlarımızı ifşa etmeden- en iyi şekilde yapacaklardır.

NOT: Bu döküman, alındığı günden itibaren on gün içinde, alt-karargah başkanının sorumluluğu altında ve bütün kurmay üyelerinin huzurunda yakılmak suretiyle yok edilecektir. Bu dökümanı kısmen veya tüm olarak kopya etmek şiddetle yasaktır. Alt-karargahın kurmay üyeleri, başkanlarının sorumluluğu altında planı alıp inceleyebilirler. Lakin bölge başkanı dahil hiç bir üye bu dokümanı alt-karagah binasından çıkaramaz.
Batkan

AKRİDAS

Olaylardan Kıbrıs Türkü'nü sorumlu tutanlar için, yukarıda açıklanan belgede bir çok cevap bulunmaktadır. Kimin kurulu düzeni bozmak için planlar hazırladığı, şu kadar zaman sonra atılacak adımı hesapladığı ve sonuca dolu dizgin ilerlemek için kan akttığı bu sayede açığa çıkmıştır. Rum-Yunan ortak cephesi, 1960-1963 devresinde geçirilen tüm krizlerin nedenini teşkil etmiştir. İstenen, Anayasanın işlemediğini isbat idi. Bu uğurda belediye, ordu, memur meseleleri, vergiler üzerinde tartışma yaratılmış, hatta Anayasa Mahkemesi başkanının yıpratılmasına kadar gidilmiştir. Amaçları, sunduğumuz belgeden de anlaşıldığı gibi, halk oyu ile Enosisi tahakkuk ettirmektir. Sadece dikkat edilen husus, Türk müdahalesinin bertaraf edilmesi idi. Nitekim, Aralık 1963'e yaklaşıldığında, "Garanti Andlaşması"nın silahlı müdahale hakkı tanımadığı tezinin ortaya atıldığı görülmüştür.

Bu belge ile şunu ortaya koymaktayız: Rumlar Cumhuriyetin devamında samimi değildir. Rumlar Cumhuriyeti bir ara aşama kabul etmekteydiler. Bir takım kişilerin Makarios'u bağımsızlığın timsali yapmaları, tepeden tırnağa kadar hatadır. Makarios, icabında kan dökerek adayı ilhak etmek kararında idi ve bunu Aralık 1963'de uygulamıştır. Niçin Aralık 1963 seçilmiştir? Yayınlanan belgede de belirtildiği gibi, Cumhuriyet'ten Enosise geçişi başarabilmek için ortaya konan plan kademe kademe uygulanmalı idi. Bunun için 1961'de yahut 1962'de silahlı hareket olamazdı. Çünkü Anayasanın işlemediği isbat edilmemiş, belediye, ordu, memur meseleleri dışa duyurulmamıştır. Ve uygulama bir sıraya göre oluyordu.

Siyasi planlama yanında ismi konmaksızın, "Teşkilat" olarak anılmakta olan bir Rum Yeraltı Teşkilatı kurulmuştur. Kademe kademe gidişin bir gün silahı gerektireceği zaten kendilerince teslim edilmiştir. Yeraltı Teşkilatı kurulmuştur. Kademe kademe gidişin bir gün silahı gerektireceği zaten kendi PATRİS Gazetesinin 22 Ocak 1967 tarihli sayısında da silahlı Rum teşkilatı hakkında gerekçe şu şekilde verilmiştir: (Yukarıda geçen (a),(b),(c), ve (d) maddelerini burada da özetliyerek tekrarlamayı faydalı görüyoruz) "TEŞKİLAT NASIL KURULDU: Kayıtlar AKRİDAS (Yorgacis) tarafından hazırlanmıştır. Kuvvetli bir teşkilatın varlığı zaruridir.

Çünkü:
a. Türkler tepki gösterirse ve ani hücumumuz olmazsa, Rumlar arasında paniğe sebep olacağız. O zaman tamiri imkansız bir durum doğacaktır. Bir çok bölgeleri kaybetmiş olacağız. Bu bölgeler Türklerin eline geçecektir. Gayelerimizden biri Türkleri dar bölgelere sıkıştırmaktır.
b. Türklerin, sebeplerini perdeleyerek girişecekleri hareketlerini, kısa zamanda durdurmak zorundayız. Türkleri birkaç günde bertaraf edersek, bir dış müdahale imkan dahilinde olmayacaktır. Ve böyle bir müdahale haklı görülmeyecektir.
c. Yukarıda belirtildiği gibi istenen olursa, ilerdeki hareketlerimiz kolaylaşacak ve tepki ile karşılaşmayacağız. Çünkü Türkler, tepkilerinin kendilerine zararı dokunacağını anlayacaklardır.
d. Eğer çarpışma genelleşirse ve adaya yayılırsa yukarıdaki planlara göre hareket etmeli ve derhal Enosisi ilan etmeliyiz. Çünkü diplomatik faaliyet için sebep olmayacaktır.

Akridas'ın görüşleri: Tek tehlike dıştan şiddet yoluyla bir müdahale ihtimalidir. Böyle bir müdahaleye karşı koyabileceğimiz için, maddi zararımız ağır olmayacaktır. Sadece tamamlanması gereken, siyasi sahadaki güçlüklerdir". Bu gerekçe ile Cumhuriyetin İçişleri Bakanı Polikarpos Yorgacis başkanlığında silahlı bir teşkilat kurulmuştur. Yorgacis "Akridas" takma adını kullanmıştır. Teşkilat, Lefkoşa esas alınarak kurulmuş ve vuruş kabiliyeti buna göre ayarlanmıştır. Patris gazetesinin 27 Ocak 1967 tarihli sayısında ilgili evrakın listesi de verilerek "Genel Harekat Planı" açıklanmıştır. Plan Türk bölgelerinin kontrol altına alınması ve Türk liderlerinin kaçırılmasını öngörmekte idi. Esas noktalar şöyle belirtilmektedir.

Plan 1:
(Lefkoşa ve Varoşları Karargahının Harekatı Planı) Lefkoşa ve civarı "Karargah" adı altındaki bölgeyi teşkil etmektedir. Bölge beş kesime ayrılmıştır.

Birinci Kesim: Şehrin Batı kesimi (Ayios Pavlos-Ayios Demotios) (Hava alanı yolu)
İkinci Kesim: Eski Şehir (Dereden Mağusa kapısına kadar)
Üçüncü Kesim: Kuzey Kısım (Yenişehir-Kızılbaş)
Beşinci Kesim: İç Kısım (Şehir ve civarlarının diğer kı