![]() |
| | |||||||
TARTIŞMA (polemik) katogorisi Siyaset Meydanı forumu içinde "Liberal demokrasi anlayışı ve ezber bozan demokratlar" başlıklı konu görüntüleniyor, "Kapitalizm, Fransız İhtilali ile siyasal iktidarı ele geçirmesiyle birlikte kendi demokrasi anlayışını ifade eden "liberal demokrasi"yi inşa etmiş ve uygulamıştır. Liberal demokrasi anlayışında kutsanan "girişim özgürlüğü" ve "mülkiyet hakkı"dır. Mülkiyete ..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Banned | Liberal demokrasi anlayışı ve ezber bozan demokratlar Kapitalizm, Fransız İhtilali ile siyasal iktidarı ele geçirmesiyle birlikte kendi demokrasi anlayışını ifade eden "liberal demokrasi"yi inşa etmiş ve uygulamıştır. Liberal demokrasi anlayışında kutsanan "girişim özgürlüğü" ve "mülkiyet hakkı"dır. Mülkiyete sahip olan da girişimci olabilmek için gerekli sermayeye sahip olan da burjuvazidir. Bu anlayış içerisinde mülk sahibi olmayan ve girişim olanağı (sermayesi) bulunmayan toplumun geniş kesimleri hiçbir hakka sahip değildir. Bunlar ancak, emek güçlerini satabildikleri sürece yaşamlarını sürdürmektedir ve soysal güvence, sağlık, eğitim gibi insan olmaktan kaynaklanan en temel haklardan dahi mahrumlardır. İşte, liberal demokrasi anlayışının mülksüzü, sermayesi olmayanı insan yerine koymayan anlayışı karşısında emeği ile yaşamını sürdürmek zorunda olanlar, işçi sınıfı bilinci ile yürüttükleri mücadeleler sonrasında burjuvaziyi liberal demokrasi anlayışının insanlık dışı yaklaşımından tavizler vermek zorunda bırakmıştır. 1917 Ekim Devrimi ile başlayan reel sosyalizmin tehdidi altında liberal demokrasi anlayışından verilen tavizler daha da derinleşmiştir. 20 yüzyıl başlarında son noktasına ulaşan kapitalizmin başarısızlıkları da eklenince liberal ekonomi ve liberal demokrasi anlayışından önemli ölçüde uzaklaşılmıştır. 1923 İzmir İktisat Kongresi ile kapitalist sistemi benimsediğini ilan eden Türkiye'de liberal demokrasi anlayışından tavizlerin verilmesi 1960'lı yılları bulmuştur. 1960 ve 1970'ler Türkiye'de sınırlı da olsa "sosyal devlet" anlayışının uygulamaya konulduğu yıllar olmuştur. Bu yıllarda toplu pazarlık sistemi ve sendikal mücadele ile birlikte özellikle kentlerde eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanında göreceli gelişmeler yaşanmıştır. 24 Ocak 1980 kararları ve bu kararların yaşama geçirilmesini amaçlayan 12 Eylül darbesiyle bütünüyle ortadan kalkan demokrasinin yerine liberal demokrasi anlayışının yerleştirilmesi çalışmalarına başlanmıştır. Turgut Özal'ın öncülüğünde 1990'lı yıllara ulaşan liberal demokrat anlayış, 1990'lı yıllarda Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Murat Karayalçın tarafından sürdürülmüş, 2000'li yıllarda ise ekonomik kriz ardından fiilen hükümeti yöneten Kemal Derviş ve DSP içinden kimi isimlerce Kasım 2002 seçimlerine kadar getirilmiştir. Kasım 2002 seçimlerinde liberal demokrasinin bayrağı AKP iktidarına geçmiştir. AKP iktidarda bulunduğu ve liberal demokrasi bayrağını taşıdığı beş yıllık süre içerisinde kendinden öncekilere göre çok daha başarılı olmuş, bayrağı daha ilerilere taşımıştır. AKP'nin liberal demokrasi bayrağını taşımadaki başarısında en önemli destekçisi kuşkusuz AB ve AB'nin Türkiye'deki destekçisi "demokrat aydınlar"dır. AB, kapitalizmin diğer kurumlarından farklı olarak yeni liberal politikaları toplumda "demokrasi" beklentisi de yaratarak Türkiye'ye dayatmaktadır. AKP Hükümeti de AB'ye üyelik sürecinde Türkiye'nin demokratikleşeceği izlenimi ile liberal demokrasi anlayışını içeren yeni liberal politikaları yaşama geçirmektedir. Bu süreçte de AKP Hükümetine en büyük destek, Türkiye'nin liberal demokrasi savunucularından gelmektedir. Birçoğu geçmiş dönemlerde sol hareket içinde bulunmuş ve "demokrat" olarak bilinen bu kişilerin AKP'ye yönelik desteği kimi kesimlerce çelişkili bulunarak yadırganmaktadır. Oysa, ortada yadırganması gereken bir çelişki yoktur. Zira onlar, savundukları demokrasinin liberal demokrasi anlayışı olduğunu inkar etmemektedir. Dolayısıyla onların AKP'nin mülksüzü, sermayesi olmayanı insan yerine koymayan liberal demokrasi anlayışını desteklemesi son derece anlaşılır bir tutumdur. Bu bağlamda, söz konusu "demokrat aydın" geçinenlerin "ezberlerin bozulması" söylemi ile eğitimin paralı hale getirilmesini, sağlık ve sosyal güvenlik sistemini tasfiyesini ya da özelleştirmeleri savunmaları son derece doğaldır. Burada doğal olmayan, emekten yana olduğunu iddia eden sendika, meslek örgütü ve siyasi partilerin AB ile liberal demokrasi ve liberal demokrasi ile yeni liberal politikalar arasındaki doğrusal bağlantıyı görememiş olmaları veya görmek istememeleridir. alıntı Özgür Müftüoğlu 22 Ocak 2008, Salı |
| | |
| Sponsored Links |
| | |