![]() |
| | |||||||
Din,Dinler katogorisi islam (Müslümanlık) forumu içinde "ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ?" başlıklı konu görüntüleniyor, "Alevî-Sünnî ayrılığına son vermenin bir çaresi yok mu? -------------------------------------------------------------------------------- Bu ayrılıkları halletmenin tek yolu Kur’an ve Sünnet-i Nebeviye’ye sarılmaktır. Zira, Kur’an ve Sünnet, ikisi de insanlığın maddî-mânevî bütün hastalıklarına şifa ..."
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2007 Yaş: 37
Mesajlar: 504
Cinsiyet: Rep Gücü: 98 Rep: 9620 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ? Alevî-Sünnî ayrılığına son vermenin bir çaresi yok mu? -------------------------------------------------------------------------------- Bu ayrılıkları halletmenin tek yolu Kur’an ve Sünnet-i Nebeviye’ye sarılmaktır. Zira, Kur’an ve Sünnet, ikisi de insanlığın maddî-mânevî bütün hastalıklarına şifa olarak gönderilmiştir. Cemiyetler, onlara sarılmakla her türlü belâ ve sıkıntılardan kurtulacakları gibi, saplandıkları bataklıklardan da yine o iki sağlam ipe sarılmakla kurtuluşa ererler. Buna en büyük delilimiz ise o kapkara cahiliyet devrinden pırlanta misâl Asr-ı Saâdet’in ortaya çıkmasıdır. Kur’ân-ı Azimüşşân’da ve Sünnet-i Seniyye’de, ayrılıkları halletmek için zikredilen birçok ayet ve hadislerden örnek olarak sadece birkaçını aşağıya alıyoruz. Cenâb-ı Hak Âl-i İmrân süresinde şöyle buyuruyor: “Ey müminler, kendilerine açık deliller ve ayetler geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşen Hıristiyan ve Yahudiler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” Hucürât Sûresinin 10. ayet-i kerimesinde ise, “Muhakkak müminler kardeştir. Siz (bir ayrılık halinde) o kardeşlerin aralarını ıslâh edin ki merhamet olunasınız.” buyruluyor. Âyet-i kerimeden anlaşıldığı gibi, Cenâb-ı Hak müminlere, aralarında bir ayrılık çıkması hâlinde bunun giderilmesine çalışmalarını emrediyor. Dolayısıyla fitnenin sürmesine sebep olan ve Müslümanları birbirine düşüren olumsuz davranışlardan da müminleri yasaklamış oluyor. Biz bu emre uyarak, Alevî-Sünnî bütün Müslümanlar, ittifak halinde bu yaranın ıslâhı için gayret göstermeliyiz. Dinimizde çözülmesi mümkün olmayacak hiçbir problem yoktur. Yeter ki ayrılıklar karşılıklı anlayış içinde ele alınsın, konuya şefkatle yaklaşılsın ve hissiyat değil ilim esas alınsın. Bu vatanda yaşayan bütün Sünnî Müslümanlar Hz. Ali’yi ve ehl-i beyti kalpten severler. Ancak bu sevgileri bir ölçü dahilindedir. Ne onlara ulûhiyet veya nübüvvet yakıştırması yaparlar ne de onların değer ve şereflerini inkâr ederler. Tarihe baktığımızda Alevîlerin, Sünnîlerdeki bu samimi muhabbeti, her nasılsa, önemle dikkate almadıklarını, aksine onlara Yezit diyerek onlardan uzak durduklarını görüyoruz. Buna karşılık Sünnîlerin de Alevîlerin uyarılması, irşat ve iknaları konusuna hassasiyetle eğilmediklerini, bu konuda metot hatasına düştüklerini görüyoruz. Gerçekte, “Onlar da bizim kardeşimizdir.” denilerek kendilerine şefkat kucağı gereğince açılmamış, onlara uygun üslûpla güzel nasihatlerle yaklaşılmamış, dinin yüce hakikatleri kendilerine bizzat götürülerek, konuşularak izah edilmemiş ve onlara dini eğitim layığınca götürülmemiştir. Diğer taraftan, devletin de bu sunî ayrılığın çözümüne gereken önemi vermediğini, Alevîlerin yerleşme bölgelerine camiler yapma, Kur’an kursları açma ve vâizler tayin etme gibi hizmetleri ihmal ettiğini görmekteyiz. Durum böyle olunca, onlar da tenkit ve tahriklerle meseleyi çığırından çıkarmışlar ve bu ayrılığı, kapanması güç bir yara hâline sokmuşlardır. Temelde dinleri, dilleri ve milletleri bir olan, aynı tarih ve kültüre sahip bulunan ve aynı vatanda yaşayan bu insanlar, gitgide birbirlerine karşı birer hasım, birer düşman vaziyetine girmişlerdir. Kanaatimiz odur ki, bugün başta Diyanet camiası olmak üzere, memleketimizin bütün münevver ve seçkin insanları, bütün gayret ve çabalarını bu ayrılığın giderilmesine sarf etseler birlik ve beraberliği yeniden kurabilir ve dış kaynaklı entrikaları etkisiz hâle getirebilir. Cenâb-ı Hak, Âl-i İmrân Sûresinde (104. ayet) bu görevi yapmaları konusunda müminlere şöyle emrediyor: “İçinizden insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir cemaat bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Bir mümin, diğer bir mümin kardeşini, hatalı da olsa sevecek ve hatasının gidermeye çalışacaktır. Müminler de aralarındaki ayrılıkları halletmede bir doktor kadar hassas olmalıdırlar. Vaktiyle, açılmış bulunan yaraları büyük bir anlayış, hoşgörü ve sabırla tedavi etmelidirler. Bizim dinimiz şefkat ve merhametin kaynağıdır. Bu kaynaktan feyiz alan biz Müslümanlar da, bu şefkat ve merhamete uygun bir ruh hâleti içinde, çevremizdekilere nasihat edeceğiz, güzel telkinlerde bulunacağız, onlara huzur ve saadet götürmeye çalışacağız. Nitekim, Allahü Teâlâ bize bu hususta en güzel ölçüyü Nahl süresinin 125. ayet-i kerimesinde şöyle beyan ediyor: “Habîbim! İnsanları Rabb-i Teâlânın yoluna hikmetle (açık delillerle ve güzel vaazlarla) dâvet et. Ve onlarla muhkem ve güzel yaklaşımlarla, mülâyim ve tatlı sözlerle mücadele et (ki dâvetin tesir hâsıl etsin).” Peygamberimiz de bu ve benzeri ayetleri örnek alarak müminleri ilim ve hikmetle irşat eder, bu irşadını delillere dayandırırdı. İrşadında ve ikazında hiddet ve şiddet göstermezdi. Muhataplarını samimî bir hava içerisinde karşılar, onlara şefkat ve merhametle nasihatte bulunurdu. Doğru ve gerçeği anlatmakta daima tatlı dili, güzel sözü tercih ederdi. Zihinlerde meydana gelen şüphe ve tereddütleri büyük bir sabır ve anlayışla giderirdi. Muhataplarına itibar eder ve onları ikna etmek için fesahat ve belâgatla tane tane konuşurdu. Sorulan sorular yersiz de olsa tebessümle karşılar, ciddiye alırdı. Vaaz ve nasihatlerindeki tesirin en büyük bir sebebi de insanların kusurlarını bağışlayıp, onları affetmesiydi. Hattâ en çok sevdiği amcasını ve daha birçok akraba ve sahabelerini şehit eden ve ettirenleri Mekke’nin fethi sırasında affetmişti. Hâlbuki, o gün bütün güç ve kuvvet elindeydi. Onları dilediği gibi cezalandırabilirdi. İşte böyle büyük ve yüksek seciyelerle etrafındaki insanların ruhlarına tesir etti ve onların çekirdek halindeki kabiliyet ve yeteneklerini uyandırdı, geliştirdi. Onları insanlık semâsının birer yıldızı haline getirdi. İşte, âlemlere rahmet olarak gönderilen iki cihanın şanı yüce efendisi Peygamberimiz (asm.), bir hadis-i şeriflerinde: “Müminler bir binanın taşları gibidirler. Birbirlerini yıkılmaktan muhafaza ederler.” buyurarak müminler arasındaki muhabbet ve kardeşliğin önemini en veciz bir şekilde ifade etmiştir. Milletimiz tarih boyunca kargaşadan, sürtüşmelerden, ayaklanmalardan büyük zararlar görmüştür. Yıllar boyu süren meşhur Celâli isyanları, yakın tarihimizde şahit olduğumuz Dersim hareketi ve dünün Sivas, Maraş, Çorum hâdiseleri bunun en açık ve acı delilleridir. Bütün bu hâdiselerin başlıca etkeni, dışarıdaki düşmanlarımız olmuş ve bu ayaklanma ve isyan hareketlerinden en çok onlar faydalanmıştır. Tarihten ibret alınmadığı takdirde benzer olayların gerçekleşmesinden endişe edilir. Sünnî olsun, Alevî olsun bu vatan ve milleti seven bütün yüksek ahlâklı insanlar bu ayrılığın giderilmesine, bu düşmanlıkların izalesine bütün güçleriyle çalışmalıdırlar. Bu, dinî, millî ve vatanî bir görevdir. Mehmet KIRKINCI |
| | |
| Herşey Yarı Fiyatına.. |
| | #2 |
| Super Aktif ![]() | Cevap: ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ? elbette var Hakan... Biraz daha fazla münasebet etmek ve birbirini anlamaya çalışmak. Ama maalesef ne zaman bir yakınlaşma olsa hemen ortama bir bomba atılıyor ve herşey eskisinden daha kötü oluyor |
| | |
| | #3 |
| Banned Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 103
Cinsiyet: Rep Gücü: 0 Rep: 67 ![]() | Cevap: ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ? arkadaşlar alevi sunni ayrılığı ademin oğullarında başladı ikinci adem olan nuh eleyi selamdan sonrada devam etti bu ayrılığın tek caresi aklı mantığı kullanarak düşünüp bir yargıya varmaktır sizler elinizdeki kuranı kerimin hadislerin bu güne kadar ilk olduğu gibi duruyor değişmedi diye hala inat ederseniz ne akla nede mantığa doğru gelir değişmeyen sadece değişimdir dağlar denizler bile değişir sizler arazide gezerken görmedinizmi gezdiğiniz yerler bir zamanlar denizmiş şimdi denizden eser sadece denizde sürtünüp yüzeyi kayganlaşan taşlar var işte eğer gercek .müslümanlığı yaşamak istiyorsanız değişmeyen kuranı kerim sadece insanın eli dokunmayan eline gecmeyen kuranı kerimdir bu da canlı kuranı kerimdir din iki ilimden halk oldu biri terigatır biri şerattır sunniler değişmiş bozulmuş şerata sarılmışar doğru yapıyoruz diye hala ayak diriyorlar alevilerde sunni coğunluğun baskısından dolayı nerdeyse dini bıraıp kendilerine göre bir felsefe üretmişler bir kısmıda tarigatı kabul ediyor şeratı dışlıyor halbuki gercek müslüman hem tarigat ehlidir hem şeriat ehlidi bu ikisinin doğru olarak temele oturtuldumu o zaman alevi sunni ayrımı kamayacaktır ben devamlı yazıyorum sizler hala anlamak kabul etmemek için caba harcıyorsunuz bakın korunan kuranı kerim nasıl korunuyormuş Yüz yirmi dört bin nebiyle geldik ya hu hidayete ırklara Tevek kil ettik bizde İsmailli koç kurban ara ha ara Halil ile düştük bizde nara Ah yareb ama an eyler eey Tah ezelden böyle yetiştik Aliyle muhhamette ırkara Aliyle muhhamette ırkara Cümle derdi bir ettik Tevvekkil babına kurana yetiştik yettik Aliyle Muhammet gidence Ah hele kuranı ser beser rasfale Kuranı serbeser rasfale Ah hele ayetlerin ucu kaldı Cümle dahi lazım olan noktayı yok ettiler Çekildi kuran ya hu aşıklara gitti pek ettiler Aşıklarda ırkar kuranın ırkarı zay olmaz Hiç kimse aşıklara elini vurup yetmez Aşıkların sözü doğru kurandır Kurana hiç kimsenin eli gitmez Kağıtı yok ettiler hey kağıdı yok ettiler Ah yareb ama an ya tabip Her bulduğu aşıkları Her bulduğu her bulduğu aşıkları Kimisini kestiler kimisini astılar Ah yareb geriden aşıklara hak yine nazar kıdı Anadan anaya gelip yetişti Kuran hak ile hak oldu hemen görüştü Yareb aaman eyler ey Tevvekkil babında söyleyimde dinleyin canlar Bu dünyanın ötesi on sekiz bin alemdir Yedi kat yer yedi kat gök selamdır Ah Helen aya şemsi kamere Aya şemsiyle kamere Ah yareb şemsi aydır kamerde gündür Leyliyle ırgarda hemde birdir Geceyle gündüzün tavayı taktı tavayı Tavanın bir kulpuda aşıklar haktır Aşıklar haktır hak diyene şüphem yoktur Aşık nikahını boşamak yoktur Yareb aamaan eey Cümle erenlerin bu da payıdır Ah hele söylesem dahi gönül yayıdır Ah yareb amaan Tah ezelden evrakta illah sayıdır Bizim geldiğimiz yerde yareb aaman eey Adem den hğateme Hğtemden o demden bu deme Yetiştikte hancı dediler sonu bütün |
| | |
| | #4 |
| Aktif Uye ![]() Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 1.687
Cinsiyet: Rep Gücü: 177 Rep: 17439 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ? Alıntı:Aliyle muhhamette ırkara Aliyle muhhamette ırkara Cümle derdi bir ettik Tevvekkil babına kurana yetiştik yettik Aliyle Muhammet gidence Ah hele kuranı ser beser rasfale Kuranı serbeser rasfale Ah hele ayetlerin ucu kaldı Cümle dahi lazım olan noktayı yok ettiler Çekildi kuran ya hu aşıklara gitti pek ettiler Aşıklarda ırkar kuranın ırkarı zay olmaz Hiç kimse aşıklara elini vurup yetmez Aşıkların sözü doğru kurandır Kurana hiç kimsenin eli gitmez Kağıtı yok ettiler hey kağıdı yok ettiler Ah yareb ama an ya tabip Her bulduğu aşıkları Her bulduğu her bulduğu aşıkları Kimisini kestiler kimisini astılar h sadık; Yukarıdaki kono ile ilgin ne ki, bunları yazdın, yoksa sen ne meshebten veya ne menem olduğunu bilmez misin. Şu kırmızı ile işaretlediğim ve senden alıntı mısraların mealinide söyle bari her yerde yazdığına göre, Anadoluda adama söz anlatamayınca derler ya, haaa sadık.. isminin manası ve sadakatinin neye olduğunuda bilmek isterler belki. Not: Bu kadar sapkınlık barındıran bir yolun Ehli sünnete ne kadar uzak kaldığını gördükçe işimiz zor diyorum. |
| | |
| | #5 |
| Uye Grubu ![]() Üyelik tarihi: Mar 2007 Nerden: Sinop
Mesajlar: 1.699
Blog Mesajları: 19
Cinsiyet: Rep Gücü: 103 Rep: 10006 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ? Su Hancı Pervane ne mubarek adammıs , Burda supermeydan forumda acılacak konuları bile tahmin edip , karsı olarak siirler yazmıs. Hayret ediyorum + Siirleri anlamak icin sozluk gerekli,anlamadıgım icin okumak zahmetinede katlanmıyorum. Kusura bakma |
| | |
| | #6 |
| Banned Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 103
Cinsiyet: Rep Gücü: 0 Rep: 67 ![]() | Cevap: ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ? ya arkdaşlar bu kadar yazı yazıyorum anlatmaya calışıyorum yine aynı düşüncede aynı görüştesiniz hala anlamdınızmı hancı pervane sonsuz sayfaları olan canlı bir kitap bu dersi bu ilmi hinsine zikretmişler hancı pervane başlığı altındaki şiirsel anlatımlar sırdan orjinal olarak gelen sözler .benimle hak aşığınla ilgisi yoktur hak aşığına demişlerki sen ağzını ac sözyleten biziz işte asla bir satırın tekrarını yapamadığı ondandır bu kendine hakkın verdiği derslerdeki anlatımlar şiirsel olarak yareb dediğinde sesle asla tekrarsız geliyor hancı pervane ehlibeyitin aşığı ayni canlı kitabı hak aşığı her gelen nebinin fermanıyız diyor ben bin sayfa kadar aldım her gün yüz sayfa söylüyor kayıt olmadan boşa gidiyor cünbkü islam pusulasını kayıp etmiş dini tv deki dizliler gibi algılıyor arkadaşlar hak aşığı diyorki. ben türküm bana türkce verdiler biz hem kuranı kerimi hemde dili korumak için gönderiliyoruz eğer dil bozulursa kuranı kerimin anlatımı bozuluyor şimdi size soruyorum bu dili anlamıyorsunuz bu şekildeki terimler hakkın hazinesinde türkce olarak görülüyor bizlere hak böyle gönderiyor siz müslümansanız ibadetinizi kime karşı yapıyorsunuz işte hakkın türkce olarak ilettiği sözleri anlamıyorum anlamdığım için okumuyorum diyorsunuz bu şiirsel olarak gelen sözler hz muhammedin ehlibeyitin hızır eleyi selamın hazır bulunduğu an hak aşığına verilen teblihler dersler nöbet yerinde cevresini saran askerler yanına gidemedikleri için uzaktan bakıyorlar ağzından burnundan kanlı köpük geliyor işte ceset yerde kalmış ruh dünyadan ayrılmış toprağada emir vermişler kimseyi yanına sokma diye bu olayı ilkin foruma kendi ağzından yazdım tekrar okuyun eğer illa böyle bir kişi varmı diyorsanız gelir görür konuşursunuz aşağıda bu dersi nerede nasıl aldığını şiirsel anlatıyor hak aşığı ne ilk nede son olacak bundan önce onlarca geldi halk iletişim medya olmadığından ayrıntılı bu erenleri tanıyamadı 230-HANCI PERVANE Yareb amaan ya tabib Ben nöbet yerinde iken Ağrı dağında baş köy elinde Takip candarmasında Oldum cana mestana Üçler çiçeklendi yediler sırın aştı Kırklar kapısından Hak bir rahmet cana şaçtı Vuçudum yıkandı Hak bir kapı candan açtı Şimdiye kadar söylediğim Halk tutmadı amme fikrim şaştı Yarebbim bana ekmek veri Hülle donu giydim fakirlikten aklım şaştı Ah hele her nereye gidersem Vucutum şehri cana dolaşır O yar gürçüstanda Ben takip jandarmasında Olduğum yerden bu yanı Her gün kana dolaşır O zöhrem zöhreem yareb amaan Tevekkil ettim kapısı haktan Şahi vilayatten olduk biz turabi Evliyayıde bakta Tahtı teçelle kıldım ya hu Başta kabağa seyretim hakta Ne hafta geçti ne seneler aylar Tükenmedi çana bakta Hancı pervane ismimi koydu hak benim İstersen deftere söze bakta Yareb aamaan heey Temennaha gittik her gün erenlerinnen Hızır çok arkadaşlık etti görenlerin nen Tevvekkil babında erenlerinnen Temennehe geldik bak ta bak ta Tevellah eyledim vuçutum şehrine Eynimi aynımı çıkartım yanıma Hak nazar kıldı ruhhumda canıma İstersen ya hu söze bakta Ne rahmatından yahu ezelden ezele Seyrettim bende bütün dünyada Gelen ruhu mekan güzele Hemen seyretse dünyaya Ay hafta bakta yareb amaan Tevekkil kıldım ben bu araya Geldi gittik ya hu Pir ile ya hu canı sıraya Çok çabaladık bende Gümüş ile altın paraya Bak sevdiğim yarın göcersin gider Melekül meft elinden gidersin Bak bahcende görde sıraya Dünyanın bağının çeşmi tükenmez Durmanın ya hu işi tükenmez Sorsan böyle mülkün kötü tükenmez Bak sevdiğim böyle gir eyle sıraya Bak sevdiğim dahi gir eyle sıraya Dünyanın mahtemi çem innen oy yaşar Herkes gam ile seyredir coşar Herkes gülünü severde oy yaşar Bak sevdiğim böyle görde sıraya Hancı derler adıma divane O yar gürçüstanda zöhre hanım gelir bir yana Seyret seyret ya hu gamın bir cana Bak sevdiğim böyle cıkta bir yana Dost unnan dost olmak canana oy yakın Ne olur ya hu sende hırkanıda takın Hakka doğru ya hu yüreğin nen bakın Gel gidelim böyle sende bir yakına Hazeren bin de gelmişizde böyle Çok çabaladık yar benide eyle Adem ile günle ruhlarınnan belide oy söyle Her gelen aşıkınnan bakta bu eyle O yar zöhrem benim sevdiğim oy yarım Erenler babında sırada oy varım Hancı kurban olsun çihhanda ırkarım Sevdiğim böyle bakta bu kâra hey |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Alevilik KAYNAĞI, KÖKLERİ VE GELİŞİMİ | adania | Din,Dinler | 6 | 02-02-2008 06:17 PM |
| ALEVİLİK | Runaw@y | Diger Dinler | 0 | 15-10-2007 01:57 PM |
| | |