![]() |
| | |||||||
TARTIŞMA (polemik) katogorisi Vip Salonu forumu içinde "Solculuk ve Muslumanlık" başlıklı konu görüntüleniyor, "İnsan hem solcu hemde Musluman olabilirmi? Yada Muslumanlık sadece Sagcıların tekelindemi? Her iki gorusten arkadaslarında cevaplarını bekliyorum..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| SITE ADMİN ![]() Üyelik tarihi: Nov 2005 Nerden: Samsun/TURKEY Yaş: 33
Mesajlar: 5.140
Blog Mesajları: 21
Cinsiyet: Rep Gücü: 250 Rep: 24222 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Solculuk ve Muslumanlık İnsan hem solcu hemde Musluman olabilirmi? Yada Muslumanlık sadece Sagcıların tekelindemi? Her iki gorusten arkadaslarında cevaplarını bekliyorum
__________________ Her lafa verilecek cevabım vardır. Lakin! lafa bakarım laf mı diye, Adama bakarım adam mı diye... |
| | |
| Sponsored Links |
| | #2 |
| Yeni Kayıt ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: GİRESUNLUYUM ZONGULDAKTA OTURUYORUM Yaş: 22
Mesajlar: 3
Cinsiyet: Rep Gücü: 2 Rep: 10 ![]() | Cevap: Solculuk ve Muslumanlık su an bole cahil bir soru sormanın tek nedeni erbakan ve dogu perincek kardesim hepside oy toplamak icin butun kavramları birbirinbe soktu corbha yaptı ben solun baskenti sayılan zonguldaktayım ama musluman ve tkpli abilerimiz war ataturkun dedgi gibi din bir vicdan işidir ve hep orda kalmalıdır |
| | |
| | #3 | |
| Yeni Uye ![]() Üyelik tarihi: Dec 2005 Nerden: zonguldak-samsun Yaş: 35
Mesajlar: 244
Rep Gücü: 7 Rep: 488 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Solculuk ve Muslumanlık Alıntı:
MÜSLIM, MÜSLÜMAN İslâm dinini kabul eden, Allah'a teslim olmuş kişi. "Es.le.me" fiilinin ism-i faili olup "İslâm" ile aynı kökten gelir. İslâm lügatta itaat etmek, boyun eğmek, bağlanmak, bir şeye teslim olmak, kendini Allah'a vermek, ihlaslı davranmak, samimiyetle ve içten gelerek yönelmek, müslüman olmak, İslâm'a girmek; Yüce Allah'a itaat etmek, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in getirdiği din adına bildirmiş olduğu şeylerin hepsini benimsemek, şer'î hükümlere bağlılık göstermek, İslâmiyeti bir din olarak kabul etmektir (Bkz. el-Bakara: 2/112, 131-133; Âlu İmrân: 3/20, 83; en-Nisa: 4/125; el-Mâide, 5/44; el-En'âm: 6/14; en-Nahl: 16/81-83; el-Hacc: 22/34; en-Neml: 27/44; Lokman: 31/22, es-Sâffât: 37/103; ez-Zümer: 39/54; el-Fetih: 48/16; el-Cinn: 72/14). "İslâm" ile "müslim" veya "müsliman" kelimeleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu sebeple, "İslâm" kelimesinin Iüğat ve ıstılah manasında zikredilen özellikleri taşıyan kimseye de müslim veya müsliman denilmiştir. Müsliman, Farsça "müslim''in çoğuludur. Halk dilinde bu kelime müslüman şeklinde kullanılmaktadır ve bu şekilde şöhret bulmuştur. Kur-'ân-ı Kerim'de iman ile İslâm, bazan aynı manada kullanılmış, bazan da farklı kavramlar olarak ele alınmıştır. İman ile İslâm, aynı manâda kullanılırsa; bu durumda İslâm deyince, İslam'ın gerekleri olan hükümlerin dinden olduğuna inanmak, İslâm'ı bir din olarak benimsemek ve ona boyun eğmek manâsı anlaşılır. İslâm çok geniş bir kavramdır ve kısaca "İhlâs, inkıyad ve teslimiyet" demektir. Teslimiyet ise üç türlü olur: Ya kalben olur ki; bu kat'î inanç demektir. Veya dil ile olur ki; bu da ikrardır. Ya da organlarla olur. Bunlar da ibadetlerdir. Bu üç şeklin en üstünü kalb ile olanıdır. İşte İslâm'ın üç şeklinden biri olan kalbin teslimiyet ve bağlılığına iman denilir. Matüridîler bu anlayıştan hareketle, imanla İslâm'ı bir telakki etmişlerdir (bk. Matüridî, Kitabü't-Tevhîd, s. 398). İslâm inançları açısından da iman ile İslâm bir kabul edilmiştir. Zira İslâm, şer'î hükümleri kabul etmek manâsında boyun eğmektir. Bu da tasdikin hakikatıdır. Aynı şekilde İslâm'ın bir zâhirî, bir de bâtınî yönü vardır. Bâtınî yönden inkıyad ve boyun eğmek tasdikın kendisidir. Zâhirî yönden boyun eğmekse ikrar etmektir. Şu halde bir kimse hakkında "mü'mindir, fakat müslüman değildir"; yahut "müslümandır, fakat mü'min değildir" şeklinde bir hüküm doğru olmaz. Çünkü insanlar Hz. Peygamber zamanında üç fırka üzerinde toplanmaktaydı: "Mü'min, münafık, kâfir. Bunlar arasında bir dördüncüsü yoktur" (İmam A'zam, Fıkh-ı Ekber Aliyyü'l-Kari Şerhi, trc. Yunus V. Yavuz, s. 361-362). Hz. Peygamber'in tebliğ etmiş olduğu dine İslâm, o dinin mensuplarına "müslüman" adının bizzat Yüce Allah tarafından verilmiş olması da mü'min ile müslüman arasında bir ayırım yapılmadığını göstermektedir (Alû İmrân, 3/85; el-Mâide, 5/3, el-Hacc, 22/78; ez-Zâriyat: 51/35). İman ile İslâm'ın aynı mefhumlar olduğu Kur'ân'ın da ifade ettiği bir husustur (Yunus, 10/84; en-Neml: 27/81; ez-Zâriyât: 51/35 vd). Şu halde "iman kalben tasdik etmek olup bâtınî bağlılıktan ibarettir. İslâm ise, bu bâtınî bağlılığı dil ile ikrar ederek açıklamak ve İslâm'a âit hükümleri kabul etmektir. Bu sebeple namaz kılmak ve zekât vermeyi İslâm'ın manâsı içine sokmakta bir sakınca yoktur... (İmam A'zam, a.g.e., s. 363). Bu gerçek şu âyette açık bir şekilde dile getirilmiştir: "... Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamber'in size şahid olması, sizin de insanlara Şahid olmanız için size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'ın emirlerine sarılın. O sizin sâhibinizdir. Ne güzel sahib ve ne güzel yardımcıdır!" (el-Hacc, 22/78). Buna göre, "iman-İslâm" veya "mü'min-müslim" kelimeleri arasında netice itibariyle bir fark yoktur. Ancak, Kur'ân-ı Kerim'in bir yerinde "İslâm", "dış görünüş itibariyle müslüman olmak" anlamında gelmektedir. Şöyle ki: "Habibim! Bedevîler, "inandık" dediler. De ki: "İnanmadınız ama İslâm olduk deyin (çünkü iman gönülden olur... İslâm ise itaat ederek barışa girmek, savaşı "bırakmaktır. Savaşı bırakmakla İslâm olup güvene girdiniz). Fakat henüz iman gönüllerinize yerleşmedi; eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez..." (el-Hucurât, 49/14). Müslim sözcüğü tekil olarak yalnız iki âyet-i kerimede geçer. "Îbrahim ne Yahudi idi ne de Hristiyandı. Fakat o, doğruya yönelmiş bir müslim(müslüman)dı. Müşriklerden de değildi" (Âlû İmrân, 3/67). Başka bir âyette, Yûsuf(a.s.)'ın Mısır'da büyük mülk ve nimetlere kavuştuktan sonra şöyle dua ettiği bildirilir: "Rabbim! Bana mülk verdin, bana rüyaların tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünya ve âhirette dostum Sen'sin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni salihlere kat" (Yusuf, 12/101). Hz. İbrahim ve İsmail (a.s.) Kâ'be-i Muazzama'nın temelini yükseltirken şöyle dua etmişlerdi: "Rabbimiz! İkimizi de Sana teslim olan (müslimeyn) kıl. Soyumuzdan da, Sana teslim olan bir ümmet meydana getir" (el-Bakara, 2/128). Müslim kelimesi pek çok âyette çoğul olarak geçer. Bu arada Kur'ân-ı Kerim'de erkek müslümanlardan çokça söz edildiği halde, kadınlardan söz edilmemesi bazı sahabe hanımlarının dikkatini çekmiş ve Allah'ın Rasûlüne bu konuda başvuranlar olmuştur. bunun üzerine şu âyet inmiştir: "Müslüman erkeklerle müslüman kadınlara, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara, ibadete devam eden erkeklerle ibadete devam eden kadınlara, sadık erkeklerle sadık kadınlara, sabırlı erkeklerle sabırlı kadınlara, Allah'tan hakkıyla korkan erkeklerle Allah'tan hakkıyla korkan kadınlara, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlara, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlara, iffetlerini koruyan erkeklerle iffetlerini koruyan kadınlara, Allah'ı çok zikreden erkeklerle, Allah'ı çok zikreden kadınlara, şüphesiz ki Allah mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır" (el-Ahzâb, 33/35). Râgıb el-Isfahanî'ye göre İslâm iki kısma ayrılır: Birincisi, iman'ın daha aşağısındadır ki bu, dil ile itiraftır. Yukarıda geçen âyette bu kasdedilir. İkincisi ise, imanın üzerindedir ki, bu da dil ile itirafın yanında kalb ile itikad, fiil ile yerine getirme ve Allah'ın tüm kaza ve kaderinde O'na teslimiyet göstermektir. Nitekim İbrahim (a.s.)'a "Rabbi: "Teslim ol" buyurduğunda, "Âlemlerin Rabb'ine teslim oldum" demişti..." (el-Bakara, 2/131). Yine "Allah katında din İslâm'dır..." (Âl-u İmrân, 3/19): "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, âhirette kaybedenlerden olacaktır" (Âl-u İmrân, 3/85) âyetleri İslâm'ın ikinci türünü belirtir (Râgıb el-İsfahanî, el-Müfredat, s. 351-352). Sa'd b.Ebi Vakkas'ın, babası Sa'd'tan naklen haber verdiğine göre, Rasûlüllah (s.a.s.), (Sa'd da aralarında oturmakta iken bir kaç kişiye dünyalık vermiş) Sa'd hâdiseyi şöyle anlatmıştır: "Rasûlüllah (s.a.s.) onlardan birine bir şey vermedi. Halbuki en çok beğendiğim o idi. Bunun üzerine ben: - Ya Rasûlüllah! Filanı niçin kenara bıraktın? Vallahi ben onu iyi bir mü'nıin görüyorum, dedim. Rasûlüllah (s.a.s.): "Yahud müslim" dedi. Biraz sustum. Sonra yine o zat hakkındaki bilgim galebe çalarak; -Ya Rasulallah! Filanı niçin kenara bıraktın? Vallahi ben onu iyi bir mü'min görüyorum, dedim. Rasulüllah (sas): "Yahud müslim" buyurdu. Sonra yine o zat hakkındaki bilgim galebe çaldı. Ve; ya Rasûlüllah! Filanı niçin bıraktın? Vallahi ben onu iyi mü'min görüyorum, dedim. Rasûlüllah (s.a.s.) tekrar: "Yahud müslim" buyurdu ve ilave ederek: "Ey Sa'd! Ben -başkası benim için daha makbul olduğu halde- bazan sırf bir adam yüz üstü Cehenneme atılır endişesiyle ona bir şeyler veriyorum" buyurdular (Buhârî, İman: 19; Müslim, İman, 236, 237). Hadisin zahiri: "... De ki: Siz iman etmediniz, bâri müslüman olduk deyin" (el-Hucurât, 49/14) ayetine uymaktadır. Hadiste Rasulullah (s.a.s.), imanın İslâm'a nazaran daha özel olduğuna işaret etmiştir. Ayrıca, o şahsın münafık olmadığını, müslüman olduğunu da belirtmiştir. Ona vermeyişinin sebebi ise, onun müslüman olduğunu bilmiş olmasıdır. Rasûlüllah'ın esas gayesi, daha çok müellefe-i kulûb durumunda olan kimselere bir şeyler vermek suretiyle onların kalblerini İslâm'a kazanmaktı. Aynı zamanda "yahud müslim" sözü ile bir gerçeğe de işaret etmek istiyordu. O da imanın bir kalb işi olduğu ve kalbde olana kolay kolay vakıf olunamayacağı, onun için de "müslim" demenin daha uygun olacağı gerçeği idi. Aynı şekilde, bir kimseyi överken onun bâtınî (iç) durumunu söylemekten sakınmak gerekir. Çünkü insanın iç dünyasını yalnız Allah Teâlâ bileceğinden, insanın zâhirî durumuna bakarak "müslim" demenin daha uygun olduğu dile getirilmek istenmiştir (İbn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azîm, IV, 219; Tecrîd-i Sarih tercemesi, I, 40). Genel olarak Hz. Peygamber de "iman" ile "İslam" veya "mü'min" ile "müslim" arasında ayırım yapmamıştır. Hattâ aynı şeyi ifade etmek üzere söylenen hadislerde bazan "müslim", bazan da "mü'min" kelimeleri kullanılmıştır (bkz. Buhârî, İman: 20, 36; Nesâî, İman: 3, 4; Ebu Davud, Edeb, 47; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 89, 90, 162). Müslümanın tanımı, karakteristik özellikleri ve birbirlerine karşı nasıl olmaları gerektiği özetle şöyle belirtilmiştir: "Müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir" (Buhârî, İman: 4; Müslim, İman: 64, 65, 66; Ebu Davud, Cihad: 2; Tirmizi, Kiyame: 52; Nesâî, İman, 8, 8); "Kim bizim kıldığımız namazı kılar, kıblemize yönelir ve kestiğimiz kurbanın etinden yerse, işte o müslümandır" (Nesaî, İman: 9); "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve başkalarının zulmetmesine de razı olmaz..." (Buhârî, Mezâlim, 3); "Bir müslümana küfretmek fâsıklık, onu öldürmek ise küfürdür"(Buhârî, İman: 36; Müslim, İman: 116). "İslâm'a gir, kurtulursun" (Buhârî, Bed'ul Vahy, 6, Cihâd, 102, Tefsîru Sûre 3, 4; Müslim, Cihâd: 74; İbn Mâce, Mukaddime, 10); "Müslümanın müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır" (Müslim, Birr: 32; Ahmed b. Hanbel, III, 491); "Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selâmını almak, davetine icabet etmek, cenazesinde hazır bulunmak, hastalandığı zaman ziyaret etmek ve aksırdığı zaman Allah'a hamdederse "yerhamüke'llahü (Allah sana rahmet etsin)" demek" (Buhârî, Cenâiz: 2; Müslim, Selâm, 4-6; Tirmizî, Edeb: 1; İbn Mâce, Cenâiz: 1; Ahmed b. Hanbel, II, 332, 372, 412, 540). İman kalb işi olduğu halde, İslâm daha çok imanın amel olarak dışarıya yansımasını ifade eder. Nitekim Cibril hadisinde, iman tarif edilirken; "Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kıyamet gününe, hayır ve şerrin Allahû Teâlâ'dan olduğuna inanmandır" buyurulurken; İslâm'ın tarifinde, topluma ilân edilen ve amel olarak yapılması gereken prensipler, yani İslâm'ın beş şartı sayılır: "İslâm, Allah'tan başka hiç bir ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, ramazan orucunu tutman ve gücün yetiyorsa hac farizasını yerine getirmendir" (Buhârî, İmân, 34, 37, Şehâdat: 26, Tefsîru Sûre: 31/2; Müslim, İmân: 5, 7, 8; Ebû Dâvud, Sünne: 16; Tirmizî, İmân: 4). "Müslüman, sevdiğini Allah için seven, Allah'ı ve Rasûlü'nü her Şeyden çok seven ve Allah kendisine imanı nasip ettikten sonra tekrar küfre dönmeyi, cehenneme yüz üstü atılmaktan daha tehlikeli gören kimsedir" (Nesâî, İmân: 3, 4); "Müslüman, diğer müslümanların canına, malına ve namusuna saygı duyan kimsedir" (Ahmed b. Hanbel, a.g.e., II, 491); "Bir müslümanın, din kardeşine üç günden fazla dargın durması helâl olmaz" (Buhârî, Edeb: 57; Müslim, Birr: 23, 25; Ebu Davud, Edeb: 47; Tirmizi, Birr: 21, 24; İbn Mace, Mukaddime: 7; Ahmed b. Hanbel, a.g.e., I, 176). Hangi müslümanlık daha hayırlıdır diyen birine Rasûlüllah (s.a.s.); "Tanıdığın ve tanımadığın herkese yemek ikram eder ve selam verirsin " cevabını vermiştir (Buhârî, İman: 6, 20; Müslim, İman: 63; Nesaî, İman: 12). Şu halde cömertlik ve Allah'ın selâmının yayılması da İslâm'ın prensiplerinden ve müslümanların örnek vasıflarındandır. Kalbinde imanı olan her insan aynı zamanda müslümandır. Fakat her müslüman mü'min olmayabilir. İslam'da asıl olan iman ve amelin birlikte bulunmasıdır. İbadetler, insanlar arası münasebetleri düzenleyen hükümler ve bunlara uymayanlar için öngörülen dünyevî ve uhrevî müeyyideler bir bütün olarak alınır, birbirini tâmamlayacak şekilde kişi ve toplum hayatında uygulamaya konulursa "İslâm'a gir, kurtulmuş olursun" hadisinin haber verdiği gerçek ortaya çıkar. İbadet ve muamelelerden soyutlanmış, kalbteki bir imanın korunması güçtür. Aylarca veya yıllarca namaz, oruç, zekât ibadetini tanımamış, günlük işlerinde İslâmî bir endişesi olmayan bir kimsenin kalbi kararabilir ve İlâhî duygulara karşı duyarlılığını kaybedebilir. Özellikle kendilerini amelden müstağnî görerek başkalarını irşad etmeye çalışmanın çirkinliği Kur'an-ı Kerim'de şöyle belirtilir: "Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söyleyip duruyorsunuz?" (es-Saff, 61/2). "İnsanlara iyiliği emrediyor da, kendi nefsinizi unutuyor musunuz? Oysa siz, kitabı da okuyorsunuz. Hiç düşünmez misiniz?" (el-Bakara, 2/44). Sonuç olarak müslüman; özü, sözü ve işleriyle en doğru hareket eden, haksızlık yapmayan, daima her işin iyi yanını görmeye ve almaya çalışan, dünyada her davranışının yazıcı melekler tarafından tespit edildiğine inanan kimsedir (Ayrıntı için bk. "İslâm" mad.). SAĞCILIK Geleneksel sol partiler veya sendikalara oranla kitlelerin devrimci rolüne, ihtilâlci yanına ağırlık veren siyasî düşünce ve tutumlara karşı olarak, muhafazakârlığa, dindarlığa, maneviyatçılığa, gelenekçilik ve milliyetçiliğe ağırlık veren sosyal ve siyasî görüş ve tutumlar. Siyasî anlamda sağ ve sol tabirleri ilk defa 1789 da Fransız İhtilâliyle başlamıştır. 1789 tarihli Kurucu Meclis (Assemblee Nationale Constituante)'in başkanı, Kraldı. Meclis üyeleri de asiller, ruhban ve halk temsilcilerinden oluşan bir gruptu. Bu kurucu meclis açıldığı zaman asiller ile din adamları başkanın sağında, halkın seçtikleri de başkanın solunda yer almışlardı. İşte bu tarihten itibaren, sağ ve sol gruplaşmalar siyasî hayat içinde yerini almış oldu. Sağda bir zadeganlık, seçkinlik, ağalık, gelenekçilik, imtiyazlılık ve aristokratlık; solda ise halkın seçtikleri, demokrat olanlar, hürriyet ve eşitlik prensibinin savunucuları vardı. 1789'dan sonra imtiyazlılığa, değişmezliğe ve değerleri, eski düzeni korumaya taraf olanlar, meclislerin hep sağını tercih etmişler; sağcılık ve sağcı politikalar bu doğrultuda bir anlam kazanmıştır. Daha sonraları ise sağcılık anti-komünistlik olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu anlayışa göre, komünist olmayan herkes sağcıdır; bu kavramın içine ise bütün milliyetçiler, bütün müslümanlar, dindarlar, maneviyatçılar, tarihi köklerine bağlı insanlar, örf ve âdetlerini, geleneklerini korumak isteyen herkes dahil edilmiştir. Bu bakış açısı Marksistlere göre idi. Sosyal ve siyasi alanda sağcılık ve solculuk yaklaşık iki asırlık bir geçmişe ve tarihe sahiptir. Fakat inanç ve amel açısından ise sağ ve sol, insanla başlar. Kur'ân-ı Kerim ashabül-Yemin * (kitapları sağ tarafından kendilerine verilerek Allah'a itaat eden salih kimseler) ve ashabü'ş-Şimal* (Allah'a karşı isyan eden ve Allah'ın hükümlerini red eden fasık kâfirler) diye isimlendirir. Bu taksimin politik anlamdaki sağcılık ve solculukla asla ilgisi yoktur. İtaat edenler ile isyan edenler diye sağ ehli ve sol ehli diye isimlendirilir. Kur'âna göre hareket etmeyen herkes kâfir, Ona uygun olmayan her fiili de küfür olarak veya kitabı sol tarafından verilecekler diye nitelendirir (el-Müddessir, 74/43-47). İslâm terminolojisine göre "sol" (Ashabul-Meş'eme) genel bir terimdir. Siyasi literatüre göre kendisinin solda olduğunu kabul eden komünizm de, İslâma göre küfür olan; fakat komünizme göre sağda olan rejimler, meselâ, ırkçılık Faşizm, Demokrasi vb. düşünceler İslâma göre sol ehli kabul edilir. O halde, İslâma göre "solcular" tabiri, sadece komünistler ve sosyalistler gibi kendilerine solcu diyenler için değil, küfrü temsil eden İslâm dışı her çeşit rejim ve fikir hareketleri için kullanılan genel bir terimdir. Allah'ın nizamını reddeden Ashabu'ş-Şimal adını alırlar. Kur'ân'a göre kitapları sağ tarafından verilecek olan ashabü'l-yemin veya Allah'a itaat edenler yaptıkları yüzünden ahirette kurtuluşa erenler; Cennete girenlerdir (el-Müddessir, 74/38-40). Bunlar aynı zamanda, el üstünde tutulan, Allah'ın lütuf ve inayetine mazhar olan, uğurlu, bahtı açık ve iyi, saadet sahibi kimselerdir. Kur'ân bu bakış açısından sağ ehli olanların, iman içinde olup Allah'ı birleyen, namaz kılan, yoksula yediren, yoksulun halini soran, Allah'ın kullarına acıyan, boş konuşmayan, dedi kodu peşinde koşmayan, boş zamanları hayırlı işlerle değerlendirip vakit öldürmeyen, bâtıl şeylerin peşine düşüp gâfillerle beraber olmayan, âhiret hayatına inanıp ona hazırlıklı olanların; Kıyamet koptuğu vakit, her şeyin altüst olduğu, yerin şiddetle sarsıldığı, dağların darmadağın un ufak olduğu, toz duman halinde dağılıp savrulduğu ve insanların üç sınıf olduğu zamandaki hallerini şöyle haber vermektedir: "Sağ ehli (amel defterleri sağ ellerine verilenler), o sağcılar ne mutludurlar!... Sol ehli (amel defterleri sol ellerine verilenler) ise, o solcular ne acıklı durumdadırlar!..." (el-Vakıa, 56/1-9), "Sağ ehli, ne mutlu o sağ ehline!... Onlar, yüklü dalları sarkmış kiraz ağaçları, dolgun salkımlı muzlar altında; yayılıp Uzanmış bir gölgede, çağlayan bir su kenarında, tükenmeyen ve yenmesi yasaklanmayan birçok meyveler arasında ve değerleri pek yüksek döşeklerdedirler. Gerçekten biz, onları yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır. Böylece onları, hep bâkir kızlar, kocalarına aşık yaşıtlar yaptık (Cennet ehli olan) Ashabül-yemin için..." (el-Vakıa, 56/27-38). Görüldüğü gibi, Kur'ân'ın ortaya koyduğu sağ ve sol kavramları ile çeşitli doktrinlere ve siyasî icraatlara göre belirlenmiş sağcılık ve solculuk arasında özel bir ayrılık vardır. Kur'ân sağ'ın ve sol'un kesin ölçüsünü koymuştur. O da sağ için Allah'a inanmak ve emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak; sol için ise, Allah'ı inkâr etmek veya O'nun emir ve yasaklarını hiçe saymak, O'nu tanımamaktır. Diğer doktrinlere göre ise sağı soldan ayıran net bir ölçek yoktur. Meselâ komünistlere göre, komünist olmayan herkes faşisttir, sağcıdır. Demokrat politikacılara göre, tutucu, gelenekçi, aristokrat olanlar sağcıdır. Bu ölçeklerin hepsi, Kur'ân'ın ölçeği hariç, indî, şahsî, kullanana ve bakış açısına göre değişmektedir. SOLCULUK Aşırı sosyalist düşünceleri ve solcu politikaları benimseyen, yani kendilerine halkçı ve demokrat diyenlerin yolunu takip etme veya onların sosyal ve politik olaylara getirdikleri fikri çözümleri benimseme anlamında kullanılan bir terim. Sosyalist ve Komünist açıdan ise solculuk, geleneksel sol partilere veya sendikalara oranla kitlelerin devrimci rolüne üstünlük tanıyanların siyasi düşüncesi veya tutumuna denir. Küçümsenen ve aşağılanan bir anlamda solculuk, sol bir parti veya sendika içinde aşırılığı, aşırı sol akımı ifade için kullanılır. Siyasi ve sosyal anlamda solculuk, 1789 Fransız İhtilâliyle ortaya çıkmıştı. XIX. yüzyılın ilk yarısında muhafazakârlara sağcı, liberallere de solcu denilmişti (bk. Sağcılık). "Solculuk" (Gausehisme) terimini ilk defa Lenin'in 1920 de yazdığı "Sol Komünizm-Bir Çocukluk Hastalığı" adlı kitabında kullandığı söyleniyorsa da; yukarıda da belirttiğimiz gibi bu terim Fransız İhtilâlinden beri kullanılmaktaydı. Lenin, adı geçen kitabında solculuğu daha ziyade küçültücü anlamda ve tenkit etmek için kullanmıştır. Bu solculuk "keskin solculuk"; yani şartlardan faydalanmasını bilmeyen ve zaman içerisindeki fırsatları değerlendiremeyen solculuktur. O zaman "solcu" olarak nitelenenlerin, sol komünizm veya işçi muhalefeti yandaşlarının kabul etmedikleri bu terim, o dönemde, komünist hareketin solunda yer almak isteyen ve 1918'den başlayarak Rusya ve Almanya'da belirli konular çerçevesinde toplanan kişilerin ideolojilerini belirlemekteydi. Bu konular; işçi denetimi, sendikal özerklik, gelirlerin aynı düzeye getirilmesi ve eşit paylaşılması, devrimci enternasyonalizme gitmek, işçi konseylerinin partinin önüne geçmesini sağlamak vb. dir. "Solcu" terimi daha sonraları Stalin'in düşüncesine, şahsına karşı her çeşit muhalefeti belirtmek için kullanılmıştır. Bu sebeple Troçki, Tito, Mao Zedong, Che Guevara vb., solculukla suçlanmışlardır. O zamandan beri, amaçları açık bir şekilde kurumlaşmış sosyal, siyasî ve ideolojik sistem dışında ortaya çıkan her sol mahiyetli ifade ve istek "solculuk" olarak nitelendirilmiştir. Sağcılık ve solculuğun siyaset ve fikir hayatında Fransız İhtilâlinden sonra etkin olmaya başladığı dikkate alınırsa, bu terimler Komünist Manifesto (1848)'sundan yaklaşık yarım asır önce kullanılmış demektir. Şu halde, bu tarih olayının ortaya koyduğu önemli gerçek şudur: Sol ve solculuk mutlaka Komünizm demek değildir. Fransız ihtilal meclislerinde aşırı sol hareket de komünizm değildi. Buna göre, her solcu komünist değildir; ama her komünist solcudur ve kendisini gizlemek isteyen komünistler bunu bir maske olarak kullanırlar; sadece solcu olduklarını, komünist olmadıklarını söylerlerdi. "Solculuk" sadece siyasi ve fikri bir özellik değil; aynı zamanda dini değerlerle ilgili ve inançla da ilgili bir vasıftır. Kur'ân sağda olanlardan bahsettiği gibi, solda olanlardan da bahsetmektedir. Kur'âna göre sol ehli; kendi yaptıkları yüzünden yalanlanacak olanlar; uğursuz, bedbaht ve Allah'ın kendilerini zillete düşürdüğü, inançsızlık ideolojisini benimsedikleri için Allah'ın huzurunda sol tarafta bulunanlardır. Bu sol ehli (Ashabu'ş-Şimal). Allah'ın emrini tanımayan, namaz kılmayan, fakire yardım etmeyen ve yedirmeyen, Allah'ın kullarına acımayan, boş konuşan, beyhude ve bâtıl işler peşinde koşan, zaman öldüren, gâfillerle gaflette yarışan, ceza gününü yalanlayan ve inanmayanlardır. Bütün bu menfi davranışların gerçek sebebi ise imansızlık ve küfürdür. Kur'ân-ı Kerim, Allah'ı inkâr eden, emir ve yasaklarını tanımayan, yaradılış gâyesini idrak edemeyen sol ehlinin âhiretteki durumunu şöyle açıklıyor: "Sol ehli ise; onlar ne acıklı durumdadırlar!... Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su ve kapkara dumandan olan bir gölge içindedirler; ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı. Çünkü onlar, bundan önce (dünyada) zevklerine düşkündüler ve en büyük günah şirk (Allah'a ortak koşmak) üzerinde ısrar ediyorlardı.... Bir de diyorlardı ki: Öldüğümüz, toprak ve bir yığın kemik olduğumuz vakit mi, hakikaten biz mi dirilecekmişiz? Evvelki atalarımız da mı (dirilecek)? Söyle: Bütün evvelkiler ve sonrakiler, belirli bir günün belirli bir vaktinde çaresiz toplanacaklardır. Sonra siz ey sapkınlar, yalancılar! (Cehennemde) Zakkum ağacından yiyeceksiniz; karınlarınızı ondan doyuracaksınız. Üstüne de (susuzluğunuzu gidermek için) o kaynar sudan içeceksiniz. Öyle ki, suya kanmayan develerin içişi gibi içeceksiniz. İşte hesap günü, onlara ziyafet bu!.” Şimdi gelelim Müslümanlık sağcıların tekelindemi sorusuna bu soruyu ancak ve ancak yukarıdaki açıklamaları ayırt edemeyen ve kendisini solcu olarak benimseyen ve müslümanlığın Hiçbir görüşün tekelinde olamayacağını anlamayan ve anlamak istemeyen insanlar sorar. Sonuç olarak sağcı da müslümandır solcuda... hatta bu iki görüşün dışında kalan insanlar da müslümandırlar. bu tür sorular insanları birbirine düşürmekten ve polimik oluşturmaktan başka bişey değildir.bir admin ve site yöneticisi olarak senden daha mantıklı ve duyarlı konulara değinmeni rica ediyorum bu da benim naçizane görüşüm umarım gerekli hoşgörüyü gösterme nezaketi içinde bulunursunuz Konu blackdiamond tarafından (05-03-2007 Saat 11:23 AM ) değiştirilmiştir.. | |
| | |
| | #4 |
| Yeni Kayıt ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: pc nin karşısında Yaş: 17
Mesajlar: 1
Cinsiyet: Rep Gücü: 2 Rep: 10 ![]() | arkdaşlar bence solculuk tek kelimeyle halkçılıktır.halkçılık her dinin mensubunu eşit kabul ettiği için müslümanlıkla ters düşüyor.ama bu boyutunu düşünmemek gerekiyor.çünkü atatürkün chp yi yani solcu bir partiyi kurduğnu unutmayalım... |
| | |
| | #5 |
| Yeni Kayıt ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3
Cinsiyet: Rep Gücü: 2 Rep: 10 ![]() | Cevap: Solculuk ve Muslumanlık solculuk=halk iradesi=eşit paylaşım=kominizm.=müslümanlık. özeti budur ama bugün yaşanan islamiyeti sorarsan.o da kapitalizmdir. |
| | |
| | #6 |
| Yeni Kayıt ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5
Cinsiyet: Rep Gücü: 2 Rep: 10 ![]() | Cevap: Solculuk ve Muslumanlık bas ortusunu yok kabul edip insanların ozgurluklerıyle oynayan solcular degıl mı biz ummet degil milletiz deyip musluman lıgı yok kabul eden baykal degil mi bu ulkeyı gun gun ateistlige surukleyen sol degıl mi ben hayatım da hiç muslumanım deyıp te solcu olan gormedim bu ulke nasıl bası acık olanlara modern bakılıyorsa kapalı olanlara da saygıyla bakılmalı dini kimse tekelinde bulunduramaz... halkların kardeslıgı diyen cakallar neden bas ortusu takan lara öcü gibi bakıp onları hor goruyor bu mudur kardeslık unutmayın atamızın da annesının bası ortuluydu atamız laıklıgı ve ozgurlugu getırırken kımsenın ortusune el uzatılacak demedi ataturk hutbe ye cıktıgını ve namaz kıldırdıgını da kımse unutmasın yasasın ıslamıyet ülkücüler varken kimse dinimize el uzatamaz |
| | |
| | #7 |
| Super Aktif ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: İSTANBUL Yaş: 24
Mesajlar: 2.612
Blog Mesajları: 1
Cinsiyet: Rep Gücü: 244 Rep: 24042 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | aslında soru çok güzel soru için ayrıca teşekkür ederim?bu tip konularda kendimi tutamıyorumkusura bakmayın? gelelim sorunun karşılığına evet insanların benimsediği düşünceler vardır bunu kimse eleştiremez ister solcu ister sağcı olsun?ama verilen cevaplar yanlış müslümanlık kimsenin tekelinde olan bir şey değildir?müslüman ülkeler arasında dine bağlılık konusunda ülkemiz bir çok müslüman ülkeden daha bağlıdır?Solcular müslüman değilmiş gibi düşünceleri millete empoze eden arkadaşları kınıyorum bu ülkedeki birlik düzen hep bu gerici zihniyet yüzünden geri kalıyor?bizler hala böyle konularla uğraşıyoruz yazık?dünya böyle siyasi anlayışı yıllar önce terk etti?arkadaşlar bu ülkede artık ne sağ sol gibi ideoloji simsarlığı yapmayın?hepimiz kardeşiz?yine dediğim gibi artık ideoloji bitti kapitalist dünyanın çarkları hepimizi dişleri arasına aldı artık herkes ekmeğinin peşinde rant peşinde koşan ve milleti yıllarca sağ sol davalarıyla uyutan siyasilerin değil? |
| | |
| | #8 |
| Yeni Kayıt ![]() Üyelik tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 12
Cinsiyet: Rep Gücü: 2 Rep: 10 ![]() | böyle bişi yok. solculuğun genel teorisi materyalizmdir. materyalizm ile dini bağdaştıramazsınız. maddeye bilime inanmak farklı dine ve sizi yaratanın birliğine varlığına inanmak ayrı bişey. kimse solculuğu özelleştirmesin solculuk sağcılık emperyalizm kapitalizm kominizm bunların evrensel bir tanımı vardır vet tek bir tanımı vardır türkiye solcusu ingiliz solcusu chp solcusu diye bişey olmaz. solculuk ile din bağdaşmaz. asıl sorun burada bazı terimleri doğru tanımlayalım |
| | |
| | #9 |
| Yeni Uye ![]() Üyelik tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 71
Cinsiyet: Rep Gücü: 2 Rep: 92 ![]() | Cevap: Solculuk ve Muslumanlık SERDARSARA ''halkların kardeşliği diyen çakallar yazmış'' merak ediyorum kendisi halkaların düşmanlığından yanamı? ya da halkların kardeşliğini savunuyorsa o da mı bir çakal? sol ve komünizm din vb inanışların daha iyi hayat temennisinin önündeki engel olarak kullanılmasına karşıdır. ve temel anlamda dinle bağdaşmaz ancak solun sosyal devlet anlayışını ya da sosyalizmi savunan ve bunun için örgütlü mücadele eden kişilerin dini inanışlarına kimse (örgütleri dahil) karışamaz tıpkı halka karışmadıkları gibi. Marx ı feurbach dan ayıran temel nokta marx ın dinle mücadele gibi bir başlıkla hareket etmemesidir. bunun uygulanışını reel sosyalizmde yani sovyetlerde inşa edilen moskovanın göbeğindeki camiilerden de görebiliriz gideniniz varsa mutlaka görmüştür o camiileri. |
| | |
| | #10 |
| Banned Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 1.000
Cinsiyet: Rep Gücü: 0 Rep: 6826 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Solculuk ve Muslumanlık islam dini evrensel birdindir hiçbir gurubun tekelinde deyildir yüksel kardeş sen burda nasıl adminlik yapıyorsun dorusu anlamakta güçlük çekiyorum insanlara araştırmacı ve yapıcı yorumlarla ilgili soru sormak varken neden böyle birsoru merak ettim dorusu. iman etmedikce cennete giremessiniz birbirinizi sevmedikce gerçek imana eremessiniz. saygılarımla |
| | |
![]() |
| Etiketler |
| solculuk |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| | |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Sol Bir Araya Gelmelimi | Bay X | Secim 2007 | 17 | 05-04-2007 03:42 PM |
| | |