![]() |
| | |||||||
GİRİŞ katogorisi Köşe Yazarları (alıntı) forumu içinde "AİHM'den Türkiye'ye Yıldırım cezası" başlıklı konu görüntüleniyor, "AİHM'den Türkiye'ye Yıldırım cezası AİHM, Hizbullah vahşetine kurban giden Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım’ın yakınları tarafından açılan davada Türkiye’yi mahkûm etti. Mahkeme eksik ve yetersiz soruşturma yapıldığı ..."
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Aktif Uye ![]() | AİHM'den Türkiye'ye Yıldırım cezası AİHM'den Türkiye'ye Yıldırım cezası AİHM, Hizbullah vahşetine kurban giden Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım’ın yakınları tarafından açılan davada Türkiye’yi mahkûm etti. Mahkeme eksik ve yetersiz soruşturma yapıldığı hükmünü verdi. ‘Size tavsiyem, Müslümanlar arasında daima bir sulh unsuru olarak yaşayın. Müslümanlar hakkında hüsnüzannı esas alın. Atılan çamurlara kulak asmayın.’ Bu sözler, terör örgütü Hizbullah’ın katlettiği Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım’a ait. Öldürülmeden birkaç dakika önce yazdığı vasiyetinde böyle sesleniyordu sevenlerine. Ömrünü Risale-i Nur hizmetine vakfeden mütevazı bir isimdi İzzettin Yıldırım. Tüm mesai ve düşüncelerini “daha fazla nasıl hizmet edebilirim” sorusuna cevap aramakla geçirdi. Kendini eğitime adayarak çok sayıda öğrencinin yetişmesine vesile oldu. Müslümanlar arasında daima sulh unsuru olmaya çalıştı. Hayatının hiçbir döneminde şiddeti tasvip etmedi. Ama kadere bakın ki 54 yıllık ömrünün sonunda şiddet kurbanı oldu. MAĞDUR OLARAK KABUL EDİLMEDİ Yıldırım, 29 Aralık 1999 günü Hizbullah militanlarınca kaçırıldı. Bir ay boyunca işkenceye maruz bırakıldı. Aslında o tarihten 3 ay önce İstanbul’da çok sayıda isim kaçırılmıştı. Bunların ortak özellikleri ise doğulu ve İslami kimliğe sahip olmalarıydı. Ancak İzzettin Yıldırım’ın kaçırılması, kamuoyunu derinden etkiledi. Çok sayıda aydın ve sivil toplum örgütünün ısrarlı takipçiliği sonucunda polis soruşturmayı derinleştirmek zorunda kaldı. Nihayet 17 Ocak 2000’de Hizbullah’ın Beykoz’daki evine operasyon düzenlendi. Televizyon kanalları operasyonu canlı olarak verdi. Bu süreçte Yıldırım başka bir evde sorgulanıyordu. Aslında soruşturma derinleştirilseydi kurtulabilirdi. Ancak 10 gün sonra, menfur bir şekilde katledilen Yıldırım’ın cesedi bulundu. Operasyonda canlı olarak yakalanan Hizbullah militanlarının verdiği bilgiler doğrultusunda İstanbul’un birçok yerinde mezar evler ortaya çıktı. Örgüt, kaçırdığı isimleri hunharca öldürmüştü. Polis soruşturmasını kısa sürede bitirdi. İki ayrı iddianame hazırlandı ve İstanbul 5 No.lu DGM’de davalar birleştirildi. Ancak bu dava Yıldırım ailesi ve sevenlerini şoke etti. Çünkü Hizbullah tarafından öldürülen Yıldırım, iddianamede maktuller arasında yer almadı. Yani Hizbullah militanlarınca öldürülen Yıldırım, mahkeme nezdinde mağdur olarak görülmedi. Bunun üzerine Yıldırım’ın avukatı Nihat Osmanoğlu 2003 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat etti. AİHM 17 Haziran 2008’de bu davayı karara bağladı. Mahkeme, İzzettin Yıldırım’ın kaçırılması ve öldürülmesi olayında güvenlik güçleri ve yargının eksik soruşturma yaptığı gerekçesiyle Türkiye’yi 90 bin Avro tazminata mahkûm etti. HİZBULLAH’A KARŞI YETERLİ TEDBİR ALINMADI Soruşturmanın sonuçsuz kalmasının kamuoyunu da derinden etkilediğine hükmeden AİHM, kararda Hizbullah-kontrgerilla ilişkisi ile ilgili iddialar konusunda da ilginç yorumlara yer verdi: “Mahkeme 1993 yılından beri meydana gelen ölüm ve kaçırma olaylarının Türk Hizbullah örgütü üyeleri tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin yoğun ve güçlü karineler bulunmasına karşın yetkili makamların 10 kadar cesedin bulunduğu 2000 yılına kadar terörist grubun eylemlerine karşı gerekli önlemleri alma konusunda özensiz davrandıklarını belirlemiştir. Bu durumun kamu vicdanını yatıştırmayı engellediği ve devlete güveni zedelediği açıktır.” AİHM bu kararı verirken Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’nun 1993’teki raporunu referans olarak aldı. Rapordan alıntılar yapan mahkeme, bu konudaki tespitlerini şöyle sıraladı: “1993 yılında Meclis Araştırma Komisyonu tarafından düzenlenen raporda ülkenin güneydoğusunda faili meçhul 908 kişinin öldürüldüğünden, bu bölgede Hizbullah örgütüne ait üyelerin eğitim aldığı bir kamp bulunduğundan ve devletin bu bölgede faaliyet gösteren gruplarla bir bağı olabileceğinden söz edilmiştir. Hükûmet bu raporu reddetmiş ancak raporun aksine inandırıcı bir delil ortaya koyamamıştır. Başbakanlık bu konuda alınması zorunlu önlemlerle ilgili bir bilgilendirme metni hazırlamıştır. Mahkeme sadece bu raporu değil kişilerin öldürülmesine ilişkin devlet görevlilerinin beyanlarını da değerlendirmiştir. Devlet çıkarlarına karşı olan bireylere karşı eylemde bulunan kontrgerilla grupları veya terörist grupların devlet görevlilerine yardım ettiği iddialarını desteklemektedir. Aynı durum bu dava için de söz konusudur.” Mahkemenin devletle illegal yapılanmalar arasındaki ilişkiye de işaret ettiğini ifade eden Nihat Osmanoğlu, kararın devlete ‘bu tür ilişkilerden uzak dur ihtarı’ olarak yorumlanabileceği görüşünde. Nitekim karar, Yıldırım’ın kaçırılması ve öldürülmesi olayının karanlıkta kaldığını, kamu vicdanının tatmin olmadığını, bunun sorumlusunun dönemin hükûmeti olduğunu ortaya koyuyor. AİHM, yaşam hakkının ihlal edildiği davalarda taraf ülkenin derin, hızlı ve etkin bir soruşturma yürütmesini istiyor. AİHM’E MÜRACAAT EDİNCE MAHKEME DAVA AÇTI Peki bu sürece nasıl gelindi? Savcılık, İzzettin Yıldırım için neden 6 yıl sonra dava açtı? Nihat Osmanoğlu, 1999’daki kaçırılma olayından hemen sonra yetkililere müracaat ettiklerini söylüyor. Soruşturma tamamlanınca İstanbul DGM’de dava açıldı. Ancak bu davada Yıldırım’ın adı yoktu. Polis de savcılık da soruşturma sürecinde ve sonrasında Yıldırım’ın ailesinin ifadesini bile almadı. 3 yıl sonra avukat Osmanoğlu savcılığa soruşturmanın akıbetini sordu. Ancak DGM’den Yıldırım için dava açmadığı cevabını aldı. Yıldırım ile ilgili soruşturma sürüncemede bırakılınca avukat Osmanoğlu davayı AİHM’e taşıdı. Tam bu süreçte ilginç bir gelişme yaşandı. Davayı kabul eden AİHM, durumu Adalet Bakanlığı’na bildirince Yıldırım ile ilgili raflara kaldırılan ve 6 yıldır bekletilen dosya çok hızlı bir şekilde yeniden gündeme getirildi. Dosya hiç vakit kaybedilmeden faili meçhulden çıkarılarak Yıldırım için Hizbullah aleyhine dava açıldı. Avukat Osmanoğlu, bu duruma sitem ediyor; “Ortada tam bir vurdumduymazlık örneği var. Yani olayı AİHM’e taşımasaydık Yıldırım için bir dava da açılmayacaktı.” Osmanoğlu, gerek soruşturma gerekse yargı aşamasında ciddi hataların yapıldığını iddia ediyor. Ona göre polis İzzettin Yıldırım’ı Hizbullah militanlarının elinden canlı olarak kurtarabilirdi: “Kaçırıldığı sırada cep telefonu yanındaydı, arkadaşı Şehit Avcı’nın da cep telefonu, kredi kartı yanındaydı. Bunlara ait bilgiler tarafımızca polise intikal ettirildi. Kaçırıldıktan sonra cep telefonlarına sürekli mesajlar gönderildi. Kredi kartından para çekildi. Tüm bu elektronik delillere rağmen kaçırıldıktan ancak 1 ay sonra bulunabildi. Oysa cep telefonunun yeri tespit edilebilirdi. Beykoz baskınının da gerek güpegündüz, naklen yayın eşliğinde yapılması, gerek örgüt liderinin öldürülmesi, gerek doküman ve delillerin karartılmasına meydan verilmesi vs. sebeplerle de doğru bir uygulama olmadı. Yine operasyondan bir iki saat önce örgütün üst düzey yöneticilerinden biri villadan ayrıldı. Bu kişi operasyondan 124 gün sonra yakalanabildi. Operasyondan önce en az bir iki gün villa gözetlendiğine/gözetleneceğine göre bu kişi takip edilmemişti. Takip edilse Yıldırım’a öldürülmeden ulaşmak mümkün olabilirdi.” DEMOKRATTI, IRK TAASSUBUNA KARŞI DURDU Yıldırım, hiçbir düşünceyi dinlemeden yargılamayan, sosyal yönü gelişkin bir kişiydi. Aktüel politikayla ilgilenmezdi. Sivil inisiyatife büyük önem verir, pasif direnişin demokratik bir hak olduğunu ve yanlışlıklara karşı gerekli hassasiyetin gösterilmesi gerektiğini düşünürdü. Her türlü ülke sorununun da demokratik zeminlerde tartışılması ve çözülmesi gerektiğini düşünürdü. Özellikle Güneydoğu sorununun bölge insanını derinden yaraladığını gördüğü için İslam kardeşliği çerçevesinde sorunun barışçı yollarla çözümünü aciliyetle arzu etmekteydi. Bazı çevreler Kürt sorununu insan hakları çerçevesinde dile getirmesini yanlış yönlere çekerek, onu millîyetçilikle itham etti. Ancak gerek yetiştiği kültür gerekse İslam’a hizmetle geçen ömrü onun düşünce âleminde ırki taassuba ve menfi millîyetçiliğe kesinlikle yer vermediğini gösteriyor. İzzettin Yıldırım 1 Şubat 2000 Salı günü Eyüp’te defnedildi. Cenazeye katılan on binlerce kişi, gösterdikleri metanet ve sağduyulu tavırla bu kirli olayı lanetliyor ve ardındaki karanlığın aydınlanmasını talep ediyordu. Ancak aradan 8 yıl geçmesine rağmen ölümün arkasındaki sır hâlâ aralanamadı. | kaynak|
__________________ Dişlerinin arasında bir silahın namlusu varsa sadece sesli harfleri söyleyebilirsin. |
| | |
| Herşey Yarı Fiyatına.. |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| E-mail Hesabı Hacklemenin Cezası | LeGeND_SmH | Msn, icq, skype, chat, irc, mirc | 0 | 05-10-2007 10:58 PM |
| Galatasaray'a Ceza | YukseLL | Futbol | 7 | 20-06-2007 03:36 AM |
| Türk Tarihinde Göç Hareketleri | IRMAK | Tarih | 0 | 24-02-2007 02:32 AM |
| Msn&Mail Hacklemenin Cezası! | Bay X | Msn, icq, skype, chat, irc, mirc | 0 | 03-02-2007 10:11 PM |
| Sultan Yıldırım Bayezid Han | Nil@y | Tarih | 0 | 26-11-2006 09:36 AM |
| | |