![]() |
| | |||||||
GİRİŞ katogorisi Köşe Yazarları forumu içinde "Sevdiğim Köşe Yazıları" başlıklı konu görüntüleniyor, "Arkadaşlar bu forumda sevdiğim köşe yazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.Buna mukabil sizler de yorumlarınız ve sevdiğiniz köşe yazılarınızla foruma katkıda bulunabilirsiniz. Nur İçinde Yat Hasan Bey Kendisiyle bir yemek yiyip birkaç ..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Altın Üye (haziran 2008) ![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 625
Cinsiyet: Rep Gücü: 134 Rep: 13290 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Sevdiğim Köşe Yazıları Arkadaşlar bu forumda sevdiğim köşe yazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.Buna mukabil sizler de yorumlarınız ve sevdiğiniz köşe yazılarınızla foruma katkıda bulunabilirsiniz. ![]() Nur İçinde Yat Hasan Bey Kendisiyle bir yemek yiyip birkaç saat s bet etmek fırsatını bulmuştum: Efendi adamdı, kibar adamdı, boş adam değildi...Ne yalan söyleyeyim, "dindardı" ya, bir de Kastamonulu, karşımda bir "kıro" bulacağımı sanmıştım, bu benim utancım olsun, hiç de öyle çıkmamıştı! Tıpkı, yirmi yıl önce, bir "kenar mahalle çaçaronu" olarak bize tanıtılan Semra Hanım'ın da bir "hanımefendi" çıkması gibi... Onunla da tanıştığımda çok utanmıştım önyargılarımdan. Ve de, beynimizi yıkayan "sözde solcu" basına da çok kızmıştım. Hasan Bey'le yeniden görüşmek üzere sözleşmiştik, kısmet olmadı. Benden büyük olduğunu sanıyordum, dört yaş küçük olduğunu öğrenince ayrıca şaşırmıştım. Çok erken gitti, çok zamansız gitti. Benimle aynı balığı, aynı salatayı, aynı meyveyi yiyordu, tek farkımız içki içmemesiydi, saygısızlık etmemek için ben de içmemiştim. Kendime bir duble rakı söyleseydim sesini çıkarmayacaktı ama ben gönüllü olarak vazgeçmiştim hakkımdan. (Bir başka gün bir başka sofrada, yalnızca su içen dindar arkadaşlar da benim "kenardan" pırnayı çekmeme seslerini çıkarmadılar, efendilik ettiler, rahatsızlık duysalar bile belli etmediler. "Herkesin inancı ve herkesin yaşama tarzı kendine" ilkesinin o gün güzel bir örneğini verdik elbirliğiyle...) Hasan Bey'in siyasi gelişmeler ve dünya konjonktürü konularında gösterdiği derin sağduyuya ve "halk bilgeliğine" de hayran kalmıştım. O zamanlar henüz Futbol Federasyonu Başkanlığı falan gündemde değildi. "Futbolcu yanını" duyunca şaşırdım, hiç aklıma gelmezdi... Türkiye onu bu yanıyla da çok sevdi. Hele Avrupa Kupası'nda milli takım gol attıkça çocuklar gibi zıp zıp zıplaması çok beğenildi. Bir başka şey daha oldu: "Başbakanın adamı" diye onu aşağılayanlar da onu sevdiler! "Yengeyi" de sevdiler. Çünkü Aysel Hanım da tribünde kocasıyla birlikte zıp zıp zıplıyor, kocasının boynuna sarılıyordu... Aaa, meğer "dinciler" de insanmış yahu! Evet, yengenin başı bağlıydı ama o da "laikçiler" gibi maç seyrediyor, takım tutuyor, bağırıp çağırıyor, bayrak sallıyordu... O da Türk'tü, o da Türk vatandaşıydı... Ülke hepimizin, bayrak hepimizindi. Demek ki, Ergenekon destekli mitinglerde "hükümete karşı Türk bayrağını kullanmak", ahmaklıktan başka bir şey değildi! İsteyen başını örtse, isteyen açsa, kimse kimseye karışmasa memleket rahatlayacaktı. Çünkü, milli takım formasını elli kereden fazla sırtında taşımış Lefter Küçükandonyadis de bu toprakların çocuğuydu, "Fethullahçı" diye aşağıladıkları Hakan Şükür de... Hasan Bey, yalnız bizi tarihimizde ilk kez Avrupa üçüncüsü yapmakla kalmadı (şampiyon bile olabilirdik), eşiyle yaptığı o tarihe geçecek "tribün gösterisiyle" de önemli bir ders verdi. Giderayak, "birbirimizi sevelim, birbirimizi anlamaya çalışalım, birbirimize düşmanlık gütmeyelim" demek istedi... Başlığa bakıp da "Engin Ardıç da nurcu olmuş" diyecek budalaya ayrıca küfür etmek gereğini duymuyorum, değmez (Engin Ardıç) |
| | |
| Sponsored Links |
| | #2 |
| Altın Üye (haziran 2008) ![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 625
Cinsiyet: Rep Gücü: 134 Rep: 13290 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Sevdiğim Köşe Yazıları Ne oldu Dündar, Can’ın mı yandı? Şamil TAYYAR stayyar@stargazete.com ![]() Bir kamyon, 3 Kasım 1996 günü Türkiye’nin rotasını değiştirdi. Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar görevinden istifa etti, Başbakanlık Teftiş Kurulu ve TBMM Araştırma Komisyonu Susurluk’la ilgili rapor hazırladı, üzerine onlarca kitap yazıldı, makale döşendi, konferanslar tertiplendi. Şimdi Ergenekon sürecindeyiz. 11 yıl arayla Türkiye’nin gündemine taşınan bu iki skandala reaksiyonlar, ne hikmetse birbirinden çok farklı. Ogün; Koalisyon ortağı DYP Susurluk’un üzerine gitmedi, iddialar zaman içinde DYP’de iç kanamaya yol açtı. Ogün; Koalisyonun büyük ortağı RP Susurluk için ‘fasa fiso’ dedi. Tuğgeneral Veli Küçük, Orgeneral Teoman Koman, Orgeneral Necdet Üruğ ve Osman Nuri Oduncu’yu meclise gönderemedi. Ogün, Medya çok ateşliydi. 11-22 Aralık 1996 tarihleri arasında gazetelerde ilanlar yayınlandı. ‘Gerçek artık gün ışığında’ sloganıyla tüm Türkiye’nin şeffaf biçimde inşasını öngören çağrılar yapıldı. Ogün; TÜSİAD, TOBB, Türk-İş, DİSK, TESK kısaca iş ve işveren dünyası Susurluk’un üzerine gidilmesi için kıyamet kopardı. Bugün; İktidar partisi, sonu nereye varırsa varsın Ergenekon’la ilgili çete soruşturmasının sonuna kadar yürütülmesini istiyor. Bugün; İki emekli orgeneral başta olmak üzere çok sayıda emekli asker Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı, çoğu tutuklandı. Bugün; Anamuhalefet Partisi CHP, Ergenekon’un avukatlığına soyundu, iddiaları ‘deli saçması’ olarak tanımladı, soruşturmayı yürüten savcıya ‘eşkıya’ diye bağırdı. Bugün; Medya felçli. Karanlık ikna odalarında bekliyorlar. Bugün: TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, alkışlar arasında Ergenekon soruşturmasını kınadı. Bugün; Susurluk fatihi Fikri Sağlar ile Ergenekon üstadı Can Dündar saf değiştirdi. Sol yanağa vurulunca Ne oldu da 11 yılda böylesine değişiverdik? Dün çetelerin üzerine gitmediği için siyasi otoriteyi yerden yere vururken bugün çetelerin üzerine giden siyasi iradenin önüne set çekiyoruz? Demek ki Susurluk’taki temel kaygımız, çetelerden arındırılmış şeffaf bir yönetim değilmiş. Ya da ‘ötekinin çetesi’ne dokunmakla sınırlıymış. RP ve DYP’nin Susurluk karşısındaki aczini 28 Şubat sürecinde psikolojik harekata dönüştürenler, şimdi iktidarı devirmek için kullanmaya çalışıyorlar. Can Dündar’a bakın. ‘Ergenekon’un kitabını yazdım ama bu kadar da değil...’ diyor. Sonra 2.5 saat ifade verdiği Savcı Zekeriya Öz’ün sürekli tespih çektiğine dem vuruyor. ‘Bu çete, Ergenekon değil. Savcı da dinci...’ demeye getiriyor. Çünkü, Dündar’ın Ergenekon’u ülkücü mafyadan ibaret. Kurucusu Alpaslan Türkeş, üyeleri Haluk Kırcı, Abdullah Çatlı gibi isimler. Susurluk’ta da bu adamların izleri var. O halde vurun Ergenekon’a. Çünkü: Sağ yanağa tokat, mubahtır. Ne zaman fotoğrafın sol yanağı görünmeye, sadece ‘öteki’ değil ‘beriki’ de hesap vermeye başladı, Dündar’ın da arkadaşlarının da Can’ı yandı. ‘Benim çeteme dokunmayın’ dercesine feryat ediyorlar. Öyle ya, çete faaliyetleri sadece Ülkücülerin işi! Çetecilik devrim oldu Doğan Avcıoğlu önderliğinde sivil-asker karışımı cuntacıların Yön Dergisi’nde pişirdiği 9 Mart darbe girişimini bile bize yıllarca ‘devrim hareketi’ diye ballandıra ballandıra anlattılar. Onlara göre Ülkücüler çete kurar, solcular devrim yapar! Nitekim Soner Yalçın, Hürriyet’te dün Ergenekon soruşturmasını 12 Mart muhtırasından sonra cuntacı ekibe açılan meşhur ‘Bomba Davası’na benzetti. Yalçın, askeri ihtilal yapmak, bombalı saldırılar düzenlemek, Boğaz Köprüsü’nü havaya uçurmak gibi bir dizi iddianın yer aldığı soruşturmanın ‘uyduruk’ olduğunu yazdı. Sonra Uğur Mumcu’nun şu sözlerine gönderme yaptı: ‘Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Faik Türün üçlüsünde simgelenen emperyalistlerle bütünleşmiş işbirlikçi iç güçler, ulusalcı Faik Gürler-Muhsin Batur-Kemal Kayacan üçlüsünü buna engel görüyorlar ve onları bertaraf etmek istiyorlardı.’ Şüpheli ölümler Mumcu’nun sözünü ettiği isimlerden Oramiral Kemal Kayacan 29 Temmuz 1992 günü İstanbul Göztepe’de Dev-Sol tarafından öldürüldü. Kayacan’ın kızı Fatoş Hataylı, 4 Nisan 2003 tarihli Aksiyon Dergisi’ne şu şüphesini aktardı: ‘Babamın ismi Dev-sol’un yayınladığı ölüm listesinde geçmiyordu. MİT Başkanı Teoman Koman sonradan ‘Göztepe civarında bir büyüğe suikast yapılacağına dair bir duyum almıştık’ dedi. Tabii bu beni çok incitti. MİT biliyorsa, o zaman bizi niye önceden uyarmadı?’ Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınıp serbest bırakılan Erol Mütercimler’in eski ifadelerini hatırlayın. Mütercimler, Ergenekon’u ilk kez Tümgeneral Memduh Ünlütürk’ten duyduğunu ancak inanmadığını, Oramiral Kemal Kayacan’ın ise kendisine ‘ciddiye almamakla salaklık yaparsın’ dediğini aktarmıştı: ‘Kemal Kayacan’ın öldürülme nedeni bana göre Ergenekon konusunda bilgileri yavaş yavaş kamuoyuna açmaya başlamasıdır.’ Şimdi de Ardan Zentürk’ün 24 Ocak 2008 tarihli Star’daki yazısına dönelim. Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok cinayetleriyle ilgili bilgi vermek üzere 1991 yılında gazetecilerle sbet toplantısı düzenleyen MİT Müsteşarı Teoman Koman, ‘Yakında bireyleri hedef alan bir terör dalgası yaşanabilir’ deyince Uğur Mumcu espriyle takılmış: ‘Aman paşam böyle bir durum varsa söyleyin dikkat edelim...’ Sonra, 24 Ocak 1993 günü Uğur Mumcu öldürüldü. İzliyorum televizyonları, Mustafa Balbay ‘Ben gazeteciliği Uğur Mumcu’dan öğrendim, Ahmet Taner Kışlalı oda komşumdu’ diyor. Bu konuda samimi isen yerin Ergenekon’un karşısıdır, içi değil. Gelin, ‘ülkücü-solcu-dinci’ tasnifine tabi tutmadan tüm çetelerin üzerine gidelim. Çağrım sadece Mustafa’ya değil, Can sana da söylüyorum... |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| | |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Bunu Böyle Bil Sevdiğim | Hamdi ÖZDEMİR | Şiir | 1 | 19-06-2008 05:14 PM |
| Bende Yandım Sevdiğim | Hamdi ÖZDEMİR | Şiir | 2 | 08-05-2008 09:23 AM |
| Sitene Günlük Güncellenen KÖŞE YAZARLARI Kodu !!! | cankay | Webmaster Dünyası | 1 | 14-06-2007 06:27 PM |
| | |