![]() |
| | |||||||
GİRİŞ katogorisi Köşe Yazarları forumu içinde "Bağımsızlık denince ne anlıyoruz?" başlıklı konu görüntüleniyor, "Bugün bütün dünya bilmekte ve itiraf etmektedir ki, bir ülkenin tam ve gerçek bağımsızlığı coğrafî-siyasal bağımsızlığa ek olarak, hatta ondan da önce ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. Cumhuriyeti kuran irade (Müdafaa-i Hukuk ..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Apr 2007 Nerden: istanbul Yaş: 26
Mesajlar: 8.999
Blog Mesajları: 7
Cinsiyet:
Rep Gücü: 519 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Bugün bütün dünya bilmekte ve itiraf etmektedir ki, bir ülkenin tam ve gerçek bağımsızlığı coğrafî-siyasal bağımsızlığa ek olarak, hatta ondan da önce ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. Cumhuriyeti kuran irade (Müdafaa-i Hukuk iradesi), bağımsızlığı ‘istiklal-i tam’ diye tanımlar. İstiklal-i tam, tam bağımsızlık demek. İstiklal-i tamın, Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyeti’nde iki ana dayanağı vardır: 1. Mîsak-ı Millî, 2. Mîsak-ı İktisadî. Mîsak-i Millî, coğrafî-siyasal bağımsızlığa ilişkin millî andımızdır ki Atatürk bunu 1920’de belirleyip yazmış ve gönderdiği son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nde kabul edilmiştir. Ama Gazi’nin dehası bununla yetinmemiş, bu tek ayaklı bağımsızlığın ikinci ayağını, İzmir İktisat Kongresi’nde, yani savaş daha devam ederken yerine oturtmuştur. İzmir İktisat Kongresi’nin telaffuz ettiği belki de en muhteşem kavram ‘Mîsak-i İktisadî’ kavramıdır. Ve o kavram hem cumhuriyetin hem de bağımsızlığın ikinci ayağıdır. Bugünkü Türk siyaseti, Türkiye’yi layıkıyla yönetemediği için, bağımsızlığın o ikinci ayağını kırmış, cumhuriyeti de bağımsızlığı da sonuç olarak halkı da topal bırakmıştır. Ekonomik bağımsızlık tâbiri aynı zamanda siyasal bağımsızlığı da ifade eder ama siyasal bağımsızlık tâbiri aynı zamanda ekonomik bağımsızlığı ifade etmez. 1854 Paris Kongresi’nde, gayri Müslimlere verdiğimiz haklarla ‘Avrupalı’ olduğumuzu söyleyen Batılılara, Kongre’ye Osmanlı İmparatorluğu adına katılan Âlî Paşa “Biz artık Avrupalı olduk, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bizde de Kapitülasyonlar kalkmalı,” dediğinde bunu kabul etmek bir yana, duymazlıktan gelmiş, müzakere bile etmemişlerdir. Bağımsızlık meselesinde temel gösterge, ekonomik bağımsızlıktır. Bu satırların yazarının 1900'lü yılların sonlarına değin Türkiye için tehdit sıralaması hep şu olmuştur: Dincilik (Allah ile aldatma, dinci siyaset, siyaset dinciliği), haram servet (vurgun, soygun, kamu mal ve imkânlarını talan, devleti soyma), terör. Bu sıralamada bugün artık kamu kaynakları talanı (veya haram servet) birinci sıraya oturmuştur. Emperyalist Batı ve onun içerideki uzantıları, Türkiye'nin sadece irtica veya sadece terörle çökertilmesinin mümkün olmadığını anlamışlardır. Türkiye'nin çökertilmesi, bırakın bunların bir tanesini, ikisiyle bile mümkün olmamıştır. Ama bunlardan birinin veya ikisinin yanına ekonomik yıkımı eklerseniz bu iş bitebilir diye düşünülmüştür. Ve gerekli ekleme yapılmıştır. Türkiye borç batağına sokulmuş, tarımımız yok edilmiş, işe yarar neyimiz varsa özelleştirme adı altında satılmıştır. Yıkım noktasına doğru götürülüyoruz. Önce, 1856 Kırım Muahedesi ile yapıldığı gibi, borçlandırıldık ve IMF denen modern Düyûnu Umumiye komiserliğinin eline teslim edildik. Türkiye, bağımsızlığı tartışılan bir ülke durumuna geldi. Ekonomimizdeki düşüş tüm hızıyla devam ediyor. Gerçekçilikten ve bilime saygıdan uzaklık zihniyetini ‘hızlandırılmış ölüm treni’ faciasında 38 kişinin ölümüyle bir kez daha ortaya koyan AKP iktidarı, DİE (Devlet İstatistik Enstitüsü) gibi bir kurumu da gerçekçilikten uzaklaştırmış bulunuyor. DİE'nin, millî geliri yükselmiş gösteren ve çoğu, sanal stoklara dayandırılan raporlarının hiçbiri gerçeklerle bağdaşmıyor. 2003 yılından beri öne çıkarılan % 5.8'lik büyüme puanının 3 puanı stok artışlarından kaynaklanan sanal bir rakamdır. İktidar meddahlığı yapmayan gerçekçi ekonomistlerin tespitlerine göre ise, 2003’ten beri millî gelir 2000 yılı seviyesinin % 5 altındadır. Sanayideki ücret gelirleri de 2003'te hiçbir artış göstermemiştir. Hayalî stoklar düşüldüğünde 2003 yılından beri millî gelir artışı 2.7 olmaktadır. Bu rakamın büyük kısmının da özel tüketim artışından ibaret bulunduğunu unutmayalım. Yani bu ‘artış’, Türk Lirası'nın değerlenmesi üzerine büyüyen ithal malı tüketimindeki artışa bağlı, olumsuz ve rakamdan ibaret bir büyümedir. Gelirler artmadığı için, ithal mala yönelen talep, büyük ölçüde banka kredileriyle karşılanmıştır. Bizim için altı çizilecek esas sonuç şudur: Döviz kurundaki büyük düşüşe rağmen 2003 yılından beri iç borç stoku reel olarak % 20, dış borç stoku da ABD doları bazında % 20 artmıştır. Yani, halk aldatılıyor. DİE, ne yazık ki, ya bilinçli olarak aldatıcı rakamlar veriyor yahut da ehliyetsiz ellerde gerçek dışı tahminlerde bulunan bir kuruma dönüştürülmüş bulunuyor. kaynak
__________________ |
| | |
| Sponsored Links |
| | #2 |
| FORUM MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: Sinop Yaş: 31
Mesajlar: 838
Cinsiyet:
Rep Gücü: 84 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: Bağımsızlık denince ne anlıyoruz? Kurtuluş savaşı................... |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| İstiklal marşının şifreleri çözüldü | doğangüneş | Bilim Teknik | 10 | 31-03-2008 02:54 PM |
| Nostalji denince " Rintlerin Ölümü " | Karakarizma | Nostalji | 0 | 06-10-2007 10:19 AM |
| Nutuk'tan Ya Bağımsızlık Ya Ölüm | doğangüneş | Mustafa Kemal Atatürk | 0 | 19-05-2007 02:33 PM |
| | |