![]() |
| | |||||||
GİRİŞ katogorisi Köşe Yazarları forumu içinde "Sahte Ağaç, Hakiki Meyve Vermez!" başlıklı konu görüntüleniyor, "Sahte Ağaç, Hakiki Meyve Vermez!.. -------------------------------------------------------------------------------- Mükerrem Bulut-VUSLAT Benim olmadığım yerde kimse yoktur diyordu bir düşünür. Ve Kur''an da da "Önce kendi nefsini temizle" emri diriltti uyumaya yüz tutmuş yüreğimi. ..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| 1. şiir yarışması birincisi Altın Üye (Ağustos 2008) ![]() Üyelik tarihi: Mar 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 2.226
Blog Mesajları: 4
Cinsiyet: Rep Gücü: 415 Rep: 41291 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Sahte Ağaç, Hakiki Meyve Vermez! Sahte Ağaç, Hakiki Meyve Vermez!.. -------------------------------------------------------------------------------- Mükerrem Bulut-VUSLAT Benim olmadığım yerde kimse yoktur diyordu bir düşünür. Ve Kur''an da da "Önce kendi nefsini temizle" emri diriltti uyumaya yüz tutmuş yüreğimi. Önce BEN olmalıydı aslında. Önce BEN... Sürekli bir bilgiçlik haliyle dolandık önce. Her şeyi biz biliyorduk. Her şeyi biz şekillendirip içi boş olan her olguyu biz dolduruyorduk.. Kavramlara dadandık bir süre. Kendi kıt akıllarımızla yeni bir keşif yapmışçasına değişiklik yapmak adına değiştirdikçe değiştirdik. Marksizm mi, Budizm mi, laisizm mi ve aklımıza gelebilecek her kavramı yeniden inşa ettik sanki. Aslında asırlar önce bunları ilk çıkaranlar kendileri açıklamışlardı bu kavramları. Marksizmi mark, laisizmi laikler ve diğer kavramları da yine ilk çıktığı anda yaptıkları eylemlerle ismini ve açıklamasını kazımışlar tarihe. Bununla da yetinmeyip pençelerimizi bu defa Kur''ani kavramlara geçirdik hoyratça. Allah, İbadet, Din, Ahlak, Rab, İlah, İslam, İman, Ruh, Akıl v.b. kavramları evirip çevirdik alabildiğine. Sistemin hoşuna gidecek hale getirdik bazen, kısır ifadelerle daralttıkça daralttık bazen de.. Kendisinde olmayan yorumları da ekledik kimi zaman. Dünyayı yeniden keşfetmiş biri gibi övündük yaptıklarımızla. Ortaya koyduklarımız aslında kimsenin düşünemediği, akledemediği ifadelerdi. Biz yapmıştık biz düşünmüştük, biz ifadelendirmiştik sadece. Ortaya bir şeyler getirme hırsı öyle bir sarmıştı ki benliğimizi kendimizi unutmuştuk aslında. Yeni bir şeyler keşfeden kâşifler olarak öyle daldık ki keşfetmeye kendimizi unuttuk bir anda. Asli görevimiz oluvermişti sanki toplumu düzeltmek! Bizim üzerimize vazifeymiş gibi yeni keşifler yapmak. Farkında olmadan kendimizi kaptırmıştık bu işe. Kendimiz boğazımıza kadar batmışken çamura karşımızdakinin çamura batması daha fazla ilgilendiriyordu bizi. Elimize geçirdiğimiz pamuklarla temizleye çalıştık karşımızdakileri. KENDİSİNE HAYRI OLMAYANIN BAŞKASINA HİÇ HAYRI OLMAZ İFADESİNİ UNUTMUŞTUK. Hz. Ömeri kılıcıyla düzeltmek için kalkan eli yücelttik. Oysa almamız gereken bir ders daha vardı. Bir Halifenin kendisine yöneltilen bu kılıcı dikkate alarak kendisinin düzeltmesine izin vermesi gibi... Kızgın çöllerde yatırılıp karnına kaya konularak işkence gören Bilal-ı Habeşi''nin çektiği acı öylesine gözümüzü kamaştırdı ki, onu tüm parasını vererek satın alıp işkenceden ve kölelikten kurtaranı fazla dillendirmediğimiz gibi... Hz. Hüseyi''nin kerbelada şehit edilmesi o kadar acıttı ki yüreklerimizi, kardeşinin kesik başının yanında koskoca bir orduya kafa tutan Zeyneb-i unuttuğumuz gibi... Kutlu doğum adı altında toplanıp birbirimize güller dağıtılıp, senfoni orkestraları düzenlenirken o Resulün mücadelesini, çektiği sıkıntıları, tüm uzlaşı tekliflerini reddetmesini, küfre karşı nasıl baş kaldırdığını, canı, malı, evladı, eşi, dostu, ailesi her kim olursa olsun inandığı uğruna terk ederek hakkı hakim kılmak adına zalimlerle olan mücadelesini unutuverdiğimiz, veya bize unutturuvermeye çalışmaları gibi... Bu ve benzeri örneklerde olduğu gibi bir olayı sadece bir yönüyle alarak diğer almamız gerekenleri almayıp yok saydığımız gibi... Beynimizi daralttı, daraltmalarına izin verdik. Geliştiğimizi ifade ettik göğsümüzü kabartarak ama bunun aslında bir gelişim değil de değişim olduğunu hiç düşünemedik. Hemde köklü bir değişim. Bilgilerimizin üstüne bilgiyi ekledikte eylemlerimizin üzerine eylem ekleyemedik. Öğrendik, habire öğrendik. Bilgilendik bilgisizce. Her öğrendiğimiz bizi bu dünyada yüceltti. O bilgimiz bizi farkında olmadan başka yerlere savurup durdu. Yalpaladık, sendeledik ama bunu da hep başkalarının sırtına yükleyerek rahatlamayı tercih ettik. Benden önce bizi düzeltmek için didinip durduk hep. Konuşmalarımız, vaazlarımız, sohbetlerimiz, yazılarımız, söylemlerimiz hep toplumu ve karşımızdakileri düzeltmek adına oldu. Ama unuttuğumuz önemli bir gerçek vardı ki oda BEN di. Ben yapmadan biz yapmaya çalışmıştık herşeyi. Ben olmadan biz olmak, ben düzelmeden bizi düzeltmek ne kadar sağlıklıydı ki? Ne kadar başarılı olabilirdik ki bunda? Ne yarar sağladı şimdiye kadar? Neyi değiştirebildik? Neyi düzeltebildik bu düşünceyle? Bir gün bir baktık ki her birimiz sahte ağaçlar oluvermişiz. Sahte olduğumuza bakmadan gerçek, sahici meyveler vermeye kalkmışız ki, buda asla mümkün olmamış. Biz ne kadar gerçeğine en uygununu yaptığımızı zannetsekte gerçeğinin yerini asla tutmamış, tutamazda. Taklitler asılların yaşatır sözü faniler için geçerlidir Rabbani bir metodda taklitler asıllarını değil yaşatmak daha fazla göze batan yamalar olarak varlıklarını sürdürdüler. Zarar verirler asıllarına. Sahte ağaçlar olarak karşımızda hep gerçek ağaçlar görmek için çabaladık belki ama ilk önce kendimizden sorumluyduk. Kendimiz gerçek ağaç olup gerçek meyve vermekle yükümlüydük. İlk önce kendimiz söz değil, iş üretmek zorundaydık. Kendimiz elimizi taşın altına koyup çile çekmeli, bu işin derdini önce kendimiz yüklenmeliydik… Başkalarının yapmadıklarıyla ilgilenmekten, kendi yaptıklarımız ve yapmamız gerekirken yapamadıklarımızı görüp, bunu düzeltmekle yükümlü olduğumuzu kavrayamadık. Diyar diyar dolaşıp, İslam''ı tebliğ ediyoruz diye havalara girmeden önce evimize, eşimize, çocuğumuza, anamıza, babamıza, kapı komşumuza, iş arkadaşlarımıza en önemlisi de kendimize, kendi yaşantımıza baksaydık. Sahte meyvelerimizi insanlara ballandıra ballandıra anlatmak yerine gerçek ağaç olup gerçek meyve vermek için çabalasaydık... Binlerce sahte meyveyle övünmektense, az ama hakiki meyvelerle Rabbin huzuruna gidince de başımız dik olsaydı... Beni düzeltseydik yani, biz den önce. Aynaya bakıp kendimizle yüzleşseydik... Hesap sorsaydık aynadaki kendimize. Ecel kapımızı çalıp vakit geldi demeden yapsaydık bunu. Her şey için çok geç olup keşke demeden. "Biz dünyada bir gün veya bir günden daha az kaldık" demeden... Azraille yüzleşmeden önce kendimizle yüzleşebilseydik. Peki, ahirete göçerken ne götüreceğiz heybemizle. Sahte meyvelerimizi mi? Yaldızlı cümlelerimizi, süslü sözlerimizi mi? Ne götüreceğiz ahirete göçerken... İçini doldurduğumuz kavramlarımızı mı, yaptığımız keşiflerimi? Ne götüreceğiz ahirete göçerken... Sanal cihadımız, hayal inkılâplarımızı mı? Başkalarına yaptığımız tavsiyelerimi yoksa kendi eylemlerimizi mi? Ne götüreceğiz ahirete göçerken... Pişmanlıklarımızı, yenilgilerimizi, uzlaşmalarımızı, boyun eğmelerimizi mi? Ne götüreceğiz ahirete göçerken... Başkalarını mı yoksa sadece kendimizi ve yapmamız gerekirken yapamadıklarımızı mı?...
__________________ CANIN CENNETE ADAMIM ! |
| | |
| Sponsored Links |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Meyve ve sebze sularının sırları | doğangüneş | Sağlık | 0 | 09-04-2008 12:05 AM |
| Ahududu Yetiştiriciliği | Nil@y | Ekonomi, iş, kariyer | 0 | 27-01-2008 09:29 AM |
| Turunçgiller Hangi İklimde Yetişirler | doğangüneş | Ekonomi, iş, kariyer | 2 | 17-01-2008 02:31 PM |
| Meyve ağaçları neden budanır? | doğangüneş | El Sanatları (hobi) | 0 | 11-01-2008 12:59 AM |
| Çocuk beslenmesinde meyve suyunun yeri | Nil@y | Anneler, Babalar, Çocuklar | 0 | 04-01-2008 07:56 AM |
| | |