![]() |
| | |||||||
Supermeydan Kadın katogorisi Ask, Sevgi forumu içinde "Eşcinseller Aşklarını Anlatıyor!!!" başlıklı konu görüntüleniyor, "Eşcinseller 'aşk'ı anlatıyor 17'sindeyken 'Ben eşcinselim' diyen Tolga'yı ailesi dışlamadı. Annesiyle birlikte terapiye gittiler. Albay baba oğlunun ilk sevgilisine 'Ona zarar vermeyeceksin' diye tembih etti. Tolga, rahat ve mutlu bir ..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Banned | Eşcinseller Aşklarını Anlatıyor!!! Eşcinseller 'aşk'ı anlatıyor 17'sindeyken 'Ben eşcinselim' diyen Tolga'yı ailesi dışlamadı. Annesiyle birlikte terapiye gittiler. Albay baba oğlunun ilk sevgilisine 'Ona zarar vermeyeceksin' diye tembih etti. Tolga, rahat ve mutlu bir genç Tolga ve Aslan iki yıla yakındır birlikteler. İkisi de üniversitede sanat eğitimi görüyor. Tolga, eşcinsel olduğunu 17 yaşındayken ailesine söylemiş. Aslan ise henüz ailesine açılamamış. Tolga'yla ailesinin yaklaşımını ve birlikte neler yaşadıklarını konuştuk. Nasıl geçti okul yıllarınız? Çok alay ediliyordum. İlk mastürbasyonumu 14'ümde yaptım ki bu bir erkek çocuk için geç sayılabilecek bir yaş. Seksüel dürtülerimle yüzleşmeyi olabildiğince geciktirdim. Hep erkeklerle ilgili fanteziler kuruyordum. Orta 2'de benimle ilgili bir tahtaya bir tekerleme yazmışlardı, sınıfa girince erkek çocuklar hep bir ağızdan bunu söyleyip bana güldüler. Bunu yapan çocuğun üzerine yürüdüm, yumruklaştık. Eşcinsel olduğunu hissettiğim bir arkadaşımla birbirimizi korur kollardık. Başka sınıflardan sırf beni görmek için gelenler olurdu, 'Top Tolga burada mı?' diye... Ne zaman 'Eşcinselim' dediniz? İnternetle birlikte hayatım değişti, erkek bedenlerine bakıyor ve etkileniyorum. Ama suçluluk duygusuyla hemen kapatıyorum. İnterneti babam da kullanır korkusuyla... Çok çelişiyordum kendimle, acaba benim duygularım mı hatalıydı, yoksa toplumun dayattığı ve meşru saydığı sadece karşı cinsle birlikte olunma zorunluluğu mu? Bir partiye gittim, orada bir kızla el ele tutuştum. Aslında 'Heteroseksüel olmak istiyorum' diye diretiyorum. Ama okulda çocuklar yanında mastürbasyon yapıyor, penis görüyor ve haz alıyorsun. O gece partideki o kızla öpüştüm ama hiçbir şey hissetmedim. Bir hafta sonra annem bana gelip 'Bir kızla öpüşmüşsün, niye bana söylemedin?' diyor. Tüm seks olaylarını annemle konuşurum, çünkü babamın benimle bu tür konuları konuşacak cesareti hiç olmadı. Bir gün annemin yanında eşcinselliği savunan bir konuşma yaptım. Ertesi gün eve gelince 'Tolga konuşmamız lazım' dedi babam. 'Bize anlatacağın bir şey var mı?' diye başladılar, soru üstüne soru. Beş saatlik sorgunun sonunda 'Eşcinselim' dedim. Katıla katıla ağlıyorum. Babanızın tepkisi ne oldu? Babam albay!.. 'Ne yapacağız şimdi?' dedi. 'Birinden yardım almalıyız' dedi annem. Psikolağa hep birlikte gittik. Acayip bir yabancılaşma var evde. Hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyorlar, ama karmakarışık kafaları. Daha ilk görüşmede psikolog bana ailemin önünde mastürbasyon yapıp yapmadığımı sordu. Yaptığımı söyleyince 'Mastürbasyon yaparken erkekleri mi düşünüyorsun, kadınları mı?' diye sordu. 'Erkekleri' deyince odadan çıkmamı istedi. Daha sonra beni çağırdı ve 'Annen ve babanla konuştum. Sana hiçbir şekilde karışmayacaklar' dedi. Sadece ben değil, annem de terapiye başladı. Evde neler değişti? Beni aşırı derecede kontrol etmeye başladılar. Sürekli koruma ve kollama hali. Terapiye iki yıla yakın devam ettim. O sırada üniversite sınavlarına hazırlanıyorum. Sınavı kazandım, şimdi resim eğitimi görüyorum. Annem, hayalinde kurguladığı oğlunu bir müddet geri istedi. Aslında annemin istediği, her erkek annesine toplum tarafından dayatılan anneliğe dair arzulardı; askerlik, evlilik, çocuk sahibi olma... Annem çok zorlandı kendi içinde, kişisel gelişimle ilgili kitaplar okumaya başladı. Bir gün psikoloğumun önerisiyle babamla ben bira içmeye gittik. 15 dakikanın sonunda babam 'Sakın anal ilişki yapma, ben buna dayanamam' dedi. Şu an bildiği halde kendini rahatlatmaya çalışıyor. Sonra maskeler düştü. Annem ne kadar kontrolcü olduğunu anladı ve bana 'Artık seni bugüne kadar kafamda kurduğum oğlum Tolga olarak değil, seni bir birey olarak kabul ediyorum. Sen benim hayal ettiğim oğlum değilsin' dedi. Beni yeniden keşfetti. Babam ise 'Sen beni bu düşünceyle öldüreceksin' dedi. Babamın bu tepkisini şimdi anlayabiliyorum. Çünkü eşcinsel bir çocuğu olması onun erkekliğini zedeliyordu. Aslında kendinde, kendi erkekliğinde arıyordu hatayı. Babam annemi beni koruduğu için çok suçladı. Annem babama 'Oğlunun eşcinsel olduğunu kabullenemiyorsun' dedi. İlk cinsel deneyimi kiminle yaşadınız? 2000'de internette biriyle tanıştım. Ozan, benden 10 yaş büyüktü. Taksim'de buluştuk. Erkeksi birini arıyordum. Görüntüsü iyiydi. Deneyimli olduğu için onunla rahat edebileceğimi düşündüm. Tanışmamızın haftasında bizim eve geldi. Bir şirkette ihracat müdürü, iyi bir ailesi var. Babam onunla yalnız konuşmak istedi. 'Kesinlikle Tolga'nın kılına zarar gelmesini istemiyorum' diye öğütler vermiş. Şu an ona hem acıyorum, hem çok kötü oluyorum. Ona çok haksızlıklar yaptım. Bir ara intihara kalkıştım. Artık babama hiç tepki vermiyorum, çünkü kalp hastası. Ozan'la bir buçuk ay bir şey yaşamadık. Çünkü vücudumu paylaşmaktan, çıplak kalmaktan korktum. İlk gecemiz çok güzeldi, her yer mumlarla doluydu. Ona teşekkür borçluyum o gece için. Ama ilişkimiz giderek zorlaştı. Homofobikti. Suçluluk duyuyordu eşcinsel olduğu için. Eşcinsel olduğunu gizlemiş mi? Eşcinsel olduğu anlaşılmasın diye kızlarla çıkmış. Maskülen bir tip. Her erkeksi gördüğünüzü heteroseksüel zannetmeyin. Zaten iki adı vardı. Birinci adı dışardaki hayatı kontrol ediyordu, Ozan'ı eşcinseller arasında kullanıyordu. Ancak benimle yan yana yürümekten hoşlanmıyordu. Çünkü insanların feminen hareketlerimden dolayı beni, dolayısıyla onu da eşcinsel olarak nitelendirmelerinden korkuyordu. Kendini kadınsı bulmayan birçok eşcinselin homofobik olmasının nedeni de budur zaten. Ülkemizde sokakta eşcinsel yok, yatakta eşcinsel var. Ozan, bana 'Elini kolunu düzelt' dedi, 'Sesini kalınlaştır' dedi. Ancak ailem benim hareketlerime hiç karışmamıştır. İlişkimiz tükenmeye başladı. Kavgalar kıyametler. Üç yılın sonunda eften püften bir nedenden dolayı ayrıldık. Aslan'la tanışana kadar önemsiz ilişiklerim oldu. Aslan'la ilişkiniz nasıl başladı? Tolga: Aslan'ı ilk kez bir gaybarda gördüm. Çok hoşlandım. Yakışıklı. Tam bana uyan biri, hem feminen hem de maskülen olabilen, ikisinin ortası da olabilen, rengârenk yani... Onunla erkeksi sevgili arama düşlerimden de vazgeçtim. Kafamdaki duvarlar artık yıkılıyordu. Hem kendimi yeniden keşfediyor, hem de deneyimlediğim her şeyi eleştiriyor, neyi neden yaptığımın hesabını kendime veriyordum. Amacımız günlük hayatta gördüğümüz kadın-erkek rollerini ilişkimize sokmamaktı. Eşcinselliğini kendine itiraf edeli daha yeniydi değil mi Aslan? Aslan: Tolga'dan 11 ay önce ilk kez beraber olduğum gencin annesi bizi yatakta yakaladı. Çocuk benden hemen ayrıldı. Ben çok kötü üç ay geçirdim. Daha sonra bir başkasıyla oldum ve yine tokat yedim. Tolga bana güven verdi, dünya görüşümüz uyuşuyordu. 'Artık bana top diye laf atıldığında üzülmüyorum' Ailenizin Aslan'a yaklaşımı nasıl? Tolga: Babam bugüne kadar eve giren arkadaşlarımın hepsinin eşcinsel olduğunu biliyor, hepsini çok seviyor. Ama Aslan'ı çok daha fazla seviyor. Babam belki bir kızla beraber olurum ihtimalini yaşıyor. Ama o onun ihtimali. Annem ise bana 'Sen bana bir hediyesin' der. 'Sen olmasan transfobimi, homofobimi yenemeyecektim' der. Annemin sadece düşüncelerinin değil, cinsel hayatının değiştiğinden eminim. Aslan: Haftada iki üç gün onlarda kalırım. Tolga: Aynı odada kalıyoruz. Annem Aslan'ın evinde bu ilişkiyi yaşayamayacağımızı biliyor. 'Keşke babama söylemeseydim' dediğim zamanlarda annem 'İyi ki söyledin, iyi ki kafasını karıştırdın. Sakın sen üzülme' der. Eskiden biri bana 'top' diye laf attığında üzülüyordum. Oysa Aslan 'Üzülmeyeceksin' dedi. Çünkü o hakaretler aynı zamanda cinsel kimliğinizi kabul etmenizde, 'Evet ben eşcinselim' demenizde size mani olan toplumsal ikazlar... Aslan: Bir baba için erkekliğine saldırıdır çocuğunun eşcinsel olması... 'Ben ne hata yaptım?' diye düşünüyorlar. Eğer eşcinsellik bir tercih olsaydı, onların hataları yüzünden eşcinsel olmuş olabilirdik, ama eşcinsellik bir yönelim. İki yüzlü kurallar uygulanıyor. Bursa'da olan olaylarda bize küfreden insanlar iki yüzlü. Travestilere sorun yattığınız birlikte olduğunuz insanlar kimler diye... 'Ülkücüler, dinciler'. Bu adamlar sokakta eşcinsele tahammül edemiyorlar. İki yüzlülüğümüz, bizim baskıcı, totaliter, demokratik olmayan ahlaki değerlerimizden kaynaklanıyor bence. Kimse kimsenin eşcinsel olabileceğini düşünmüyor. O yüzden en yakınınızdaki oğlunuz 'Eşcinselim' dediğinde inanılmaz bir travma yaşıyorsunuz. |
| | |
| Sponsored Links |
| | #2 |
| Banned | Cevap: Eşcinseller Aşklarını Anlatıyor!!! Çocukken Barbie bebeklerinin erkek sevgilisi rolünde. 16'sında annesine bir kıza âşık olduğunu itiraf edince evde kıyamet kopuyor. Önce jinekoloğa götürülüyor, sonra psikiyatra. Ancak psikiyatr genç kız yerine homofobik anneyi tedavi etmek istiyor. Lezbiyen olmanın tüm zorluklarını abisi sayesinde aşıyor Üniversite ögrencisi güzel bir genç kız. Lezbiyen olduğunu ailesine itiraf ettiğinden beri kendisini yalnız ve dışlanmış hissediyor. Onunla yaşadığı zorlukları konuştuk: Ne zamandır 'Lezbiyenim' diyorsunuz? Çocukluğumdan beri... Eğitimli bir ailenin çocuğuyum. Tipik bir burjuva ailesi. Benden 18 yaş büyük bir abim var. Yalnız bir çocuktum bir kere. Abim hem benden çok büyüktü, hem de yatılı okuyordu. Pek arkadaşım da yoktu. Bana bazen anneannem, bazen babaannem bakıyordu. Bütün gün kitap okurdum. Televizyon izlerdim. Oyuncaklarımla oynardım. Mutluydum yani... Kendimi bildim bileli kız çocuklarından farklıydım. Barbie ve büyük kız bebekler vardır ya, kendimi onlar gibi görmüyordum. Onların kocası olabilirdim ancak. Evcilik oynarken kendimi Barbie'lerin erkek arkadaşı olarak görürdüm. Peki okulda uyumlu muydunuz? Hatırladığım bir şey var. Kolejde okuyordum, özel kıyafet günü yapılmıştı. Kızlar şeker gibi giyinmişlerdi, etekler, kafalarında kurdeleler... Ben şalvar pantolon giymiştim, ayağımda botlar, bir sweetshirt... Tam bir erkek çocuğu gibi giyinirdim, ama saçlarım uzundu. Ailem beni erkek gibi yetiştirmeye çalışmadı. Ama ben niye öyleydim? O kıyafetleri demek ki ben beğeniyordum annem de bir gariplik görmüyordu. Etek giymeyi sevmiyordum, bir adama etek giydirdiğinizde iğreti durur ya... Ergenlikte neler hissettiniz? O kadar üzüldüm ki göğüslerim büyürken. Ergenliğe girmeden önce üstümü çıkarırdım, sadece donum kalırdı. Aynada kendime bakar ve beğenirdim. Dümdüz göğüslerim çok hoşuma giderdi. Göğüslerim şişmeye başlayınca vücudum bozuluyor gibi geldi, sinir oldum. Tabii, şu anda kadın olmakla ilgili bir sorunum yok, hatta gurur duyuyorum. Makyaj da yaparım, canım isterse etek de giyerim... 'Göğüslerim biraz daha büyük olsaydı' diyorum. İlk kez regl olunca ne yaptınız? 15 yaşımdaydım o zaman. Hormonlarda bir problem vardı. Testesteronum fazlaydı. Bir kızdaki hormon dengesizliği, testesteron fazlalığı o kıza erkeksi davranış veriyor bence. Hormon düzensizliği kimseyi eşcinsel yapmaz, ama lezbiyeni erkeksi yapabilir hormon. Eşcinselliği 'bir hastalık' olarak görenler 'Hormon tedavisiyle onları düzeltiriz' diyor. Bu mümkün mü? Ben hormon tedavisi gördüm. Şu anda bütün değerlerim normal. Ostrojenim de gayet iyi noktada. Testesteronum fazlayken bile kıllanmadım. Hormon tedavisinden sonra bir hetero olmadım, biseksüel bile olmadım. Çocukken kızlarla diyaloğum gerçekten çok kötüydü. Onlar beni garipsiyordu, ben de onları. Yine de bir kız benim için çok değerli oluyordu. Hayranlıkla bakıyor, yakınında durmak, dokunmak istiyordum. Bu halim üç dört yaşından başlar liseye kadar böyle gider. Filmlerde akt-ristlerin erkek sevgilisi olarak kendimi düşünürdüm. Kendimi Ayhan Işık sanırdım. Tabii o zamanlar lezbiyenlikten falan haberim yok. Kötü davranışlarla karşılaştım. Ortaokulda 18 kızdık. Sınıfın en güzel kızları listesi yaptılar. Listede 17 kız vardı, ben yoktum. İlk aşk ne zaman? 16 yaşımda komşunun kızına âşık oldum. Öpmek istiyordum. 'Ama iki kız sevgili olamaz' diyordum. İki kızın sevgili olabileceğini bilmiyordum. Bu komşu kızına duyduğum aşk yüzünden çok kötü depresyona girdim. Dedim ki 'Bari anneme söyleyeyim, o bana yardım eder.' Anneme 'Ben bir kıza âşığım' deyince çığlık attı, ağlamaya başladı. Kıyametleri kopardı. Hemen jinekoloğa götürerek bende fiziksel bir sorun olup olmadığını araştırdı. Sonra psikiyatr dönemi başladı. İki seanstan sonra psikiyatr annemi çağırarak 'Kızınız lezbiyen. Ancak bu bir hastalık değildir. Siz bunu kabul edemiyorsanız, sizin homofobinizi tedavi ettirmeniz lazım. Sizinle seans yapalım' dedi. Annem gerçekten depresyona girmişti. Aile meclisi toplandı, annem, babama ve abime 'Eğer bu kız lezbiyense ben onunla aynı evde yaşayamam' dedi. Çok ağır tabii. Abim, 'O zaman benimle yaşar, ben ona bakarım. O benim kardeşim. Onu çok seviyorum. Onu asla bırakmam, kimselere de ezdirmem' dedi. Abinizin evine mi taşındınız? Yoo annemlerleyim. Babam ortadan toz oluyor. Babamın hiç umrunda olmadı. Beni anneme havale etti. O arada intihara kalkıştım. Kendimi cezalandırmak isteği belki de. Annem lezbiyenliği günah olarak görüyor. Lanetlendiğimi düşünüyor. Sayımız artıkça dünya batabilir diye düşünüyor. Ahh nasıl da entelektüel bir kadın. Çok yalnızdım. O zaman nerede gay kafelerin olduğunu bilmiyorum ki. İnternette gay ve lezbiyenlerin tanışabileceği sitelerin olduğundan haberim bile yok. 16-19 yaşlarım çok kötü geçti. Annem telefonlarımı dinler, defterlerimi karıştırır. 18 yaşımdayken annem beni öyle bir dövdü ki. Beni öldüreceğinden korkuyordum, odamın kapısını kilitlerdim. Çok tedirgin olurdum. Lisede platonik aşklar yaşadım. Sonra lise bitti, o yaz ilk kez bir sevgilim oldu. O da lezbiyen miydi? Maalesef 'Ben heteroyum' diyen biriydi. Bir akşam ben onda kalırken 'Ben seni seviyorum' diyerek öptü beni. Acayip âşıktık birbirimize. Beraber tatile çıktık. Beş ay sonra bir gün kız beni arayarak 'Ben lezbiyen değilim. Buna daha fazla dayanamayacağım' dedi. Toplum baskısı ona fazla geldi herhalde. Lezbiyen olduğu öğrenilse yurttan atılır. Korktu galiba. ODTÜ'nün yurdundan atılan bir lezbiyen çift biliyorum. Ondan sonra depresyondaydım. Kimseyle beraber olmadım. Ailem destek olsaydı, benimle ilgilenselerdi bu kadar ağır yaşamazdım. Annesi insanın idolü oluyor. Seni seven insan sana lanetliymişsin gibi bakarsa kabul görmeyi nasıl bekleyeceksin ki. Ben de "Bu işkenceden kurtulayım, bari erkeklerle çıkayım" dedim. Lezbiyen olduğunuzu anlamadılar mı? Akıllarına bile gelmedi. Üniversitedeyken iki erkekle çıktım. İyi güzel, el ele sokakta yürüyoruz, tamam. Tabii öpmek istiyor, öpüşüyoruz. Nasıl midem kalkıyor. Bu sefer o öpüşme benim için sıkıntı. Kendimi kötü hissedince sevişmeye yeltenmedim. Teni kötü geliyor, kokusu kötü geliyor. O salgıladığı erkek kokusu kötü geliyor. Üniversitede Legato adlı bir lezbiyen oluşumun varlığından haberdar oldum. 'Tüm üniversitelileri bekliyoruz' diye bir internet adresi vermişlerdi. Onlarla tanıştım. Dergiler, kitaplar, kafeler, filmler ve bir gay kültürü varmış. Kendim gibi zor durumda olan eşcinsel gençler için bir şeyler yapmak hoşuma gitti. Aynı üniversiteden bir sevgili buldum, bir yıla yakın birlikte olduk. Nasıldı ilişkiniz? Mutlu muydunuz? İyiydi, ama kültür farklılığı yüzünden çok sorun yaşadık. Bir de gay kültürü lüks bir tüketim kültürü. Çünkü barlar pahalı ve elittir. Benim gittiğim gay barda giriş 20, küçük bira 10 YTL. Bunun iki nedeni var. En önemli neden 'Rekabet olmadığı için sömürelim'. Gidilebilecek çok yer yok, bir de elitist kaygı var gay'lerde. Gecekonduda yaşayan bir insan için gay kültürüne dahil olmak hemen hemen mümkün değil. Kabul görmek de kolay değil. Bu elitizmden arınmaya çalışan gruplar da var. Sonuçta o kızla yapamadım, ayrıldık... Bakire misiniz? Değilim. Kız arkadaşlarımdan biriyle oldum. Parmakla. Bazen yapay penis de kullanıyoruz. Benim de kullandığım oldu. Bele takılıyor, protez gibi. O da bir fantezi. Kız arkadaşımı erkek kılığına sokup onunla sevişebilirim, ama bir erkekle sevişemem. Çünkü bir erkek bir penisten ibaret değil. Önceden feminen kızlardan hoşlanırdım. Taş bebek olsun, uzun saçlı olsun. O ilk sevgilim gayet kadındı. Bir dönem Butch (erkeksi kadın) sevmeye başladım. Güzel yüzlü kısa saçlı küçük oğlan çocuğu. Şimdi son iki yıldır yine feminen sevmeye başladım. Lezbiyenler kendilerini gizleyerek mi yaşar? İş hayatında sorunlar yaşanır mı? Üst düzey yöneticilik yapıp kendilerini gizleyenler var. Lezbiyen olduğu için işini kaybeden biri olduğunu duymadım, ama gay'lerin durumu daha farklı. Bir kadının bu yüzden terfi ettiğini bile duydum, çünkü lezbiyenler erkeklerin hoşuna gidiyor (gülüyor). Bize 'Leblebiler' diye bağırdıkları olur. Kadın eşcinselliği ciddiye alınmıyor. Ben bugüne kadar dört kere saldırıya uğradım. Son saldırı Harbiye'de oldu. Yanımdaki kız arkadaşım bıçak çekti, korkup kaçtılar. Korkuyorum ama hayat böyle. Biz yine iyiyiz, gay'ler dayak yiyorlar. Neden bazı erkekler lezbiyen pornolarına meraklıdır? Heterolarda bu inanılmaz bir fantezi. Gerçekten bayılıyorlar. O kadar çok erkek biliyorum ki 'Keşke iki kızın sevişmesini seyretsem, aralarına katılsam' diye düşünen. Lezbiyen bir genç kızla birlikte oldukları zaman o kaleyi fethetmiş hissediyorlar. Hatta 'Tedavi edebiliriz' diye düşünüyorlar. Bu onlar için öyle büyük bir zafer ki. Seçilmiş olmak gibi bir şey. Erkeklerin kafasında 'Penis olmadan sevişme olamaz' diye bir düşünce var. O yüzden gay'ler tepki görüyor, işin içinde penis var. |
| | |
| | #3 |
| Banned | Eşcinseller Aşklarını Anlatıyor Yazı Dizisi 2 ALKAN Ş. ANLATIYOR Heteroseksüellere aşık olmak mı?Bir daha asla..... 18 yaşındaydım. Hem kızlara ilgi duyuyordum, hem de erkeklere. Ama erkeklere karşı ilgim daha fazlaydı. Erkeklere olan ilgimi belli etmemeye çalışıyordum. O zamanlar çok hoşlandığım bir erkek vardı bizim mahallede. Kendisi heteroseksüeldi ve birçok kız arkadaşı vardı. Onu devamlı güzel kızlarla görüyordum. Hoşlandığım erkek 21 yaşındaydı, çok yakışıklı ve havalıydı. Onu ancak babasının butiğine uğradığı zamanlar görebiliyordum. Babasının butiği bizim mahalledeydi. Kendisi başka bir yerde çalışıyordu. Akşamları onu görmek için butiğin önünden geçerdim, bazen selamlaşırdık ve çok heyecanlanırdım. Onunla konuşmaya çalıştığım zamanlar kekelerdim. Bazen arkadaşlarıyla birlikte görürdüm onu. Arkadaşlarının çoğu serseri ve kendini beğenmiş insanlardı. Bana “kız kılıklı” diye takılırlardı. O da bu takılmalara güler ve ben de utanırdım. Arkadaşları ona “bak seninki geçiyor” diye takılır, gırgır geçerlerdi. Hiçbir karşılık görmediğim halde onu seviyordum. Duygusal, belki de cinsel birliktelik olmayacağını bilerek onu seviyordum. Evet, ona tutulmuştum. Ve bu tutulmanın sonu ne olacaktı bilmiyordum. Ara sıra üzülüyor, hatta ağlıyordum. Bir gün çarşıda yürürken onu gördüm, yanında arkadaşları vardı ve bana laf atarak “yavrum benim, bir gün seni mutlaka düzeceğim” dedi. Çok ağrıma gitmişti. Arkadaşlarının yanında bana hava atmış ve beni küçük düşürmüştü. Bunu özellikle yapmıştı çünkü oldukça kendini beğenmişti. Üstelik ona olan zaafımı da çok iyi biliyordu. Bir gün onu yalnız görüp yanına yaklaştım, yaptığı şeyin yanlış olduğunu, eğer isterse onunla seve seve ilişkiye gireceğimi, ama bu olaydan sonra artık böyle bir şeyin olmayacağını söyledim ona. O da, zaten o taraklarda bezim yok, işim olmaz senin gibilerle dedi. Artık yanına gidip selâm vermiyordum. Beni küçük düşürmüştü. Onu unutmalıydım. Bir müddet sonra o semtimizden taşınıp başka bir semte gittik. Artık onu görmüyordum. Ama aklımdan çıkmıyordu. Aradan yaklaşık 1 sene geçmişti. Eskisi gibi yoğun bir sevgim yoktu ama en azından yüzünü görmesem bile sesini duysam iyi olur diye düşünüyordum. Bir gün dayanamayıp babasının butiğini aradım ve babasıyla konuştum. Oğlunun askere gittiğini, arkadaşlarının oğlunu aramadığını ve oğlunun moralinin bozuk olduğunu söyledi. Telefon numarasını ve adresini aldım. Ve en kısa sürede ona telefon açtım. Önce beni tanıyamadı, sonra tanıyınca aradığıma sevindi. Bana karşı çok güzel ve samimi konuşuyordu, hoşuma gitmişti. Onu artık sık sık telefonla aramaya başlamıştım. Sonunda Kütahya’da acemi birliğini bitirdi ve izine geldi. Dağıtıma geldiğinde onu bulamadım ama sonradan öğrendiğime göre usta birliği tekrar Kütahya olmuş. Usta birliğine döndükten sonra onu yine aradım, yine konuştuk. Bir gün telefonda ona “sana gelmek istiyorum, ne dersin?” dedim. Bana, çok sevineceğini söyledi. Çok sevinçliydim, uzun bir aradan sonra onu görecektim ve onu görmem için iyi bir fırsattı bu. Bir hafta sonu Kütahya’ya gittim. Telefonda söylediği gibi adını verdiği otele gidip çantamı bıraktım ve askeriyeye gidip danışmadan adını soyadını verip nasıl bulacağımı öğrendim. Beklememi istediler. Beklemeye başladım ve geldi, çavuş olmuştu. Hiç değişmemiş ve hâlâ çok yakışıklıydı. Uzun süre bakıştık, hal hatır sorduktan sonra çarşıya gittik. Çarşıda önce yemek yedik, sonra birlikte çantamı bıraktığım otele geldik. Kendisi yatağa uzandı. Ben de pencere kenarına oturup sigara yaktım. Kendisi de yaktı ve bana “eee, anlat bakalım” dedi. “Ne anlatmamı istiyorsun” diye karşılık verdim. Uzun bir süre otelde kaldık, ona ne duygular beslediğimi, her şeyi anlattım. Hoşuna gitmişti, beraber olmamızı teklif etti. Benimle yatmak istiyordu, kabul etmedim, çünkü neden birlikte olmayı istediğini biliyordum: Askerdi ve seks yapmaya ihtiyacı vardı. Onunla beraber olduktan sonra eski tavırlarını alacağından korkuyordum. Artık ayrılma zamanı gelmişti. Ayrılırken kendisine tekrar geleceğimi söyledim. İstanbul’a geldiğimde onu düşünüyordum. Onunla tekrar telefonlaşıyorduk ve sık sık onu arıyordum. Aradan 3 ay geçmişti ve İstanbul’a izine gelmişti. Telefonda bana, kendisi için kız bulmamı istiyordu. O eski kız arkadaşlarına ne olmuştu, onlarla herkese hava atıyordu. Böyle bir şey yapamayacağımı söyledim. Ve onunla buluşmak istediğimi belirttim. Buluşma yerini kararlaştırdık ve ben buluşacağımız için çok mutluydum. Buluşmaya gittiğimde onu erkek kardeşiyle ve bir kızla gördüm. Kızla sarmaş dolaştı ve oldukça samimiydi. Belli ki sevgilisiydi. Beni görünce alay edercesine güldü, yanındaki kız ve erkek kardeşi beni görmemişlerdi. Çok kötü olmuştum. Benimle açık açık dalga geçiyor, benimle oynuyordu. Kendime kızıyordum, böyle birisine değer verdiğim için kendime üzülüyordum. Eve giderken ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Eve gittiğimde ona bir mektup yazmaya karar verdim. Her şeyi yazarak ona karşı kızgınlıklarımı, üzüntülerimi, beni niye her zaman küçük düşürdüğünü, kısacası içimde duyduğum, hissettiğim her şeyi, sevgiyi ve bazen nefreti yazmaya karar verdim. Ve yazdım ama postalayamadım. Nedense gönlüm razı olmadı. 2 ay sonra İzmir’e tatile gidecektim. Acaba yanına uğrayıp her şeyi yüzüne mi söylesem diye düşünüyordum. Onu telefonla hiç aramadım. Ama onu unutamıyor, seviyordum. Belki bu sevginin karşılığı hiçbir zaman olmayacaktı ama onu çok seviyordum. Aslında tüm bu olanlardan sonra tekrar yanına gitmem doğru olmaz diye düşünüyordum. Ama onu çok seviyordum. Ona tekrar gitmenin yanlış olacağını bile bile kendime ve duygularıma hâkim olamayıp İzmir’e gitmeden önce tekrar Kütahya’ya gittim. Aynı otele uğrayıp ardından askeriyeye geçtim. Beni görünce önce şaşırdı, sonra niye geldiğimi sordu. Ben de, son kez geldim, konuşmamız lazım, diye cevap verdim. Aslında konuşulacak ne vardı ki. Ama işte o zamanki ruh halim ve mantığım böyle bir şey yaptırıyordu. Birlikte çarşıya gidip daha önce yemek yediğimiz yerde yemek yedik. Ve otele gittik. Otelde kendisine kırgın olduğumu ve ne yapmak istediğini sordum. Konuşmuyor, sadece yüzüme bakıyordu. Ona yanımda getirdiğim, postalayamadığım mektubu verdim. Mektubun hepsini okudu ve onu bu kadar sevdiğim için teşekkür etti. Yüzümü okşayıp çok iyi birisi olduğumu ve onu hep sevmemi istedi. Duş almak istiyordu. Beraber duş alır mıyız, diye sordu, hayır, dedim. Duş aldıktan sonra yatağa uzanıp kendisine masaj yapmamı istedi, hayır, diyemedim ve ona masaj yaptım. Benimle yatmak istediğini, beni arzuladığını söyledi. Ben de onunla beraber olmak istiyordum. Ve sonunda beraber olduk. İlişkiden sonra pişman olup olmadığımı sordu, cevabım hayır oldu. Ayrılma zamanı yine gelmişti, onu çok sevdiğimi tekrar söyledim. İzmir’e gittiğimde defalarca onu aramama rağmen telefonlarıma çıkmadı. İzmir’deyken İstanbul’dan bana telefon geldi ve askerlik şubesinden kâğıt geldiğini, askere gideceğimi, askerliğimin Kütahya’ya düştüğünü öğrendim. Hem şaşırıp hem sevinmiştim. Şaşırdım, Kütahya’ya gideceğim diye çok şaşırdım. Sevinmiştim, hem onun yanında askerlik yapacaktım, hem de bu askerliği bir an önce bitirmek istiyordum. Gerçi askerliğe tam olarak hazır değildim ama yine sevinmiştim. İstanbul’a gittiğimde onu yine aradım ve niye telefonlarıma çıkmadığını sordum. Sorumu geçiştirdi. Askere gideceğimi, askerliğimi Kütahya’da yapacağımı söyledim. Hiçbir tepkide bulunmadı, oldukça soğuktu. Nedenini anlamıştım, çünkü benden hevesini almıştı. Bir daha da aramadım. İki gün sonra sülüs kâğıdımı almaya Lüleburgaz’a gittim. Kendisi de oralıydı, yani hemşeriydik. 3 gün sonra da Kütahya’ya askere gittim. Askere giderken oldukça heyecanlıydım bu askerlik nasıl bitecek diye, ama bir yandan da ona karşı nasıl tavır almalıyım diye düşünüyordum. Kütahya’ya vardığımda önce berbere saçlarımı 3 numaraya vurdurdum. Ardından doğru hamama gittim. Kendi kendime “Vay be, buraya gele gele sonunda askerliğe de buraya geldin” diyordum. Tugaya gittiğimde beni içeri aldılar, artık teslim olmuştum. Tesadüfen onu gördüm. Bana karşı oldukça soğuk ve tepkisizdi, önemsememeye çalıştım. Sadece kuru bir merhaba dedi. Askerliğimin ilk günleri çok zor geçiyordu, belki bana moral verir diye bekliyordum ama gelmedi. Tesadüfen onun görevli olduğu kantin muhasebesine gittiğimde bakışlarını benden kaçırıyordu. Ama bazen az da olsa konuşuyorduk. Tam bir moral çöküntüsü içindeydim, hem askerliğimin ilk zamanları hem onun umursamaz tavırları moralimi daha da bozuyordu. Bölüğümdeki çavuşlarla arkadaşlıkları vardı, çoğu zaman onlarla beraberdiler. Onlara benim **** olduğumu ve onunla defalarca yattığımı söylemiş. Beni aynı mahalleden tanıdığını anlatmış. Bölük çavuşları artık beni sıkıştırmaya başlamışlardı, inkâr ediyordum ve açıkçası korkuyordum. Bölüğümüzde teğmen vardı, kendisi bölük komutanı yardımcısıydı. Oldukça gençti ve benimle çok yakından ilgileniyordu. Bir gün beni odasına çağırdı, bana nereli olduğumu ve ne iş yaptığımı sordu, hepsini cevapladım. Kendisi çok sevecendi. Durumum anlaşılır diye tedirginlik içindeydim. Aradan 10 gün geçti. Teğmen beni yine odasına çağırdı ama eski sevecenliği gitmiş, sert bir asker hali almıştı. Bana özel bir sorunum olup olmadığını sordu. Ne sorduğunu anlamıştım, hayır cevabını verdim. Sinirlenmişti, “yalan söylüyorsun” dedi. Ve doğruyu söyleyinceye kadar odadan çıkamayacağımı söyledi. Bağırıyordu, benim eşcinsel olup olmadığımı soruyordu. Bir sorgudaydım adeta, bana her şeyi açıklamamı, tüm olanları bildiğini söyledi. İnkâr ettim, ne kadar inkâr etsem de inandırıcı olamazdım. Çünkü hareketlerim çok az olsa da kadınsıydı. Sevdiğim kişiyi sadece mahalleden tanıdığımı, aramızda hiçbir şeyin olmayacağını söyledim. O da bana madem aranızda bir şey yok, sadece tanıyorsun, neden onu 2 kere ziyarete geldin, diye sorunca arkadaşız ve ona özel gelmedim, Kütahya’da işlerim oluyordu, ona da uğruyordum, bundan daha doğal bir şey olabilir mi, diye cevap verdim. İnandı mı, inanmadı mı bilmiyordum. Yaklaşık 3 saat beni sorguya çekti. Terledim, korktum ama yine de inkâr ettim. Belki itiraf etseydim hiçbir şey yapmayabilirdi ama belli mi olur, ben sadece ailemin kulağına gider diye korkuyordum. Teğmen benden istediği yanıtı alamadı, sonunda kendisi pes etti, belki de yanıldığını anladı, bir daha da beni ne odasına çağırdı ne bu olayın üstünde durdu. Ben de acemi birliğimi Kütahya’da bitirdim. Usta birliğine Merzifon’a gidip rahat rahat askerliğimi bitirdim. Gelelim sevdiğim kişiye, bir daha onu hiç görmedim. Belki inanmazsınız ama içimden onu aramak geliyor, tüm bu olanlara rağmen onu unutmadım, sevgi mi, asla yok, sadece ona karşı garip bir his var içimde ne olduğunu bilemiyorum. Belki nefret, belki de intikam hırsı olabilir. Duyduğuma göre evlenmiş, bir kızı varmış ve çok zengin olmuş. O bana bir eşcinselin bir heteroseksüeli asla sevemeyeceğini, severse büyük acılar çekeceğini göstermiş oldu. Bir heteroseksüel mi, asla düşünmüyorum. |
| | |
| | #4 |
| Banned | Cevap: Eşcinseller Aşklarını Anlatıyor Yazı Dizisi 2 2 AĞUSTOS EDİZ H. ANLATIYOR Şimdiye kadar aşk tattığımı söyleyemem. Ama aşk adı altında yaşadığım acı bir beraberliğim oldu. Bu beraberliğimi sizlerle paylaşmak istedim. Bu yaşadığım beraberlik tamamen abartısızdır ve hiçbir şekilde katkım yoktur. Bu olayda benim suçum ise sevdiğim insana her zaman inanmak ve güvenmek olmuştur. Geçen sene Temmuz ortalarıydı. Lambda toplantılarına katılalı henüz 2 ay olmuştu. Toplantılara her Pazar gitmeye çalışıyordum. Toplantılara gitmek beni oldukça rahatlatıyordu. O yüzden hemen hemen her hafta gitmek hoşuma gidiyordu. Özel yaşamımda duygusal bir beraberliğim yoktu. Olsa da fena olmazdı diye düşünüyordum. Yine bir Pazar toplantısında bana sürekli bakan birini fark ettim. Hoş bir genç adamdı. Ben de ondan hoşlanmaya başlamıştım. Artık her Pazar onu görüyordum. Ama yanıma yaklaşmıyor, sadece uzaktan beni seyredip gülümsüyordu. Arada göz kırptığı oluyordu. Bu da benim hoşuma gitmeye başlamıştı. Derken bir Pazar ben, kendim yanına gittim ve tanıştık. Utangaç bir yapısı olduğunu, yanıma gelmeye cesareti olmadığını söyledi. Birbirimizden hoşlanmıştık. Gün kararlaştırıp buluşmaya karar verdik. Ve bir Cumartesi akşamı buluştuk. Buluştuğumuz akşamı ilk çıktığımız gün olarak 2 Ağustos günü olarak kutladık. 2 Ağustos artık benim için çok önemliydi. İlk çıkmamız ve ilk sıcaklığımızdı. O gece çılgınlar gibi eğlendik. Sabaha karşı hüzünlü, buruk bir şekilde evlerimize gitmek üzere ayrıldık. Ertesi gün, Pazar toplantısında bana bir şiir verdi. Şiiri kendi yazmış ve şiirinin adını 2 Ağustos koymuştu. Şiirinde bana çok değer veriyor, bana aşık olduğunu yazıyordu. Bana yoğun duygular beslemişti. Ben de onu seviyordum. Ama ona aşık değildim. Çok mutluydum, bana değer veren, aşık olan birisi vardı. Ve ömrümde ilk kez duygusal bir beraberlik yaşıyor, bitmesin istiyordum. İkimiz de mutluluktan uçuyorduk. Ama ufak bir sorun çıktı, senelik izni gelmişti ve onun memlekete gitmesi gerekiyordu. 20 gün ayrı kalacaktık. Bana, eğer istersen gitmem, dedi. Ama gitmesi gerekiyordu. Çünkü annesi, kardeşleri oradaydılar. Ben de, ben seninle her zaman buradayım. Ama aileni her zaman göremiyorsun, gitmen gerek, dedim. Daha tanışalı 1 hafta olmamıştı. O yüzden bu ayrılık bana zor gelmişti. Hem beni aramıyordu. Aradan 20 gün geçtiği halde hiç aramamıştı. Hem merak ediyor, hem de içimden üzülüyordum. Giderken kendisinden telefon numarası istediğimde, veremem, demişti. Bir bildiği vardır diye diretmemiştim. Ben seni ararım, deyip, beni rahatlatmıştı. Ama 20 gün boyunca hiç aramamıştı. Sonunda geldi ve görüştük. Görüştüğümüzde, beni niye aramadığını sorduğum zaman, doğrusu aramak aklıma gelmedi, cevabını verdi. Ama beni hep düşündüğünü, aklından hiç çıkmadığımı söylüyordu. Şaşırmıştım. Önceleri kafa buluyor ve dalga geçiyor sandım. Ama baktım ki ciddi ciddi konuşuyordu. Olayın üzerinde durmadım ve ilk hatamı işte o zaman yaptım. Artık birbirimizin olmak için can atıyorduk. Tanışalı birkaç hafta olmuştu ve daha beraber olma fırsatı henüz gerçekleşmemişti. Aslında nedense ona tam güvenemiyordum. Ve bir süre daha ilişkiye girmek istemiyordum. Onun günü birlikçi ve maceracı olmasından korkuyordum. Çünkü yakın bir arkadaşım onu görür görmez, bu kesinlikle günübirlikçi insanlara benziyor, dikkat et, demişti. Ama onun diretmelerine daha fazla karşı koyamadım. Ve yalnız yaşadığı eve gittik. Evinde saatlerce baş başa kaldık ve beraber olduk. Ve mutlu bir şekilde Pazar toplantısına gittik. Aradan 1 hafta geçti, hafta sonu buluştuğumuzda arkadaşlarla bara gittik. İkimiz de kafayı çabuk bulmuştuk. Oradan çıkıp diskoya gittik. Fazla zaman geçmemişti, baktım, sevdiğim insan tanımadığım erkeklerle öpüşüyordu. Bir an ne yapacağımı şaşırmıştım. Dünya başıma yıkıldı sandım. Arkadaşlarımın bana seslenmelerini umursamadan diskodan çıktım. Bir sigara yaktım. Ne yapacağımı düşünüyordum. Sağ olsun arkadaşlarım, beni teselli etmeye çalıştılar ama neye yarar ki, gözlerimle görmüştüm. Diskoya tekrar döndüğümde onu niye bıraktığımı sordu. Hayli sarhoştu, o gece onunla hiçbir şekilde konuşmak istemiyordum. Beni çok sevdiğini söylüyor, adeta haykırıyordu. Sabaha karşı çorbacıya gittiğimde onunla konuşmaya karar verdim, artık ayılmıştı. Doğruca arkadaşlarla bir arkadaşın evine gittik. Pişman olduğunu, artık böyle şeyler yapmayacağını söyledi ve kendisini affetmemi istedi. Onu çok seviyordum. Söylediklerine dayanamadım. Benden kendisini yıkamamı istedi. Onu yıkadım. İnanır mısınız, ilk defa birisini yıkamıştım. Onu da ilk defa birisi yıkamıştı. İkimiz de bu durumdan çok etkilenmiştik. Yıkandıktan sonra bana, benimle beraber olmak istediğini söyledi. O gece onunla beraber olmak istemiyordum. Ama onun isteğiyle onu yıkadım ve onun isteğiyle onunla beraber oldum. Ve yine büyük bir hata yaptım. Ertesi sabah uyandığımızda ise hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Bu olay beni çok etkilemişti. Uzun bir zaman onu aramadım. Sağ olsun, o da beni hiç aramadı. Bir gün aradı ve benimle mutlaka buluşması gerektiğini söyledi. Buluştuğumuzda bana İstanbul’dan gitmesi gerektiğini, ailesinin yanına Düzce’ye gitmesi gerektiğini söyledi. Gelmeyebilirim, kan davalılarım var, belki beni öldürebilirler, dedi. Çok üzülmüştüm, belki hiç görüşemeyecektik, tuhaflaşmıştım, ne diyeceğimi bilmiyordum. Kendimi toparlamaya çalışarak, ona, eğer istersen ömrümün sonuna kadar seni beklerim, ama geleceğine dair bir garanti vermelisin, yoksa beklemem nereye kadar ki, dedim. Eğer istersen ayrılalım, dedim. Ayrılmak istemediğini belirtti. Ama gelmesine dair bir garanti de vermedi. Hatta annesinin onun burada çalışmasına kızdığını söyleyerek, annem burada çalışmama karşı çıkıyor, dedi. Yıkılmıştım, ama nedense onda bir üzülme göremiyordum. Ona bunu sorduğumda ben üzüldüğümü belli etmem, diye karşılık verdi. Sabaha kadar dolaştık. İstiklal caddesi benim üzüntülerime sahne olmuştu. Acı çekiyordum. Ayrılmak mı, beklemek mi bilemiyordum. Ve en acısı sevdiğim kişiden beni teselli edecek bir söz, bir kelime duyamıyordum. Kendisinden Düzce’deki evinin telefon numarasını istedim, vermedi. Çok istememe rağmen numarayı vermedi. Neden, diye sorduğumda ise, nedeni yok, nedensiz, diye cevap verdi. Aslında mutlaka bir neden vardı ama ben bilmiyordum. Diskoya gitmek istediğini söyledi. Oysa ben onunla baş başa kalıp konuşmak, sanki bir şeyler çözmek istiyordum. Beraber diskoya gittik. Diskoda ben eğlenemiyordum ama o çılgınlar gibi dans edip eğleniyordu. Sanki İstanbul’dan gideceğine seviniyordu. Onu bir türlü anlayamıyordum. Bense bazen onunla dans ediyor, bazen bir köşede onu seyrediyordum. Çok üzgün ve çaresizdim, ne yapacağımı bilemiyordum. O gittiğinde kendimi nasıl avutacağımı bilmiyordum. Gecenin sonlarına doğru slow parçalar çalmaya başlamıştı, birlikte dans etmeye başladık. Artık kendimi bırakmıştım, ağlıyordum. Bana gerçek değeri veriyor muydu kararsızdım ama ben ona fazlasıyla değer veriyor ve onu kaybetmekten korkuyordum. Çünkü onu hâlâ seviyordum. Sabaha karşı diskodan çıktık, dediğim gibi sabaha kadar dolaştık çünkü en azından sabaha kadar dolaşalım diye kararlaştırmıştık. Beraber otele gidelim, dedi. Niyeti belliydi. Benimle yatmak istiyordu. Kabul etmedim, edemezdim, adam giderken bile tatmin olup, öyle gitmek istiyordu. Sinirleniyordum ama ne yapabilirdim bu ortamda bir şey diyemezdim. Yürürken bir ara bana dönerek yıllar sonra beni karımla ve 2 çocuğumla görürsen ne yaparsın, bana merhaba der misin, diye sordu. Şimdi nerden çıktı bu, dedim. Öylesine sordum, diye cevap verdi. Ben de üstünde fazla durmadım. Sabah olduğunda vedalaştık. Birbirimize sarıldık, "belki ona son sarılışımdı," belki onu son görüşümdü. Otobüse binerken, artık göz yaşlarıma engel olamıyordum. Otobüs gözden uzaklaşıncaya kadar birbirimize el salladık. Ben de doğruca eve gittim. O gün, günlerden pazardı. Doğru dürüst uyuyamadım bile. İçim sıkılarak ve istemeyerek toplantıya gittim. Belki gelir, gitmemiştir diye içimde bir ümit vardı. Ama gelmedi. Aradan 3 gün geçti. Bir telefon geldi, gitmediğini, sonra gideceğini söylüyordu. Bense onu gitti sanıyordum. Hâlâ gitmediyse beni niye aramamıştı. Bu ne genişlikti böyle, anlayamıyordum. Telefonda, gittikten sonra gelme ihtimali olduğunu, orda işlerin tatlıya bağlandığını söylüyordu. Aradan günler geçmişti artık aramıyordu. Merak etmeye başlamıştım. Gitti mi? Gitmedi mi? Emin değildim. Uzun zaman geçmiş, hâlâ aramamıştı. Çok merak ediyordum. Bu arada ne işime adapte olabiliyordum, ne sevdiğim insanlarla ilgileniyordum. Belirli sorumluluklarım vardı. Bense hiçbir şeyle ilgilenecek durumda değildim. Dayanamayıp çalıştığı işyerini aradım ve şaşırdım. Telefona kendisi çıkmıştı, beni niye aramadın, diye sorduğumda, yeni geldiğini ve fırsat bulamadığını söyledi. Kırılmıştım, o aramadan onu aramak niyetinde değildim. Nihayet bir gün aradı ve benimle buluşmak istediğini söyledi. Hemen o akşam buluştuk. Bir tuhaftı, yorgun ve kederli bir hali vardı, belli ki bir şeyler onu yıpratıyordu. Ama ben de oldukça yıpranmıştım. Kendimi salmıştım. Onu gördüğümde onu ne kadar sevdiğimi ve onu özlediğimi anladım. Birbirimize hasretle sarıldık. Bana, çok hatalı olduğunu, beni çok ihmal ettiğini, artık beni üzmeyeceğini ve bana aşık olduğunu söyledi, oysa ben ondan ayrılmak istiyordum. Çünkü daha fazla üzülmek istemiyordum. Bana, bir ara beni sevip sevmemek konusunda oldukça kararsız olduğunu, hatta bir ara beni unutmak istediğini ve beni unutmak için bir kadınla beraber olduğunu söyledi. O zaman ayrılalım, dedim. Sen ve ben acı çekmeyiz, dedim. İlişkimize bir şans daha vermemi, beni çok sevdiğini, bensiz bir hayat düşünmediğini, benim de onu çok sevdiğimi söyledi, evet belki seviyordum. Ama üzülüyordum da. Bazı şartlarımı kabul ederse tekrar başlayabileceğimi belirttim. Şartlarım şuydu; fazla vurdumduymaz olmayacaktı, ilgisini benden kesmeyecekti ve beni unutmak isterse, ayrılmak isterse, gelip yüzüme söyleyecekti. Tamam, dedi, bütün şartları kabul etmişti. Tekrar konuştum, beni çok üzdün, bütün sorunlar senden çıktı, ben şimdiye dek bir sorun yaratmadım, benim yerimde sen olsaydın ne yapardın, diye sordum. Çok haklısın, seni fazlasıyla üzdüm, senin gibi insanı üzdüğüm için aptalın biriyim, dedi. Bana bakarak, sana aşığım, artık kötü günler bitti güzel günler bizi bekliyor, dedi. Bunları derken gözlerimin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Bu arada ben çoktan kanmıştım ve ona bir daha inanmıştım. Ona tekrar inanmakla ve o an o beraberliği bitirmemekle en büyük hatayı yapmıştım. Tavırlarına hayret etmemek mümkün değildi, bana aşık olduğunu söylüyor ama beni günlerce aramıyor, bu adam deli miydi? Yoksa dengesiz miydi? Bilemiyordum. Bildiğim tek şey acı çekmeme rağmen, beni üzmesine rağmen ona karşı içimde hâlâ bir sevgi vardı. Belki de alışkanlıktı ama hâlâ yüreğimde bir şeyler vardı. Artık aramızda soğuk rüzgârlar dağılmıştı, beraberliğimize bir şans daha verecektik ve beni üzmeyecekti. O akşam çok mutluyduk, tam ayrılacakken yeniden beraberdik. Eve giderken bana, hadi bize gidelim, seni arzuluyorum, dedi. Hayır, cevabını verdim. Her lafın arasında ikide bir bunu söylemesine bozluyordum. Bırak da benim de içimden gelsin, diye cevap verdim. Kendime saygım olmalıydı, o istediği zamanlar beraber olunca kendime kızıyordum. Benim de içimden gelmesi lazımdı. Açıkçası, onunla seks yapmak o sıralar içimden gelmiyordu. Onu her ne kadar sevsem de içimden bir ses ona güvenmemem gerektiğini söylüyordu. Onu sevmem, ona güveniyor olmam demek değildi. Korkuyordum, sanki beraber olduktan sonra benden bıkacağından korkuyordum. O yüzden beraber olmaktan çekiniyordum. O haftaya oldukça güzel başlamıştık. Her gün telefonla konuşuyorduk. İlişkimizin hep böyle güzel gideceğini sanmıştım. Ama yanılmışım. Hafta sonu görüşmek üzere sözleştik. Ama olmadı, aksilik çıktı. Bana tekrar Düzce’ye gideceğini söylüyordu. Yine sinirlenmiştim ama belli etmemeye çalıştım. Kendisinin arayacağını söyledi. Aradan 4 gün geçti, aramadı. Ömrüm onun telefonlarını beklemekle mi geçecekti böyle?!… Dayanamayıp tekrar işyerini aradım, gene telefondaki ses onundu. Kızdım, hiç konuşmadan telefonu kapattım. Ve çalıştığı işyerinin bayan müdürüyle konuştum. Kendisinin Düzce’ye gitmek için izin alıp almadığını sordum. Hayır, hiç izin almamıştı. Yani Düzce’ye gitmemişti. Adam bana karşı resmen yalan söylüyordu. Bu sefer Düzce’ye gerçekten gitmemişti. Bir gün beni aradı ve yeni geldiğini, tüm işlerini hallettiğini, artık kesinlikle Düzce’ye gitmesine gerek olmadığını söylüyordu. Bundan böyle tamamen seninleyim, diyordu. Çok sevdiğim bayan dostum vardı, onunla her şeyimi paylaşıyordum. İçimi ona döküyordum. Benim gey olduğumu biliyordu. Ve sevdiğim kişiyi tanıyor, ilişkimi, en küçük ayrıntılara kadar her şeyimi biliyor ve bu ilişkiye tanık oluyordu. Bu ilişkiye karşı çıkıyordu, bana bu ilişkiyi bitir ve bu dosyayı kapa diyordu. Benim iyiliğimi istiyordu ama onunla olan ilişkimi bitirmek oldukça zordu. Bu dostumun tüm tavsiyelerini dinlerdim ama bu son söylediği “bu ilişkiyi bitir” sözleri bana oldukça koyuyordu. Hatta, dostum bana sevdiğim kişinin evli olabileceğini söylemişti. Dostuma inanmak zordu, sevdiğim insan evli olmazdı, olamazdı. Evli olsaydı bana mutlaka söylerdi. Hem zaten defalarca kendisine “sen evli misin” diye sormuştum ve hayır cevabını almıştım. Bu çok sevdiğim dostum “artık bu ilişkiyi bitirmenin zamanı çoktan geldi” diyerek uzatmamam gerektiğini açıkladı. Dostumu kırmamak için o an ona zamanı geldiğinde bitireceğimi söyledim. Keşke o zaman canım arkadaşımı dinleseymişim. Her zamanki gibi yine onu dinleseydim, ama dinlemedim ve pişman oldum. Artık tatil iznim yaklaşıyordu ve bir an önce tatile gitmek istiyordum. Ama sevdiğim kişinin yüzünden tatile gidemiyor, sürekli erteliyordum. Durumu ona açıkladım. Tatile gideceğim, beraber gider miyiz, diye sordum. Çok sevindi, hemen kabul etti. Zaten onun da 1 haftalık izini vardı ve nasıl değerlendireceğini düşünüyordu. Tatile çıkmamıza 2 gün vardı, buluştuk, ne zaman çıkacağımızı kararlaştırdık. Pazar toplantısından sonra baş başa tatile çıkacaktık, çok sevinçliydim. Artık kötü günler geride kalmıştı. O an onunla şakalaşırken yanlışlıkla nüfus cüzdanı bende kalmıştı. Ayrıldığımızda bunu fark ettim. Neyse, önemli değildi, nasılsa 2 gün sonra görüşecektik, o zaman verirdim. Ertesi gün neşeyle çantamı hazırlıyordum. İlk defa sevdiğimle tatile çıkacaktım. Pazar günü geldi çattı, Pazar toplantısına benden yarım saat sonra geldi, hali bir tuhaftı, bir şeyler olduğunu sezinlemiştim. Konuşmak için alt kata indik. Bana, tatile gitmiyoruz, sen tek başına gidiyorsun, benim işim çıktı Düzce’ye gidiyorum, dedi. İçim sıkılmıştı yine kahrolası Düzce gelip beni buluyordu. Sözlerine devam etti, zaten kimliğimi almak için gelmiştim, dedi. Öyle ya, kimlik kadar değerim yoktu. Tokalaşmak için elini uzattı, ben uzatmayınca bağırdı. Bir daha ne İstanbul’a, ne toplantıya, ne diskolara geleceğim, artık beni göremeyeceksin, diye haykırarak çekip gitti. Birden merdivenlere çöktüm, ayakta duracak halim kalmamıştı. Nasıl biri olduğunu anlayamadığım insanın sanki oyuncağı olmuştum. Her şeyi o yönetiyordu adeta. Olayları onun istekleri doğrultusunda gerçekleşiyordu. O akşam arkadaşlarımın teselli edici sözleri pek işe yaramamıştı. Hevesle hazırladığım çantamla öylece kalakalmıştım. O akşam arkadaşımın evinde kaldım, ertesi gün eve geldiğimde annem bile şaşırmıştı. Bu kadar çabuk beklemiyordu. Eşyalarımı tekrar yerlerine yerleştirirken her şeye lanet ediyordum. Kimseyle görüşmek istemiyordum, bir an önce bir karara varmalıydım. Şu Düzce, orada ne vardı, sık sık niye gidiyordu anlamıyordum. Sanki Düzce kafamdaki tüm soru işaretlerini çözecekmiş gibi geliyordu bana. Evet, kararımı vermiştim. Düzce’ye gidecektim. Hemen hazırlanıp evden çıktım. Otogara gidip bilet alırken doğru mu, yoksa yanlış mı yaptım diye düşünüyordum. Ama ne olursa olsun vazgeçmek niyetinde değildim. Anketime yazdığı adrese göre onu bulacaktım. Düzce’ye 15 km. kala inip oturduğu kasabaya giden minibüse bindim. Kasabaya vardığımda öğlen olmuştu. Kasaba oldukça küçüktü. Yazdığı adrese göre kendisi köyde oturuyordu ve köye gitmek hayli zordu. Kasabayla köyün arası yaklaşık 20 km vardı. Sadece akşamları minibüs oluyordu köye. Taksiciler de dünyanın parasını istiyorlardı. Köye gitmek için akşamı bekleyemezdim. Ne yapacağımı düşünürken aklıma güzel bir fikir geldi. Köydeki evinin numarasını postahaneden alabilirdim. Telefon onu üstüne kayıtlı olmasa bile soyadından bulabilirdim. Adını soyadını verdim, tesadüf onun üstüne kayıtlı numara vardı. Bin bir yalvarmayla istediğim numara sonunda elime geçmişti. Bu numarayı almak için bir zamanlar adeta çırpınıyordum. Heyecanla numaraları çevirdim. Beni görmek ister miydi acaba? Sesimi duyunca ne yapacaktı, merak ediyordum. Telefonu bir bayan açtı. Sanırım annesidir diye tahmin ettim. Onu istedim, yok diyordu karşıdaki ses, kendisini nasıl bulabilirim diye sordum, işi olduğunu, akşama geleceğini söyledi. İstanbul’dan geldiğimi mutlaka görüşmek istediğimi belirtim. Tekrar arayacağımı söyledim. Bu arada, ben kiminle görüşüyorum, dedim. Eşiyim, diye cevap verdi karşımdaki ses. Bir an nefes alamadım, sanki boğazım düğümlenmişti, ama hemen kendimi toparladım. Bir şey hissettirmeye izin vermiyordum. Çocuklarınız nasıllar diye oyun oynadım, maksadım çocuklarının olup olmadığını öğrenmekti. İki çocuğum da iyi, dedi. Sonra gene ararım diye kapadım telefonu. Evliymiş ve iki çocuğu varmış vay, vay. Ne kadar aptalmışım, nasıl kanmışım. Bir an tepki veremedim, şok olmuştum sanki. O an İstanbul’a gelip gelmemek arasında kararsızdım. Sonunda karar verip onu beklemek, her şeyi ondan öğrenmek istedim. Aradan saatler geçti. Tekrar aradım, telefona kendisi çıktı. Sesimi duyunca çok sevindi. Şaşırmayla sevinci karıştırarak benimle konuşuyordu. Nerede olduğumu belirttim ve gelmesini istedim. Hiçbir yere ayrılma, hemen geliyorum, dedi. Yaklaşık 1 saat sonra karşımdaydı. Bir an sadece bakıştık, hiç konuşmadık. Onun anlatmasını bekledim, ama hiçbir şey anlatmıyordu. Sadece havadan sudan konuşuyordu. Epey sakal bırakmıştı. Peki karısının yanında mutlu muydu bilmiyordum. Niye evli olduğunu söylemedin, diyerek konuyu ben açtım. Tekrar gözlerimin içine bakarak gülümsedi ve ekledi; eğer evli olduğumu söyleseydim, beni bırakırdın, hep beni bırakmandan korktum, dedi. Sözlerini şöyle sürdürdü; aslında senin buraya geleceğini tahmin ediyordum, dedi. Bana ne istiyorsan söyleyebilirsin, diye devam etti. Ona çok şeyler söylemek istedim, yüzüne tükürmek istedim, haykırmak istedim ama nedense hiçbir şey yapamadım. Sevgimden değil, sadece bunları yapmanın yararsız olacağını biliyordum. Artık neye yarardı ki. Hâlâ bana, akşam Düzce’ye gidelim, orada gezelim ve sonra otele gidelim, diyordu. İstanbul’a gitmek istediğimi söyledim. Bana bakarak, nasılsa artık evli olduğumu biliyorsun, dedi, haydi köye gidelim, dedi. Bana neler söylüyordu. Bana karısından memnun olmadığını, zorla evlendirildiğini ve mutlu olmadığını söylüyordu. Artık gözümde küçülmeye başlamıştı. Otobüse binerken bana bir ara evli olduğumu hiç kimseye söyleme, dedi. Kardeşi de gelmişti yanına, otobüsten ona bakarken o gülerek kardeşiyle traktöre binmiş, gidiyordu. İstanbul’a gelirken onun gibi birini nasıl sevdiğimi düşünüyordum. Kendime lanet ediyordum. İstanbul’a sabaha karşı geldiğimde hayli bitkin ve üzgündüm. Kendimi bir sahil kenarına atıp saatlerce hıçkıra hıçkıra ağladım. Kendime ağladım. Çaresizliğime ağladım. O dostumu niye dinlemedim, aptallığıma ağladım. Ve biraz olsun kendime geldim. Veda ederken bana, beni bırakacak mısın, ayrılacak mıyız diye sormuştu. Ama ne teselli edici bir söz, ne şefkat göstermişti. Artık silkinip kendime gelmeliydim. Beni üzmesine izin vermemeliydim. Ve bir an önce toparlanmalıydım. Aradan zaman geçmişti, işime dönmüştüm ve onunla yaşadığım her şeyi rafa kaldırmak istiyordum. O yüzden, onu hatırlatan her şeyden uzak kalmaya kararlıydım. Uzun süre Pazar toplantılarına katılmadım. Onunla gittiğimiz barlara ve diskolara gitmedim. Bir süre kimseyle görüşmeyip yalnız kalmak istiyordum. Bir gün tesadüfen onun çok yakın arkadaşına rastladım. Bana, onun gibi bir insanı nasıl sevdiğimi sordu, ardından senin sevgine asla layık biri değildi, dedi. Neden böyle konuştuğunu sordum. Meğerse benimkisi benden başka genç bir çocukla berabermiş. O çocuk 18 yaşlarındaymış ve hemen hemen her akşam benimkinin yanına uğruyor, beraber oluyorlarmış. Ben de onu zaman zaman ihmal ettiğimi düşünüyordum. Ama yanlış düşünmüşüm, zaten boş durmuyormuş. Ve arkadaşlarına hava atıyormuş, kimin hem karısı, hem duygusal birlikteliği, hem her akşam seks yaptığı sevgilisi var, diye herkese söylüyormuş. Arkadaşı konuşmasına devam etti. Bu adamın hayatı yalanlar üzerine kurulu, kendinden başka kimseyi düşünmez, yaşamını paylaştığı insanları sadece acıya ve felakete sürükler, dedi. Bu adamda ne buluyorsun, dedi. Kendine iyi bak, dedikten sonra tokalaşıp ayrıldık. Acaba arkadaşı yalan mı söylüyordu diye düşündüm. Ama niye yalan söylesin ki, ne çıkarı olabilir dedim kendi kendime... Aradan 15 gün geçti, bu 15 gün içinde beni aramış ama bulamamıştı. Ama ben onu aramanın gereksiz olduğunu düşünüyordum. Acıyıp da ne olacaktı. Bir gün telefon geldi, arayan kendisiydi. Ayrılıp ayrılmadığımızı merak ediyordu. Yakında İstanbul’a geleceğini söylüyordu. Ona ne ayrılırız dedim, ne ayrılmayız dedim, sadece bu konuları telefonda konuşamayacağımızı belirttim. Bir gün Pazar toplantısına gittim, o gelmişti. Bana sarılmak istedi, bense sadece tokalaştım. Alt kata indik. Ona benden başka sevgilisinin olup olmadığını sordum, inkar etti her zamanki gibi. Ayrılmak istediğimi söyledim, beklemiyordu. Şaşırmıştı, hiçbir şey söylemedi, ne bir soru sordu, ne tek kelime konuştu. Sonra da masadan kalktı gitti. Bu ilişkiyi bitirmemek için sevgi uğruna neler yapmıştım ama bu kadar kolay bitiyormuş dedim kendimce. 2 Ağustos’ta başlayan bu beraberlik 2 Kasım günü bitmişti. Bitirmenin çok zor olacağını düşünmüştüm ama ağızdan çıkan 2 kelime yetiyormuş ayrılmamıza. Uğruna acı çektiğim bu acı dolu beraberlik, yıkmamaya çalıştığım bu beraberlik umduğumdan kolay bitti ne acı. 3 ay sürmüştü ilişkimiz ama 2 ayı acıydı. Sevgi sandığım bu acı beraberliğimi keşke hiç yaşamasaydım diyorum ama yaşadım işte. Çok yıprandığımı anladım uzun süre kendime gelemedim ve onun bana yaptıklarını içime sindiremedim. Bir ara onu arayıp, dost kalmak istediğimi belirttim ve tüm bu olanlara hâlâ alışamadığımı söyledim, o da bana yaşamak için öldürmem lazım diyordu. Herhalde yaşamak için acımamam lazım demek istedi. Ve onun yaşamını karartmaya hakkım olmadığını söyledi. Nedeni ise bu birisiyle çıkıyormuş ve çıktığı benim arkadaşımın arkadaşıymış, tabi tesadüfen evli olduğunu öğrenmiş, bunu bırakmış. Bu yüzden bana kızgınmış. Yaşamak için başkalarına acımayan bu adama ben acıyorum aslında. Kimliğini bulamamış ya da kendini bulamamış bu insancık zaman zaman beni arıyor ama onunla konuşacak bir şey bulamıyorum, daha doğrusu onu önemsemiyorum. Hiçbir zaman ne yapmak istediğini anlayamadım, anlamak da istemiyorum. Karısına ve iki çocuğuna acıyorum çünkü yaşamları boyunca bu adamla uğraşacaklar. Bu ilişkiden anladığım tek şey şu: Sevgilerin tek taraflı yaşamadığını anlıyorum. Bana acı veren sevgi istemiyordum. Sevgi neydi, sevgi emekti, sevgi fedakârlıktı, bütün bunlar olmayınca kupkuru bir sevgi işe yarar mıydı. Ben şu anda çok mutluyum, geleceğe ümitle bakıyorum ve 2 Ağustos gününü hüzünle anımsıyorum. Konu Runaw@y tarafından (22-12-2007 Saat 01:51 AM ) değiştirilmiştir.. |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| | |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Peygamberimizin s.a.v. Veda Haccı | mamur | Din,Dinler | 0 | 11-12-2007 10:40 AM |
| OKS şampiyonları anlatıyor: Başarının şifresi çalışmak | doğangüneş | Eğitim Öğretim | 0 | 19-06-2007 05:07 PM |
| Boy Abdesti(Gusül) | DESTiNA | islam (Müslümanlık) | 4 | 16-02-2007 11:38 PM |
| Peygamber Efendimizin Şemail-i Şerifi | DESTiNA | islam (Müslümanlık) | 0 | 31-01-2007 01:32 AM |
| 40 Hadİs-İ Şerİf | DESTiNA | Dualar Hadisler | 0 | 30-09-2006 08:15 AM |
| | |