![]() |
| | |||||||
İNSAN katogorisi Biyografi forumu içinde "andreas lou salome..." başlıklı konu görüntüleniyor, "“Kıyamete kadar olmak düşünmek yaşamak” diyen Andreas Lou Salome bu dizeyi yazarken sonsuza dek yakınlık kurduğu erkeklerin adıyla anılacağını ummamıştı elbet. Nietzsche ve Rilke’nin aşık olduğu, Freud’un yakın dostu olan ..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| SUPER MODERATOR Altın Üye (mayıs 2008) ![]() Üyelik tarihi: Aug 2007 Nerden: adana-ankara
Mesajlar: 1.885
Cinsiyet: Rep Gücü: 166 Rep: 16344 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | andreas lou salome... “Kıyamete kadar olmak düşünmek yaşamak” diyen Andreas Lou Salome bu dizeyi yazarken sonsuza dek yakınlık kurduğu erkeklerin adıyla anılacağını ummamıştı elbet. Nietzsche ve Rilke’nin aşık olduğu, Freud’un yakın dostu olan kadın sevgili ve güzel Salome… Nietzsche ve Paul Rée'nin evlenme tekliflerini reddederek entelektüel birlikteliği savundu; asla cinsel birlikteliğin yaşanmadığı bir evlilik yaptı. Sadakat'i reddetti, Freud'la dostluğu ölene dek sürdü. Girdiği her ortamda etkili oldu; yaptığı ve öğrendiği her şey üzerine düşündü ve yazdı. Bu adamların yaşamana dokunmuşluğunun yanında kimdir Salome, onların yanında olmak dışındaki kimliği neydi? Ne düşündü? Ne yazdı? “Sizin geçiş dediğiniz şey nedir? Eğer bunun arkasında onun için bu dünyadaki en harika şeyi yani özgürlüğü terk etmek gibi bir art amaç varsa, o zaman ben hep geçişe saplanıp kalmak istiyorum; çünkü vazgeçmiyorum.” Bunları yazdığı zaman yirmili yaşlarının başındaydı Salome ve bu yazısıyla o zamanlar bile ne istediğini açıkça söylüyordu. Tamamen özgürlük, kendisi için hiçbir kimseye, hiçbir şeye hesap vermemek, sürekli geçiş içinde yaşamak belirsiz ve yeni olana ilerlemek. Rusya’da yaşayan Alman asıllı bir ailenin en küçük çocuğudur. Babası Çar’ın hizmetinde bir generaldi. Çok erken yaşta insan ilişkilerine karşı ilgi duymaya başladı. Hayalperestti. Annesinin göstermek istediği kadın imgesinden uzaktı. Kabul törenlerine katılmaktan da bu yüzden kaçınıyordu. Annesinin ona tanıttığı tanrı fikride Salome’de kişisel bir tanrıya dönüşür. Hayallerini anlattığı, konuştuğu, şakalaştığı arkadaş, dost bir tanrıdır onunki. Ergenlik döneminde tanrının ortadan kayboluşu diye isimlendirdiği durum ortaya çıkar. Onun tanrı imgesi birden bire gerçeklikle örtüşmeyen bir duruma gelir. Kendisi bu durumu, ilk çocukluk deneyimini ölüm olayıyla betimler. Salome tanrının varlığından kuşku duymuyordu tanrı sadece ölmüştü hepsi bu… Hayatına giren ilk erkek kendisinden yirmi beş yaş büyük bir rahip olan Hendrik Gillot’ur. Bu ilişki onun gelişimi açısında önemli bir yapı taşıdır. Spinoza’yı, Leibniz’i, Kierkegaard’ı, Dostoyevski’yi ondan öğrenir. Bazı pazar vaazlerini yazar. On dokuz yaşında ailesine karşı gelerek Zürih’e gider. Burada teoloji, felsefe ve sanat tarihi okur. Yirmi dört yaşındayken “Tanrı ile Savaşım” adlı ilk romanını yazar. 1882’de İtalya’ya gider ve burada Maldivia von Meysenburgu tanır. Yalnız yaşayan ve aydın bir yazar olan Maldivia, Salome için özgür bir hayat sürmenin kadının hakkı ve görevi olduğu düşüncesini simgeler. Bir süre sonra Roma’da Nietzsche ile tanışır. Aralarında kurulan tinsel ilişki Nietzsche tarafından bir evlilik teklifine kadar varır. Salome’den olumlu yanıtın gelmemesi ilişkilerinin kesilmesine ve Friedrich’in kötü yorumlarına neden olur. “ Bu kuru, kirli, kötü kokan maymuncuk, yalancı memeleriyle bir felaket.” Yine de Nietzsche başlangıçta Salome’nin güçlü benlik bilincinden etkilenmiş, biçemini tiksindirici bulsa da bir gün yazmayı öğreneceğini düşünmüştür. Nietzsche haklı çıkar. 1890’dan 1934’de kadar Salom’e günlük gazetelerde, haftalık dergilerde, yazınsal, felsefik ve psikolojik yayımlarda yüzden fazla makale, öykü, şiir ve kitap konuşması yayımlar. 1885-1931 arasında on dokuz kitabı çıkar. Hayat Lou’nun felsefesinin temelini oluşturur. Geleneklere uymayan bir hayat sürer. Paul Reey’le evliliğinin bitmesinin ardından Carl Andreas’la evlenir. Güvenli burjuva ortamında bir çok aşk ilişkisi yaşar. Bu aşk maceraları içindeki en ilginç olay evli olmasına rağmen ilk cinsel ilişkisini Rilke ile yaşamasıdır. 1903’te Berlin’e taşınır. Orada tiyatro “Frei Bühne”yi kuran ve haftalık dergi çıkaran sanatçı ve yazar grubuna katılır. İlk sergiledikleri oyun İbsen’in bir oyunudur. İbsen’in kadın karakterleri Salome’yi çok etkiler. Bu ilgi İbsen’in kadınları adlı bir eser yayımlayana kadar sürer. Psikanalize ilgi duyan Salome Viyana’da Freud ile tanışır. Freud’un onu desteklemesi ve onurlandırması Salome’yi cesaretlendirir. Psikanalizde en çok ilgisini çeken konu Narsisizmdir. Özneyle uğraşmayı özel tutkusu olarak niteler. Çalışmalarını dergilerde yayımlar. Salome’nin en tanınmış ve en özgün yapımı “Erotik”tir. Erkek ve kadın arasındaki aşk üzerine yazılan dört makaleden oluşur. Aşk bir erkeğe yada kadına yönelik değildir.Ona göre erotik sevgi içinde biz, sandığımız gibi başkasıyla dolu değilizdir. Kendimizle, kendi durumumuzla doluyuzdur. Biz başkasına değil kendimize sarılıyoruzdur. Aşk kendi ölümüne çabalar. Aşk bu amaçtan vazgeçerse, gerçekleşmemiş bir çaba olarak yaşar. Salome için sadakat, özgürlüğü engelleyerek aşkın kendisini yok etmesinde önemli rol oynar. "Kadınların düşünceleri kalplerinden doğar" gibi kimi ifadeleri onun hemcinsleriyle arasına mesafe koyduğunu gösterir. Evlilik, sevginin katilidir; evli eşler "birbirleri için önemsizdirler”. Sevgi, arkadaşlığın bayağı alt sıralarındadır; arkadaşlık, sevgiye ve daha da kötüsü cinselliğe dönüşerek yok olma riskinden korunmalıdır, çünkü "bedensel tutkudan ruhsal sempatiye giden yol yoktur, ama ikinciden birinciye gidilebilir" Her iki yolda da Salome’den bir tek şiir düşer insan aklına Kıyamete kadar olmak, düşünmek, yaşamak Tut beni sımsıkı kollarında Verecek başka mutluluğun yoksa, Acılarını ver bana… alıntı... |
| | |
| Sponsored Links |
| | #2 |
| SUPER MODERATOR Altın Üye (mayıs 2008) ![]() Üyelik tarihi: Aug 2007 Nerden: adana-ankara
Mesajlar: 1.885
Cinsiyet: Rep Gücü: 166 Rep: 16344 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: andreas lou salome... Erdemle kırbaçlayan kadın Yedi tül dansı “Senin bedenine âşığım, Yahya!.... Bedenine dokunmama izin ver.” “Salomé, Herodias’ın kızı, benim için dans et. Benden ne istersen, krallığımın yarısını bile istersen vereceğim, yeter ki danset ” diye yalvarır Kral Herod üvey kızına. Güzeller güzeli Salomé, annesinin itirazlarına rağmen isteğinin gümüş tepsi içinde getirilmesi şartıyla dans etmeyi kabul edecektir... Köleler, yedi tülden duvağını getirirler, çıldırtıcı bir rayiha etrafa yayılır ve Salomé o muhteşem “yedi tül dansına” başlar. Küçük ayakları beyaz güvercinler gibi uçuşur, elini her kaldırışta, başını her çevirişte, dansı ebediyete akıp gider. Salomé, yedi tülünden her birini kanatlarını bırakır gibi, ağır ağır yere bırakır. Sonunda dansettiği kanın üstünde çırılçıplak kalır. İffetini tüllerle birlikte kaybeder. Kral büyülenmiş gibidir, Salomé’ye dansın sonunda kendisinden ne istediğini sorar. Salomé, sevdiği adamın başınını isteyecektir... Çünki duyduğu aşk acısının, içini yakan “ah”ın alınması gereken intikamı vardır. Vaftizci Yahya’yı görmez aşık olan genç kadın, gururunu ayaklar altına alarak, kendisini öpebilmek için ona yalvarmıştır. Vaftizci Yahya, Salomé’yi reddetmiş, etkilenmemek için ona bakmamış, öpmesine izin vermemiştir. O halde, aşık kadın , o dudakları tepsideki kesik başta bile olsa öpecektir, öper de... Oscar Wilde’ın bu kısa oyunu, Richard Strauss'un ünlü operasına konu olmuş, sinemaya[1] ve tiyatroya defalarca aktarılmış, hatta filmlerden birinde Salomé’yi, Rita Hawyord canlandırmıştır. Referanslarını Matta ve Markus İncillerinden alan Salomé anlatımıyla, yorumuyla zaman içinde çeşitlilikler göstermiş ve sanatçıların çokça tercih ettiği bir konu olmuştur. Wilde oyununda Salomé’nin Yahya’yı niye öldürttüğü çok derin anlatmaz; “ Devasa siyah bir kol, celladın kolu, gümüş bir kalkanın içinde Yahya’nın başını taşıyarak sarnıçtan dışarı çıkar. Salomé onu kavrar. Herod peleriniyle yüzünü gizler. Herodias güler ve yelpazesini sağlar. Hristiyanlar dizleri üstüne çöker ve dua etmeye başlarlar. Salomé: - Ah! Sen ağzından öpmeme izin vermek istemedin Yahya. Şimdi onu öpeceğim. Onu olgun meyveyi ısırır gibi ısıracağım dişlerimle. Evet, ağzını öpeceğim... Beni istemedin, Yahya. Beni reddettin... Şehvet düşkünü bir kadın, bir fahişe gibi davrandın bana karşı, bana Salomé’ye, Herodias’ın kızına, Judea’nın prensesine! İşte Yahya, ben hâlâ yaşıyorum, ama sen ölüsün ve başın bana ait”[2] Salomé kişiliğinde yine karşımıza tanıdık bir kadın imgesi çıkar; erkekleri baştan çıkaran, günahkâr kadın. Memnu meyvenin kışkırtıcısı. Büyücü oldukları idiasıyla kedileriyle yakılan Salem’in tüm kadınlarının ortak selamı gibidir Salomé. Tanrı bir melekten bir şeytan yaratabilir, erkek de bir kadından bir râkip... İ.Ö 72’de öldüğü sanılan bu Yahudi Prenses, asırlar sonra karşımıza Nietzsche’yi “Zerdüşt”e dönüştüren kadın olarak çıkacaktır. Lou Andreas Salomé, devrin tanınmış, sanatçılarını, edebiyatçılarını, ve bilim adamlarını kendine hayran bırakan (Friedrich Nietzsche, Rainer Maria Rilke ve Sigmund Freud...) hoş ve akıllı bir kadındır. Irwin Yalom, Nietzche Ağladığı’nda adlı kitabında, gerçek Salomé’nin ruhuna yakın bir kadın tipi yaratır. “Bir kadına gidiyorsan kırbacını unutma” diyen, ünlü filozof ve kadın düşmanı Nietzche, Zerdüşt’te, “kırbaçlı kadınlardan hoşlanmam” diyecek, ama gerçek hayatta Lou Salomé’nin kırpacı altında bir at arabasına bağlanmış halde Paul Ree ile birlikte poz verecektir. Sene 1882’dir. Salomé’nin kırbacının tadına bakan bu adamlar hayallerinde ona yedi tül dansı yaptırmış olmalılar. Psikanalizm alanında meslektaşlarının çoğunu geride bırakan bu kadın çevresindeki erkekleri zihninin cazibesiyle etkilemiş, duruşundaki güç onları şaşırtmıştır. Salomé’nin asıl kırbacı aklıdır. Erkeklerin yanında “görmek istedikleri kadın gibi değil”, “olduğu gibi” kalabilmesi için bu kırbaca ihtiyacı vardır. Aşk’tan canı yanmış prenses Salomé’nin hatırası onu bir daha aşık olmaması konusunda uyarmış gibidir. Kendisi hakkında, “Almanca konuşulan topraklarda son 150 yıldır hiçbir kadın, Petersburg'lu Lou von Salomé kadar güçlü ve dolaysız bir etki yaratmamıştır”[3] denecektir. Salomé, Tanrı inancı, kadın ve aşk hakkında önemli makaleler yayınlar. Erkeklerle ilişkilerinden aşkın yerine zekâyı tercih edecektir. Narsizmi anlattığı makalesinde, mutluluğun sevilmekte değil, sevmekte bulunacağını söyler. “Sevilen kişi, sevme mutluluğuna yalnızca bir "ek", bir yankıdır. O yankı sayesinde kişiyi yüceltiriz, ama gerçek şudur ki bizi doyuran o değil, kendi durumumuzdur. Aşk tutkusu, benliğimize en derin giriştir, bin kat yalnızlıktır ... sevilen nesne , .. yalnızca buna yol açan nedendir... Aşık olduğumuz zaman birbirimizle mantardan bir tahtayla yüzme alıştırması yaparız, bu sırada sanki diğer kişi bizi taşıyan denizmiş gibi davranırız. Onun bize ilk evimiz [Urheimat] gibi eşsiz biçimde değerli ve aynı zamanda sonsuzluk kadar yoldan çıkarıcı ve akıl karıştıcı gelmesinin nedeni budur” Evliliğin sevginin katili olduğuna inananan Salomé, evli eşlerin artık "birbirleri için önemsiz" olduklarına inanır.Arkadaşlığın sevgiye ve daha da kötüsü cinselliğe dönüşerek yok olma riskinden korunması gerektiğini söyler. Çünki, “bedensel tutkudan ruhsal sempatiye giden yol yoktur, ama ikinciden birinciye gidilebilir" Salomé, erotik bir sarhoşluk anı yaşanan aşkta bile, tüm benliği işe katmamanın, (tülleri atmamanın) gereğini savunur. İnsanın bedensel doğası, kendisiyle aynı dili konuşmayan, aklının onaylamadığı birine de aşık olabilir. O halde aşk’a temkinli yaklaşmanın hatta mümkünse hiç yaklaşmamanın gereğine inanır. Erotizm doğasındaki trajedinin farkındadır Salomé. Kırbacıyla olsa olsa kendisini aşkın acılarına karşı korur. Derin bir aşk acısı yaşamamış birinin asla sahip olamayacağı tecrübelerle kadın-erkek ilişkisinde “kendinden” yana olmayı öğrenmiş bir kadının zırhıyla meydana iner; “.Aşk beden için kişinin bir simgesi, o kişiye giden dolaylı bir yol gibidir ve "aşık olduğumuz, her zaman ulaşılmaz bir yıldızdır."... Artık ışık saçmayan uzak yıldızlardan gelen ışık gibi- daha önceki kuşaklardan kendisine geçmiş tek bir özellikle kendimizden geçebiliriz. Bunu bildiğimiz zaman bile o özellik içimizde bir ateş yakacaktır. Evlilik birlikteliğini istemeyen Lou Salomé, yaşadığı sıkıntılara ve başkalarına verdiği acılara rağmen, ütopik bir aşk hayal etmektedir; akıllı erkeklerle çevrili bir dünyada düşüncelerin öpüşeceği bir cennet.. Ona göre aşk tutkusu, benliğimize en derin giriştir, ve bin kat yalnızlığı da beraberinde getirir. Cinsel aşktan büyük beklentileri olan kadınların tüm uzak görüşleri bozulacağına inanan Salomé, kuşkusuz aşk’tan korkuyor, kırbacının arkasına saklanarak korkularını korkuttuğunu sanıyordu. Salomé, “Yaşam İlahisi”nde “...Var olmak! Ve düşünmek! Bin yıllarca Daha sıkı sar beni kollarınla Eğer bana vereceğin mutluluğun kalmadıysa Olsun! Başka acıların var ya” dese de bilinir ki kadın, acıyı acıyla kanatır ve çok acıtıldığında, çok acıtır. Salomé, aşık olduğu adamı sadece dudaklarından öpmek istemiştir, acıyarak, acıtarak, sonu nereye varırsa varsın.... alıntı.... |
| | |
| | #3 |
| SUPER MODERATOR Altın Üye (mayıs 2008) ![]() Üyelik tarihi: Aug 2007 Nerden: adana-ankara
Mesajlar: 1.885
Cinsiyet: Rep Gücü: 166 Rep: 16344 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: andreas lou salome... Yaşam İlahisi Gerçek bir dostun bir dostu sevdiği gibi Bilmece yaşam, seviyorum seni İster güleyim ister ağlayayım seninle, İster hüzün getir bana ister neşe Seni seviyorum, verdiğin acıyla da, Yine de mecbursan beni yıkmaya Bir dostun bağrından kopar gibi Çekeceğim senden kendimi. Tüm gücümle sarılıyorum sana! İstersen yak beni, seni muamma Kavganın en ateşli anında bile Yalnızca inebilirsin daha derinlerime. Var olmak! Ve düşünmek! Bin yıllarca Daha sıkı sar beni kollarınla Eğer bana vereceğin mutluluğun kalmadıysa Olsun! Başka acıların var ya. Lou Andreas Salome |
| | |
| | #4 |
| SUPER MODERATOR ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007 Nerden: BULGARISTAN, ROMANYA, UKRAYNA, ISTANBUL, JAKARTA
Mesajlar: 1.356
Cinsiyet: Rep Gücü: 156 Rep: 15357 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: andreas lou salome... salome yahudice ibranicede: selam -merhaba demektir (gemi ile israile gittigim var o yuzden limanlarda bazi kelimeleri ogreniriz mesela esma:arapcada arkadas demektir basit kelimeleri gittigimiz ulkelerde kapariz) muhtemelen yahudi kokenli filozof son dusuncesinde : benim tahminimce freud un cinsellik ve psikianalizinden etkilenmis ama asil Hindu dininden de etkilenmistir diye dusunuyorum buna benzer ogretiler var hindu da. |
| | |
| | #5 |
| SUPER MODERATOR Altın Üye (mayıs 2008) ![]() Üyelik tarihi: Aug 2007 Nerden: adana-ankara
Mesajlar: 1.885
Cinsiyet: Rep Gücü: 166 Rep: 16344 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Cevap: andreas lou salome... Cinsellik içgüdüsü; bütün diğer içgüdülerden farklıdır. Kendine ait yasaları, konumu vardır. Lou'nun evlenmeden on sekiz ay önceki günlük notlarında anahatlarını verdiği ve Fenitschka romanında duygusal olarak dile getirdiği tema olan bu karşılaştırılmazlık, şimdi onun cinsel aşk hakkında en kesin fikri olur. Bireyin dünyasıyla toplumun dünyasının ortasında olan cinsellik olağan kategorilerimizi şaşırtır: Kendini arama ve yardımseverlik karşıtlığını yitirir, bencillik özgecilikle birleşir; sevilen kişi ayrı bir insandır, ama onun içine akar gibiyizdir; yaşantı sonludur, ama sonsuz gibi görünür. Bunlar hayal değildir. Lou erotik sarhoşlukta aksi takdirde asla algılayamayacağımız bir şeyi algıladığımızı iddia ederek bunların gerçekliğini savunur: Algıladığımız şey, maddesel olandan zihinsel olanın yükselmesidir. Sanki eski çağlardan bir tiyatro oyunu izleriz: "Fizikselin her şeyi kucaklayan büyük anaç bedeninden (rahim) tüm görkemiyle psişik olanın doğuşuna tanık oluruz." Yani zihinsel enerjinin ilk ortaya çıkışını görürüz. (Lou daha sonra bu süreci Komünyon ayininde ekmek ve şarabın İsa'nın etine ve kanına dönüşmesiyle karşılaştırdı ve aşkta eşin ayindeki rahibe benzediğini söyledi: Onun ne yaptığını insan ancak yarı yarıya kestirebilirdi) Yanılsama ve gerçeklik arasındaki fark artık neredeyse hiç geçerli değildir. Eğer gündelik olanın ışığında aşığın sevdiğinin çevresinde güzellik özlemiyle yarattığı hava gerçek değil gibi görünüyorsa yine de bunun gündelik bir yönü olmayan bir "gerçek" oluğu söylenebilir. Aslında Lou şimdi en ilginç formülasyonlarından birinde "belli şeyler, deyim yerindeyse, gerçekçi olarak değil, yalnızca biçemlenmiş biçimde yaşanabilir" bildiriminde bulunur. |
| | |
| | |