![]() |
| | |||||||
Kültür, Sanat katogorisi Edebiyat forumu içinde "Danko'nun kalbi hâlâ parlıyor..." başlıklı konu görüntüleniyor, "Danko'nun kalbi hâlâ parlıyor... İzergil, artık çökmüş, çok yaşlı bir çingene kadındır. Basarabya kıyılarında akşam güneşi ufka inerken, yanında oturan Maksim Gorki’ye hikayeler anlatır. Önlerinden kadın erkek geçenler, şarkılar söyleyerek ..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Aktif Uye ![]() | Danko'nun kalbi hâlâ parlıyor... Danko'nun kalbi hâlâ parlıyor... İzergil, artık çökmüş, çok yaşlı bir çingene kadındır. Basarabya kıyılarında akşam güneşi ufka inerken, yanında oturan Maksim Gorki’ye hikayeler anlatır. Önlerinden kadın erkek geçenler, şarkılar söyleyerek bağbozumundan dönerler. İzergil onları seyreder. Evvela kendi ateşli, maceralı gençliğini hatırlar... Sonra güneş batar. Aşağıda uzanan Basarabya bozkırlarına gamlı bir akşam karanlığı çöker. İşte o zaman Stepte yer yer parıldayan, sönen, gene parlayan ışıltılar belirir. Tıpkı yakamozlar gibi. Bunlar belki çürüyen fosforlu bitki kalıntıları, belki kandil böcekleridir. Ama İzergil: “- Danko’nun kalbi gene parlıyor.” Diye mırıldanır. Sonra da anlatır: Vaktiyle bir kabile düşmanlarının önünden kaçarak, sık, korkunç bir ormana sığınır. Ama yolunu kaybeder. Gittikçe miyasmalı bataklıklara gömülür... Çocuklar, kadınlar, gençler büyüklerin bacaklarına yapışarak “bizi kurtarın” diye çağrışırlar. Fakat orman daha da koyulaşır. Kafile bataklarda erimeye başlar. Kurtarıcı diye öne atılanlar, birer birer hüsrana uğrarlar. Hatta kurtarmak istedikleri, fakat korkudan çılgınlaşan insanların hiddet ve şiddetleri altında can verirler. Nihayet Danko adında bir genç çıkar. İleriye atılır. “Peşimden gelin, sizi kurtaracağım!” diye haykırır. İnanmazlar. “Bizi nasıl kurtarırsın?” diye ona da hücum etmek isterler. O zaman Danko, pençesini kendi göğsüne saldırır. Kalbini koparır. Havaya kaldırır: “- İşte bununla diye haykırır.” Danko’nun kalbi ışıl ışıl yanmaktadır. Orman aydınlanır. Bir süre sonra yol bulunur. Kafileden sağ kalanlar, birden güneşli bozkıra kavuşurlar. Herkes sevinir, çılgınca oynar, sıçrarlar. Ama Danko unutulmuştur. Onu kimse aramaz. Nihayet gün inip step kararınca, Danko’nun kurtardıklarından biri, stepin kenarında, yerde yanan, ışıldayan bir şey görür. Ona yaklaşır ve onu kayıtsızca ayaklarıyla ezer. Işık parçalanır, dağılır. Ama sönmez. Öylece bozkıra serpilir, kalır. İşte bu, Danko’nun kalbidir. Peşine taktıklarını karanlıktan kurtaran Danko, onları güneşli bozkıra ulaştırınca, artık takatının sonuna gelmiş, toprağa düşmüştür. Kalbi hala elindedir. İşte güneş batıp ta step kararınca toprakta yanan ve kurtardıklarından birinin gözüne çarpınca, onun ayağı ile ezilen, Danko’nun kalbidir... İşte İzergil’in akşam güneşi batınca, Basarabya bozkırlarına bakıp da: “- Danko’nun kalbi hala parlıyor,” dediği parıltılar, o kurtarıcı insanın kalbinden, dünyaya kalan, fakat ebediyen sönmeyecek olan ışıklardır... Şevket Süreyya AYDEMİR, TEK ADAM’da önder insanların yakalarını bırakmayan bir lanetleme kader anlayışından söz eder. Mustafa KEMAL’in kahramanlığını, önderliğini, kurtarıcılığını, halkın içinde, yükselen, sivrilen, efsaneleşen halk adamlığını anlatır. Bu yüzden elbette göze batacaktı, elbette kıskanılacaktı der. Toplum içinde, hatta kendi çevresinde yaşayan, fakat içlerindeki şer ruhu bir gün harekete gelen bazı insanlar, O’na da elbette ki el kaldıracaklardı. Nitekim öyle oldu der. Unutulmamalıdır ki ATATÜRK DEVRİMLERİNİN HAZIMSIZLIĞI SÜRÜYOR, SÜRECEK. AMA ATATÜRK’ÜN YAKTIĞI MEŞALE HİÇ SÖNMEYECEK. BÖYLE BİLİNE... Bahattin ASLAN 2002 |
| | |
| Sponsored Links |
| | |