![]() |
| | |||||||
EĞLENCE katogorisi Öykü & Hikaye & Fıkra forumu içinde "Bir öykü" başlıklı konu görüntüleniyor, "> > Adamin biri hastalaniyor. O gun cani, ise gitmek istemiyor. > > Icinden Allah'a soyle bir dua edecegi tutuyor: > > - 'Allah'im, her gun ise gidip 8 uzun ..."
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #11 |
| Aktif Uye ![]() | Cevap: Bir öykü > > Adamin biri hastalaniyor. O gun cani, ise gitmek istemiyor. > > Icinden Allah'a soyle bir dua edecegi tutuyor: > > - 'Allah'im, her gun ise gidip 8 uzun saat boyunca evim ve > > esimin rahati icin esek gibi calisiyorum. Esim ise sadece oturuyor. > > Ne olur, bir gun benim yerime gecip, ne kadar zor bir hayat yasadigimi gormesini sagla.' > > Hikaye bu ya, birdenbire adamin dilegi yerine geliyor. > > Adam, ertesi sabah, karisinin bedeninde uyaniyor. > > Hemen yataktan firliyor. > > Esinin kahvaltisini hazirliyor. > > Cocuklarini uyandiriyor. > > Elbiselerini hazirliyor. > > Onlarin da kahvaltilarini yaptiriyor. > > Beslenme cantalarini hazirliyor. > > Cocuklari okula goturuyor. > > Eve donup, evi toparliyor. > > Banyoyu, lavaboyu ve klozeti temizliyor. > > Yikanacak bulasiklari ve camasirlari hallediyor. > > Temizleyiciye goturulecek olanlari eline alip telefon > > faturasini odemek icin bankaya gidip siraya giriyor. > > Faturayi odedikten ve temizlikciye ugradiktan sonra, > > aksam yemegi icin alisverise gidiyor. > > Eli kolu dolu bir vaziyette eve donuyor. > > Bu arada oglen oluyor. > > Evi supurmeye basliyor. > > Esyalarin tozunu aliyor. > > Mutfagi siliyor. > > Cocuklarinin okuldan gelince yiyecegi keki pisiriyor. > > Eee artik cocuklari okuldan alma zamani da geliyor. > > Yolda onlarla s bet ediyor.> > Okulda olanlar konusunda akil fikir veriyor. > > Eve geldiklerinde derslerini kontrol edip, > > calisma masalarina oturmalarini sagliyor. > > Sut ve kek getiriyor. > > Bu arada yikadigi camasirlari utulemesi gerekiyor. > > Utu bittiginde ancak aksam yemegini hazirlayacak kadar > > vaktinin kaldigini fark ediyor. > > Hemen patatesleri soymaya basliyor. Sebzeleri ayikliyor. > > Salata malzemelerini yikiyor. > > Pilav icin pirinci islatiyor. > > Etleri cikartip, firin icin hazirliyor. > > Kocasi aksam eve geldiginde, onu sofraya tabaklari yerlestirirken buluyor. > > Aksam yemeginden sonra, once esinin kahvesini pisiriyor. > > Masayi topluyor ve bulasiklari hallediyor. > > Esine birkac portakal sikip, votka ilave ediyor. > > Elma soyup, uzerine kahve serperek ikram ediyor. > > Esi serptigi kahveyi az buldugundan homurdaniyor. > > O duymazdan gelerek ortamin gerilmesini engelliyor. > > Esinin ve cocuklarinin ertesi gun giyecegi kiyafetleri kontrol ettikten sonra cocuklari yatiriyor. > > Onlara hikaye okuyor. > > Televizyon seyretmeye ve biraz da gazete okumaya salona > > donuyor ki, esi onu yatak odasina cagiriyor. > > Ne de olsa , adamcagiz butun gun onlar icin calisip, > > yoruldu, simdi rahatlamasi ve gevsemesi gerekiyor. > > Bu da zaten onun gorevi. > > Ertesi sabah uyandiginda hemen Allah'a yalvarmaya basliyor : > > 'Guzel Allah'im ozur dilerim. Ben ne dedigimi bilmiyormusum. > > Karimin hayatini rahat zannetmekle ne halt ettigimi simdi anladim. > > Lutfen beni eski halime dondur.' > > Allah cevap veriyor : > > - 'Evet, dersini aldigini goruyorum. Herseyi degistirecegim ama > > maalesef 9 ay beklemek zorundasin, cunku dun gece hamile kaldin...' > > alıntı |
| | |
| Sponsored Links |
| | #12 |
| Aktif Uye ![]() | Cevap: Bir öykü 'Çocukluğumda Tanrı'ya her gece bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Baktım böyle olmuyor, ben de tuttum bir bisiklet çaldım ve geceleri Tanrı'ya beni affetmesi için dua etmeye başladım!..' Chicago'da üretilen Schwinn bisikletleri, her çocuğun rüyasını süslerdi. 1895 yılında, bir Alman göçmen olan Ignaz Schwinn tarafından üretilen bisikletlerin çoğu da çocukların hayallerinde kalırdı. Son derece pahalı olan bu bisikletleri yoksul ailelerin oturduğu semtlerin sokaklarında görmek olanaksızdı. 1942 yılının 17 Ocak günü, tabelacı Marsellus' un bir oğlu gelir dünyaya... Çocuğa " Cassius" adı koyulur. Marsellus kılı kırk yararak kazanmaktadır geçim parasını. Eşi Odessa çalışmamaktadır. Çok geçmeden, Schwinn bisikletleri Cassius' un da hayal dünyasındaki tahtına oturur. Tabelacı Marsellus, 12 yaşına giren oğluna aldığı armağan ile evlerinin bulunduğu sokağa girdiğinde, o sırada sokakta oynayan çocuklar da ardına takılır. Çünkü, Cassius'un armağanı bir Schwinn bisikletidir! Kentucky'de, yoksulların yaşadığı semtte bir Schwinn bisikletinin ömrü çok olamaz. Cassius'u karakolda gözyaşları içinde görürüz!.. Bisikletinin çalındığını anlattığı polis memuru Joe Martin' e şunları söyler, hıçkırıklara boğularak: " Eğer o hırsızı yakalarsam kimse elimden alamayacak... Onu sabaha kadar kırbaçlayacağım..." Joe Martin, çocuğun hayatını değiştirecek bir teklif sunar: " Bak evlat, benim bir boks salonum var. Oraya git ve boks öğren. Hırsızı yakalayınca da kırbaçlamak yerine bir güzel pataklarsın." 1960 yılında, Roma Olimpiyatları'na katılacak ABD boks takımı seçmelerinde görürüz, 18 yaşındaki Cassius'u... Olimpiyat takımına seçilse de buna sevinemez. Çünkü, Cassius uçaktan çok ama çok korkmaktadır. Hayatının bu en önemli spor organizasyonuna katılmak istese de uçak korkusu onu nakavt eder ve takımdan çekilir. Ne var ki, onun dünyanın en iyi boksörü olacağına inanan antrenörleri sabah akşam dil dökerler kapısında. Sonunda Cassius, uçağa binmeye ikna edilir... Ama bir şartı vardır!.. Amerika Birleşik Devletleri boks takımını Roma'ya götüren uçakta tüm sporcuları koltuklarını arkaya yatırmış, kimini kitap okurken, kimini de uyurken görürüz. İçlerinde biri var ki, uçağa bindiği ilk an gibi dimdik oturmakta ve kaskatı kesilmiş bir şekilde ileriye bakmaktadır. Şartı gerçekleşen Cassius'tur elbette bu yolcunun adı. Genç boksörün sırtında uçağa binmek için ortaya sürdüğü şart, yani paraşüt takılıdır!.. Roma'dan altın madalyayla dönen Cassius, 1964 yılında hayatının en önemli maçlarından birine daha çıkar. Rakibi, Dünya Ağırsıklet Boks Şampiyonu Sony Liston' dur. Bu maçı da kazanan Cassius Clay , 1975 yılında Müslüman olmaya karar verir ve adını Muhammet Ali olarak değiştirir!.. Ne gariptir ki, uçaktan çok korkan, sırtına paraşüt takmadan uçağa binmeyen Muhammet Ali Clay , ringdeki halini uçan iki hayvana benzeterek şu açıklamayı yapar : "Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım..." Bir Amerikan askeri olarak Vietnam'a gitmeye karşı çıkan Muhammet Ali'nin elinden unvanı alınarak hapse atıldığında yer yerinden oynar. Protestolar karşısında çaresiz kalan Amerika geri adım atmak zorunda kalır. Bu olay, Dünya Barışı adına Muhammet Ali'nin kazandığı en önemli maçtır. Ne yazık ki, onun bu tavrını Amerika'nın Irak işgali sırasında anımsayan çok azdır. Kentucky'nin bir kenar semtinden Schwinn marka o bisikleti çalan hırsız, 12 yaşındaki Cassius'a Dünya Ağırsıklet Boks Şampiyonluğu'nun yolunu açtığını elbette bilemezdi. Günümüzde yapılan hırsızlıklar, kimleri nerelere taşıyor dersiniz!?.. Zamanınızı çalmadığıma inanarak son sözü hırsızların en büyüğü Al Capone' a veriyorum: "Çocukluğumda Tanrı'ya her gece bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Baktım böyle olmuyor, ben de tuttum bir bisiklet çaldım ve geceleri Tanrı'ya beni affetmesi için dua etmeye başladım!.." alıntı |
| | |
| | #13 |
| Aktif Uye ![]() | son akşam yemeği Leonardo da Vinci 'Son Akşam Yemeği' isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı... İyi'yi İsa'nın bedeninde, Kötü'yü de İsa'nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda'nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı... Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan 3 yıl geçti. 'Son Akşam Yemeği' neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı... Leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı. Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı. Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu... Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. BŞaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi: 'Ben bu resmi daha önce gördüm...' 'Ne zaman?' diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı. 'Üç yıl önce' dedi adam.. 'Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim vardı, bir ressam beni İsa'nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...' İyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır... Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır... Paulo Coelho |
| | |
| | #14 |
| Aktif Uye ![]() | Mutluluk gömleği Mutluluk gömleği Bir hükümdar amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ülkenin bütün hekimleri saraya geldi, komşu ülkelerin hekimleri de çağırıldı. Ama hastalığa hiçbir çare bulunamadı. Hükümdar, herkesin gözü önünde her gün biraz daha erimeye devam ediyordu. Umutsuzluk içinde çırpınırken son çare olarak bütün falcıların, büyücülerin bulunup saraya getirilmesini istedi. Adamları koşuşturdu. Ülkede ne kadar adı falcıya büyücüye çıkmış insan varsa toplayıp getirdiler. Falcılar, büyücüler hükümdara tek tek baktılar, bildikleri bütün numaraları yaptılar, ama hiçbiri herhangi bir iyileşme sağlayamadı. Hükümdar artık iyiden iyiye umutsuzluğa düşmüşken günün birinde sarayının kapısına bir yaşlı kadın geldi. Bu kadın hükümdarın derdini nasıl çözeceğini bildiğini söylüyordu! Yaşlı kadını hükümdarın yanına götürdüler. Hükümdar yatağında doğrulamadan, "Söyle kadın" diye güç bela konuştu: "Neymiş senin çaren!" Kadın bildiği çareyi anlattı: "Adamlarınız ülkeyi dolaşacak, ülkenin en mutlu adamını bulacak, onun gömleğini alacak ve size getirecek. Siz de bu gömleği giyince iyileşeceksiniz..." Hükümdar emir verdi, adamları hemen ülkeye dağıldı. Önce en zenginlerin kapısını çalmaya başladılar. Ama hangi zenginle gidip konuştularsa onun hiç de tahmin ettikleri gibi mutlu olmadığı gördüler. Aralarından bir iki kişi, en değerli gömleklerini verdi. Hükümdar gömlekleri giydi fakat bunların da herhangi bir faydası olmadı. Böylece o gömleklerin sahiplerinin söyledikleri gibi mutlu olmadıkları ortaya çıktı. Hükümdar köpürüyor, adamları bütün ülkeyi adım adım dolaşıyor, artık zengin fakir dinlemeden mutlu insan arıyor ama bir kişi bile bulamıyorlardı. Durmaksızın dolaşırken susuz kalan hükümdarın adamlarından birkaçı dökülen bir kulübenin yanından geçmekteydi. Su istemek için yaklaştıklarında içeriden gelen sesi duydular. Bir adam kendi kendine konuşuyordu: "Ne kadar mutluyum, benden iyisi yok, karnımı doyurdum, yarın çalışabilecek gücüm de var... Benden iyisi yok..." Hükümdarın adamları suyu falan unutup hemen içeri daldılar. Bu son derece yoksul kulübede bir adam yere oturmuş, kağıt üzerine serdiği peynir ekmeğin son kırıntılarını ağzına atarken bir yandan da türkü söylüyordu. Hükümdarın adamları "Nihayet bulduk" diye adama doğru hamle ettiler ve yanan tek bir mumun zayıf ışığında adamın gömleğinin olmadığını gördüler.... Kısaca gömlek filan bahane insan istediği ve hissettiği zaman mutludur. Yokluk içinde mutlu olmasını başaramayan, varlıklı oluncada mutlu olamaz. Mutluluk insanın içinde saklıdır ,yeterki onu çıkarmasını ve çıkaracak kişiyi bulmasını bilelim.
__________________ Sekerat-ı Mevt |
| | |
| | #15 |
| Aktif Uye ![]() | Ateş Pahası ATEŞ PAHASI Kanuni Sultan Süleyman, adamlarıyla birlikte avlanmaya çıkmıştı. Bir ceylanın peşinden koşarlarken zamanın nasıl geçtiğinin ayırdına varamadılar. 'Biz nerelere geldik böyle?' diyerek çevrelerine bakındıklarında hava kararmaya yüz tutmuştu. Gök kararmakla kalmamış, şiddetli bir rüzgar ve ardından da savruntulu bir yağmur bastırmıştı. Hünkar ve adamları, bu dağ başında bulabildikleri bir kulübeye kendilerini zor attılar. Sığındıkları kulübede, geçimini odunculuk yaparak sağlayan yoksul bir köylü yaşıyordu. Adamcağız bu Tanrı konuklarını içeri aldı, onlara elinden geldiğince yardımcı olmaya başladı. Padişah kendini özellikle tanıtmak istememişti; ama yoksul oduncu onun kim olduğunu anlamakta gecikmedi. O nedenle ocağa büyük büyük odunlar atıp kulübeyi iyice ısıttı.Bir de sıcacık çorba ikram etti. Dışarıda hem ıslanıp hem üşüyen padişah ve adamları bu durumdan pek memnun kalmışlardı. Geceyi orada rahatça geçirdiler. Hatta padişah bir ara çevresindekilere, 'Doğrusu şu ateş bin altın eder' diye de söylendi. Ertesi gün yola çıkmadan önce padişah oduncuya önce memnuniyetini bildirdi: 'Efendi! Bizi ihya ettin. Harlı ateşin sayesinde geceyi pek rahat geçirdik' dedi ve sordu: 'Söyle bakalım borcumuz ne kadar?' Oduncu, kırk yılda bir eline geçen bu olanağı değerlendi ve parayı biraz yüksek söyledi: 'Bin bir altın yeter, beyzadem' dedi. 'Çok fazla istemedin mi?'diye soran padişaha. 'Yemek ve yatak bedeli bir altın,ateşin bin altın ettiğini de zaten siz söylediniz.'dedi. Padişah adamın kıvrak zekası karşısında gülümsedi ve bin altını ödedi. ATEŞ PAHASI sözü buradan gelir. alıntı:PERIHAN KOCUK
__________________ Sekerat-ı Mevt |
| | |
| | #16 |
| Aktif Uye ![]() | Kurbağa Misali GÜNLERDEN BİR GÜN KURBAĞA YARIŞI DÜZENLENMİŞ!!! HEDEF YÜKSEK BİR KULENİN TEPESİYMİŞ... KALABALIK ONLARI GÖRMEK VE ALKIŞLAMAK İÇİN TOPLANMIŞ. YARIŞ BAŞLAMIŞ ASLINDA KİMSE ONLARIN TEPEYE VARACAKLARINA İNANMIYORMUŞ... VE ŞÖYLE KONUŞUYORLARMIŞ ARALARINDA ; « BOŞUNA !!! NASIL OLSA BAŞARAMAYACAKLAR... » KURBAĞALAR YAVAŞ YAVAŞ CESARETLERİNİ KAYBETMEYE BAŞLAMIŞLAR YALNIZ BİR TANESİ BÜTÜN GÜCÜYLE TIRMANMAYA DEVAM EDİYORMUŞ... VE İNSANLAR KONUŞMAYA DEVAM EDİYORLARMIŞ « HAKİKATEN YAZIK !!! NASIL OLSA TEPEYE VARAMAYACAKLAR !... » VE KURBAĞALAR YENİLGİYİ KABULLENMEK ZORUNDA KALMIŞLAR... BİR TANESİ HARİÇ ! O, BÜTÜN KOŞULLARA RAĞMEN DEVAM EDİYORMUŞ...... SONUÇTA, O BİR TANESİ HARİÇ, HEPSİ YARIŞI TERK ETMİŞLER... O İSE KULENİN TEPESİNE TEK BAŞINA ÇIKABİLMİŞ... HERKES ŞAŞKINLIK İÇİNDE BUNU NASIL BAŞARDIĞINI MERAK ETMİŞ ! İÇLERİNDEN BİR TANESİ ONA YAKLAŞIP BU YARIŞI NASIL TAMAMLADIĞINI SORMUŞ... VE GÖRMÜŞ Kİ....... O SAĞIRMIŞ !!! ...SİZ SİZ OLUN NEGATİF DUYGULAR TAŞIMA ALIŞKANLIĞI OLAN İNSANLARI DİNLEMEYİN... ÇÜNKÜ ONLAR SİZİN YÜREĞİNİZDE TAŞIDIĞINIZ EN GÜZEL UMUTLARI YOK EDERLER !!!! İŞİTTİĞİNİZ VEYA OKUDUĞUNUZ SÖZLERİN NE DENLİ TESİRLİ OLDUKLARINI BİLİN... VE HER ZAMAN POZİTİF DÜŞÜNÜN !!! POSITIF ! SONUÇ : YAPAMAZSIN DİYENLERE KULAKLARINIZI TIKAYIN !!! Bu öyküden çıkardığımız sonuç; Size başaramazsınız diyenlere, iş ortamında sizi destek olmayan iş arkadaşlarınıza, iş ortamındaki haksız her duruma karşı kulaklarınızı tıkayın, gözünüzü yumun. Kendinizi işinize verin. Motivasyonunuzu kendiniz arttırın. Mesleğinizde yükselmek, kariyer sahibi olmak, toplumda ve iş hayatında aranan adam olmak gibi hedeflerinizi belirleyin. Hedefinize kilitlenin. Hedefe ulaşmak için tüm olumsuzluklara, haksızlıklara, zorluklara karşı direnin. Ne kadar zorluklara ve sıkıntıya katlanırsanız ve bu sıkıntıları başarıyla yenebilirseniz sizin güçlüklere karşı direnciniz o kadar fazla olur. Bir gün sizde bu hayat denen yarışta yukarıdaki kurbağa gibi ipi başarıyla göğüsleyebilirsiniz. Eğer dağın tepesine yılan gibi sürünerek değil de kuş gibi uçarak geldiyseniz, dağın işleyişini gerçekten bilemezsiniz, size diğer kuşların söyledikleri de ne kadar sağlıklı olur bilmem.! Dağın tepesinden bakınca kavak ağaçlarının arkası ne kadar sağlıklı gözükür hiç bilmem.! Bir gün ayağınız kaydığında düşüşünüz çok sert olur. Çünkü tepeye sürünerek gelmediğiniz için dağın yüzeyini bilmediğinizden; orda işlerin nasıl olduğunu, nerede ne olduğunu, nasıl işlediğini, nerede ağaç olduğunu, uçurum nerede olduğunu bilmediğinizden dolayı... alıntı:cats
__________________ Sekerat-ı Mevt |
| | |
| | #17 | |
| spermeydan 1.güzeli ![]() | Cevap: Bir öykü Alıntı:
| |
| | |
| | #18 |
| Aktif Uye ![]() | Cevap: Bir öykü Bir adam hileyle, kuşun birini tuzağa düşürerek yakaladı. Kuş dile geldi, yalvardı: ''Ey ulu insan, sen koyunları, öküzleri yedin, bir çok deveyi kurban ettin. Bu dünyada onlarla bile doymadın, benimle'mi doyacaksın? Eğer beni bırakırsan ben sana üç öğüt vereceğim. Bunlara uyarsan her müşkülün hallolur. Birincisini, elindeyken vereyim, eğer beğenirsen beni bırakırsın. İkincisini şu dama konarken,üçüncüsünü de şu ulu ağaçta söylerim,'' dedi. Adam kuşu sıkı sıkıya tutarak: ''Haydi söyle bakalım, eğer beğenirsem seni bırakırım,'' dedi. ''Kuşçağız ilk öğüdünü söyledi: 'Olmayacak sözü kim söylerse söylesin, inanma'' dedi. Adam öğüdünü beğenerek kuşu bıraktı. Kuş uçarak damın saçağına kondu . İkinci öğüdünü söyledi: ''Geçmiş gitmiş şeylere, kaçmış fırsatlara ah vahetme.'' dedi. Sonra biraz geriye çekilerek orada bulunana uluağaca kondu: ''Benim karnımda on bir dirhem ağırlığında paha biçilmez bir inci vardı. Eğer beni kaçırmasaydın o şimdi senin olacaktı.'' dedi. Bunu duyan adam ağlayıp inlemeye, saçını başını yolmaya başladı. Bunu gören kuş seslendi: 'Ben sana geçmiş gitmiş fırsatlar için ah vah edip üzülme demedim mi? Madem fırsatı kaçırdın, neden üzülüp duruyorsun? Ya öğüdümü dinlemedin yahut da sağırsın. Ayrıca sana olmayacak şeye inanma demedim mi? Benim bütün ağırlığım üç dirhem, karnımda nasıl on bir dirhem ağırlığında inci bulunabilir?'' Bunun üzerine adam kendi kendine: ''Şimdi söylediklerini daha iyi anladım. Haydi şimdi de üçüncü öğüdünü söyle bakayım'' dedi. Kuş: ''Allah için o iki öğüdü güzelce tuttun da benden üçüncüsünü mü istiyorsun? Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak toprağa t um atmak gibidir. Aptallık vebilgisizlik yırtığı, yama tutmaz.'' diyerek uçup gitti. 'Mevlana'
__________________ Sekerat-ı Mevt |
| | |
| | #19 |
| Aktif Uye ![]() | Cevap: Bir öykü Bir gün, küçük tay su içerken ayağı takılarak göle düşmüş. Yüzme bilmeyen küçük tay, bir dal parçasına tutunmuş. Eğer çırpınırsa sürükleneceğinden korkarak, etrafına seslenmeye başlamış: "İmdat! Yardım edecek kimse yok mu?" Sesi duyan tavşan, koşarak gelmiş. Küçük tayın zor durumda olduğunu görünce, ona yardım etmek istemiş. Ama yüzme bilmediğinden, göle girmeye korkmuş. "Göle eğilip tüm gücümle seni karaya çekeceğim. Biraz uğraşırsam başarırım sanırım" demiş. Tavşanın yardım edecek olması tayı çok mutlu etmiş. Tavşan uğraşmış ama başaramamış. Sesleri duyan alabalık gelerek, onlara yardım etmek istemiş. Ama karaya, tavşanın yanına çıkmaya çekinmiş. Çünkü ancak suda yaşayabiliyormuş: "Ben de sana gölden destek vereyim. Böylece başarabiliriz" demiş. Tavşan ve alabalığın uğraşmaları yine de bir sonuç vermemiş. "Ben kuğuyu çağıracağım" demiş alabalık. "O çok güçlüdür." "Çağırırsan gelir mi?" diye sormuş küçük tay. "O çok yardımseverdir. Mutlaka gelir" diyerek göle dalmış ve gözden kaybolmuş. Çok geçmeden yanında kuğu ile dönmüş. Gerçekten de kuğu tavşana ve alabalığa göre büyük ve güçlü görünüyormuş. O da tayın sağ tarafına geçmiş ve tayı karaya çıkarmak için bir süre uğraşmışlar beraberce. Ama çabaları yine de sonuç vermemiş. Bu sırada uçmakta olan güvercin ne yaptıklarını merak edip bir süre onları izlemiş: "Arkadaşlar ne yapmaya çalışıyorsunuz?" Zaten çok yorulmuş olan tavşan, alabalık ve kuğu bu soruya sinirlenmişler. Tay ise artık umudunu iyice kaybetmiş bir şekilde, güvercine cevap vermiş: "Su içerken ayağım takıldı, göle düştüm. Kuğu, tavşan ve alabalık da beni kurtarmaya çalışıyorlar." "Ama böyle kurtaramazlar ki seni" demiş güvercin. "Çok bilmiş seni. Ya nasıl kurtaracağız?" diye söylenmiş tavşan. "Benim yardımımla" demiş güvercin. "O nasıl olacak, sen de bizimle beraber itecek misin?" diye alaylı bir şekilde sormuş kuğu. "Hayır. Sadece çok önemli bir sözcük söyleyeceğim." "Önemli bir sözcük mü?" "Galiba büyülü bir söz biliyor güvercin" demiş tavşan küçümser bir ifadeyle. "Evet belki de büyülüdür söyleyeceğim sözcük. Siz aranızda uyum olmadığı için boşuna uğraşıyorsunuz. Alabalık tayı denize çekiyor. Kuğu yukarı doğru itiyor. Tavşansa karaya çekiyor. Yani üçünüz de farklı bir yöne doğru gücünüzü harcıyorsunuz. Tabi bu yüzden de bir sonuç alamıyorsunuz. Gücünüzü aynı yöne yöneltirseniz, küçük tay kurtulur." Güvercin bunları söyledikten sonra "hoşçakalın" diyerek uzaklaşmış oradan. Küçük tay gölden çıkarken dördü birden güvercinin ardından "güle güle" diye seslenmişler. O sırada kendisini aramaya çıkan annesini fark eden küçük tay, ona doğru koşmuş ve olanları anlatmış. Annesi yavrusunun arkadaşlarına teşekkür etmiş ve: "Güvercinin kastettiği sözcük galiba 'uyum'du" demiş. Tavşan tek başına küçük tayı kurtaramadığına biraz üzülmüş, ama birlikte başarmanın tadını da aldığı için: "Sadece uyum değil büyülü sözcük. Dostluk ve uyum" diye eklemiş. alıntı:cats
__________________ Sekerat-ı Mevt |
| | |
| | #20 |
| Aktif Uye ![]() | Cevap: Bir öykü Ayakkabıcı Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktakibir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, sporayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı; ama küçükbir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca,çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle. Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı,dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Birmüddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp: - Küçük!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu senekimodeller bir harika!. Çocuk, ona dönerek: - Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağımdoğuştan eksik. - Bence önemli değil!. diye atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle taminsan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklıya da vicdanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü: - Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi. Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp: - Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki? - Çok basit!. dedi, adam. Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orada tüm eksiklikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla daha fazla mükafat görecekler... Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar,hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek: - Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin? Çocuk, başını yanlara sallayıp: - Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!. - İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder. Çocuk biraz düşünüp: - Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki? - Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan birçocuğa satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devamederek: - Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu. - İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır. - Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, gerikalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabısenindir, sattım gitti!. Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasındadükkana girdi. İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyladoluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndüktensonra çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyigöstererek. - Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum. Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere.Eski bir ayakkabı, para eder mi? - Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardanhaberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise o kadar para tutar.Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder. Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi.Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya.Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara gözgezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek: - Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!.. Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücükkondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını birgünde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerindendoğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak birtebessümle teşekkür edip: - Babam haklıymış!. dedi. 'Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok!' demişti. Her rüzgar savuracak bir toz bulur, Her hayat yaşanacak bir can bulur, Her umut gerçekleşecek bir düş bulur Bulunmayacak tek şey senin benzerindir alıntı:MUZAFFER VARNA
__________________ Sekerat-ı Mevt |
| | |
| | |